Status :
Üyelik tarihi : Feb 2007
Bulunduğu yer : Nereye... Takımı:߀$!kT@$... Yaş:1903...
Mesajlar: 1.681
Konular: 283
Aldığı Beğeniler: 0
Antalya İle İlgİlİ AÇiklamalar.....
Tarihçe

Antalya, antik bölgelerden Kilikya'nın batı kesimini, Pamfilya'nın güneydoğu ucunu ve doğu Likya'yı içine almaktadır. Antalya Türkiye'de bugüne kadar bilinen en eski yerleşmelerin bulunduğu en önde gelen illerimizden biridir.
Antalya'nın bilinen öyküsü Karain'le başlar. Antalya'ya 20 km. uzaklıkta ve Torosların Akdeniz'e bakan yamaçlarında yer alan mağara, 1946 yılından beri sürmekte olan araştırma ve kazılar, özellikle de 1990 yılından bu yana Prof. Dr. Işın Yalçınkaya'nın yaptığı kazılar sonrasında Antalya ilinde Paleolitik yerleşmenin varlığını ortaya çıkartmış ve bölgenin tarihini İ.Ö. 220 bin yılına kadar indirmiştir.
Bölgenin en önemli Prehistorik buluntularını içeren Karain mağarası Paleolitik ve Neolitik, Beldibi mağarası da Mezolitik çağdan veriler sunarken, Bademağacı Höyüğü'nde son kazılarda Cilalı taş çağı yerleşimlerine ve buluntuları ve yanısıra insanın yerleşik hayata geçişinin ilk izlerine rastlanır, bunlara Karataş, Semahöyük'te yapılan kazılarla elde edilen Erken Tunç Çağı bulguları da eklenince, bölgede Paleolitik çağdan zamanımıza kadar kesintisiz bir uygarlığın varlığı belirlenir.
Antalya Bölgesi'nin erken tarihi, son buluntulardan önce karanlıktı. Hititlerin çivi yazılı belgelerinde, adı geçen Ahhiyava ve Arzava ülkelerinin Pamfilya olduğu bilim çevrelerinde artık daha yüksek sesle ileri sürülmektedir. Son araştırmalar ve buluntuların yorumlanmasıyla karanlık diye bilinen bu dönem de aydınlanmaya başlamıştır.
Konya'nın Yalburt'unda bir Hitit Hieroglafinde Patara'nın "Pataf" biçiminde geçmesi bu aydınlanmayı güçlendiren buluntulardır. Anlaşılıyor ki; Hititler, "Lukka Ülkesi" diye adlandırdıkları Akdeniz sahiline kadar uzanmıştır.
İ.Ö.14. ve 13. yüzyıllar, Miken kolonistlerinin en faal oldukları dönemlerdir. Anadolu'nün batı ve güney bölgelerinde bazı yerleşmeler olduğu halde, Antalya' da henüz Miken kalıntılarına rastlanmamıştır.
Hitit İmparatorluğunun yıkılmasının sebebi olan Deniz kavimleri göçü sırasında bir kısım Akalıların bu bölgeye göç ettiklerinden Grek efsanelerinde söz edilir. Truva savaşlarından sonra bazı Aka boyları, Amphilokhos, Kalkhas ve Mopsos'un idaresinde Pamfilya'ya geldikleri; Perge, Silyon, Aspendos ve Selge'yi kurdukları söylenmekle birlikte son bilimsel veriler bu kentleri yörenin yerli halkının kurduğunu göstermektedir. Perge'nin Parha, Aspendos'un Estvedüs, Selge'nin Estlegiis, Silyon'un Selyuüs adlarından da bellidir bu.
Antalya sınırları içinde yerleşen Likyalı'ların kökenleri tartışılmakla birlikte, Hitit ve Mısır kaynaklarında (İ.Ö. 2000) Lukki veya Lukka adlı bir kavimden bahsedilmektedir. Bu kavim, kendilerini "Termili" olarak adlandıran Akdeniz kıyılarımızdaki güçlü komşuları Luvilere akrabalıkları ile bilinen Likya ulusundan başkası değildir.
