Sayfa 1 Toplam 3 Sayfadan 123 SonuncuSonuncu
Toplam 44 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 15 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Unutulmayan AŞK Şiirleri

  1. #1
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart Unutulmayan AŞK Şiirleri




    Abdülkadir Budak
    (1952 - )

    AŞK BENİ GEÇER

    Çünkü bacakları uzun, mesafe tanımıyor
    Çünkü rüzgârın altında, büyük deneyiminde
    Elbette aşk beni geçer haritayı kendi çizmiş
    Dağları iyi biliyor, nehirleri de

    Bir ateşin koynunda uyuyorken bile geçer
    Serin su başlarında dinleniyorken bile
    Ve ben onun peşinden kurşun olsam yetişemem
    Okyanusa vardığında göle gelmiş olur muyum
    O çınar olduğunda yaprak olur muyum ben?

    Bir dille yetinirim, bütün dilleri öğrenmiş
    Dumana tanım ararım, yangınlardan geçmiş o
    Ben merdiven arıyorken çoktan çıkmıştır göğe
    Bir kadının saçlarına takılıp kalmış iken
    Ruhunu ele geçirmiş binlerce sevgilinin
    Bende bir esimlik yel, onda her zaman deprem
    Elbet aşk beni geçer
    Tren rayların üstünden

    Aşk şiiri yazdığımı sanırım, ne hafiflik
    Destanı bitirmiş olur ben çıkarken ilk dizeden
    Uçup gitmiştir evet dünyayı kanat eyleyip
    Ben iki teleği yan yana getirmişken

    Aşk beni bir daha geçer
    Tren rayların üstünden


  2. #2
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Afşar Timuçin
    (1939 - )

    DENİZİN BEKLEDİĞİ

    Seni sevmek mor denizlerdi biraz
    Ne kadar gidilse bir o kadar bitmeyen
    Umutlar ve yıkılmalar ardında direnilen
    Seni sevmek mevsimler içinde en güzel yaz

    Seni sevmek yaşamanın aşılmaz büyüklüğü
    Seni sevmek kan dolu yüzyılları korkutan
    Ve sığınıp ılık kıyı kentlerine biraz akşam
    Seni sevmek çocukların düşlerinde gördüğü

    Varılırdı daha saydam günlere isteseler
    İsteseler yalnızlık giremezdi evlere
    Seni sevmek bir kırlangıç olacak bekleseler
    Ve uçacak durmadan adasız denizlere

    Kim bulacak cam kırığı gözlerinde sevgimi
    Sonra yalnız kalmak gibi yoksulca uğuldayan
    Bütün okyanusların baş eğdiği tek kaptan
    Sana verdim geç diye bütün denizlerimi

    DEĞİŞİM

    Çocuk ders çalışıyor görünüşte
    Sayfaları yavaş yavaş çeviriyor
    Çocuk deniz çalışıyor gerçekte
    Gözlerini ufuklara dikiyor
    Durup durup adını anıyor
    Aşkın sözlüğünü ezberlemekte
    Bütün nöbetçilerle yarışıyor
    Gözleriyle gelişini beklemekte

    Biz şimdi aşk öğrenelim
    İnsan dersi sonra da öğreniyor
    Yüzyıllık kitaplarda bilgi kendi malınıız
    Haritadan şehirler kaçmıyor ya
    Sevinmek yaşarlığa dokunmaktır
    Atlı gibi dört nala içimizden gidiyor
    Bazen her şey yanılmaksa bile
    Sevişmek en az yanılmaktır


  3. #3
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Ahmet Erhan
    (1958 - )

    SEVGİLİ

    Çiçekler vardı derilmeyi bekleyen
    O uçsuz bucaksız kırlarda
    Gökyüzünde ay, bakacak göz arardı
    Bir dut ağacı vardı, yüce
    Hiçbir çocuğun üstüne tırmanmadığı
    Testiyi unutmuştuk pencerenin önünde
    İçi su doluydu, soğumuştu
    Masanın üstünde bir dilim ekmek
    Isırılıp bırakılmıştı
    Denizin kıyısında bir mavi tekne
    Birbaşına salınıyordu
    Gökyüzü vardı derin,
    Toprak göz alabildiğince

