Aslen Anselmo Turmeda adında bir İspanyol papazı
iken, bilahare İslamiyeti kabul eden muhtedi Abdullah
Tercüman'ın, Hıristiyanlığı, çürüten «Tuhfetü'l-Erib
Fi'r-Reddi Ala Ehli's-Salib» isimli Arapça eserinin
tercümesidir. Ayrıca gayet faydalı malumatı havi bir
ÖN SÖZ ile bir SON SÖZ ilave edilmiştir.
Önsöz
Yolunu şaşırmış bir kimseye — sırf Hak rızası için — rehberlik etmek, muhakkak ki, asilane bir
harekettir. Hele bu yol, insanı Allah'a götüren ebedi kurtuluş yolu olursa. Bazı dinler vardır ki, Allah'ın lütuf ve inayetini sınırlı sayıda şahıs ve topluluklara tahsis eder, geri kalan insanları bundan mahrum
kılarlar. Mesela Hinduizm'de kurtuluşa erebilmek için bu dinin rahibi, yani "brehmen olmak lazımdır.İş bununla da bitmez; brehmen olabilmek için de, brehmenler kastına (= dini sınıfına) bağlı bir ailenin
çocuğu olmak gerekmektedir. Bu dinde misyonerlik hareketi tabiatiyle yoktur.
Diğer bir takım dinler vardır ki, doktrinlerini bütün dünyaya yayarak, insanlığı kendi bayrakları altında toplamak isterler. Budizm, Hıristiyanlık gibi... Şayet geniş manada din tarifi içine, müsbet veya
menfi her türlü inanç sistemlerim dahil edecek olursak, zamanımızdaki «Global» dinler listesine komünizmi bile sokabiliriz. Zira onun da kendine mahsus inançları vardır: Allah'ın varlığım inkar
etmek, dünyanın ebedi olduğunu söylemek, her şeyin maddeden meydana geldiğini iddia etmek ve saire gibi... Onun da taraftarlarınca «kutsal» tanınan bir kitabı (das Kapital), sahte peygamberleri
vardır.
Türkçe tercümesini sunduğumuz bu eser, sadece hıristiyanları doğru yola davet etmektedir. Onların dikkatini üzerinde düşünmeksizin inanıverdikleri bazı inanılmaz noktalara, çelişkilere çekmektedir.
Kitabının giriş kısmında, yazar, kendi hayatım anlatmakta; başlangıçta İspanyalı bir katolik papazı olduğunu, daha sonra İslamiyeti kabul ettiğini ve eski dindaşlarım da aynı yolu seçmeğe davet etmeğe
çalıştığım belirtmektedir.
Hıristiyan iken taşıdığı ad «Anselmo Turmeda» olan yazar, Fransisken tarikatına mensup olup, Mayorka adasının, aynı ismi taşıyan şehrinde dünyaya gelmiştir. Hayatı hakkında fazla bilgimiz
yoktur. Sadece İspanyolca (Katalanca), «Eşek ile Fransisken Anselmo Turmeda arasında mücadele» ünvanlı bir eseri olduğunu da öğrenmekteyiz (1).
Eserinin baştarafında belirttiği gibi, yazar, önce İspanya'nın Lorida şehrinde, sonra da İtalya'nın İspanyol müsteşriki A. Palacios bu eser hakkında araştırmada bulunmuştur. (El original arabe de la Disputa del asno contra Fr. Turmeda. Rev. De la Filologia Esp. Madrid, 1914).
Bolonya şehrinde hıristiyanlık ilahiyatı tahsil etmiş ve son üstadı piskopos Nikola Martel'in gizli ve özel tavsiyesi üzerine Tunus'a giderek İslamiyeti kabul etmiş ve Abdullah adını almıştır. Orada Arapça
öğrenmiş ve o zamanki Tunus hükümeti hizmetinde tercümanlık yapmıştır. Bu eserini Hicri 823 yılında kaleme almıştır. Bu tarihte İspanya'nın güneyinde, Endülüs'te yeni bir İslam devleti mevcuttu.
Binaenaleyh İspanya'da Müslüman uleması bulunuyordu.
Yazarın oğlu Abdü'l-Halim, eserin Arapça bir özetini yapmıştır. Yazma nüshası Berlin kütüphanesindedir.
Ayrıca, eserin Arapça aslının da birçok yazma nüshaları, çeşitli kütüphanelerde muhafaza edilmektedir. Arapça metin Hicri 1290 yılında İngiltere'de basılmıştır. Sonra 1895, 1904, v.s. yıllarında
Kahire baskıları da yapılmıştır. Türkçe bir tercüme de yazma nüshalar halinde yayılmıştır. Hacı Mehmed Zihni Efendi'nin yaptığı tercüme de İstanbul'da basılmıştır, Latin harfleriyle ilk defa basılan
bu yeni tercüme esas itibariyle M. Zihni Efendi'nin tercümesinin, lisan bakımından sadeleştirilmiş
şeklidir .
