KÖMÜRÜ İLK BULAN KİŞİ Padişah II. Mahmut zamanında, 1829 yılında
"Uzun Mehmet" adlı bir deniz eri, Havza'da
ilk kömür yatağını keşfetti. Karadeniz
Ereğlisi'nden, İnebolu'ya kadar 180 kilometrelik
bir uzunluk ve 50 kilometrelik derinlikten
oluşan ilk kömür yatağından çıkarılan
kömürlerden, donanma yararlanmıştı. Bölgede
yeni kuyular açılarak üretimin artırılmasına,
1893 yılında başlandı. Günümüzde kömür
üretimi, Türkiye Kömür İşletmeleri'nin tekelindedir.
Çayın ilk ortaya çıkışı Avrupalılar, çayı 1609 yılında, Dutch India
Co. adlı şirketin Çin'den "çay" getirtmesiyle
tanıdılar. 1615 yılında Doğu Hindistan'da çalışan
Wickham adında bir İngiliz, evine yazdığı
27 Haziran tarihli mektupta, gönderdiği
çayları alıp almadıklarını soruyordu. Yaklaşık
yarım yüzyıl sonra, İngiltere'nin Change
Hill yöresinden Thomas Garraway (ya da Garway)
adlı biri, çay konusunda şunları yazıyordu:
"İngiltere'de çay, önceleri dört, bazen de
beş kiloluk paketlerde yaprak halinde satılırdı.
Gerek çok az bulunabilir olması, gerekse
fiyatının aşırı yüksekliği nedeniyle 1651 yılına
gelinceye kadar, ancak çok zenginler ve
soylular tarafından tedavi ya da keyif amacıyla
kullanıldı. Hatta bu dönemde çay, prens ve
prenseslere verilecek en değerli armağanlardan
biri olabilecek kadar kıymetliydi. 1651 yılında
ben Doğu'ya gidip gelen gezgin ve tacirlerden
biraz çay aldım ve nasıl yapıldığını da
onlardan öğrendim. Sonra, elimdeki çayı yarım
kilosu 50 şilinden sattım."
1839 yılına gelinceye kadar, İngiltere'ye gelen
tüm çaylar, Çin kökenliydi. O yılın 10
Ocak günü, Hindistan'dan gelen sekiz kasa
Hint çayı, Mincing Lane'deki çay müzayede
salonunda açık artırmaya çıkarıldı. Yarım kilosu
16 şilinden başlayan açık artırma sonucunda,
çayların hepsini Yüzbaşı Pidding
adında biri, yarım kilosunu 34 şilinden satın
aldı.
Vücudumuzdaki İlginç Sistem İleri doğru bir adim atıldığında, insan vücudundaki 54 kas çalışır. insan beyninin ortalama ağırlığı 1.3kg.
Birinin yüzünü hatırlamak için beynin sağ tarafı kullanılır.
Yetişkin bir insan günde ortalama olarak 23 bin kez nefes alır.Kaşları yukarı kaldırmak için 30 kası harekete geçirmek gerekiyor.
Erkekler kadınlara göre on kat daha fazla renk koru oluyorlar.
Döllenmeden doğuma kadar bir bebeğin ağırlığı beş, milyon kat artıyor.
Vücudumuzdaki tüm damarları uç uca ekleseniz 19 bin 200 kilometre eder.
Eksi 90 derecede nefesimiz, havanın ortasında donar ve düşer
El tırnakları ayak tırnaklarından 4 kat daha hızlı uzar.
İnsanın kalça kemiği betondan daha sağlamdır.
İnsan kalbi dakikada 60-80 defa çarpar.
İnsan yılda en az 1460 rüya görür.
İnsanlar 200 milyon soluk alıp verme, 1 milyar kalp atışı, 300 milyon mide kasılması ve 20 milyar göz kırpması kadar yaşarlar.
İnsanlar beyinlerinin %10’nu kullanırlar.
Bir insan yedi dakika içerisinde uykuya dalar.
İnsan vücudundaki en güçlü kas dildir.