Grek Kolonizasyonu, İskender' in Zaptı
İlk yerleşme hareketleri İ.Ö.7. ve 8. yüzyıllarda Akdeniz kıyılarında başlamıştır. Özellikle Batı Anadolu ve Yunanistan'da bazı koloniler bu harekette önderlik ederek, bazı kentleri egemenlikleri altına almışlar veya yeni kentler kurmuşlardır.
Yat Limanı 2000
Bu dönemde Pamfilya bölgesinde kurulan ilk Grek koloni kenti Faselis'tir. (İ.Ö. 690) Bu şehrin kuruluşunu Side takip etmiştir.
Herodat'a göre Likya bölgesi, Lidya Kralı Kroissos'un yenilmesi ile, İ.Ö.547 yıllarında Pers kralı Kiros tarafından Pers topraklarına katılmıştır. Böylece Pamfilya'daki Side ve Aspendos gibi şehir devletleri, bir Pers eyâleti haline getirilmiştir. Pers egemenliği sırasında Aspendos ve Side, sikke basmaya kadar varan büyük bir özgürlüğe sahip olmuştur.
İskender'in Alışından Bizans Egemenliğine M.Ö. 334'de, Makedonya Kralı Büyük İskender, Likya' dan sonra Pamfilya üzerine yürümüştür. Büyük İskender, Pamfilya'da, sahilde kurulan Perge, Aspendos ve Side' yi kolaylıkla zaptetmiş ise de, doğusu ve batısı dik yamaçlı dağlara, kuzey ve güneyi çok dar bir vadiye açık, tek giriş yolu bulunan Termesos'u günlerce kuşatmış, bir sonuç alamayacağını anlayarak, civardaki zeytinlikleri ve ormanları ateşe verip seferine devam etmiştir. Bu devlet şehirlerin yönetiminde, İskender'in almasından sonra da, bir değişiklik olmamıştır.
Pamfilya, İskender' in ölümünden İ.Ö. 2. yüzyıla kadar çeşitli krallıkların egemenliğinde kalmış, bu tarihte, Roma senatosu kararıyla Bergama Krallığına verilmiştir. Sonraları, Bergama Kralı II. Attolos, Bölgenin yarısına sahip olduğu halde Side'yi alamamış, bir liman şehrine olan ihtiyacı için, kendi adıyla anılan "Attaleia"yı (Antalya) kurmuştur.
Antalya'nın kurulmasından sonra, İ.Ö.167 yılında Kentler arasında kurulan bir birlikle, egemenliğini Roma hakimiyetine kadar korumuştur.
Hadrianus Kapı
İ.Ö.133 yılında Bergama Krallığı vasiyet yoluyla Roma topraklarına katıldığında, Pamfilya'nın durumu kesin olarak bilinmemektedir. Ancak, İ.Ö. 102'de Anadolu'da Kilikya diye bir eyalet kurulunca Pamfilya da bu eyalete bağlanmıştı. İ.Ö.36 yılında Antonyus Pamfilya'yı Galatya Kralı Amyentas' a vermiş, bu durum İ.Ö. 25 yılına kadar sürmüştür. Likya kentlerinin imparatorluğa eklenmesi ise Kladyus zamanına rastlar. Kladyus her iki eyaleti birleştirerek Pamfilya Likya adı altında tek eyalet haline sokmuştur. Bu dönemde başkent Patara'dır.
Bu tarihten itibaren Anadolu'nun öteki kısımlarında olduğu gibi bölgede de barış ve mutluluk çağı başlar. Özellikle İ.S.2. ve 3. yüzyıllardan sonra Antalya İli, Roma İmparatorluğu' nün bir parçası haline gelmiştir.Yalnız yönetim yönünden bazı değişiklikler olmuştur.
İ.S.3 15 de Likya ve Pamfilya ayrılarak egemen birer eyalet durumuna gelmişlerdir.
İ.S.4. yüzyıldan sonra gelişmeye başlayan Hıristiyanlık yayılmıştır.5. yüzyılda bağımsız piskoposluklar meydana gelmiştir. Bu dönemde gerek Likya, gerekse Pamfilya bölgesindeki birçok kent, İznik Konsül listelerinde görülür.
