Toplam 12 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 12 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Pablo Neruda...

  1. #1
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart Pablo Neruda...




    Umutsuz Bir Şarkı

    Çıkıp geliyor hayalin beni saran geceden.
    Denize karıştırıyor inatçı yakınışını ırmak.

    Terk edilmiş, gün batımındaki rıhtımlar gibi.
    Ayrılık saati bu, ey terk edilmiş!

    Yağıyor yüreğime soğuk taç yaprakları.
    Ey yıkıntı uçurumu, vahşi mağarası kaza geçirenlerin.

    Sende toplanır savaşlar ve uçuşlar.
    Yükselir senden şarkı kuşlarının kanatları.

    Bir uzaklık gibi yuttun her şeyi.
    Deniz gibi, zaman gibi sende battı her şey!

    Saldırı ve öpüşün mutlu saatiydi o.
    Deniz feneri gibi parıldayan o esrime saati.

    Uçuş korkusu, kör dalgıç öfkesi,
    çalkantılı esrikliği aşkın, sende battı her şey!

    Kanatlandı, yaralandı ruhum pusun çocukluğunda.
    Kayıp keşif, sende battı her şey!

    Sarıp sarmaladın acıyı, tutunuyorsun arzuya,
    kendinden geçmişsin üzüntüyle, sende battı her şey!

    İttim gölge duvarını geriye,
    arzu ve eylemin ötesine, yürüdüm gittim.

    Ah, ten, benim tenim, sevip yitirdiğim kadın,
    seni çağırıyorum yaslı saatte, sana adıyorum şarkımı.

    İçine aldın sonsuz sevecenliği bir fanus gibi
    ve tuz buz etti seni sonsuz unutuluş.

    Oradaydı adaların kara yalnızlığı,
    orada sevda kadını, sardı kolların beni.

    Susuzluk ve açlık vardı, meyveydin sen.
    Acı ve yıkıntı vardı, mucizeydin sen.

    Ah kadın, bilmem nasıl erittin beni
    ruhumun toprağında, kollarının arasında!

    Ne korkunç ve ne kısa oldu sana olan tutkum!
    Ne zorlu ve ne esrik, ne gergin ve ne aç.

    Öpücükler mezarlığı, sönmedi hâlâ yangını mezarlarının
    yanar hâlâ kuşların gagaladığı verimli dalların.

    Ey ısırılmış ağız, ey öpülmüş organlar,
    ey aç dişler, ey sarmalanan bedenler.

    Ey umut ve çabanın çılgın bağlanışı,
    içinde kaynaşıp umutsuzlandığımız.

    Ve sevecenlik, su ve toz kadar hafif,
    başlar sözcük belli belirsiz dudaklar arasında.

    Yazgımdı bu içinde geçti özlem yolculuğum
    ve orada yıkıldı özlemim, sende battı her şey!

    Ey yıkıntı uçurumu, içine düştü her şey,
    çekmediğin hangi üzüntü kaldı, hangi dalgalar kaldı
    seni yutmayan.

    Yine de seslendin, şarkı söyledin dalgalardan dalgalara.
    Dikilip bir gemici gibi pruvasında geminin.

    Çiçek açarsın şarkılarla hâlâ, hâlâ kırılırsın akıntılarda.
    Ey yıkıntı uçurumu, açık ve acı kuyu.

    Solgun kör dalgıç, derinliklerin bahtsızı,
    kayıp kaşif, sende battı her şey!

    Ayrılık saati bu, hoyrat, bu gibi saat.
    Gecenin tüm zaman çizelgelerine işaretlendiği an.

    Sarar kıyıyı hışırdayan kuşağı denizin.
    Yükselir soğuk yıldızlar, göç eder kara kuşlar.

    Terk edilmiş, günbatımındaki rıhtımlar gibi.
    Titrek bir gölge kaldı ellerimde oynaşan.