Aynanın icadı Günümüzden 4 bin yıl önce, Ortadoğu ve İtalya'nın kuzey kesimlerinde, yanardağ lavlarının
parlak artıklarının cilalanmasıyla, görüntüyü aksettiren ilk aynalar yapıldı. Gümüşleme
yöntemiyle ayna elde etme tekniği ise, 14. yüzyılda Venedik'te geliştirildi. Venedikliler,
bir cam tabakasının arka yüzeyine cıva sürerek, ayna yapmayı başardılar ve o
tarihten sonra bu cam parçası, özellikle kadınların ellerinden düşmez oldu. .
Asıldıkları odanın içinde bulunan her şeyi yansıtan dışbükey aynalar, ilk kez 14. yüzyılda
Almanya'nın Nürnberg kentinde yapıldı.Cam ustaları, üfleme yöntemiyle cam küreler
oluşturduktan sonra, bunları ortadan ikiye bölüyorlar, sonra da iç kısımlarını ince bir cıva
tabakasıyla kaplayarak dışbükey aynayı elde ediyorlardı.Günümüzde ayna yapmak için kullanılan
yöntemin temelleri ise, 1835 yılında, Alman
kimyageri Justus von Liebig tarafından atıldı.Gümüşnitrat, özel bir yöntemle cama tatbikedildiğinde, içindeki gümüş cama yapışıyor
ve böylece son derece net görüntü veren bir ayna elde ediliyordu. Gümüşnitratı cama
sıvanırken ayrıştırmak için, genellikle şeker yada Rochelle tuzu kullanılıyordu.
Jiletin icadı King Camp Gillette tarafından 2 Aralık 1901
günü patenti alındı. Aslında Gillette'e bu fikri,
patronu William Painter vermişti. Bir gün
ona gelerek, "Neden şöyle bir kere kullanıldıktan
sonra atılabilecek bir şey yapmıyorsun?
Öyle bir şey bul ki, müşteri tekrar almak zorunda
kalsın!" dedi. Gillette, bu öneriyi 1895
yılma kadar hiç önemsemedi. O yıl, bir gün
aynanın önünde durup yüzüne bakarken, usturanın
yerini alabilecek bir şey yapmak fikri
geldi.
Derhal çelik üreticileriyle temaslara başladi.
Ama, konuştuğu bütün ustalar, ona yeterince
ince, yeterince düzgün, yeterince keskin
ve yeterince ucuz bir kesici çelik yapmanın olanaksız
olduğunu söylediler. Bir gün (28 Eylül
1901) Boston'da William Nickerson adlı bir
teknisyene rastladı ve öteki bütün ustaların sıraladıkları
güçlüklerin üstesinden birlikte geldiler.
1903 yılında, jilet üretimi başladı.
İlk helikopter Dikey uçuşla insanı yerden havalandırabilen ilk helikopterin planlarını, 6 Ocak 1905'te E.R. Mumford çizdi. Üretimi de, İskoçyalı gemi yapımcılarından William Deny and Brothers tarafından gerçekleştirildi. 67.5 santimetre çapında 6 pervanesi olan helikopterin üzerinde önce 25 beygir gücünde bir Buchet motoru vardı. 1909 yılında, bu motor çıkarıldı ve yerine yine 25 beygir gücündeN.E.C. marka bir başka motor takıldı. Bu motor da, 1911 yılında 40 beygir gücünde bir N.E.C. ile değiştirildi. İlk yapıldığında, kabin inşaatında bambu ağacı kullanılmıştı. Bu gövdenin fırtınalı havalarda su geçirdiği görülünce metal ile değiştirildi. 1912 yılında yapılan denemelerde, yerden üç metre kadar havalananbu helikopterin ilk hareketi için birkaç kişilik insan gücüne gereksinim vardı. Kendiliğinden uçabilen ilk helikopter ise Fransız Paul Cornu tarafından yapıldı. İki pervaneli bu araç, 13 Kasım 1907 günü Lisieux'dayapılan ilk deneme uçuşunda, 180 santimlik yükseklikte 20 saniye uçmayı başardı. Üzerinde 24 beygir gücünde Antoninette marka bir motor vardı.