    Sonra sen geldin
    Çakıllı yoldan geldin, şen şakrak
    Nesneler anlam buldu seninle
    Benim güleç yüzlü, kara gözlü sevgilim
    Saçlarını yüzüne dökerek
    Yerleri süpürdün, bahçeyi suladın,
    Masayı temizledin

    SEVDA ŞİİRLERİ
    ŞİİR, 1

    Sen bir deniz kızısın, saçları
    Düşlerimin erimince uzayan
    Yağmurda kıpırtılı, güneşte gümüşsün
    Bir yakamoz ağı, geceyle atılan

    Sen bir deniz kızısın, doğanın
    Yüzgörümlüğü olsun diye bana sunduğu
    Allayıp pulladığı ay ışığının
    Yelin, terkisine atıp kapıma koyduğu

    Sen bir deniz kızısın, yaşamla ölümü
    İki kaşının arasında öpüşür buldum
    Yaşamı seçtiysem sensin nedeni
    Ölümdeki sonsuzluğa seninle erdim


  4. #4
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Ahmet Hamdi Tampınar
    (1901-24 Ocak 1962)

    HATIRLAMA

    Sen akşamlar kadar büyülü, sıcak,
    Rüyâların kadar sade, güzeldin,
    Başbaşa uzandık günlerce ıslak
    Çimenlerine yaz bahçelerinin

    Ömrün gecesinde sükûn, aydınlık
    Boşanan bir seldi avuçlarından,
    Bir masal meyvası gibi paylaştık
    Mehtabı kırılmış dal uçlarından

    SABAH

    Serin rüzgârlara pencereni aç!
    Karşında fecirle değişen ağaç,
    Bak, seyret ağaran rengini ufkun
    Mahmur gözlerinde süzülsün uykun
    Bırak saçlarınla oynasın rüzgâr,
    Gümüş çıplaklığı bir başka bahar
    Olan vücudunu ondan gizleme
    Ne varsa hepsini boyun, saç, meme,
    Esirden dudaklar okşasın sevsin
    Mademki geceden daha güzelsin!

    BÜTÜN YAZ

    Ne güzel geçti bütün yaz,
    Geceler küçük bahçede
    Sen zambaklar kadar beyaz
    Ve ürkek bir düşüncede,
    Sanki mehtaplı gecede,
    Hülyan eşiği aşılmaz
    Bir saray olmuştu bize;
    Hapsolmuş gibiydim bense,
    Bir çözülmez bilmecede
    Ne güzel geçti bütün yaz,
    Geceler küçük bahçede


  5. #5
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Ahmet Haşim
    (1884-4 Haziran 1933)

    KARANFİL

    Yarin dudağından getirilmiş
    Bir katre alevdir bu karanfil
    Rûhum acısından bunu bildi!

    Düştükçe vurulmuş gibi yer yer,
    Kızgın kokusundan kelebekler,
    Gönlüm ona pervane kesildi


    KARANLIK

    Aşkın bu karanlık gecesinde
    Bülbül yine vahşi müterennim,
    Mecnûnunu terketti mi Leylâ?
    Vahşi sesi firkat sesi sandım

    Aşkın bu karanlık gecesinde
    Hicrânımı duydum seni andım
    Firkat-zede bülbül gibi yandım


    PARILTI

    Ateş gibi bir nehr akıyordu,
    Rûhumla o rûhun arasından,
    Bahsetti derinden ona hâlim,
    Aşkın bu unulmaz yarasından

    Vurdukça bu nehrin ona aksi,
    Kaçtım o bakıştan, o dudaktan;
    Baktım ona sessizce uzaktan,
    Vurdukça bu aşkın ona aksi


  6. #6
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Ahmet Muhip Dıranas
    (1909 - 27 Haziran 1980)