    Ah, her şeyden uzak. Her şeyden uzak.

    Ayrılık saati bu. Ey terk edilmiş!



  2. #2
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
    Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu
    Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
    Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.
    Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
    Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
    Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
    Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
    Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim
    O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama

    Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.
    Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla
    Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.
    Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana
    Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.
    Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana
    Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri.
    Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
    Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi
    Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana

    Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim
    Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona
    Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi.
    O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla
    Artık sevmiyorum ya severim belki yine
    Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda
    Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
    Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca

    Belki bana verdiği son acıdır bu acı
    Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona



  3. #3
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Issız bir evde,
    Korkudan ağlayabilseydim;
    Gözlerimi çıkarabilsem de,
    Yiyebilseydim;
    Senin sesin için yapardım
    Bunları,
    Yaşlı portakal ağacı sesin;
    Senin şiirin için yapardım
    Bunları,
    Çığlık çığlığa fışkıran şiirin.
    Baksana,
    Maviye boyuyorlar hastaneleri,
    Senin için;
    Kıyıdaki kenar mahalleleri
    Ve okullar,
    Senin için büyüyorlar;
    Tüy salıyorlar,
    Yaralı melekler;
    Pullar örtünüyor,
    Düğün balıkları;
    Deniz kestaneleri,
    Göğe uçuyorlar;
    Siyah tülleriyle terzi dükkanları:
    Kanla doluyorlar, kaşıklarla,
    Senin için;
    Ve,
    Yutuyorlar,
    Yırtılmış kurdeleleri;
    Öz canlarına kıyıyorlar,
    Öpüşe öpüşe;
    Ve ak sadeler giyiniyorlar.
    Bir şeftali ağacı
    Giyinip de,
    Kuş gibi seğirtirken sen;
    Kasırga gibi fırıl fırıl,
    Bir pirinç gülüşüyle gülerken;
    Türküler çağırdığında;
    Allak bullak ederken,
    Atardamarlarını,
    Dişlerini, gırtlağını,
    Parmaklarını;
    Vay ne şirindin,
    Kahrolurdum ben
    Kahrolurdum ben
    Kızıl göller için:
    Güz ortasında bir şahbaz at
    Ve kana belenmiş bir tanrıyla,
    Beraber yaşadığın.
    Kahrolurdum ben,
    Mezarlıklar için:
    Gece, sesi kısılmış
    Çanlar arasından,
    Suyla, mezarlarla küllenmiş
    Nehirler gibi geçen;
    Nehirler:
    Hasta asker koğuşları sanki,
    Tıklım tıklım dolu;
    Ve matem yağlı ölüme,
    Çürük taçlı mermer şifreli ölüme,