Arapça aslının adı: «Tuhfetü'1-erib fi'r-reddi ala eh-li's-salib» dir. (Bazı baskılarda «erib» yerine «lebib» ke-limesi vardır.) Ebü'1-Gays Muhammed ibnü'l-Kaşşaş isimli bir alim esere bir önsöz
ilave etmiş ve adını da 'Tahiyyetü'l-esrar te'lifü'l-ahyar li'1-ensari fi'r-reddi alen-nasare'lküffar' şeklinde değiştirerek Sultan I. Ahmed'e ithaf etmiştir. (Saltanatı 1012 - 1026 H.)
Tuhfetü'1-erib, Avrupalı hıristiyanların da dikkatini çekmiştir. Fransızcaya tercüme edilen eser hakkında şu araştırmalar yapılmıştır:
1) Fransızca tercümesi. Çeviren J. Spiro, Paris, 1886.
2) Revue de l'Histoire des Religions, Paris, xii, pp. 68-89, 179, 201, 278-301 (üç sayıda).
3) Di Matteo, Tahrif, 243, No. 6. .
4) J. Spiro, Autobiographie d'Abdallah b. Abdallah le drogman, dans: La Revue Tunis. 1906, xiii,
19-101.
İstanbul Müftü Müsevvidi Fikri Yavuz bey, eseri Arapça aslıyla karşılaştırmıştır. Eserin sadeleştirme işi. İstanbul
Edebiyat Fakültesi ve Yüksek İslam Enstitüsü talebeleri ile diğer yetkili kişilerden müteşekkil bir hey'et tarafından
yapılmış, tekrar tekrar gözden geçirilerek en mükemmel bir şekilde çıkması sağlanmıştır.
5) Mohamed Ben Hodja, Le tombeau d'Abdallah b. Abdallah, dans la meine revue, p. 292 - 294.
6) Revue Africaine, V, 266.
7) Steinschneider, Polemische und apologische Litteratur, 34, No. 15
İslam ' Hıristiyan Münakaşası
Bundan birkaç yıl önce Amerika'da «Towards Understanding İslam » ( İslam'ı Anlamağa Doğru) adlı bir eser basılmıştır. Bu eserde İslamlar ile Hıristiyanlar arasındaki dini
münakaşaların tarihçesi hayli objektif bir şekilde çizilmektedir. Bu kitabın da Türkçeye ve diğer
müslüman dillerine çevrilmesinde fayda vardır.
Abdullah Tercüman'ın da şikayet ettiği gibi, hıristiyanların istifadesi için yazılan İslam kitaplarında, onların dinleri hakkında sadece akli tenkitler yapılmakta, fakat hıristiyanların dini inanışları derinliğine bir araştırma konusu yapılmamıştır. Hıristiyanların kudsal kitapları bile sıkı bir incelemeye tabi tutulmamıştır. Bu işi yapmanın artık zamanı gelmiştir. İlahiyat Fakültelünden mezun olan bazı gençlerin Yunanca ve Latince öğrenmeleri ve hıristiyanların dini üniversitelerinde (mesela
Roma, Paris) bu din üzerinde ihtisas yapmaları şarttır., Bazıları Katoliklik, diğerleri Protestanlık, Ortodoksluk üzerinde derinleşmeli ve nasraniyetin mahiyeti üzerinde çalışmalar yapmalıdır.2 inci Dünya Savaşının sonundan beri hıristiyan misyonerleri Türkiye'deki faaliyetlerini hayli artırmışlardır (3). Son yıllarda yurdumuza gelen bazı turistler yanlarında Türkleri Hıristiyanlığa davet eden Türkçe yayınlar getirmekte ve bunları gizli veya aleni olarak halka dağıtmaktadırlar. Amerikalılar
ve Almanlar bilhassa çok aktiftirler. Komşu Lübnan'da «İletişim yoluyla Misyonerlik» konusunda bir enstitü açılmıştır. Bir de, Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde çalışan Türk işçileri üzerinde de misyonerler
var güçleriyle çalışmaktadırlar.
Hakikat insanlığın en mukaddes malıdır. O hiç kimsenin tekelinde değildir. Akıllı ve dürüst kişiler, hüküm ve karar vermeden önce başkalarını da dinlemekten korkmazlar. Allah bize iki kulak ve sadece
bir ağız vermiştir. Binaenaleyh önce dinlemeli, sonra karar vermeliyiz.
Kitabın sonundaki ek bölümde bu konuda daha detaylı bilgi verilmektedir.
Ne yazık ki, hıristiyanlar, kendi söylediklerini, kendileri tatbik etmemektedir. Evet onların teşkilatı, faaliyeti, sabır ve sebatı elbette inkar edilemez. Ama bir söylediklerine, bir de yaptıklarına bakınız. Hz.