Bizans Egemenliği
Hıristiyanlığın Anadolu'da hızla yayıldığı İ.S.5.-7. yüzyıllar boyunca Pamfilya ve Likya, Bizans eyaleti olarak önemlerini korumuşlar, hatta İ.S. 2. yüzyıldaki parlak çağlarına yaklaşır derecede, imar görmüşlerdir. 7.yüzyılın ortalarında Arapların sürekli yağma ve saldırıları her iki bölgeyi büyük ölçüde zarara sokmuş, bu duruma engel olmak isteyen Bizanslılar, bölgeyi korumak amacıyla özel bir donanma kurmuşlardır. Roma İmparatorluğunun bölgeye kesinlikle egemen olmasından sonra, stratejik yerler veya kentlerin bazıları, ufak keşişlikler halinde Bizans egemenliği sırasında yaşamalarını sürdürmüşlerdir.
Ayrıca, Rodos, Venedik, Ceneviz korsanlarının talanları, Kıbrıs Krallarının saldırıları ve Haçlı seferi sırasındaki yağmalar, bölgenin ekonomik gücü kadar kentleri de yıpratmıştır. Bu sırada özellikle Rodos ve Cenevizliler koruma ve saldırma için, uygun kıyılarda üsler kurmuşlardır.
Antalya Batı Akdeniz kıyısında stratejik konumuyla önemli bir liman şehridir. Bu Özelliğinden dolayı, kurulduğu tarihten başlayarak sürekli istilalara maruz kalmıştır.
Selçuklu Dönemi
Hellinestik dönemde Bergama Kralı II.Attalos (İ.Ö. 159-138), bölgenin stratejik dönemini dikkate alarak buraya bir Liman-şehir, kurdurmuştur. Kent, kurucusunun adından dolayı "Ataleia" olarak anılmıştır. Arap kaynaklarında şehrin adı "Antaliye", Türk kaynaklarında ise "Adalya" olarak geçmektedir. Yerleşme, 20. yüzyılın ilk çeyreğinden başlayarak "Antalya" olarak adlandırılmıştır.
Antalya'nın ilk surlarının II. Attalos zamanında inşa edildiği bilinmektedir. İ.S. 130 yılında Roma imparatoru Hadriyanus, Antalya seferi sırasında "Hadriyanus Kapısı"nı yaptırmış, surların doğu bölümünü de onarttırmıştır.
Antalya, İ.S. 395 yılından başlayarak Bizans döneminde, özellikle Akdeniz ticareti açısından işlek bir liman olmuştur. 7.yüzyıldan başlayarak Arap akınlarına uğrayan şehir, 860 yılında Abbasi halifesi Mütevekkil'in kumandanı FazI bin Karin tarafından kısa bir süre zaptedilmiştir. Bizans imparatoru VI. Leon ve oğlu Konstantin Porphrogenetos döneminde (İ.S. 912-914) surların yeniden onarıldığı bilinmektedir. Bu dönemde surlar, ikinci bir sur ve sur dışında bir hendekle kuşatılmıştır.
Antalya'nın İlk Selçuklu sultanı I. Rüknettin Süleyman Şah zamanında da (1076-1086) Türkler tarafından fethedildiği ve 1096 yılında başlayan Haçlı seferine kadar Türklerin elinde kaldığı bilinmektedir. I.İzzeddin Mesud zamanında (16-1155) da Selçuklulara geçen şehir, 1120'de Bizanslılar tarafından geri alınmıştır.
Karayolu ticaretini geliştirmeye çalışan Selçukluların en önemli hedeflerinden biri Akdeniz ticaretini ele geçirmekti. Stratejik öneminin yanı sıra, ticari açıdan Anadolu'yu diğer Akdeniz ülkelerine bağlayan bir liman olması nedeniyle de Antalya'nın alınması gerekiyordu. Mısır ve Suriye'den gelen tacirler, Anadolu'ya geçiş yolu Antalya'yı kullanıyordu. Nitekim, l 182 yılında Selçuklu sultanı II. Kılıç Arslan (1115-1192) Antalya'yı kuşatmış, fakat alamamıştır.