Uçakla ilk uçuş Belirli bir güçle çalışan bir uçakla ilk uçuş, Orville
Wright tarafından 17 Aralık 1903 günü
saat 10.35'te 12 beygir gücündeki "Flyer-I"
ile, Kittyhawk'ta, Kil! Devil tepelerinde gerçekleştirildi.
Uçak, 12 saniye süren uçuşu sırasında,
yerden 4 metre yükseklikte, saatte 35
millik bir hıza ulaştı. Olayın görgü tanıkları,
Orville Wrihgt'ın kardeşi ve uçağı birlikte yaptıkları
Wilbur Wright ile beş sahil koruma görevlisiydi.
Aynı gün, üç uçuş daha yapıldı.
Bunların en uzunu 59 saniye sürdü ve Wilbur,
284 metre yol almayı başardı. Ertesi gün basın,
insanoğlunun havayla giriştiği bu mücadeleyi
"bir hafiflik örneği" olarak nitelendirip
vermedi. Olayı tüm İngiltere'ye duyuran, yalnızca
Daily Mail gazetesi oldu.
Başarılı İnsanların Karakteristik ÖzellikleriKarakteristikler bir lider olarak öne çıkabilmek için
gerekli olan bilgi, beceri ve yeteneklerin toplamıdır.
Yapılan çalışmalar liderliğin tek bir modeli
olmadığını, Reaktif, Aktif ve Proaktif olarak üç
farklı liderlik stilinin gözlenebildiğini ortaya
koymaktadır. Her yönetici bu üç türden özelliklere
sahip olabilir. İş dünyasında, politikada, bürokraside
ve kamu kuruluşlarında lider konumunda olanların
aşağıdaki karakteristiklerin sahip oldukları
bileşimine göre bu üç liderlik tipinden birine ait
olacaklardır.
Eyleme Yönelik Olma
Eyleme dönük bir karakteri vardır. Fırsatlar ve meydan
okumalardan yaralanabilmek için bilgi ve deneyimlerden
yararlanır. Etrafına coşku, heyecan ve güven aşılar.
Takım Ruhu Oluşturma ve takımla bütünleşme
Farklı kültür ve anlayışlardaki bireylerin ortaklaşa
bir amacı gerçekleştirmelerini sağlamak için beraber
çalışabilecekleri bir ortam yaratır. Grup içinde açık
diyaloğu teşvik ederek, başarı ve kazanımların coşkulu
bir destek gördüğü bir takım ruhu oluşturur.
__________________________________________________ _____________
Microsoft Mucizesinin Yaratıcısı Bill Gates'in Çok
Özel Liderlik Sırları
__________________________________________________ _____________
Komuta Becerilerine Sahip Olma
Meydan okuyan zor ve karmaşık durumlarda sorumluluk ve
inisyatif yüklenir. Başarısızlıkların sorumluluğunu
üstlenir başarıları ekibin olarak değerlendirir.
Ahlak kurallarına Uyma ve Tutarlı Olma (Integrity)
Gurubunun amaçlarına hizmet ederken ahlak kurallarına
dikkat eder, samimi ve tutarlıdır.
Kişilerarası İlişkilerde Duyarlı ve Etkileyici Olma
Örgüt içinde ve dışında Her düzeydeki kişilerle
verimli ilişkiler kurar ve sürdürür. Etkin bir ilişki
networku kurar ve canlı tutar. iyi ve duyarlı bir
dinleyicidir.
Ortaklaşa Vizyon ve Amaç Oluşturabilme
Gelecekle ilgili etkileyici bir vizyon yaratır ve bunu
paylaşır. Bu vizyonu net ve anlamlı
stratejiler/öncelikler olarak formüle eder ve gurubun
dikkat ve enerjisini bunlar üzerinde
yoğunlaştırmalarına yardımcı olur.
Başkalarına Esin Verme ve Motive Etme
Güçlü bir Liderlik performansı gösterir ve
izleyicilerinin maksimum performans sağlayacağı
olanakları yaratır.