    SERENAD

    Yeşil pencerenden bir gül at bana,
    Işıklarla dolsun kalbimin içi
    Geldim işte mevsim gibi kapına
    Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ

    Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak,
    Ben aşkımla bahar getirdim sana;
    Tozlu yollarından geçtiğim uzak
    İklimden şarkılar getirdim sana

    Şeffaf damlalarla titreyen, ağır
    Koncanın altında bükülmüş her sak
    Seninçin dallardan süzülen ıtır,
    Seninçin karanfil, yasemin, zambak

    Bir kuş sesi gelir dudaklarından;
    Gözlerin, gönlümde açan nergisler
    Düşen öpüşlerdir dudaklarından
    Mor akasyalarda ürperen seher

    Pencerenden bir gül attığın zaman
    Işıkla dolacak kalbimin içi
    Geçiyorum mevsim gibi kapından
    Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ

    ÜLKER'İN GÖZLERİ

    Bir bahar sabahının karanlığında ıssız
    Gökte diz çökmüş iki titrek ışıklı yıldız
    Olan gözlerinize âşıkım, Bayan Ülker!

    Mutlu, esen ve hoşken ve gülerken gülerken
    Nerden gelir bilinmez üzgünlüklüklerle birden
    Solan gözlerinize âşıkım, Bayan Ülker!

    Ne zaman perdelese içlerini bir buğu
    Ölümün güzelliği, özlemin yorgunluğu
    Dolan gözlerinize âşıkım, Bayan Ülker!

    Kalbinizin sezilmez parıltıcıklarını
    Bir büyük ateş gibi göstermenin sırrını
    Bulan gözlerinize âşıkım, Bayan Ülker!


  7. #7
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Ahmet Necdet
    (1933 - )

    SENİ SEVMEK

    seni sevmek seni tükenmek mi biraz
    kırılıp dökülmek mi yoksa gökyüzünün bittiği yerde
    hep seninle beslenen o sensiz saatlerde
    yangın yerine dönmek mi biraz

    bilirsin aşka benzer yıkıntıdır bu
    güneşi düşman sayıp geceyle unutulan
    gün ışıdı mı karanlıkta tutulan
    yıkıntısız bir aşkı yaşamanın umudu

    intihar gibi bir şey bir ben'de yanmak için
    belki de bir cinayet kanda uyanmak için
    bir kere bin kere milyon kere

    seni sen de bilirsin ama ne önemi var
    asıl önemli olan sonuna kadar
    dağların yürüyüşüdür denizlere

    ALTI MEVSİM GAZELİ
    3 / BAHAR

    sevdiceğim sana sözüm dildendir
    laledendir sümbüldendir güldendir

    yüreğini kuşatan bahar sevinci
    nisan yağmurundan esen yeldendir

    seher vakti saçlarına düşen çiğ
    dağların başını saran tüldendir

    salınıp yürüyüşün gerdan kırışın
    yuvarlak topuktan ince beldendir

    ya ceren bakışların canlar yakışın
    kirpiğe sürülen mor rimeldendir

    ahmet necdet uzun söze ne hâcet
    sitem o güzelden söz gazeldendir


  8. #8
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Ahmet Telli
    (1946 - )

    GİDERSEN YIKILIR BU KENT

    Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider
    bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında
    Yanlış adreslerdeydik, kimliksizdik belki
    sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
    Biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı
    üşür müydük nar çiçekleri ürperirken

    Gidersen kim sular fesleğenleri
    kuşlar nereye sığınır akşam olunca

    Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu
    sustuğun yerde birşeyler kırılıyor
    bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
    adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına
    öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor
    bir de seni ekliyorum susuşlarıma

    Selamsız saygısız yürüyelim sokakları
    belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar
    geriye mapusaneler kalır, paslı soğuklar
    adını bilmediğimiz dostlar kalır yalnız
    yüreğimize alırız onları, ısıtırız
    gardiyan olmayız kendi ömrümüze her akşam

    Gidersen kar yağar avuçlarıma, üşürsün
    bir ceylan sessizliği olur burada aşklar

    Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında
    durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler
    ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde
    menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri
    bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak
    yangınları anımsatıyor genç ölülere artık

    Bulvar kahvelerinde arabesk bir duman
    sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere
    bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun
    isyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim
    sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın
    devriyeler basıyor karartılmış evleri yine

    Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür
    bir tufan olurum sustuğun her yerde


  9. #9
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Atillâ İlhan
    (1925 - )

    BÖYLE BİR SEVMEK

    ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
    azıcık okşasam sanki çocuktular
    bıraksam korkudan gözleri sislenir
    ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    böyle bir sevmek görülmemiştir

    hayır sanmayın ki beni unuttular
    hâlâ arasıra mektupları gelir
    gerçek değildiler birer umuttular
    eski bir şarkı belki bir şiir
    ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    böyle bir sevmek görülmemiştir

    yalnızlıklarımda elimden tuttular
    uzak fısıltıları içimi ürpertir
    sanki gökyüzünde bir buluttular
    nereye kayboldular şimdi kimbilir
    ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    böyle bir sevmek görülmemiştir

    YAĞMUR KAÇAĞI

    elimden tut yoksa düşeceğim
    yoksa bir bir yıldızlar düşecek
    eğer şairsem beni tanırsan
    yağmurdan korktuğumu bilirsen
    gözlerim aklına gelirse
    elimden tut yoksa düşeceğim
    yağmur beni götürecek yoksa beni

    geceleri bir çarpıntı duyarsan
    telâş telâş yağmurdan kaçıyorum
    sarayburnu'ndan geçiyorum
    akşamsa eylül'se ıslanmışsam
    beni görsen belki anlayamazsın
    içlenir gizli gizli ağlarsın
    eğer ben yalnızsam yanılmışsam
    elimden tut yoksa düşeceğim
    yağmur beni götürecek yoksa beni

    BEN SANA MECBURUM

    ben sana mecburum bilemezsin
    adını mıh gibi aklımda tutuyorum
    büyüdükçe büyüyor gözlerin
    ben sana mecburum bilemezsin
    içimi seninle ısıtıyorum

    ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
    bu şehir o eski istanbul mudur
    karanlıkta bufutlar parçalanıyor
    sokak lambaları birden yanıyor
    kaldırımlarda yağmur kokusu
    ben sana mecburum sen yoksun

    sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
    insan bir akşam üstü ansızın yorulur
    tutsak ustura ağzında yaşamaktan
    kimi zaman ellerini kırar tutkusu
    birkaç hayat çıkarır yaşamasından
    hangi kapıyı çalsa kimi zaman
    arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

    fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
    eski zamanlardan bir cuma çalıyor
    durup köşe başında deliksiz dinlesem
    sana kullanılmamış bir gök getirsem
    haftalar ellerimde ufalanıyor
    ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
    ben sana mecburum sen yoksun

    belki haziran'da mavi benekli çocuksun
    ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
    bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
    belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
    bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
    belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
    kötü rüzgâr, saçlarını götürüyor

    ne vakit bir yaşamak düşünsem
    bu kurtlar sofrasında belki zor
    ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
    ne vakit bir yaşamak düşünsem
    sus deyip adınla başlıyorum
    içimsıra kımıldıyor gizli denizlerin
    hayır başka türlü olmayacak
    ben sana mecburum bilemezsin

    PİA

    ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
    ellerini bir tutsam ölsem
    böyle uzak uzak seslenmese
    ben bir şehre geldiğim vakit
    o başka bir şehre gitmese
    otelleri bomboş bulmasam
    içlenip buzlu bir kadeh gibi
    buğulanıp buğulanıp durmasam
    ne olur sabaha karşı rıhtımda
    çocuklar pia'yı görseler
    bana haber salsalar bilsem
    içimi büsbütün yıldız basar
    bir hançer gibi çıkıp giderdim

    ben bir şehre geldiğim vakit
    o başka bir şehre gitmese
    singapur yolunda demeseler
    bana bunu yapmasalar yorgunum
    üstelik parasızım pasaportsuzum
    ne olur sabaha karşı rıhtımda
    seslendiğini duysam pia'nın
    sırtında yoksul bir yağmurluk
    çocuk gözleri büyük büyük
    üşümüş ürpermiş soluk
    ellerini tutabilsem pia'nın
    ölsem eksiksiz ölürdüm