Latinler'in 1191 yılında Kıbrıs adasına yerleşmelerinden sonra, Antalya'ya gelen tacirlerin malları çalınmaya başlamıştır. Bunun üzerine Selçuklu sultanı l.Gıyaseddin Keyhüsrev, ikinci sultanlığı sırasında (1205-121 I) Antalya'nın fethine karar verir. 5 Mart 1207 de Sultan, yerli halkın da yardımıyla şehri iki aylık kuşatmadan sonra fethetmiştir. Bunun üzerine Antalya'ya kadı, imam, hatif ve müezzinlerin tayin edildiği; mihrap ile minber konduğu, kale ve burçların onarılıp silahla, erzakla doldurulduğu belirtilmektedir. Böylelikle Selçuklular'a Akdeniz yolu açılmış; Antalya, Avrupa ve Mısır'la yapılan ticaretin merkezi olmanın yanı sıra, Selçuklu donanmasının üssü haline gelmiştir. 1212 yılında, Antalya'nın yerli halkı isyan ederek yöneticileri öldürmüştür. Bunun üzerine, Selçuklu Sultanı l.İzzeddin Keykavus (121 1-1220) Antalya'nın yeniden fethine karar vermiş ve 22 Aralık 1216' da şehir Selçuklular'ın eline geçmiştir.
Hıristiyan ve Müslümanların birlikte yaşama deneyimi başarısızlıkla sonuçlanınca, güvenliğin sağlanması amacıyla şehir ikiye bölünmüştür. Müslümanlarla, Hıristiyanların yaşadıkları mahalleleri birbirinden ayırmak için bir iç sur yapılmış; Hıristiyanlar şehrin doğusuna, Müslümanlar batısına yerleşmişlerdir. Kentin batısında Türk nüfusunun artmasıyla yeni bir sura gerek duyulmuş, Selçuklu Sultanı l.Alâddin Keykubat döneminde (1220-1237) 1225 yılında daha doğuda, denize doğru ikinci bir sur yapılmıştır. Böylelikle şehir Selçuklu Sultanlarının kışlık merkezi haline gelmiş, kışları çoğu zaman Antalya'da ve 1223 yılında fethedilen Alanya'da geçirmeye başlamışlardır.
Eski Kalekapısı
Yivli Minare
İbni Batûta Seyahatnamesinde Antalya şehrini şu satırlarla tanıtmaktadır. "Bu şehir, sahasının genişliği, nüfusunun çokluğu ve planının muntazamlığı itibariyle en önde gelen şehirlerdendir. Her fırka diğer fırkalardan tamamen ayrıdır. Hıristiyan tüccarları "Mina" adıyla bilinen mahallede oturmaktadır. Mahallenin etrafı bir surla çevrilmiş olup geceleri ve cuma vakitleri kapıları kapanır. Şehrin eski sakinlerinden olan Rumlar, diğerlerinden ayrı olarak, başka bir mahallede otururlar. Bunların mahallesi de bir surla çevrilmiştir. Aynı şekilde Yahudilerin de sur içinde ayrı bir mahallesi bulunur. Şehrin hakimi ile ailesi ve devlet ricali de yukarıda açıkladığımız şekilde, şehrin öteki mahallelerinden ayrı olarak etrafı surla çevrilmiş olan kalede oturmaktadır Müslümanlar ise asıl şehirde ikamet etmektedirler. Bu beldede bir cami ve medrese ile bir çok hamam, gayet tertipli ve geniş çarşılar vardır. Şehrin etrafı, yukarıda zikrettiğimiz mahalleleri de ihtiva eden büyük bir surla kuşatılmıştır..."
Sonuç olarak, şehirde Müslüman ve Hıristiyanların bir arada yaşaması başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu nedenle, şehir halkını birbirinden ayıran koruyucu bir sur duvarı çekilmiştir. Hıristiyan nüfusun kalabalık olduğu diğer bazı Selçuklu şehirlerinde de bu uygulamayı görmek mümkündür. Bu uygulamalarda da istenen sonucu vermemiş olacak ki, on yıl geçmeden yeni bir sur daha inşa edilmiş, yöneticiler için bir iç kale "Ahmedek" yapılmıştır.