Karmaşık Durumlarda Hızlı ve Doğru Karar Verebilme
Temeldeki sorunları belirlemede ve vurgulamada etkin
davranır. Kuruluşun vizyon, misyon, kilit performansı
ve stratejik ekseni doğrultusunda zamanında ve etkili
kararlar alır.
Sonuç Almaya Önem Verme
Amaçlara ulaşmak için strateji ve öncelikleri uygular.
Sonuçların vizyon, misyon, kilit performans ve
stratejik eksen doğrultusanda alınmasını sağlar.
Sonuçların kalitesine ve performansın gelişimine özel
bir önem verir.
Strateji Tasarlama ve Uygulama
Geniş bir perspektif yaratır ve başkalarının
göremediği eğilimleri ve gelecekteki gelişmeleri doğru
değerlendirir. Profesyonel performansı net stratejiler
ve özel önceliklerle ilişkilendirir. Diğerlerinin bu
perspektife göre zaman ve enerjilerini odaklamasına
olanak sağlar.(Kaynak: eylem.com)
Neden kaşınırız? Ne oluyor da kaşınma ihtiyacı hissediyoruz?
Bu soruya yanıt vermek için bile kafanızı kaşımanız gerekmiş olabilir. Tuhaf değil mi? Zira ben de kaşıdım ve bu konuyu araştırmaya koyuldum. Bulduğum bilgileri de paylaşmadan edemedim.
Normal bir kaşınma hissi için, beynimiz deri altındaki sinir hücrelerine vakti geldiğinde kaşınma eyleminin sinyalini iletiyor. Sinir hücreleri harekete geçiyor ve kaşınmamız gerektiğini anlıyoruz. Çünkü derimizin yenilenmeye ihtiyacı var. Ölü hücrelerin, birçok başka yolla vücuttan atılması gibi bu yolla da atılarak yenilenmesi gerekiyor. Bunu da kaşınırken, havlu ile kurulanırken, giyinirken ya da soyunurken bir anlamda sağlıyoruz. Bir an aklıma eski zamanlarda zırhlarla savaşmak durumunda olan şövalyeler geliyor. Onlar için ne de büyük bir sorun olmuştur bu konu, düşünsenize!
Neyse! Kaşıntı hissi komplike bir olay. Çünkü bize bu hissi veren sinir hücreleri, beyinden aldıkları emirle aynı zamanda acı hissini de iletmekle yükümlü olan sinir hücreleri... Dolayısıyla bir yerimizi gereğinden fazla kaşıdığımızda duyduğumuz acının sebebi de bu.
Öte yandan, kaşınma hissi vücudumuzu bir saldırıya karşı korumamız gerektiğinde de oluşabiliyor. Sivrisinekler, arılar ve türlü haşere sistemimize saldırmak için türlü sebepten fırsat kolluyorlar. Vücudumuz ise onların bu saldırılarından korunmak ve bir saldırı halinde sistemin kalkanlarını harekete geçirmek için bize kaşınma hissini veren sinyaller gönderiyor. Bu vesileyle kan dolaşımı hızlanıyor ve saldırı bölgesinde bir takım kimyasal tepkimeler sonucu vücut savunmasını hazır etmeye çalışıyor, direniyor, saldırıya karşı tepki gösteriyor.
Kaşınma, başka bir açıdan beyinde rahatlama duyusunu da harekete geçiriyor. Sistemimiz rahatlamak istediğinde kaşınma isteğini bu yüzden başlatıyor olabilir.
Biliminsanları aynı zamanda HIV, bazı kanser türleri, karaciğer bozukluğu ya da böbrek yetmezliği gibi sebeplerle kaşıntı problemi yaşayan yaklaşık 30 milyon insan olduğunu ifade ediyorlar. Bu tür sebeplerle başlayan ve durmayan kaşınma hissi ise gece uykularını etkileyecek derecede insanları aşırı kaşınmaya sevkedebiliyor. Aşırı kaşınma sebebiyle açılması muhtemel vücut yaralarından mikrop kapma olasılığı ise vücudun bağışıklık sistemine karşı risk oluşturabilecek enfeksiyonların habercisi olabiliyor.
