Kim demiş acılar paylaştıkça azalır diye…, ben paylaştıkça çoğalıyor,…
bana seni yeniden, yeniden yaşatıyor.
Kim bana yaklaşmaya çalışsa onlardan kaçıyorum.
Çünkü onlarda beni görüyorum.
Benim çaresizliğimi, benim acılarımı, benim yalnızlığımı.
Bu da benim canımı daha çok yakıyor,
daha da çok acıtıyor.



Üşüyorum…..



Onlardan nefret ediyorum sonra, içimdeki yerine göz diktikleri için.
Onlardan nefret ediyorum, seni oradan çıkartmaya çalıştıkları için,
içimde ki seni kirleteceklerinden korkuyorum.
Kalın bir duvar örüyorum onların önüne ve onları kendi çaresizlikleri
ile baş başa bırakarak kendi
karanlıklarına kovuyorum.



Sonra tek başıma kalıyorum yine, içimdeki seni boşluğa bırakıyorum.
Tüm evrene yayılıyorsun; ağaçlara, dağlara, çiçeklere,
yağmura, rüzgâra, canlı cansız her şeyin bedenine girip,
bana soluduğum hava olarak geri dönüyorsun.
Küçücük bir hücre olarak girdiğin bedenimde,
ruhumda kanserli bir hücre gibi yayılıyorsun.
Beni çarpıyor, topluyor, bölüyor, yazıyor, siliyor sonra yeniden
yazıp yeniden yeniden siliyorsun.
Bana benim kadar yakın, bir o kadar uzaksın.
İçimdesin ama sana dokunamıyorum,
yaklaşamıyorum, kaçamıyorum.

Üşüyorum…. yalnızca üşüyorum!...

Buzullarda çırılçıplak kalmışçasına üşüyorum.



Etrafımda binlerce elbise var ama bana göre elbise bulamıyorum.
Hepsi ya bir beden büyük,
yada bir beden küçük geliyor.

Bana göre olan elbiseyi ise bir başkasının üstünde görüyorum.

Gördükçe üşüyorum…

Gördükçe üşüyorum…

Gördükçe üşüyorum…

Üşüyor: ve kendi boşluğuma düşüyorum!...

[+aLıntıdır+]


Benzer Konular: