“Ve bi’ahdillâhi evfû.”

Bütün yeminlerinizi, ahdlerinizi, misaklerinizi hepsini yerine getirin.

Ve Maide Suresinin 7. âyet-i kerimesi:

5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Allah’ın, sizin üzerinizdeki ni’metini ve “işittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misakinizi hatırlayın. Allah’a karşı takva sahibi olun. Çünkü; O, göğüslerde (sinelerde) olanı bilir.

İşittik ve itaat ettik dediniz. Allah da misaklerinizi üzerinize farz kıldı.
Öyleyse ne olur? Olaya baktığımız zaman şunu görüyoruz. Araf-172;

7/A'RÂF-172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).
Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”


Biz ezelde bütün Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini çıkardık ve hepsini huzurumuzda topladık. Sonra onlara dedik ki; “elestü birabbiküm” Ben sizin Rabbiniz değil miyim? “Kalû” Dediler ki, “belâ” evet. (Evet dediler, sen bizim Rabbimizsin).

Allahû Tealâ da diyor ki, öyleyse ey nefsler Bana yemin vereceksiniz tezkiye olacağınıza dair, ey ruhlar sizlerden misak istiyorum, ölmeden evvel Bana ulaşacağınıza dair, ey fizik vücutlar siz de Bana ahd vereceksiniz şeytana kul olmaktan kurtulup Bana kul olacağınıza dair. Allahû Tealâ soruyor: Sözlerimi işittiniz mi? Cevap veriyoruz: “semina” işittik. Allahû Tealâ buyuruyor öyleyse itaat edin.

Yemin veriyor nefslerimiz, misak veriyor ruhlarımız, ahd veriyor fizik vücutlarımız. Ve Allahû Tealâ bize söz ile de ikrar ettirmek için diyor ki: Emrimi yerine getirdiniz mi, emrime itaat ettiniz mi? Diyoruz ki “atana” itaat ettik. O da buyuruyor: Yeminleri üzerinize yükledik diyor.

İşte böyle bir dizaynda, Allah’a verdiğimiz yeminimiz, misakimiz ve ahdimiz üzerimize farz kılınmış. Kim ruhunu Allah’a ulaştırdıysa yeminini yerine getirmiştir, nefsi tezkiye olmuştur. Yani nefsinin karanlıklarının %50’den daha fazlası, Allah’ın nuruna dönüşmüş, ruhun hasletlerinin fazilet adıyla nefsin kalbine yerleşmesi söz konusu olmuştur. Nefs, yeminini gerçekleştirmiştir. Ruh, misakini gerçekleştirmiştir; Allah’ın Zat’ına ulaşmıştır. Fizik vücut, ahdini gerçekleştirmiştir; şeytana kul olmaktan kurtulmuştur.
Sevgili okuyucular bunun bir mükâfatı, olması lâzım. Açık bir şekilde Al-i İmran Suresinin 76 ve 77. âyetleri şunu söylüyor. Allahû Tealâ diyor ki;

“Belâ men evfâ biahdihi vettekâ fe innallahe yuhibbül müttekîne.”

Hayır (öyle değil); kim (Allah ile olan) ahdini yerine getirir de TAKVA’ya ulaşırsa, muhakkak ki Allah takva sahiplerini sever.

“İnnellezine yeşterûne bi ahdillâhi ve eymânihim semenen kalilen ülâikelâhalaka lehüm filâhırati ve lâ yükellimühümullâhü ve lâyenzuru ileyhim yevmelkıyâmeti ve lâyüzekkîhim ve lehüm azâbün elîm.”

Hiç şüphesiz o kimseler ki, Allah ile olan ahdlerini ve yeminlerini az bir değere satarlar. İşte onlar için ahirette hiç bir nasip yoktur. Allah onlar ile konuşmayacak, ve kıyamet günü (merhamet nazarıyla) onlara nazar etmeyecek (bakmayacak) tır. Ve onları tezkiye de etmeyecek (onlar Allah’a verdikleri yemini yerine getiremeyecek, yani nefsleri tezkiye olmayacaktır) tır. Onlar için elim bir azap vardır.


Allah’a verdikleri misaklerini yerine getirmeyenler var ya onların ahirette bir nasibi yoktur. Ama kim Allah’a verdiği yemini, misaki, ahdi gerçekleştirirse, onlar takva sahipleridir.

Burada Allahû Tealâ “onlar cennete girer” demiyor. Ahirette bir nasipleri yoktur, diyor. İkincisinde yeminini, misakini ve ahdini yerine getirenlerin takva sahibi olduğunu kesinleştiriyor.

Necm-32’de nefsini tezkiye edenlerin takva sahibi olduğunu söylüyor:

53/NECM-32: Ellezîne yectenibûne kebâirel ismi vel fevâhışe illellemem(lememe), inne rabbeke vâsiul magfireh(magfireti), huve a’lemu bikum iz enşeekum minel ardı ve iz entum e cinnetun fî butûni ummehâtikum, fe lâ tuzekkû enfusekum, huve a’lemu bi menittekâ.
Onlar ki, küçük günahlar hariç, büyük günahlardan ve fuhuştan içtinap ederler (sakınırlar). Muhakkak ki Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir. O, sizi topraktan yaratmıştı. Ve siz, annelerinizin karnında cenin idiniz. Öyleyse nefslerinizi temize çıkarmayın (nefslerinizi tezkiye ettiğinizi iddia etmeyin). O (Allah), kimin takva sahibi olduğunu daha iyi bilendir.