İsa (A.S.) Efendimizin (Selam olsun ona) talim ve irşadları sevgi üzerine kurulmuştur: «Yalnız dostunu değil, düşmanım bile sevmek lazımdır. Bize kötülük edeni afvetmek kafi değildir, bize bir
tokat atana, öbür yanağımızı da çevirmeliyiz. Hırkamızı zorla alana. çıkarıp gömleğimizi de vermeliyiz. Kendisine bir kilometre refakat etmemizi zorlayanın peşinden iki kilometre yürümek
lazımdır...» gibi. Hıristiyanlar bu ölçüleri özellikle ihracat malı olarak mı anlıyorlar ve neden bunları kendileri tatbik etmiyorlar? Biz burada kafir devletlerin (bu devletler hem müslüman, hem de
hıristiyanlar nazarında kafirdir) zalimane sömürgecilik ve genişleme siyasetlerini bir tarafa bırakacağız. Hatta, misyonerlerin onlara sömürücülük ve soygunculuk yolunda yardımcı olduklarından
da bahsetmiyeceğiz. Sadece, pek dindarane bir gayretle, müslümanları hıristiyan yapmak uğrunda gösterdikleri faaliyetten söz açacağız. Onlar böyle yapmakla kendi ruhlarını helak etmekte, ebedi
felaketlerim hazırlamaktadırlar.
Kendileri hakkı arıyacaklarma, başkalarını da saptırmağa çalışmaktadırlar. Onların oturup şu hususları düşünmeleri gerekmez mi?
Bütün dinler içinde, Hıristiyanlığın Hazret-i İsa (A.S.) hakkındaki «babasız doğmuş olması» akidesini kabul eden yegane din İslamiyettir. Filhakika İslamiyet, Hz. Meryem validemizin hiçbir erkek görmeksizin Hazret-i İsa'yı (A.S.) dünyaya getirdiğini; ismet ve iffet sahibi bir bakire olduğunu, Hazret-i İsa'nın (A.S.) dünyaya gelişinin ilahi bir mucize olduğunu kabul eder. Halbuki yahudiler Hazret-i İsa'ya (A.S.) —haşa— gayrı meşru demek küstahlığında bulunurlar, işte müslümanlar, hıristiyanların büyük tanıdıkları Hz. İsa (A.S.) ve Hz. Meryem hakkında böyle güzel inanışa sahibdirler. Hal böyle iken, hıristiyanlar İslam büyüklerine karşı çirkin söz ve hakaretleri savururlar.
Bilhassa papaz takımımn, İslam Peygamberi (sallallahü aleyhi ve sellem) hakkındaki iftiraları, insan aklının varabileceği son noktaya kadar alçalmış olduklarına işaret eder. İşte biz hıristiyanları, bu
utanç verici durumlarını düşünmeğe davet ediyoruz. Evet, bir tarafta Hz. İsa'yı (A.S.) ve Hz. Meryem'e saygı ve hürmette de kusur etmeyen müslümanları, diğer tarafta İslam büyüklerine hakaret
ve küfürler yağdıran kendilerini düşünsünler.
İslamiyete Göre Hz. İsa (A.S.)
İslamın iki ana kaynağı vardır: Kur'an-ı Kerim ile Peygamberimizin (S.A.) sünneti. Kur'an-ı Kerim, İslam Peygamberine indirilen vahylerin (ilahi buyruklar) hey'-et-i mecmuası olup bütün insanlığa hitab etmektedir. Buna Kelamullah (Allah'ın sözü) de denir. Hz. Peygamber O'nu sağlığında
vahiy katiplerine, kendisine geldiği gibi aynen yazdırıp, etrafına yaymıştır.. Arapça aslı aynen elimizde mevcuddur. Dünyanın çeşitli yerlerindeki kütüphanelerde, İslamın ilk asrından bu güne kadar
yazılmış, sayısız yazma Kur'an-ı Kerimler vardır. Alman misyonerleri bu yazma Kur'an-ı Kerim'lerin binlercesinin fotokopilerini aldırıp, bir araya toplamışlardır.. Gayeleri Kur'an-ı Kerim'de birbirini tutmayan bir yer bulmaktı. Fakat bunları karşılaştırmışlar ve tek bir değişiklik bile bulamamışlardır.
Halbuki kendi mukaddes kitabları olan İncil'lerin çeşitli yazma nüshalarında 26.000 adet birbirine uymayan yer (= variantes) vardır.
Peygamber'in (S.A.V.) sünnetine gelince: Bu O'nun hayatına ait nakil ve rivayetleri ihtiva eder:
Sözleri, şahsi davranış ve hareketleri, ashabının (Allah onlardan razı olsun) bir şeyi yapmasma karşı ses çıkarmamaları. (Bu gizli bir rızadır.)
Ashabın bir kısmı hadisleri, daha Resülüllah'ın (S. A.V.) sağlığında yazmağa başlamışlardı.
Diğerleri vefatından sonra yazdılar. Daha sonraki nesiller, hadis yazanların eserlerini toplayıp, hadis külliyatları meydana getirdiler. Altı «Sahih» (= en doğru kitab) bu suretle meydana gelmiştir. (Buhari,
Müslim, Ebü Davud, Tirmizi, ibn Mace, Nesei)
Bu iki ana kaynaktan başka Resülüllah'ın (S.A.V.) hayatını anlatan kitablar da kaleme alınmıştır.
Bunlara Siyer (veya Siretü'n-nebi) denir.
