yürü git kardeşim tövbe tövbe!!!defol!ban!!!
yürü git kardeşim tövbe tövbe!!!defol!ban!!!
Konu Neferian tarafından (26.Aralık.2008 Saat 22:53 ) değiştirilmiştir.
video nu izledim açık konusacam .bana biraz adli dengesi bozuk biri gibi geldin.konuşmalareın filan bende böyle bi his uyandırdı.
internetteki tartışmalarınada baktım.hep aynı şeyleri söylüyorsun.sürekli bazı kişilerden örnekler veriyosun(doğru mu yanlış mı orasını bilmiyorum)
şimdi gönül isterdiki güzel bi alimle karşılaşsan da sana ağzının payını verse ama maalesef senin gibiler türediği için o yüce insanlarda artık güzelliklerini sizlere kullanamaaz oldular...
şimdi ben kendimce sana cevap vermeye çalışacam.biliyrum ikna olmayacaksın (OLMAZSIN) ama doğru bildiklerim bunlardır:
cvp:
"Kader, Yüce Allah'ın, ezelden ebede kadar olacak bütün şeylerin zaman ve yerini, özellik ve niteliklerini, ezeli ilmiyle bilip sınırlaması ve takdir etmesi, demektir. Allah'ın ilim ve irade sıfatlarıyla ilgili bir kavram olan kader, evreni, evrendeki tüm varlık ve olayları belli bir nizam ve ölçüye göre düzenleyen ilahi kanunu ifade eder."
yazıdanda anlışılacağı gibi "bilip sınırlaması ve takdir etmesi" ifadeleri soruna cvp olacaktır ama yetinmeyeceğini biliyorum...
cvp:
Yüce Allah, insanları hür iradeleriyle seçecekleri şeylerin nerede ve ne şekilde seçileceğini ezeli yani zamanla sınırlı olmayan mutlak ilmiyle bilir ve bu bilgisine göre diler, yine Allah bu dilemesine göre takdir buyurup zamanı gelince kulun seçimi doğrultusunda yaratır. Bu durumda Allah'ın ilmi kulun seçimine bağlı olup, Allah'ın ezeli manada bir şeyi bilmesinin, kulun irade ve seçimi üzerinde zorlayıcı bir etkis yoktur. Aslında insanlar, Allah'ın kendileri hakkında sahip olduğu bilgiden habersizdirler ve pratik hayatta bu bilginin etkisi altında kalmaksızın kendi iradeleriyle davranmaktadırlar. Yüce Allah bildiği için belli şeyleri yapmıyoruz. Bizim bu işleri yapacağımız, O'nun tarafından ezeli ve ebedi ve mutlak anlamında bilinmektedir. Allah, kulu seçen ve seçtiklerinden sorumlu olan bir varlık olarak yaratmış, onu emir ve yasaklarla sorumlu ve yükümlü tutmuştur. Ayrıca Allah Teala kulun seçimine göre fiilin yaratılacağı noktasında bir ilahi kanun da belirlemiştir.
Kaza ve kadere inanmak iman esaslarındandır. Ancak insanlar kaderi bahane edere kendilerini sorumluluktan kurtaramazlar. Bir insan"Allah böyle yazmış, alın yazım buymuş, bu şekilde takdir etmiş, ben ne yapayım?" diyerek günah işleyemeyeceği gibi, günah işledikten sonra da kendisini suçsuz gösteremez, kaderi mazeret olarak ileri süremez. Çünkü bu fiiller, insanlar böyle tercih ettikleri için bu seçime uygun olarak Allah tarafından yaratılmışlardır. Ayrıca sır olan kaderin içyüzü Allah 'tan başkası tarafından bilinemez. O halde kader ve kazaya güvenip çalışmayı bırakmak, olumlu sonucun sağlanması ya da olumsuz sonuçların önlenmesi için gerekli sebeplere sarılmamak ve tedbirleri almamak, İslam'ın kader anlayışı ile bağdaşmaz. Allah her şeyi birtakım sebeplere bağlamıştır. İnsan bu sebepleri yerine getirirse Allah da o sebeplerin sonucunu yaratacaktır. Bu da bir İlahi kanundur ve kaderdir.
umarım bu yazılar sana yol gösterir..
ama senin gibi fitne çıkaranlar gördükleri gerçekler karşısında bi bahane bulup bildiklerini okurlar biliyorum..