Kaşınmanın toplum içinde uygun bir davranış olmadığını savunanlar da var. Fakat kaşınan kişinin vücudunda bir sağlık problemi olması ihtimali de göz önünde bulundurulacak olursa kaşınmanın aşırı olduğunu düşünenler bir doktora görünseler iyi olur.
Son olarak, bunu da yazmadan edemeyeceğim; vücudumuzdan dökülen ölü deri hücreleri olmasaydı ev mite'ları neyle besleneceklerdi, değil mi ama?
Aslında bu açıdan da bakarsak mutlu olmalıyız. Çünkü hepimizin böylelikle beslediği bir sürü evcil(!) hayvanı var. Ne güzel!
Kıtalar ne zaman ayrıldı? Avustralya’da, Güney Amerika’da bulunan Megaraptor türü dinozor fosilinin yakın kuzeni bir dinozora ait kemiğin bulunması kıtaların birbirinden ayrılma zamanına ilişkin tezleri altüst etti.
145-65 milyon yıl önceki Kretase (Tebeşir) döneminde yaşamış bu iki ayaklı dinozorlar arasındaki benzerlik, Güney Yarımküre’de bulunan Antarktika, Güney Amerika, Afrika, Madagaskar, Avustralya-Yeni Gine, Yeni Zelanda ve günümüzde kuzey yarım kürede bulunan Arap Yarımadası ve Hint Yarımadası’nı içine aldığı düşünülen dev kıta Gondvana’nın bir yanda Afrika ve Güney Amerika arasında, diğer yanda Antarktika, Madagaskar, Hindistan, Avustralya arasında 138 milyon yıl önce bölündüğü tezine gölge düşürdü.
ABD’nin Chicago Üniversitesi’nden Nathan Smith ve ekibi, Avustralya’nın güneydoğusundaki Viktorya eyaletinde bulunan teropod ailesinden gelen dinozora ait kemiğin yaklaşık 108 milyon yıl öncesinden kaldığını saptadı.
Araştırmacılar, Avustralya’da bulunan kemiğin, Kretase döneminde Avustralya kıtasıyla Gondvana’nın bir bölümündeki kıta kaymasına kanıt oluşturduğuna, bu türün Gondvana’nın başka bölümünden bir türle benzerlik gösteren ilk Avustralyalı teropod olduğuna dikkati çekti.
Bugüne kadar birçok farklı varsayımlar ortaya atılsa da ortak tez, Gondvana’dan ilk ayrılanın Afrika olduğunu, Güney Amerika, Antarktika ve Avustralya’nın Kretase’nin ortalarına kadar bağlı olduklarıydı.
Bilim adamların konuya ilişkin makalesi İngiliz “Proceeedings of the Royal Society B.” dergisinde yayımlandı.
Kıtaların eskiden tek bir kara parçası olduğu görüşünü ilk kez 1912’de Alman meteorolog Alfred Wegener ortaya atmıştı.
Sarhoşlar niçin düzgün yürüyemezler? Eğer ki odaklanmada ya da konuşmada güçlük çekme gibi içkinin verdiği ilk sinyalleri göz ardı
edip, alkol almaya devam edersekkendimizi düz bir çizgide yürüyemeyecek kadar kaybedebiliriz. Bunun nedeni, alkolün beynin ince motor hareketlerini denetleyen bölgesi olan serebellumu etkilemesi. Eğer ki, parmağınızla burnunuzun ucuna dokunmakta zorluk çekiyorsanız "serebellum"unuz etkilenmiş demektir.
Alkol ve Bayılma
Hepimiz ayağa kalktığımızda kan basıncımız düşüyor ve vücudumuz istemsiz olarak kan damarlarını daraltıyor. Yüksek miktarlarda alkol alan kişiler ayağa kalktıklarında ise kendilerini kaybederek bayılabiliyorlar. Çünkü kan damarlarındaki bu reflekssel sistem alkol tüketimi fazla olan kişilerde çalışmıyor.