Burada yalnızca şu noktaya işaret edelim: Hıristiyanların kutsal kitabı olan Ahd-i Cedid (= Nouveau Testament, kilisece kabul edilen 4 İncil ile sonradan yazılmış bazı mektubları ihtiva eder), ne Kur'an-ı Kerim'e, ne de Hadis külliyatlarına benzer. Olsa olsa Siyer kitablarını andırır, yani bunlarda
4 İslamların Hıristiyanlığa karşı yazdıkları reddiyelerin en hafifinde bile, Hazret-i İsa'ya en ufak bir hürmetsizlik
edilmemiştir.
Hz. İsa Aleyhisselamın hayatı anlatılmakta, bazan da O'nun söylediği sözler zikredilmektedir. Müslümanların, Hz. İsa'ya (A.S.) vahyedilmiş olduğuna inandıkları hakiki İncil, galiba Hz. İsa (A.S.)
tarafından şakirdlerine yazdırılmamıştır ve ondan sonra da kaybolmuştur.
İslam dini dinlerin en hoşgörülüsüdür.. Hem akle, hem de kalbe en uygundur, İslamın tezi şudur:
Sonsuz rahmet sahibi olan Allahü Teala, lütuf ve inayetiyle, insanlara maddi ve bedeni nimetler verdiği gibi, doğru yolu bulmaları için peygamberler göndermiştir. Zira insanların hepsi kendi başlarına,
Rablerine ulaştıran yolu bulacak iktidara sahip değildir. Kur'an-ı Kerim'e göre, hiçbir kavim yoktur ki, Allah onlara, zaman zaman, Hak yolu gösteren haberciler, peygamberler göndermemiş olsun. Bu
habercilerin sayısı çoktur. Kur'an-ı Kerim'de ancak bazılarının ismi zikredilmiştir. Hz. Nuh, İbrahim, Davud, İsa, Yahya (aleyhimüsselam) bu cümledendir. Bu habercilerin hepsi de aynı temel inancı tebliğ
ve öğretmişlerdir: Allah'ın birliği ve hesaba çekilmek üzere öldükten sonra tekrar dirilişin hak olduğu.
Bu büyük peygamberlerin hepsinin de, kendilerine vahyedilmiş mukaddes kitabları vardır: Hz. İbrahim'in suhufu, Hz. Musa'nın Tevrat'ı, Hz. Davud'un Zebur'u, Hz. İsa'nın (A.S.) İncil'i, Hz. Muhammed'in (S.A.V.) Kur'an'ı (Selam onların üzerine olsun!).
Kur'an-ı Kerim'de, Hz. İsa'nın (A.S.) babasız doğduğu yazılıdır. O'nun sadece annesi vardır: Hz. Meryem. Fakat, yine Kur'anda Hz. Adem'in. hem babasız, hem de annesiz yaratıldığı bildirilir. Hz.
Adem böyle harikulade bir şekilde yaratılmış olmasma rağmen, ilah olmadığına göre, Hz. İsa'nın (A.S.) Tanrı veya Tanrı'nın oğlu olarak telakki edilmesine sebeb ne? Kuran Hz. İsa (A.S.) için
«Rühullah» der. Kur'anda ruh «emir» manasına kullanılmıştır. Rühullah, Allah'ın emri demektir. Bir mucize olan doğumu Allah'ın bir emri olduğu için Kur'an yine onun hakkında Kelimetullah (= Allah'ın
sözü) tabirini, kullanır. Zira onun babasız doğuşu Allah'ın bir sözü, bir emri ile olmuştur. Hem Hz. İsa (A.S.), daha beşikteyken konuşmuş ve annesinin masum olduğunu söylemiştir. Büyüyünce Yahudileri
dine davet etmek üzere, kendisine İncil verilmiştir (5). Hz. İsa (A.S.) diğer milletlere peygamber olarak gönderilmemişti. O zaman Filistin'de Romalılar hakimdi. Roma idaresi ona o kadar güçlük çıkardı ki,
5 Kur'an-ı Kerim'de ve Metta İncilinde, Hz. İsa'nın yahudilere peygamber olarak gönderildiği yazılıdır. Her ne kadar
Markos İncilinde Hıristiyanlığın bütün dünyaya yayılmasmdan bahsediliyorsa da, bu İncilin en eski yazma nüshaiarında
böyle bir ifadeye rastlanmamıştır. Binaenaleyh bu kısmın sonradan ilave edildiği anlaşılmaktadır
gizlice tebligat yapmak zorunda kaldı, iki ve üç sene müddetle Allah'ın emrini yaymaya çalıştı. Sonra Roma valisi onu yakalattı ve çarmıha gerilerek idam edilmesi emrini verdi. Kur'an-ı Kerim'e ve —
kilisenin kabul etmediği ve binaenaleyh Ahd-i Cedid'de bulunmayan.bazı İncil nüshalarına göre Hz, İsa (A.S.) kurtuldu, sonra Allah onun yanına yükseltti Yukandaki açıklmadan, anlaşılacağı üzere müslümanlar Hz. İsa'yı (A.S.) büyük bir peygamber olarak tanımakta ve ona karşı gereken hürmet ve tazimi yerine getirmektedirler.
Hak yolundan sapmış Hıristiyanlar Hz. İsa'ya (A.S.) Tanrı'nın oğlu diyorlar. Kur'an bunu reddetmektedir. Hz. İsa'nın (A.S.) ölümünden bir asır sonra hıristiyanlar teslis akidesini uydurdular.