Antalya'da İçkale'de, Selçuk mahallesinde yer alan Yivli Minare yapı topluluğundaki Mevlevihane, batısındaki Hamam ve Antalya'nın simgesi olan Yivli Minare ile Bali Bey mahallesindeki Bali Bey Çeşmesi (1228) araştırmacılarca I.Alâeddin Keykubat dönemine yerleştirilmektedir. Şehirdeki diğer Selçuklu dönemi yapıları; yine bu yapı topluluğunda bulunan ve II. Gıyaseddin Keyhüsrev dönemine (1237-1247) ait 1239 tarihli Atabey Armağan Medresesi'nin kapısı ve 13. Yüzyılın ilk yarısına tarihlenen İmaret Medresesi ile Çaybaşı mahallesindeki 1238 tarihli Şeyh Suca Türbesi; Selçuk mahallesi, Mermerli sokaktaki Ahi Yusuf Mescidi ve türbesi ile Selçuk mahallesi, Karadayı sokaktaki 1250 tarihli Karatay Medresesi (Dar'üs-Sülehası)'dir. Antalya çevresi Hamid Bey yönetimindeki Türkmen aşiretine verilmiştir. Hamed Bey' in torunu Dündar Bey 14.yüzyılın başında Hamidoğlu Beyliği'ni kurmuştur. 1301 yılında Dündar Bey Antalya'yı fethetmiş,
Hamidoglu Beyliği'nin Antalya kolu bu tarihten 1389 yılına kadar varlığını sürdürmüştür. Antalya1 da, Yivli Minare yapı topluluğunun esas yapısı olan ve yerinde I. Alâeddin Keykubat dönemine ait bir caminin bulunduğu belirtilen 1373 tarihli Yivli Minare Camii, caminin kuzeybatısındaki 1377 tarihli Zincirkıran Mehmet Bey Türbesi ile Selçuk Mahallesi, Aydoğdu sokaktaki 14. Yüzyıla yerleştirilen Ahi kızı Mescidi Hamitoğulları Beyliği döneminde inşa edilmiş eserlerdir.
1389 yılında Osmanlı sultanı Yıldırm Beyazıd tarafından fethedilen Antalya ve çevresi Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı döneminde Antalya surlarında fazla değişiklik yapılmamış, bazı kapılar açılmış, bazıları da onarılmıştır. S.Aktüre tarafından Osmanlı döneminden şehrin sur dışına kuzeye doğru geliştiğini, şehir merkezinin sur dışında kuzeydeki kapı çevresinde oluştuğunu belirtmektedir. Bu nedenle, Antalya'nın Selçuklu ve Beylikleri dönemi şehir dokusu pek bozulmamıştır.
1914 yılından sonra sur içi önemini yitirmeye, surlar yıkılmaya başlamıştır. 1935-40 yıllarında ise kale, içinde oturan halkın sürekli şikayetleri üzerine ücret karşılığında yıktırılmıştır.Günümüzde surlardan geriye birkaç kule, Hadriyanus kapısı ve yat Limanını çevreleyen sur kalıntıları kalmıştır.
Selçuklu döneminde özellikle Alanya'da büyük bir gelişme göstermiştir. Alaadin Keykubat zamanında Alanya'nın, Selçuklu hükümdarlarının kışlığı olduğunu
bilmekteyiz. Bu çağda imar faaliyetleri de yukarıda anlatıldığı gibi Antalya, Alanya içinde, Antalya ve Alanya'yı Konya ve Beyşehir'e ve kıyıdan Anamur ve Mut'a bağlayan yollar üzerinde devam etmiştir.
Osmanlı Dönemi
Selçukluların zayıflayıp yıkılması ile beylikler dönemi başlamıştır. Bu dönemde Hamitoğulları beyliği egemenliği altında bulunan şehir, Antalya' ya yerleşen Tekelioğulları tarafından yönetilmektedir. 1389'da Yıldırım Beyazıd'ın şehri almasından sonra Osmanlı yönetimine giren Antalya'yı I.Dünya Savaşına kadar bir Osmanlı Sancağı olarak görmekteyiz. 1917-21 arasında İtalyanların işgalinde kalan şehir, 1921 yılında Cumhuriyet Hükümeti'ne bağlanmıştır.