Alkol ve Beyne Etkileri:
Yüksek miktarlarda alkol tüketimi beyne oldukça büyük zararlar verebiliyor:
Medulla & Beyin Sapı bedenin hayati fonksiyonlarını kontrol eden beyin merkezleri. Çok fazla alkol tüketimi, beynin bu merkezlerinde hasara yol açabiliyor; kişinin bilincini kaybetmesine neden olabiliyor. Daha da korkuncu, bu bilinç kaybı ölüme kadar varabiliyor.
Alkolün Uzun Dönemde Bedene Verdiği Zarar:
Uzun dönemler boyunca yoğun miktarda alkol tüketen kişiler karaciğer sorunlarıyla yüz yüze geliyor. Etanolü kıran enzim olarak bilinen alkol dehidrojenaz fazla miktarlarda salgılanmaya başlıyor. Bu da bağımlılığı daha da körükleyerek vücutta benzer etkilerin görülebilmesi için daha fazla miktarlarda alkole gereksinim duyulmasına yol açıyor. Karaciğer kapasitesinin üstünde çalışmaya başlıyor, hücreler ölüyor ve doku sertleşiyor. Sonuçsa; SİROZ.
Alkolün uzun süreli diğer etkileri.
* Kalp hastalıkları
* İnme
* Bunama
* Kasların zayıflaması (miyopi)
* Kanser (karaciğer, kalın bağırsak, göğüs)
Alkol bağımlılığı ne demek? (Dünya Sağlık Örgütü tanı ölçütleri)
Aşağıdaki kriterlerden en az üçünün bulunması gerekiyor:
* Alkol içmek için güçlü bir istek
* Alkol alma davranışını denetlemede güçlük ( alınan alkol miktarını ayarlayamama, kullanım süresini ayarlayamama, başarısız bırakma girişimleri)
* Alkol kullanımı azaltıldığında yada bırakıldığında tipik yoksunluk belirtileri.
* Alkol ile gerekli iyilik halini elde etmek için (rahatlık, sarhoşluk, keyif ) gittikçe artan miktarlarda alkole gereksinim duyma (tolerans gelişimi)
* Alkolü elde etmek, kullanmak ve etkilerini gizlemek için harcanan zaman ve çabanın diğer ilgi ve uğraşlara yer vermeyecek şekilde giderek artması
* Aşırı alkol kullanımı nedeni ile ruhsal, sosyal, fiziksel zararlar ortaya çıkmasına rağmen alkol kullanımını sürdürme
Alkol Bağımlılığı (DSM-IV kriterleri)
12 aylık süre içerisinde aşağıdakilerden bir ya da daha fazlasının görülmesi gerekiyor:
* Üstlenilen sosyal rol sorumluluklarının yerine getirilmemesi: Örneğin, alkol kullanımına bağlı olarak işe gitmeyi aksatma, okuldan kaçma ya da ev işlerini ve çocukların bakımını göz ardı etme.
* Fiziksel kazalara açık olma: Örneğin, alkol tüketimine bağlı olarak araba kullanırken yapılan dikkatsizlikler.
* Legal sorunlarla karşı karşıya gelme: Örneğin, alkollü araba kullanırken trafik polislerince durdurulmak.
* Sosyal ve kişilerarası sorunlar yaşama: Örneğin, alkollüyken kavgalara karışmak.
Psikoterapi tedavide nasıl yardımcı oluyor?
Uygulanan bireysel ya da grup psikoterapileri sırasında psikologlar, kişilerin niçin alkol tükettiğinin altında yatan psikolojik süreçleri sorguluyorlar. Hastaların motivasyonunu arttırarak içki içmelerini tetikleyen durumları sorgulamalarına ve yeni baş etme stratejileri geliştirmelerine yardımcı oluyorlar. Terapi, kişinin içkiyi bırakmasıyla da sonlanmayabiliyor. İyileşen hastaların içkiye tekrar başlamasını önleme aşamasında da psikolog yardımı işe yarıyor. Alkol tedavisi sırasında aile terapileri de uygulanabiliyor. Bu terapiler, ailenin geçirdiği bu geçiş döneminde alkol içen bireyin iyileşmesiyle aile ilişkilerinin tekrar düzenlenmesine yardımcı oluyor.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla


Tweet