Yani ulühiyette üç şahıs olduğunu iddia ettiler (7). Allahü Teala Kadim'dir, Baki'dir; O'nun için bir başlangıç ve bir son yoktur. Binaenaleyh yerine geçecek bir veliahde ihtiyacı yoktur. Bundan
münezzehtir. Üstelik, hıristiyanların inanışına göre, Allah'ın oğlu babasının huzurunda ölmüştür.
Bundan birkaç yıl önce Katolik kilisesi, Hz. Meryem'in de semaya yükseldiği inancım kabul etmiştir. Güya Hz. Meryem Baba-Tann ile Oğul-Tanrı'ya mülaki olmuşmuş...
Hıristiyanlıkla İlgili Bazı Gerçekler
Hz. İsa aleyhisselam Arami dilini konuşuyordu. Fakat öğrettiklerinin asıl metinleri kaybolmuştur.
Halen elde mevcud en eski İncil nüshaları, aslın Yunanca tercümeleridir. Fakat Hz. İsa'nın (A.S.)
tebliğatından yapılan bu Yunanca tercümelerin doğru olup olmadığını kontrol edecek Aramice bir
metin yoktur. Burada dikkate değer bir hadise üzerinde duralım: Hıristiyanların en kalabalık mezhebi
olan katolikler, kendilerince doğru saydıkları dört İncil'i Yunancadan Latinceye çevirmişlerdir.
Yunanca metnin, Yunanlı katolikler tarafından bile okunmasına rıza göstermemektedirler. Bu
Yunanlılar, ibadet (= lithurgie) esnasında Latince'den tekrar Yunanca'ya yapılan tercümeleri okumakla
mükelleftirler.
Latince tercümelerde bazı tercüme hataları bile bulunmuştur. Ancak, Katolik kilisesi, bu eski Kur'an'da Hz. İsa'nın halen berhayat olup olmadığı veya tabii bir ölümle ölüp ölmediği hususu tasrih edilmiyor. Bazi
Hadis-i Şeriflere göre Kıyametten önce, Hz. İsa, bir peygamber olarak değil, fakat islam ümmeti-nin bir mensubu olarak,
tekrar dünyaya gelecek ve yeryüzünde adaleti yayacaktır. Bazılarına göre: Baba, Oğul, Ruhu'l-kuds. Bir kısınma göre de: Baba, Ana, Oğul.
tercümenin azizler tarafından yapılmış bulunulması iddiasıyla terkedilemiyeceğinde ısrar etmektedir.
Katoliklerde papaz huzurunda günah çıkarma mecburiyeti vardır. Güya papaz, Allah namına
afvediyormuş. Bu adet yüzünden ortaya çıkan skandallardan haydi bahsetmiyelim. Ya, günah itirafı
esnasında Hz. Mikail, Hz. İsrafil v.s. gibi meleklerden de afv dileme işine ne diyelim? Bu şirk = (Allah'a ortak koşmak) değil midir?
Hıristiyanların ( belli başlı inançları (amentüsü)
Şöyledir:
1) Ben İnandım Tanrıya, semayı ve arzı yaratan, kaadir-i mutlak Baba'ya,
2) Ve O'nun biricik oğlu ve bizim Rabbimiz olan İsa Mesih'e,
3) Ki O Rühu'l-Kuds'ten ve Bakir Meryem'den doğmuştur,
4) (Roma valisi) Ponce Pilate (devrinde) acı çekmiş, çarmiha gerilmiş, ölmüş ve gömülmüştür,
5) Cehennemlere inmiş, üçüncü günü ölüler arasından tekrar diriltilmiştir,
6) Göklere çıkmış ve Kaadir-i Mutlak Baba'nın, Tanrı'nın sağ yanına oturmuştur,
7) Oradan gelerek, dirileri ve ölüleri muhakeme edecektir,
Ben inandım "Rühu'l-Kuds'e,
9) Mukaddes katolik kilisesi ve azizler topluluğuna,
10) Günahların bağışlanmasına,
11) Cesedin dirilişine,
12) Ebedi hayata. Amin (= öyle olsun!)
Bu amentünün 2 inci maddesinde Hz. İsa'ya (A.S.) Tanrı'-nin biricik oğlu deniliyor. Halbuki Kitab-ı Mukaddes'te (Bible) bu tabir birçok kimseler için, bu meyanda, Hz. Adem ve Hz. Davud hakkında da
kullanılmaktadır. 5 inci maddede Hz, İsa'nın (A.S.) Cehennerne gittiği yazılıdır. Suçluların günahlarını
temizlemek için bir masumun yanmasına adl-i ilahi razı gelir mi? 4 üncü maddede öldüğü açıkça yazılı. Tanrı ölür mü?
Hıristiyanların diğer temel bir metinleri daha vardır. Müslümanların devamlı okudukları Fatiha süresine kıyas edilebilir. Hıristiyanlar onu her ayinde okurlar. Buna «Bizim Babamız» adını verirler.