    Nehir nehir gelen ölüme doğru;
    Birdenbire taşıveren nehirler.
    Gece, ayakta, ağlaya ağlaya,
    Boğulmuş çarmıhların geçişini
    Seyrederken sen;
    Kahrolurdum seni görmek için:
    Bak,
    Ölüm nehrinin önünde ağlıyorsun
    Perperişan;
    Garip kalmış köşelerde başın,
    Durmaz ha, durmaz gözlerin
    Ağlar yaşın yaşın.
    Gece ve çıldırasıya yalnız,
    Külleri ısıra ısıra;
    Dumanı, gölgeyi, unutmayı:
    Siyah bir huniyle yığabilseydim,
    Trenlerin, gemilerin üstüne;
    Filizlendiğin ağaç için,
    Yapardım bunları,
    Topladığın,
    Yaldızlı su yuvaları için;
    Sarmaşık için,
    Yapardım bunları;
    Gecenin sırrını sana ileterek,
    Kemiklerini saran
    Sarmaşık için.
    Islak soğan kokusu gelen
    Şehirlerden,
    Seni bekliyorlar;
    Boğuk bir sesle,
    Şarkı söyleyerek
    Geçesin diye.
    Yeşil kırlangıçlar,
    Saçlarının arasına yapıyorlar,
    Yuvalarını;
    Dilsiz sperma sandalları,
    Peşin sıra geliyorlar;
    Sümüklü böcekler, haftalar,
    Yelkenleri düşürülmüş serenler,
    Kirazlar da,
    Dönüveriyorlar ossaat:
    Gözükünce solgun başın,
    On beş gözlü başın,
    Al kan içindeki ağzın.
    Şehrin otellerini,
    İsle doldurabilseydim;
    Hıçkıra hıçkıra,
    Yok edebilseydim
    Çalar saatları;
    Ezik dudaklarıyla yaz ayı,
    Evine nasıl gelecek,
    Göreyim diye
    Yapardım bunları;
    Yığın yığın insanların,
    Melil mahzun tantanalarıyla
    Ülkelerin,
    İşlemez sabanların,
    Gelincik çiçeklerinin;
    Mezar kazıcıların, süvarilerin,
    Kanlı haritaların, gezegenlerin,
    Evine nasıl geldiklerini
    Göreyim diye;
    Yapardım bunları.
    Küllerle örtülü dalgıçların,
    Uzun bıçaklarla delik deşik olmuş
    Meryem Ana tasvirlerini
    Sürüte sürüte gelen maskelerin;
    Damarların, köklerin, hastanelerin,
    Karıncaların, su gözelerinin,
    Evine nasıl geldiklerini
    Göreyim diye;
    Yapardım bunları.
    İçine kapanmış atlının
    Örümcekler arasında öldüğü
    Bir yatakla,
    Gecenin;
    Kinden, dikenlerden bir gülün,
    Sarıya çalan bir geminin,
    Rüzgarlı bir günle, bir bebeğin;
    Evine nasıl geldiklerini
    Göreyim diye:
    Yapardım bunları.
    Ben, Oliverio, Norah,
    Vicente Aleixandre, Delia,
    Maruca, Malva, Marina,
    Maria Luisa, Larco, La Rubia,
    Rafael Ugarte, Cotapos,
    Rafael Alberti, Carlos,
    Manolo Altolaguirre, Bebé,
    Molinari, Rosales, Concha Méndez,
    Ve daha da unuttuklarım;
    Evine nasıl gelecektik,
    Göreyim diye
    Yapardım bunları.
    Gel de taçlar takayım,
    Gel, sağlık esenlik delikanlısı,
    Gel, kelebek kıravatlı civan;
    Sen ey,
    Sonsuz hür siyah bir şimşek gibi:
    Pırıl pırıl insan;
    Madem, geç vakitlere dek,
    Kalınamıyor daha kayalıklarda;
    Bari aramızda konuşalım,
    Gel,
    Şöylece bir, olduğumuz gibi;
    Çiğ için olmadıktan sonra,
    Şiirlerde n'olacak yani?
    Bir ağu hançerin,
    İçimize işlediği bu gece için
    Olmadıktan sonra;
    Şiirlerde n'olacak yani?
    Bu tan kızıllığı için,
    Olmadıktan sonra;
    İnsanın vurulmuş yüreğinin,
    Ölüme hazırlandığı,
    Şu viran köşe için olmadıktan sonra
    Şiirlerde n'olacak yani?
    En çok gece, geceleyin:
    Kıyamet gibi yıldızlardır,
    Dolmuşlar hepten ırmağa;
    Bir kurdele gibiler,
    Fakir fukara dolu evlerin
    Pencerelerindeki..