Osmanlı Dönemi Salnamelerinde Antalya
Osmanlıların Abdülmecit zamanında 1847'de çıkarmaya başladıkları salnamelerde(Bugünkü anlamı ile yıllık) Antalya'nın Konya'ya bağlı olması sebebiyle, Teke Sancağı adı ile geçmektedir. "Salname-i Vilayeti Konya" adını taşıyan ve 1869' da çıkan bu salnamede, Teke Sancağının idari ve mülki teşkilatı, coğrafi, tarihi, iktisadi durumu açıklanmaktadır. Bunlardan 1884' de çıkan salnamede Alâiye(Alanya) kazasında; 16 han, 188 camii ve mescit, 25 kilise, 9 medrese, 131 Mektebi Sübyan(İlkokul), 912 çeşme olduğu bildirilmektedir.
"Sesini enginlerden getirdi mavi sular; Mavi sular bu sabah bir cihan getiriyor. Sevincinden ağlayan, gülen haykıran rüzgar. Kalelere bir umut ve inan getiriyor."
Baki Süha EDİPOĞLU
Atatürk Antalya'da
Antalya'da Atatürk'te karşılıklı derin izler bıraktılar. Antalya Atatürk'ün üç kez teşrif ettiği mutlu beldelerden birisidir. O günleri yaşayan canlı tarih Hasan Rıza SOYAK; Atatürk'ün Antalya'yı ziyaret günlüğüne şu notları düşer:

6 Mart 1930 Perşembe
Atatürk'ün Antalya'ya geleceği haberi kentte büyük sevinç yaratmıştı. Halkın da katkılarıyla sokaklar, yollar temizlenmiş, aydınlatılmış ve birçok yere zafer takları kurulmuştu.
Karayoluyla Burdur üzerinden beklenen büyük misafir 16.00'ya doğru kente girdiğinde halkın coşkusu, sevinci ve heyecanı artık doruktaydı. Vatan bulvarı üzerinde bugünkü Orman Bölge Müdürlüğü önündeki alanda, Atatürk otomobilini durdurup halkı selamladıktan sonra, tekrar kent merkezine doğru hareket edildi.
Yenikapı'daki valiliğe ait iki katlı köşk, Ata'nın ikâmetine ayrılmış ve baştan başa sade ama temiz eşyalarla donatılmıştı. Karşılama töreni bittiğinde köşke geçildi. Köşkün önünde biriken halkın bitmeyen sevgi gösterileri nedeniyle, Atatürk balkona çıkarak onları bir kez daha selamladı.
Onuruna verilen akşam yemeği sırasında Türk Ocağı'nın düzenlediği gösterileri izledi ve ilgilileri kutladı.
7 Mart 1930 Cuma
Tüm ilçelerden ve köylerden Gazi'yi görmek, saygılarını sunmak üzere gelen heyetler köşkün etrafını doldurmuşlardı. Saat 15.30 sularında balkona çıkarak Antalyalılara kısa bir konuşma yaptı. Saat 17.00'de şehrin çevresindeki park ve bahçelere otomobil ile bir gezi yapıldı. Ocak başkanı ocak kütüphanesini, sinema ve diğer salonları gezdirip genel bilgi sundu. Saat 18.00'de köşke döndü.
8 Mart 1930 Cumartesi
Düzenlenen programa göre, saat 11.00'de Arapsuyu'nda çeltik tarımı yapılan modern bir çiftlik gezildi. Burada öğle yemeği yenildi.
Deniz motorla geziye müsait olmadığından limanda bulunan Rüstemiye gemisine binildi ve Antalya kıyıları açıktan gezildi. Gün boyu doyumsuz güzellikler seyredildi ve konuşuldu.
Atatürk Lara civarında, meyve bahçeleriyle kaplı, çok beğendiği yemyeşil bir yerin adını yanındakilere sordu. Buranın Rumkuş adıyla anıldığı öğrenince "Erenkuş olarak değiştirin" dedi. Doğa bütünüyle onu çok etkilemiş olmalı ki dönüşte yanındakilere "Hiç şüphesiz Antalya dünyanın en güzel yeridir" diyerek duygularını dile getirdi.
Rıhtıma çıkıldığında kalabalığın arasında Cumhurbaşkanı'na yanaşan Kayıkçı Mustafa isminde bir çocuk, 9 kişilik bir aileyi beslediğini, yardıma ihtiyacı olduğunu söyledi. Gazi çocuğa nakdi yardımda bulundu.