8 Katolik fırkasının.
9 Metta İncilinde yazılıdır (IV, 9-13), İnanişlarına göre Hz. İsa (A.S.) şöyle dua etmiş:
Ey göklerde olan babamız,
İsminiz mukaddes olsun;
2- Saltanatınız gelsin;
3- Gökte olduğu gibi, iradeniz yerde de yerine gelsin;
4- Bugün de, bize hergünkü ekmeğimizi veriniz;
5- Biz .nasıl bize yapılan kötülükleri afvediyorsak, siz de bizim günahlarımızı afvediniz;
6- Bizi (şeytanın) iğvasına düşmeğe bırakmayınız;
7- Fakat bizi kötülükten halas ediniz. Amin.
Bu duanın 3 üncü maddesinde Allah aciz olarak tanımlanıyor. 5 inci madde daha beterdir. Zira Allah'ı sanki — haşa — minnet altında bırakmış, O'na bir iyilik yapmış gibi bir ifade vardır (Neüzübillah = Allah'a sığınırız.) 4 üncü maddede yalnız ekmek isteniyor. Halbuki tekmil bereket ve
nimet istenmeliydi.
Hıristiyanların bu iki esas metnini müslümanların amentüsü ve Fatihasıyla mukayese edersek, hangisinin akla, Allah'ın yüceliğine ve eşref-i mahlükat olan insanın onuruna uygun olduğu derhal
anlaşılır.
Şurası da hatırdan çıkarılmamalıdır ki, Hz. İsa (A.S.) birçok defalar ve hiçbir şübheye yer bırakmıyacak şekilde, peygamberlik vazifesini tamamhyamadığını söylemiş ve kendisinden sonra
Faraklit unvanım taşıyan başka birisinin gelerek yarıda kalan ilahi vazifeyi tamlayacağını bildirmiştir.
Bu kimsenin bazı özelliklerini de beyan etmiştir. Mü'min bir hıristiyan, Hz. İsa'nın (A.S.) bu müjdesini
nasıl inkar edebilir?
Vahim bir husus da şudur: Hıristiyanlar Hz. İsa'nın (A.S.) sunduğu vahyi rastgele delillere dayanarak hükümsüz (mensuh) saymaktadırlar. Metta İncilinde Hz. İsa (A.S.), «Ben Tevrat'ı kaldımak
için değil, fakat doğruluğunu tasdik için. Onun bir noktası bile değişitirilmemelidir», demiştir. Halbuki Pavlos Romalılara yazdığı mektupta: «İsa (A.S.); Tevrat'ın sonu demektir» deyince, Tevrat'taki emirler terkedilmiş; domuz eti yenmeğe, şarap içilmeğe başlanmış, sünnet adeti, cumartesi gününe riayet ve diğer buyruklar yerine getirilmez olmuştur.
İnciller, insanların, sosyal ve medeni ihtiyaçlarına cevap verememektedir. En hayati mes'eleler olan evlenme, miras, alışveriş gibi beşeri münasebetler hakkında bu kitablarda tek kelimelik hüküm yoktur.
Her hıristiyan ülkesinde ayrı ayrı bir medeni kanun vardır. Müslümanların bir teşviki olmaksızın, Suriyeli Hıristiyanlar İslam miras hukukunu kendiliklerinden kabul etmişlerdir, İncillerde çok hanım
almağı (polygamie) yasaklıyan bir hüküm mevcud değildir. Hatta İncillerin bazı. yerlerindeki ifadeler, Hz. İsa'nın (A.S.), bir adamın aynı günde on kadınla evlenmesine ses çıkarmadığını belirtir
mahiyettedir. Protestanlığın kurucusu Martin Luther, buna dayanarak, çok eşliliğin Hıristiyanlıkta helal olduğu hükmüne varmıştır. Yuhanna İnciline göre Hz. İsa (A.S): «Benim saltanatım bu dünyada
değildir», ve Metta'ya göre: «Krala ait olanı krala, Allah'a olanı Allah'a yeriniz», demiştir. Devlet idaresi alanmda hıristiyanların elinde ilahi hükümler ve kaideler yoktur. Bu yüzden onlar,
hıristiyanlıktan önceki Rornalı ve Yunanistanlı putperestlerin teşkilat ve sistemlerinden ilham almak zorunda kalmışlardır.
İbadet hususunda da, onlar, ilkel insanın kalıplarını kırıp atamamışlardır. Günümüzde Allah'ın Bir ve Müteal (transcendan) olduğunu bir dereceye kadar ikrar ediyorlarsa da, hali mücerret bir İbadet
şeklini benimsiyememişlerdir. İlkel insanlar daima görünen bir şeylerin önünde ibadet ederler. Mesela Kiliselerde Hz. İsa'nın (A.S.) altın'dan yapılmış kalbine tapınırlar. Bu bir nevi put değil midir?
Ayinlerde Hz. İsa'nın (A.S.) son yemeğini hatırlıyarak mukaddes ekmek yerler ve şarap içerler ve o ekmeğin Hz. İsa'nın (A.S.) vücudu, şarabın da kanı olduğuna; ilahi varlıkla, bu maddi şeyler vasıtasiyle
temasa geçtiklerine inanırlar.