    Bir ölen var,
    Onların evlerinde;
    Bürolarda, hastanelerde belki,
    Belki asansör ve madenlerde,
    İşlerinden oldular.
    Onulur şey değil yaraları,
    Yaratıklar,
    Acı çekiyorlar.
    Her yanda dert yanış,
    Her yanda,
    Vay şuymuş vay bu;
    Pencereler,
    Göz yaşıyla dolu,
    Aşınmış eşikler,
    Göz yaşından;
    Yüklükler ıslak,
    Bir dalga gibi
    Halıları dişlemeye gelen
    Göz yaşından,
    Oysa ki yıldızlardır akar
    Uçsuz bucaksız bir nehirde.
    Federico,
    Dünyayı görüyorsun.
    Yolları görüyorsun,
    Sirkeyi görüyorsun;
    Birkaç ayrılıştan,
    Taşlardan, raylardan gayrı,
    Kimseciklerin kalmadığı,
    Köşeden:
    Duman ha deyince,
    Zalim tekerleklerine;
    Hoşça kalları görüyorsun,
    İstasyonlardaki..

    Her yanda, sorunlar koyuyorlar,
    Çeşit çeşit insan var:
    Kanlı bıçaklı kör var,
    Öfkelisi, ümitsizi var,
    Yoksul var, tırnak ağaçları var;
    Şunun bunun sırtından,
    Geçinmek sevdasıyla;
    Harami var.

    Hayat böyle, Federico,
    Ey babayiğit,
    Ey kara sevdalı adam.
    Sana,
    Dostluğumun sunabileceği şey
    İşte bunlar..
    Sen de epeyce şey biliyorsun
    Şimdiden.
    Yavaş yavaş, daha da,
    Öğreneceklerin var.

    (çeviri: Enver Gökçe)


  4. #4
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    İnandım öleceğime ve duydum yakındaki soğuğu
    sesin kaybettiğim yalnız ömrümde,
    ağzın günümdü benim ve toraktaki gecem
    ve tenin öpücüklerimle kurulmuş ülke.

    Demek şu an defterler tükendi
    dostluklar, üst üste birikmiş hazineler,
    ikimizin kurduğu şu pırıl pırıl ev:
    her şey son verdi varlığına ayırıp gözlerini.

    Çünkü aşk, kıydığında yaşam bize
    yüksek bir dalgadır dalgaların arasında
    ama yazık eğer ölüm kapımızı çalıyorsa.

    Yalnız senin bakışındır boşluğu engelleyen
    senin parıltındır yalnız yok oluşun karşısında:
    ve yalnız senin aşkındır geceyi kapayan yeniden.



  5. #5
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Eskiden olduğum çocuk nerede?

    Ardından gittiği bana mı ait yoksa kendisine mi?

    Biliyor ki onu hiç sevmedim,

    Ve ne de o beni sevdi..

    Neden o kadar zaman geçiriyorduk beraber,

    Büyüyerek ayrılmak için mi?

    Neden ikimiz de ölmedik,

    Benim çocukluğum öldüğünde?

    Ve eğer ruh onu bana düşürdüyse,

    Neden iskeleti takip eden benim?



  6. #6
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Neden öldün Nâzım? Senin türkülerinden yoksun
    ne yapacağız şimdi?
    Senin bizi karşılarkenki gülümseyişin gibi bir pınar
    bulabilecek miyiz bir daha?
    Senin gururundan, sert sevecenliğinden yoksun
    ne yapacağız?
    Bakışın gibi bir bakışı nereden bulmalı,
    ateşle suyun birleştiği
    Gerçeğe çağıran, acıyla ve gözüpek bir sevinçle dolu?
    Kardeşim benim, nice yeni duygular, düşünceler
    kazandırdın bana
    Denizden esen acı rüzgâr katsaydı önüne onları
    Bulutlar gibi, yaprak gibi uçarlar
    Düşerlerdi orada, uzakta.
    Yaşarken kendine seçtiğin
    Ve ölüm sonrasında seni kucaklayan toprağa.