    MARİA MİSSAKİAN

    yüksekkaldırım'da bir akşam
    maria missakian'ı düşündüm
    eğer kendimi bıraksam
    yağmur olabilirdim yağardım
    kasım'da bir çınar olurdum
    yaprak yaprak dökülürdüm
    kalbimi sıkı tutmasam

    döküp saçıp boşaltsam
    içimde yükselen şiiri
    kaldırımlara döküp harcasam
    gözleri balıkçıl gözleri
    dudaklarında tutup rüzgârı
    maria missakian adında biri
    gelse göğsüne kapansam

    gece gölgesine sokulsam
    gökyüzünde bulutlar büyüseler
    yağmuru dinlesem anlatsam
    şimşekler kırılıp dökülseler
    bizi sokaklarda bıraksalar
    leylekler üşüyüp gitseler
    dönüp arkalarına bakmadan

    yine akşam oldu attila ilhan
    üstelik yalnızsın sonbaharın yabancısı
    belki pariste maria missakian
    avuçlarında bir çarmıh acısı
    gizlice bir sefalet gecesi
    çocuğunu boğarmış gibi boğup paris'i
    sana kaçmayı tasarlar her akşam

    ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ

    gözlerin gözlerime değince
    felâketim olurdu ağlardım
    beni sevmiyordun bilirdim
    bir sevdiğin vardı duyardım
    çöp gibi bir oğlan ipince
    hayırsızın biriydi fikrimce
    ne vakit karşımda görsem
    öldüreceğimden korkardım
    felâketim olurdu ağlardım

    ne vakit maçkadan geçsem
    limanda hep gemiler olurdu
    ağaçlar kuş gibi gülerdi
    bir rüzgâr aklımı alırdı
    sessizce bir cigara yakardın
    parmaklarımın ucunu yakardın
    kirpiklerini eğerdin bakardın
    üşürdüm içim ürperirdi
    felâketim olurdu ağlardım

    akşamlar bir roman gibi biterdi
    jezabel kan içinde yatardı
    limandan bir gemi giderdi
    sen kalkıp ona giderdin
    benzin mum gibi giderdin
    sabaha kadar kalırdın
    hayırsızın biriydi fikrimce
    güldü mü cenazeye benzerdi
    hele seni kollarına aldı mı
    felâketim olurdu ağlardım


  10. #10
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Bedri Rahmi Eyüboğlu
    (1913-21 Eylül 1975)

    KARADUT

    Karadutum, çatal karam, çingenem
    Nar tanem, nur tanem, bir tanem
    Ağaç isem dalımsın salkım saçak
    Petek isem balımsın ağulum
    Günahımsın, vebalimsin

    Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
    Yoluna bir can koyduğum
    Gökte ararken yerde bulduğum
    Karadutum, çatal karam, çingenem
    Daha nem olacaktın bir tanem
    Gülen ayvam, ağlayan narımsın
    Kadınım, kısrağım, karımsın

    Sigara paketlerine resmini çizdiğim
    Körpe fidanlara adını yazdığım
    Karam, karam
    Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
    Sıla kokar, arzu tüter
    llgıt ılgıt buram buram

    Netmiş, neylemiş, nolmuşum
    Cömert ırmaklar gibi gürül gürül
    Bahtın karışmış bahtıma çok şükür
    Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum

    Karam, karam
    Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
    Sensiz bana canım dünya haram olsun

    ÇAKIL

    Seni düşünürken
    Bir çakıl taşı ısınır içimde
    Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
    Bir gelincik açılır ansızın
    Bir gelincik sinsi sinsi kanar