9 Mart 1930 Pazar
Ataürk sabah köşkte, ilçelerden gelen heyetleri ve birçok kişiyi kabul edip görüştü.
Bugün Serik Büyükbelkıs Köyündeki ünlü Aspendos Antik Tiyatrosu gezilecekti. Öyleyse doğru otomobillerle yola çıkıldı. Serik ve Belkıs'ta toplanan halkın sevgi gösterileri arasında Aspendos Tiyatrosuna ulaşıldı. Tiyatronun önünde bir yörük çadırı kurulmuş, her taraf bayraklarla donatılmıştı. Tiyatro, Antalya Müzesi Müdürü Süleyman Fikri Bey'in rehberliğinde gezildi. Atatürk tiyatronun dünyadaki benzerleri ile karşılaştırmasını yaparken sanat tarihi ve Arkeoloji alanında da geniş bilgi sahibi olduğu belliydi.
Tiyatro gezildikten sonra Atatürk'e yörük çadırında ikramlarda bulunuldu. Köylülerle sohbet etti, dertlerini dinledi ve topluca fotoğraflar çektirildi.
Dönüşte yol güzergâhındaki bazı çiftlik ve bahçeler gezildi.
Akşam Yenikapı'da halk tarafından Ata'nın onuruna oyunlar oynandı, türküler söylendi.
10 Mart 1930 Pazartesi
Atatürk bugünü köşkten çıkmayarak dinlenmeyle geçirdi.
Antalya Müzesinden getirilen birkaç el yazması kitabı inceledi, Müze Müdürü'nden bilgi aldı. Özellikle nadir bir tarih kitabı üzerinde durdu.
11 Mart 1930 Salı
Atatürk yurt gezisine deniz yoluyla devam edecekti. Ancak bir program değişikliği ile ertesi gün Burdur üzerinden dönüş için hazırlığa başlanıldı.
12 Mart 1930 Çarşamba
Gazi, yanındaki heyetle birlikte, saat 10.25'te büyük bir uğurlama töreni ile Ankara'ya doğru hareket etti.
Atatürk'ün Antalya'ya Diğer Gelişleri

Atatürk 1931 yılı Şubat ayı başında Ege gemisiyle İzmir'den başlayan bir yurt gezisine çıkmıştır. Bu program içinde l O Şubat 1931 Salı günü Antalya'yı ikinci kez ziyaret etmişti.
Sabah, Vali ve resmi erkanı gemide kabul etti. Öğleden sonra motorla iskeleye çıkıldı. Doğruca karargaha giderek askeri birlikleri denetledi. Daha sonra sırasıyla Valilik, Belediye ve Cumhuriyet Halk Fırkasını ziyaret etti. Bu ziyaretler sırasında kentin ticari ve tarımsal faaliyetleri üzerine bilgiler aldı. Zirai Kredi ve Satış Kooperatiflerinin önemi ve örgütlenmesini anlattı.
Saat 18.00'de gemiye dönülerek Alanya'ya doğru hareket edildi.
18 Şubat Pazartesi
Atatürk yine bir yurt gezisi programı içerisinde 18 Şubat 1935 Pazartesi günü saat 14.00'de Acfatepe torpidosunun refakatinde Zafer torpidosu ile Antalya limanına girdi. O sabah çok erken saatlerde Alanya'ya çıkmış üç saat kadar kalmıştı.
Antalya limanında büyük bir sevinç yaşanıyordu. Balıkçıların denizde tertipli bir şekilde hazırladıkları dizi dizi sandallar arasında rıhtıma çıkıldı. Askeri birlikler, okullar, bando ve halk tarafından candan selamlanan büyük misafir, hazırlanan faytona bindi ve kente hareket edildi.
Antalya'yı bir kez daha gezdi ve ilk gelişinde çok beğendiği Erenkuş'a giderek manzarayı seyretti. Yanındakilere kış aylarında Meclisin Antalya'da toplanması hususundaki düşüncesini söyledi ve "Antalya'nın imar ve korunmasındaki hassasiyet ve gücümüzü İtalyanlara göstermeliyiz" dedi.
Akşam fener alayları düzenlendi, ulusal marşlar söylendi.
Ertesi gün saat 19.30'da o gece limana demirleyen Ege Gemisine geçerek kentten ayrıldı.
Tweet