    Sana Şili'nin kış krizantemlerinden bir demet
    sunuyorum
    Ve soğuk ay ışığını güney denizleri üzerinde parıldayan
    Halkların kavgasını ve kavgamı benim
    Ve boğuk uğultusunu acılı davulların, kendi yurdundan...
    Kardeşim benim, adanmış asker, dünyada nasıl da
    yalnızım sensiz.
    Senin çiçek açmış bir kiraz ağacına benzeyen
    yüzünden yoksun
    dostluğumuzdan, bana ekmek olan,
    rahmet gibi susuzluğumu gideren ve kanıma güç katan
    Zindanlardan kopup geldiğinde karşılaşmıştık seninle
    Kuyu gibi kapkara zindanlardan
    Canavarlıkların, zorbalıkların, acıların kuyuları
    Ellerinde izi vardı eziyetlerin
    Hınç oklarını aradım gözlerinde
    Oysa sen parıldayan bir yürekle geldin
    Yaralar ve ışıklar içinde.

    Şimdi ben ne yapayım? Nasıl tanımlanır
    Senin her yerden derlediğin çiçekler olmaksızın bu dünya
    Nasıl dövüşülür senden örnek almaksızın,
    Senin halksal bilgeliğinden ve yüce şair onurundan yoksun?
    Teşekkürler, böyle olduğun için!
    Teşekkürler o ateş için
    Türkülerinle tutuşturduğun, sonsuzca.


    (Türkçesi: Ataol Behramoğlu)


  7. #7
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Rüzgar saçlarımı tarıyor, anaç
    parmaklarını geçiriyor saçlarımdan.
    Anının kapısını açıyorum
    Düşüncem çıkıyor, çekip gidiyor.

    Başka seslerdir taşıdığım,
    türküm başka dudaklardan,
    Anılarımın mağarasının
    tuhaf bir aydınlığı bile var!

    Yabancı toprakların meyveleri,
    bir başka denizin mavi dalgaları,
    başkasının aşkları, adını anmaya
    yüreğimin elvermediği acılar.

    Ve rüzgar, anaç elleriyle
    saçımı tarayan rüzgar!

    Gerçeğimi gece alıp götürüyor,
    ne gecem var ne de gerçeğim!

    Yol ortasına yatıyorum,
    beni çiğnemek gerek yürümek için.

    Yürekleri çiğniyor beni, şarap
    ve düşle esrik yürekleri.

    Kıpırtısız köprü, yüreğini
    sonsuzlukla bağlıyorum.

    Ölseydim birdenbire
    bırakmazdım şarkı söylemeyi.



  8. #8
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    En iyi gün tan atmadan önce başlar ve geceden sonra biter. En iyi gün
    karanlık süngerlerinin arasına fırlatır oklarını ve işte karşımızda, en iyi
    gün, iyi bir yoldaş gibi, ayakta durur yol ortasında.
    Bu mutlu zamanı haber verir belirtiler ama kimse derlemez onları. Kim okur
    kayan yıldızların alfabesini? Hiç durup çözmedin sokaklara dökülen küçük
    öncü belirtileri. Son rüzgarların temel gülünü de incelemedin.
    Ne önemi var ey sevinçli gün! Şafağın gönderinin tepesine çekildin ve böyle
    göründün, güler yüzlü savaşçı. Uyandıklarında buğdayların çiyi titretirsin.
    Aydınlığın meyveleri boyar ve yollarını yitirmiş arıların kanatlarını
    açarsın. Ve vadideki o sarı çiçeğin benzeri yoktur çünkü geceleyin
    apaydınlık parmakların beklemiştir başında.
    Yayılmış gök, açık gök; genç kız ağır geniş adımla iner yaprakların kokusu
    içine. Solunan hava soluklaşmaz, havada gerçek menekşe rengini korur.
    Kasaba, ah! o billur taşra, bir türlü satın alınamayan bronz çanın açılışını
    yapar ve sandalın sahibi, yoksullukların kıyısından dalgalandığını görür
    denizin ıslak zümrütleri arasında yelkenlisinin beklediği yelkenin. Küçük
    kız, küçüğüm, gezme günüdür bu gün, kovmalısın kederini ve göğsün iki dirhem
    bir çekirdek giysinin altından dikler iki ak tomurcuğu. Yiğit dost, uzak
    dost, sevgili köpük, bugün sevincin sana getirdiği mektubu, haberleri
    alırsın: Gerardo, sarhoş herif, eski dostum. Biliyorsun, Thomas başını
    sokacak bir yer buldu. Federico, Juanita, herkes memnun. İşçiler pişman
    değiller bu günün tatil olmasına ve içleri sızlar yaygaracı yumurcakları
    beklerken. Bir çiçek süslüyor yoksulun barınağını bu huzurlu saatlerde ve
    her yeri örümcek ağı bağlayan yıkıntı eve gün ışırken sabah ya da gün
    batarken akşam barınaksız bir umudu saklayan iki sevgili girer.