    Seni düşünürken
    Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
    Deliler gibi dönmeye başlar
    Döndükçe yumak yumak çözülür
    Çözüldükçe ufalır küçülür
    Çekirdeği henüz süt bağlamış
    Masmavi bir erik kesilir ağzımda
    Dokundukça yanar dudaklarım

    Seni düşünürken
    Bir çakıl taşı ısınır içimde

    SİTEM

    Önde zeytin ağaçları arkasında yâr
    Sene 1946
    Mevsim
    Sonbahar
    Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
    Dalları neyleyim
    Yâr yoluna dökülmedik dilleri neyleyim
    Yâr yâr! Seni kara saplı bir bıçak gibi
    sineme sapladılar
    Değirmen misali döner başım
    Sevda değil bu bir hışım
    Gel gör beni darmadağın
    Tel tel çözülüp kalmışım
    Yâr yâr
    Canımın çekirdeğinde diken
    Gözümün bebeğinde sitem var


  11. #11
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Behçet Necatigil
    (1916 - 13 Aralık 1979)

    GİZLİ SEVDA

    Hani bir sevgilin vardı
    Yedi sekiz sene önce,
    Dün yolda rasladım
    Sevindi beni görünce

    Sokakta ayaküstü
    Konuştuk ordan burdan,
    Evlenmiş, çocukları olmuş
    Bir kız, bir oğlan

    Seni sordu
    Hiç değişmedi, dedim,
    Bildiğin gibi
    Anlıyordu

    Mesutmuş, kocasını seviyormuş,
    Kendilerininmiş evleri
    Bir suçlu gibi ezik,
    Sana selâm söyledi

    ŞAYET AŞK

    Şayet aşkın tohumu
    Düşmüşse gönlüne
    Suyunu esirgeme
    Aşkın hakkını yeme
    Pişman olursun ömrünce

    Sana gölge verecek dallar
    Fışkırır ancak gençlikten
    Büyüt bu fidanı ey genç
    Hazır yeşermişken!

    Ne demek istediğimi
    Ömrünün ortalarında
    Ansızın anlarsın
    Alkol kana yayılınca


  12. #12
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Cahit Külebi
    (1917 - )

    KAYIP SEVDA

    Bir yandan türkü söyler
    Bir yandan yürür ağlayarak,
    Sevdası rüzgâr gibi iter
    Dere boyunca yalınayak

    Nilüferler gibi solgun Ophelia !
    Yanaklarına yapışır saçları
    Açılır etekleri suyun yüzünde,
    Seyrederdi söğüt ağaçları

    İnsan kalbi o zamanlar da vardı
    Daha küçüktü, daha kırmızıydı ama şimdikinden
    Kopardılar kalbini Ophelia' nın
    Nilüferler gibi sarardı

    Şimdi de kızlar sokaklarda,
    Minnacık eller, ayaklar, saçlar
    Ama nerde onlar, nerde Ophelia
    Nerde evvel zaman içindeki aşklar

    Sevdamız kayboldu zamanlarda
    Dişi ceylânla erkek ceylân
    Ayrı yönlere koşar gider
    Bir sevişmek kaldı romanlarda

    TABANCA

    Bir nagant tabancam olsa benim
    İnce bilekli yâr !
    Dünyaya eyvallah etmem
    Altın yürekli yâr !

    Çocuksun gülüp söylersin,
    Uçan kuşlara benzersin,
    Ben ölürsem eğer neylersin
    Telli duvaklı yâr ?


  13. #13
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Cahit Sıtkı Tarancı
    (1910-13 Ekim 1956)

    DESEM Kİ

    Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
    Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
    Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
    Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
    Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
    Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
    Sende tattım yemişlerin cümlesini

    Desem ki sen benim için,
    Hava kadar lâzım,
    Ekmek kadar mübarek,
    Su gibi aziz bir şeysin;
    Nimettensin, nimettensin!
    Desem ki
    İnan bana sevgilim inan,
    Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
    Ve soframda en eski şarap
    Ben sende yaşıyorum,
    Sen bende hüküm sürmektesin
    Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
    Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber
    Günlerden sonra bir gün,
    Şayet sesimi farkedemezsen,
    Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
    Bil ki ölmüşüm
    Fakat yine üzülme, müsterih ol;
    Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
    Ve neden sonra
    Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
    Hatırla ki mahşer günüdür
    Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum


  14. #14
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Can Yücel
    (1926 - )

    ÖYLE Bİ

    Temiz gömleğimi giydim talimden sonra
    Ayaklarını yıkıyor çeşme başında erler
    İşte sen öyle bir serindin
    Tuzladan kaptılarla inerken şehre
    ne güzel şey sivil denmesi çıplağa
    Ve gün-açık penceresinden meşelerin
    Yamacın kuytusuna sokulmuş mavi
    Ufacık bi parça deniz gibiydin

    Şipka biberleriyle konmuş okulun camlarına
    Arnavut Köyünün o muhacir güneşi
    İşte sen öyle bi cumartesiydin
    Sahanlıkta saçlarını tarıyor kızlar
    Raylar ondan böyle kıvılcımlanıyor
    Köşeleri dönerken, önlükleri altından
    Dünyaya başlar gibi aybaşlarının kokusu
    Kalkan al tramvaydın ergenlik durağımdan

    Meyvahoşun orda bir sabahçı kahvesi
    Gün ağarmıştı ama ben günaydın dedim
    İşte sen öyle ışıklı bi yerdin
    Bilmiyordum hiç burda bir fırın olduğunu
    Diz çöktüm asfalta, baktım aşağı, üüüü'üh 1
    İşçiler ateşler ayçörekleri
    Ve kılıç gibiydi taze ekmek kokusu
    Dağıttık evvel-allah yalnızlıkları

    Yaşamak düğünse, sen orda gelindin
    Seni soydum, Güler, dünyayı giyindim

    İLANI HARP DEĞİL İLANI AŞK

    Bir teneffüssün sen sevgilim
    Yurt bilgisiyle Kimya arasında


  15. #15
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Celâl Sılay
    (1914 - 8 Eylül 1974)

    MAVİ RANDEVU

    Mavi bir elbiseyle gelmiştin, gökyüzü maviydi
    Getirdiğin rüzgârla ev kokuyordun
    Kolun koluma değiyordu, omzun omzuma
    Mendilin maviydi, gökyüzü maviydi

    Bin dokuzyüz kırk iki baharıydı
    Bahçeli pencereler önünde geziyorduk,
    Gözlerimiz buluşuyordu, ürperiyordum
    Gökyüzü maviydi, mendilin maviydi

    Sıcak nefesin yüzüme değiyordu
    'Evlenebilir miyiz' diye sormuştum,
    Yürüyüşün değişmiş, yüzün pembeleşmişti;
    Mavi elbiseler içindeydin, gökyüzü maviydi

    Elini elime verdin, ayrılıyorduk,
    Gözlerin gözlerimde, dudakların ıslak,
    'Sık sık konuşalım' demiştin; gittin
    Mendilin maviydi, gökyüzü maviydi

    SERENAD

    Yarın sabah erken uyan
    Ben yıldızıma söyledim
    Işıklar serpecek üzerine
    Nur içinde uyanacaksın

    Ben ağaçlarıma söyledim
    Yarın sabah erken uyan
    Dağıt saçlarını, silkin
    Dallar titreyecek, şaşacaksın

    Yarın sabah erken uyan
    Ben göklerime söyledim
    Uzat ellerini fecre doğru
    Şafak sökecek, bakacaksın

    Ben yerlerime söyledim
    Yarın sabah erken uyan
    Gözünün değdiği her yerde
    Çiçekler açacak, göreceksin


Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  





Takip Et
Sitemizde telif hakkı içeren mp3, film, video vb paylaşılması yasaktır. Eğer telif hakkı ihlaline neden olan bir konu olduğunu düşünüyorsanız BURAYA tıklayarak ilgili konuyu linkiyle birlikte göndererek yöneticiye şikayetinizi dile getirebilirsiniz. En kısa sürede ilgilenilecek ve ilgili konu kaldırılacaktır.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307