Halbuki bir müslümanın, Allah'ın huzurunda ibadet etmesi için hiçbir eşyaya, puta, sembole ihtiyacı yoktur. Sadece diliyle söyler. Filhakika Mi'racda Resülüllah (S. A.V.) Cenab-ı Hakk'ın
huzurunda şunları söylemiştir:
«Lisan ile, beden ile ve mal ile olan ibadetlerin hepsi yalnız Allahü Teala'ya mahsustur.» Bunun üzerine Cenab-ı Hak kendisine: Ey (mertebesi yüce olan) nebi! Allah'ın rahmeti, bereket ve selamı
sana olsun!» diye hitap etmişti. Ümmetini çok seven Resül-i Ekrem (S.A.V.), müslümanların iyilerine, bu yüce makamda şöyle
dua etti: «Selam ve selamet bizim üzerimize olduğu gibi, Allah'ın, salih kulları üzerine olsun!» (Bu,müslümanların her namazda okudukları «Ettehiyyatü...» nün tercümesidir.)
«History of the Arabs» isimli meşhur eserinde, aslen katolik bir arap olan Profesör Philip Khuri Hitti, samimi tevhid inancının en mükemmel ifadesini İslamiyette bulduğunu itiraftan çekinmemiştir.
Katoliklere göre papa layuhti'dir, yani din konusunda hata yapmazmış! Papa 4 üncü Nikola söyle demisti: «Verilen sözü tutmamak günahtır. Ama müslümanlara verilen sözü tutmak daha büyük bir günahtır.»
İşte Hıristiyanlığın bu aksaklıkları dolayisiyle, 14. asırdan beri, bu dinin takipçileri açık fıkirli ve akıllı birçok saygın kişi, hıristiyanlığı terk ile İslamiyete koşmaktadır. Kılıçla hıristiyanlaştırılan
İspanya ve çarlık Rusyası müslümanlarını bir tarafa bırakalım ve sükunetle şu hususu düşünelim: Kendi rızalariyle müslüman olan hıristiyaıılarla, hıristiyan olan müslümanlar arasındaki oran ne
kadardır? Londra'da çıkan Times gazetesine göre, her hafta iki ingiliz İslamiyeti kabul etmektedir, Fransa, AImanya, İsviçre gibi hıristiyan ülkelerde de İslamiyeti kabul edenler çoktur. Amerika'da
İslam zencilerin arasında, müslüman olan beyazlardan fazladır. Afrika'da İslamiyet, Ecclesia isimli katolik dergisinin tabiriyle 'bir yağ lekesi' gibi yayılmaktadır.
Hıristiyanların bugün kabul ettikleri 4 İncil, 60 İncil arasından seçilmiştir. Bunlar hangi metodla ayıklamnıştır? Voltaire bu seçimi şöyle alaya alır: Bu 60 İncili bir masanın üzerine koymuşlar ve sonra nasayı sallamışlar, yere düşenler sahte addedilmiş, kalanlar da kabul edilmiş! Bir de Kur'an-ı Kerim'in ve ehadis-i nebeviyye'nin nasıl bir ciddiyet, dikkat ve hassasiyetle muhafaza edildiğini düşünelim.
İslam Peygamberine Dair Müjdeler
Kur'an-ı Kerime göre (III, 81) Allahü Teala her peygambere, büyük bir peygamberin geleceğini müjdelemesini, haber vermesmi bildirmiştir. Zuhurunun müjdelenmesi istenen bu zat, İslam
peygamberinin ta kendisidir. Filhakika, sonradan insan parmağı karışarak değişikliğe uğrayan kutsal din kitablarının hemen hepsinde bu haberler göze çarpar. Birkaç misal verelim:
* Hz. idris (Enoch), Alıd-i Cedid. Jade'nin mektubu, 14-15.
* Hz. İbrihim, Ahd-i Atik, Tekvin, 17.16-20.
12
* Hz. Yakub, A.A- Tein-üı, 49/10.
* Hz. Musa, A.A. Deuteronolne, 18/8, 33/2.
* Hz. Danyal, A.A. 2/31-32, 7,13-14.
* Hz. Davud, A.A, Psaume 45/3-18.
* Hz. Yahya, A.A. İsaie, 42/9 ve devamı, 43/1,6, 21/6-7.
* Hz. Habakuk, A.A. Habakuk, 3/3.
* Hz. •Yahya, A.C. Apocalypse, 2/26-29, 6/4.
* Hz. İsa, A.C. Yuhanna 14/15-16, 15/26-27. 16/7-16.
* Zerdüşt, Avesta, Yaşt 13,. XXVIII, 129; '(övgülere müstağrak)' 1» (herkes için rahmet) isminde
bir put kırıcı...» (9)
1- Gautama Buddha. Bu dine ait bütün kitablar, Buda'nin Mettaya (diğer bir lehçeye göre telaffuzu Maitreya'dır) isimli bir zatın geleceğinden ve kendisinin tamaınlıyamadığını tamamlıyacagından
bahsetmektedir. Mettay (herkes için rahmet) manasına gelir. Bu hususlarda şu esere bakılabilir. Jolın B. Noss, Men's Religions, P. 188, 199.