  9. #9
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    ve işte evim
    ormanlar kokularıyla dolduruyorlar yine
    arabayla taşındığı bu yerden
    parçaladım yüreğimi ayna gibi geçip gitmek için içimden
    işte yüksek pencere ve ağaç bedenlerini düşüren balta olandan
    kalan kapılar
    rüzgar kalaslara astı belki
    derin ağırlığı kendisini unuttuğunda
    dans ediyordu gece ağlarında
    hıçkırarak uyanıyordu çocuk
    anlatmıyorum mutsuz sözcüklerle söylüyorum
    alacakaranlığı dilimliyor yine yapı iskeleleri
    ve camlar ardında yağdanlığın alevi
    bakmak içinde gökten yana
    gece düşüyordu cam taçyapraklar olarak
    fırtınaya götüren yolu izledin sen
    ne istiyordun ne koyuyordun ölürken sık sık
    sık sık
    bütün nesneler çıkıyor büyük bir sessizliğe doğru
    ve o güvertesinde eğilmiş umutsuzdu
    acılı bir çiçeği tutuyordun
    taçyaprakları arasında dönüyordu günler
    yenik pilot papatyalar
    yenik gölge terk etmiş karıştırıyordun
    son sınırların metalini
    orada bekliyordu saatin
    yine de şafak yükseldi toprağın kadranları üzerinde
    günler birdenbire tırmandılar yıllara
    işte yürüyen yüreğin bitkinsin
    olmayan mevsimi uğurlayan kuşları tutuyorsun yanında

    kabul ediyorum gğü bakıyorum en derinine düşünüyorum
    belirsizlikle oturmuş da bu kıyıya
    ey sular ve kağıtlarla dokunmuş gök
    kendi kendime konuşmaya başladım alçak sesle
    gitmemeye kararlı köklerimin terlemesiyle sürüklenerek
    kıpırtısız bu mavi dillere aç gemi gibi
    titriyordun balıklar izlemeye başladılar seni
    bu susuzluk anını büyüklükle şarkıya dökmekti isteğin
    şarkı söylemek istiyordun
    oturmuş odana şarkı söylemek istiyordun o gün
    ama bir çanda gibi soğuktu hava yüreğinde
    sayıklayan bir halat bozacaktı soğuğunu
    bacağım uyuştu bu pozisyonda
    şarkı söyleyerek konuştum onunla yüreğim bana ait
    gökyüzü sesli damlaydı ve büyük sessizliğe düşüyordu
    kulak kabartıyorum ve zaman okaliptüs gibi
    şarkı söylüyor kendinden geçmiş şurda burda
    ıslık çalan bir hırsızı barındırarak
    vadilerin sınırlarında durdurdum atımı
    ürkmüş kaygılı kıpırtısız işemeden
    o anda yemin ederim ey göğün zayıflığında capcanlı
    sepetin hoşnut balıkçı gibi gelen gece

    kimden satın aldım o gece benim olan yalnızlığı
    rüzgara ayağına çabuk olmayı emir veren
    tamamlanmamış yapraklar içinde soğuk çiçeğine
    fırtına diyorsan bana ve yankılanıyorsan uzaktan
    bir tren gibi ayaklarımın dibine düşmüş
    sana kan uyurgezeri diyen hüzünlü dalga
    gidiyordun bazen şafağı aramaya
    tanıyordum seni ama uzakta açıkta
    gözlerine eğilip yitik gemi demirini arıyorum
    işte senin tuttuğun
    sedef kollarında açmış
    bitirmek için daha ileriye gitmeyi bırakmak için
    övüyorum seni bunun için yüreğimi izleyen
    tersine kaldırarak gözleri
    seni geri dönüş belirtilerinde arıyorum
    ormanların sessizliğinde gibi uyuyan kuşlarla dolusun
    kırgın zambak ağır taçyaprak başka yerlere bakıyorsun
    seninle konuştuğumda acı benimsin kadınımsın öylesine uzak
    sıklaştır adımlarını sıklaştır ve yak ateşböceklerini

    (...)
    geri ver bana büyük gülü gittiğim şeyleri eşit düşündüğüm
    bu dünyaya taşınan susuzluğu
    gece önemli ve hüzünlü ve burada şikayetim
    uzun suların gemicisi birdenbire
    bir martı şakaklarında büyüdüğünde
    yüreğim daha bir güzelleşir
    gri ayağınla damganı vur bana uzaklıkla dolu
    acı okyanus kıyısındaki yolculuğun ya da bekle beni
    bir menekşe gibi uyanır sis
    sevgili gecede ağacına bir çocuk tırmanır
    meyvelerini çalmaya
    ve kertenkeleler fışkırır ağır yeleğinden
    o zaman gün atlar arısının üstünden
    ayaktayım ışıkta nasılsa öğle zamanı toprakta
    her şeyi sevecenlikle anlatmak istiyorum
    işte sen kötü mevsimlerin nöbetçisi
    kaygılı balıkçı bırak beni süsleyeyim örneğin
    meyvelerden tatlı bir kemerle hüznünü
    bekle beni gittiğim yerde ah iniyor gece
    yemek okyanusun gemici türküleri ve bekle beni
    sana ilerleyerek bir çığlık gibi geride kalarak
    bir iz gibi oh bekle beni
    bu son gölgeye oturmuş ya da yine ondan sonra

    Pablo Neruda


  10. #10
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Fakat acı çektim mi? Acı çekmedim. Sadece halkımın
    acı çekmesinden ötürü acı çekiyorum. Yaşıyorum
    içinde, yaşıyorum anayurdumda, bir hücre gibi
    o sonsuz ve alazlı kanda.
    Zamanım yok kendi acılarıma.
    Kimse acı çekmemi sağlayamaz
    bana temiz güvenlerini veren bu hayatlar olmadan,
    ve bir hain gibi bıraktı ölü mağaranın
    dibine vursun diye, ne ki geri döneceğiz
    oradan ve yükselteceğiz gülü.

    Cellat benim yüreğimi yargılasın diye
    baskı yaptığında yargıçlara,
    açtı o kararlı kitle,
    halkım, o muazzam labirentini,
    aşklarının uyuduğu o bodrumu,
    ve orada tuttular beni, gözetleyerek
    ışık ve hava gelinceye dek.
    Söylemişlerdi: “Borçlusun bize,
    sensin koyacak o soğuk işareti
    o kötücül kirli isme”.
    Acı çektim, sadece acı çekememekten ötürü.
    Biraderlerimin karanlık hapishanelerinden
    geçememekten ötürü,
    bütün acılarımla bir yara gibi,
    ve her bir topallayan adım yetişti bana,
    senin sırtına inen her bir darbe paraladı beni,
    senin şehadetinden her bir damla kan
    kanayan şarkıma sızdı gitti.