Bakara-21’de fizik vücutlarını Allah’a teslim edenlerin, Allah’a kul edenlerin takva sahibi olduklarını söylüyor:

2/BAKARA-21: Yâ eyyuhen nâsu’budû rabbekumullezî halakakum vellezîne min kablikum leallekum tettekûn(tettekûne).
Ey insanlar! Rabbinize kul olun ki O, sizi ve sizden öncekileri yarattı. Umulur ki böylece siz, takva sahibi olursunuz.

ve Rum-31’de de ruhlarını Allah’a ulaştıranların takva sahipleri olduklarını söylüyor:

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.


Burada da Allahû Tealâ toptan hesabı görüyor. Yeminin, misakini, ahdini yerine getirenlerin hepsi takva sahipleridir diyor. Şöyle bitirmiş; “Ve Allah takva sahiplerini sever.” Allahû Tealâ’nın takva sahiplerini sevmesi söz konusu, ama bunun sonunda ne olacağına beraberce şimdi bakalım:

Al-i İmran Suresi 15. âyet-i kerime:

“Kul e ünebbi’üküm bihayrın min zaliküm. Lillezinettekav ınde rabbihimcennatün tecrî min tahtıhel enharu halidine fîha ve ezvacün mutahharatün ve rıdvanün minallah. Vallâhü basirun bil’ıbad.”

De ki "Size bundan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takva sahibi olanlar için, Rab’lerinin katında içinde devamlı kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler ve tertemiz eşler ve Allah’tan rıza (makamı) vadır." Allah kullarını BASİR’dir (görendir, görücüdür).

“Lakinillezinettekav rabbehüm lehüm cennâtün tecrî min tahtihal’enhâruhâlidîne fîhâ nüzülen min ındillâh. Ve ma ındallâhi hayrun lilebrâr.”

Al-i İmran-198

Fakat Rab’lerine (karşı) takva sahibi olanlar. Onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler var. Allah tarafından bir ağırlanışla, orada ebedi kalacaklar. Allah katındaki şeyler EBRAR için hayırlıdır.


“Ve üzlifetilcennetü lilmüttekıyne gayre ba’ıyd hâzâ mâ tû’adûne likülli evvâbin hafiyz.”

Kaf-31, 32

Cennet takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı. İşte vaad olduğunuz şey (bu cennettir). Bütün evvab (Allaha ruhu ulaşmış ve sığınmış) ve hafız (başları üzerinde mürşidin ruhunu muhafız olarak taşıyan) olanlar için.

Sevgili okuyucular, üç âyet-i kerime kesin olarak takva sahiplerinin cennete gireceğini söylüyor. Ve Allahû Tealâ da Al-i İmran Suresinin 76 ve 77. âyet-i kerimelerinden, birincisinde takva sahibi olmayanların, yemin, misak ve ahdlerini yerine getiremeyenlerin ahirette bir nasiplerinin olmadığını ifade ediyor. İkincisinde ise, yerine getirenlerin takva sahibi olduklarını, yani cennete gireceklerini ifade ediyor. Peki daha önce Allahû Tealâ anlatmış mı nefsini tezkiye eden, ruhunu Allah’a ulaştıran, fizik vücudunu Allah’a kul eden bir kişinin cennete gideceğini? Kelime kelime net olarak anlatmış. Kör kör parmağım gözüne, diyor Allahû Tealâ.

“Yâ eyyetühennefsülmutmainne irci’ıy ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh fedhuliy fiy ibâdiy vedhuliy cennetiy.”

Fecr-27, 28, 29, 30

Ey mutmain olan nefs! Allah’tan razı ol, Allah’ın rızasını kazan, tezkiye ol.


(Basamaklara bir bakalım mı: emmare, levvame, mülhime ve dördüncü basamak mutmainne.) “Ey mutmain olan nefs.” diyor, mutmainneye ulaşmış bir nefse sesleniyor Allahû Tealâ.
Allah’tan razı ol (radiye). Allah da senden razı olsun Allah’ın rızasını kazan (mardiyye) ve tezkiye ol (tezkiye).
Ruha sesleniyor:

“İrci’ıy ilâ rabbike”

Ey ruh! Sen de Rabbine geri dön.

Ey nefs tezkiye ol! Yani Bana verdiğin yemini yerine getir. Ruha sesleniyor: Bana geri dön. Bana verdiğin misaki yerine getir. Fizik vücuda sesleniyor: “Fedhuliy fiy ibâdiy” o zaman diyor ey fizik vücut, nefsin tezkiye olduğu, ruhun da Bana ulaştığı zaman kişi de Bana verdiği yemini ve misaki gerçekleştirdiği zaman, sen ancak o zaman Bana kul olabilirsin, oldun. Hadi gel kullarımın arasına gir..

“İyi de sonuç ne olacak” diyeceksiniz değil mi? Sonunu söylüyor 30. âyet-i kerimesinde: “Vedhuliy cennetiy” ve cennetime gir.

Kim nefsinin yeminini gerçekleştirirse, kim ruhunun misakini gerçekleştirirse, kim fizik vücudunun ahdini gerçekleştirirse, o kişinin gideceği yerin cennet olduğunu Allahû Tealâ kesinleştiriyor bu âyetle.