Brahmanizm'de Allah tarafından vahyedilmiş olduklarına inanılan kutsal kitablardan oluşmuş bir set vardır. Bunlara Purana adı verilir. -(harfiyyen manası: 'Eski yazılar', Bakınız: Kur'an-ı Kerim: 26
196. 'zuhurul evvelin' Kalaki Purana'ya göre, Allah çeşitli zamanlarda on defa tecelli edecektir.
Sonuncusu. bir savaşçı şeklinde olacaktır. Bu son ğörünüşünde babası, «Allah'ın kulu (Abd-Allah)
isirnli bir erkek, annesi ise 'Güvene layık'. (Amine) adlı bir kadın olacaktır. Brehmenler tarafından münzel kitab olarak inanılan 'Veda' lara göre, bu muharib 'kumlar diyarında' doğacak, sonra
anavatannun kuzeyindeki bir yere iltica, edecektir. Semaya değecek bir arabası olacaktır (Mi'rac). Bu. zat deve sahibi bir hakim (hikmetli kişi) olacak, kazanacağı iki büyük zaferin birinsinde 300,
ikincisinde 10,000 askeri olacaktır. (Bedr ile Mekke'nin fethi gazveleri)
Şu izahattan anlaşılacağı üzere, gerek hıristiyanların, gerekse diğer dinlerin mukaddes kitablarında, Resülüllah Efenmdimizin (Salat ve Selam O'na) gelecegine dair haberler vardır. Bu kitabların
9 Resulüllah Efendimiz, Kur'an-ı Kerim'in buyurduğu üzere 'alemlere rahmet' (= Rahmeten lil-alemin) olarak
gönderilmistir.
uğradıkları değişikliklere rağmen bu husustaki müjdeler anlaşılmaktadır.
HIRİSTİYANLIĞIN REDDİNE DAİR ESERLER
Bugünkü hıristiyanlıkta o kadar bozuk taraflar vardır ki, sadece İslam alimleri değil, fakat her dine
ve her akideye bağlı çegitli yazarlar, onu red ve ibtal babında sayısız eserler kaleme almışlardır. Bilhassa pozitivist ve materyalist Avrupa düşünürleri ağır tenkitler yapmışlardır. Yerimiz bunların
hepsi hakkında malumat vermeğe müsait olmadığından biz sadece Türk dilinde yazılmış bazı reddiyeleri tanıtmakla yetineceğiz.:
1) İZHARÜ'L-HAK Tercümesi. Yazan: Hintli Rahmetullah Ef. (ö). 1300 h.) iki cilt halinde
tercüme edilmiştir. Birinci cildi Şair Nüzhet Efendi (İstanbul 'da basılmıştır), ikinci cildi
Ankaravi Ömer Fehmi Efendi (ibraz'ül-Hak adıyla 1293 de Bosna'da basılmıştır.)
2) ŞEMSÜ^L-HAKİKA. Yz. Harputlu İshak Ef.
3) ZİYAU'L-KULUB. Aynı müellif.
4) İZAHU'L-MERAM Fi KEŞFi'Z-ZALAM. Yz. Hacı Abdi E.
5) EL-FASL BEYNE'L-HAK VE'L-BATIL Tercümesi. Yz. mısırlı İzzeddin Ef- Çeviren: Adanalı
Esmui Yusuf Ef.
6) NURÜ'L-HÜDA LİMEN İHTEDA. Yz. Sırrı Paşa. (Diyartıkır'da basılmıştır).
7) BEYANÜ'L-HAK Tercümesi. Yz, Hintli Rahmetullah Ef.
RİSALETÜ'L-SAMSAMİYE, Yz. Hacı Abdi Ef.
9) MÜDAFAA. Yz. Ahmed Midhat Ef.
10) MÜDAFAAYA MUKABELE ve MUKABELEYE MÜDAFA Aynı ınuharrir.
11) MÜDAFAA. 3 üncü cüz. Aynı muharrir, (İslam alimlerinin Hıristiyanlığı red ve ibtal sahasında
Türk diliyle yazdıkları eserlerin tam bir bibliyografyasını hazırlayıp neşretmek emelindeyiz,
inşaallah.)
Biavnillahi Teala basımına muvaffak olduğumuz bu 'Tuhfet'ül-Erib...' tercümesi ile müslüman kardeşlerimizin ve bilhassa Avrupa'daki işçi dindaşlarımızın ellerine, misyonerlere karşı bir müdafaa
silahı veriyoruz. İleride bu vadide daha detaylı eserler yayınlamak ümidindeyiz.
Bütün hamd ve sena, Alemlerin Rabbi olan Allah'ü Teala'ya mahsustur. Yalnız O'na ibadet eder, yalnız O'ndan yardım dileriz. Bizlere doğru yolu gösteren ebedi saadet kaynağı İslam dinini getiren
son peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa'ya (S.A.V.) ve sair ilahi habercilere salat ve selam ederiz. Allah'ı ve Elçisini dinler, onların dostlarına dostluk, düşmanlarına düşmanlık ederiz.
BEDİR YAYINEVİ
(Muharrem 1385 - 3 Mayıs 1965)
Tweet