    Pablo Neruda
    Çeviren: İsmail Aksoy


  11. #11
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Kırık ve kekre bir öğün yemek rahip için
    demir artıklarından, külden, gözyaşlarından
    bir yeraltı öğünü, iç çekişlerden ve yıkılan duvarlardan,
    bir öğün yemek rahip için, Almería’nın kanıyla pişirilmiş.

    Bir öğün yemek bankere, mutlu Güney’in
    çocuk yanaklarından bir öğün, patlamalardan
    bir öğün, hissiz sudan ve harabelerden ve dehşetten,
    kırılmış millerden ve ezilmiş başlardan bir öğün,
    siyah bir öğün, Almería’nın kanıyla pişirilmiş bir öğün.

    Her sabah, hayatlarınızın bulanık sabahlarında
    bulacaksınız o buharlı ve sıcak öğünü her biriniz:
    yumuşak ellerinizle kenara itmeye çalışacaksınız
    görmemek için, sindirmemek için defalarca:
    kenara iteceksiniz ekmekle üzümler arasında,
    her sabah orada duracak olan
    suskun kandan bu öğünü,
    her sabah.

    Garnizon eğlencesinde, her bir eğlencede,
    albaya ve albayın karısına bir öğün
    yeminlerin ve tükürüğün üzerinden, şafağın şarap ışığında:
    ki görmeyesiniz o titreyen şeyi ve soğuğu dünya üzerinde.

    Evet, hepinize bir öğün, orada ve buradaki zenginlere,
    elçilere, bakanlara, yıldıran şölen misafirlerine,
    derin koltuklarda çay içen kadınlara,
    ezilmiş ve taşan bir öğün, yoksul kanla lekelenmiş,
    her sabah, her hafta, her zaman,
    Almería’nın kanıyla pişirilmiş bir öğün, önünüzde, her daim.



  12. #12
    Status : aDNaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : qelCeNMi?
    Mesajlar: 6.708
    Konular: 1.580
    Aldığı Beğeniler: 55

    Standart

    Düştükleri yere ağlamaya gelmiyorum:
    sizlere geliyorum, sizleri yokluyorum, yaşayanları,
    seni ve beni yokluyorum ve dövüyorum bağrını.
    Daha önce de düşenler oldu. Ansır mısın? Elbet, ansırsın.
    Aynı ad ve soyadları vardı onların da.
    San Gregorio'da, yağmur dolu Lonquimay'da,
    Ranquil'de dağılmış her rüzgarda,
    İqueique'de kuma gömülmüş,
    deniz boyunca ve çölde,
    duman boyunca ve yağmurda,
    bozkırdan adalar denizine dek
    öldürüldü diğerleri de,
    senin gibi Antonio'ydu adları
    ve balıkçı ya da demirciydi senin gibi:
    Şili'nin eti, yaralanmış yüzleri
    rüzgarla,
    bozkırın işkence ettikleri,
    acıyla damgalanmış.

    Anayurdun duvarları ardında,
    yakınında kar'ın ve kardan cam butiklerin,
    ırmağın yeşil yaprakları ardında,
    güherçilenin ve başakların altında
    gördüm halkımın kan damlalarını,
    ve her bir damlası ateş gibi yanıyordu.


    Pablo Neruda
    Türkçeye çeviren: İsmail Aksoy
    ('La arena traicionada' / 'İhanete Uğramış Kum';
    'Canto General'den)


    Pablo Neruda



Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  





Takip Et
Sitemizde telif hakkı içeren mp3, film, video vb paylaşılması yasaktır. Eğer telif hakkı ihlaline neden olan bir konu olduğunu düşünüyorsanız BURAYA tıklayarak ilgili konuyu linkiyle birlikte göndererek yöneticiye şikayetinizi dile getirebilirsiniz. En kısa sürede ilgilenilecek ve ilgili konu kaldırılacaktır.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629