velâyetin 5. makamı ulûl’elbab makamıdır. Ulûl, sahipleri demek, elbab da lübbler demektir. Lübb, beş duyuyla algılamadığımız, beş duyunun ötesindeki fiziğin ötesindeki şeyleri görebilmek ve işitebilmek ve bunlar hakkında hüküm sahibi olabilmek yeteneğidir.

Sevgili okuyucular, Allahû Tealâ, daimî zikre ulaştığınız zaman kalbinizdeki semî hassasının üzerindeki mührü açar, kalbinizdeki kalp kulağınız işitmeye başlar. Kalbinizin gözleri üzerindeki bir perde alınır.
Öyleyse kalp kulağınızın Allah’ın söylediklerini işittiği, kalp gözünüzün gördüğü bir ortamda yaşamaya başlarsınız. Böylece hikmet sahibi olursunuz. Yani Kur’ân-ı Kerim’de bir âyet gördüğünüz zaman, o âyetin, 28 tane basamaktan hangisiyle alâkalı olduğunu bir bakışta çıkartmaya başlarsınız. İşte bu, hüküm sahibi olmaktır, hikmetin sahibi olmaktır. Ulûl’elbab makamının temelde üç tane vasıf şartı vardır. O kişinin mutlaka kalp gözü açık olacak, mutlaka kalp kulağı açık olacak, mutlaka hikmetin sahibi olacak. Bütün hikmet sahipleri, hayrın sahipleridir aynı zamanda. Neden? Nefslerinde hiç afet kalmadığı için. Daimî zikrin sahibi oldukları andan itibaren nefslerinde hiç afet kalmamıştır. Bir daha da afetin geri dönmesi mümkün değildir. Çünkü daimî zikir yaptıkları için, mühür hep zülmanî kapının üzerinde kalır. Karanlıkların artık o kalbe girmesi, o kişi ölene kadar mümkün değildir.
Öyleyse burası ulûl’elbab makamıdır. Ulûl’elbab makamının müşterek özelliği nedir? Hepsi daimî zikrin sahibidir.

İşte Al-i İmran- 191:

“Ellezine yezkürûnallahe kıyâmen ve ku’ûden ve alâ cünûbihim, veyetefekkerûne fi halkıssemâvâti vel’ardı, rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ, sübhâneke fekınâ azâbennâr.”

O (ulûl’elbab) ki (lübblerin, Allah’ın sır hazinelerinin sahipleri) onlar ayakta iken, otururken ve yan üstü yatarken (hep) Allah'ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki); "Ey Rabbimiz!.. Sen bunları batıl olarak (boşuna) yaratmadın. Seni tespih (tenzih) ederiz. Bizi ateş azabından koru."


Daimî zikrin sahibi olmak, (insan üç halde bulunabilir). Üç halin üçünde de kesintisiz olarak Allah’ı devamlı zikretmektir. Ve sevgili okuyucular Al-i İmran Suresinin 7. âyet-i kerimesine göre, Kur’ân-ı Kerim’in müteşabih âyetlerinin açıklanabilmesi yetkisi, Allah’ın ulûl’elbab kullarına verilmiştir. Allahû Tealâ diyor ki orada;

“Hüvellezî enzele aleykel kitâbe minhü âyâtün muhkemâtün hünne ümmül kitâbive uharu müteşâbihât. Fe emmellezine fî kulûbihim zeygun feyettebi'ûne mâ teşâbehe minhübtigâel fitneti vebtigâe te'vîlihi, ve mâ ya'lemü te'vîlehü illâllahü, verrâsihûne fîl'ılmi yekûlüne âmenna bihi, küllün min ındi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illa ülülelbâbi.”

O (Allah) ki; Kitab’ı sana O indirdi. Onda bir kısmı muhkem (manâsı açık, yorum götürmez, şüphe kabul etmez) âyetlerdir ki; Bunlar (Levh-i Mahfuz’daki) ümmülkitap’ta (yer alan açık ve kesin âyetler)dir. Diğerleri ise müteşabih (manâsı kapalı, açıklama isteyen) âyetlerdir. Kalplerinde eğrilik (ve döneklik) bulunanlar, fitne çıkarmak ve (kendi yararına uygun) teviylde (yorumda) bulunmak istedikleri için o (Kitap’)ın müteşabih olan kısmına uyarlar. Halbuki onların te’vil’ini, kimse bilmez ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olan RASİHUN (Rüsuh sahipleri) ise derler ki; "O’na îmân ettik, hepsi de Rabbimiz katından (indirilme) dir." Bunu kimse tezekkür edemez, ancak Ulûl’elbab tezekkür edebilir.


Ulûl’elbab olmak demek, zemin katın sırlarına hakim olmak demek. Allahû Tealâ, en büyük sırrının bulunduğu ana dergâhı onlara apaçık bir şekilde gösterir. Altın paraların kocaman bir küme oluşturduğu, Hz. Ebubekir’in kürsüsü, herkesin önündeki Kur’ân-ı Kerim’ler, rahleler, onarlık insan ruhlarının sırası, sağ kanat velîsi, sol kanat velîsi, birazcık yukarıda Devrin İmam’ının yedinci kata çıkanlara verdiği özel dersler, herşey ona gösterilir. Allahû Tealâ’ya ulaştıran Sırat-ı Müstakiym’in başlangıç altın kapısı, hepsi gösterilir.