Eğer Allah ' a inanmıyor onu inkar ediyorsaan. yerin burası değil inkarcı!!
Dilerim ki YÜCE YARADAN ALLAH seni ıslah etsin...
Kaza ve kader meselesi, sadece İslâmiyet’in var oluşundan bu yana insanların zihnini yoran bir mesele değildir. Bilakis bu konu, İslâmiyet’in varlığından önce de, sonra da bütün ilim ve fikir ehlinin zihinlerini meşgul eden, son derece önemli, bir o kadar da karmaşık bir mesele olmaya devam etmiştir.
Bu konu, açıldıkça, derine inildikçe her bir konunun birbirini düşündürdüğü bir mevzu; İslâm mütefekkirleri arasında uzun uzadıya giden, anlaşmazlıklara ve tartışmalara sebep olan, çözülmesi güç, anlaşılması zor bir mesele haline gelmiştir.
Bu konu hakkında sadece bizi ilgilendiren ve bilmemiz gereken kadarı, o kadar da uzun ve zor değildir.
Peygamber efendimiz, bazı meşhur hadislerinde kaza ve kadere imanı, imanın bir esası olarak açıklamıştır. Cibril hadisi olarak bilinen bir hadis-i şerifte, Cebrail (a.s) bir insan şekline bürünerek, ashabı ile beraber oturmakta olan Resulullah’ın yanına gelmiş ve:
_İman nedir? Diye sormuş, O da:
_Allah’a, meleklerine, ahiret gününe, hayır ve şerriyle kaza ve kaderin Allah’tan olduğuna inanmandır, (Müslim, İman, 1; Ebu Davud, sünnet, 15; İbnu Mace, mukaddime, 9.)cevabını vermiştir.
Kader ve kaza, alıştığımız tabiri ile kaza ve kader aslında birbirinden ayrılmayan iki mefhumdurlar; fakat kaza ve kaderi anlatmadan önce bu meselenin temeli olan; İrade nedir? Küllî ve cüzî irade ne demektir? Halk-Kesb ilişkisi nasıl olur? Sorularına cevap vermek gerekir…
İRADE NEDİR?
İnsanın iki tip fiili vardır; birisi kendi irade/istemesiyle yaptığı fiillerdir. Buna ihtiyarî (iradeli/isteyerek ve bilerek yapılan) fiiller denir. Bunlar kitap okumak, yazı yazmak, oturup kalkmak gibi işlerdir. Bu fiillerin karşılığında sevap almaya veya azap görmeye hak kazanırız. Diğeri ise, insanın irade/istemesinin dışında meydana gelen zarurî fiillerdir. Bunlara refleks hareketleri ve nefes alma gibi fiiller örnek gösterilebilir.
Bir davranışı yapabilme, tercih edip gerçekleştirebilme, yapılabilecek iki şeyden birini diğerinden ayırıp o şeyi gerçekleştirmeye irade denir. Kelâm âlimlerince insanda bulunan irade, iki kısma ayrılmıştır: Küllî irade, cüzî irade.
KÜLLÎ İRADE:
Bu irade, insanda mevcut olan bir yetenektir. Fiilen ortaya çıkmadığı veya bir şey ile fiilen ilgisi olmadığı müddetçe buna küllî irade denilir. Bu irade insanın bir işi yapmasına veya yapmamasına vasıtadır.
CÜZÎ İRADE:
Küllî iradenin/potansiyel, hareket edebilme ve yapabilme kabiliyetinin, bir işi yapmak için, o tarafa eğilmesi demektir.
İnsanlar kendi istek ve iradeleriyle bir şeyi yapmak veya yamamak gücündedirler (cüzî irade). Bir işin, iki yönünden birini tercih edip seçebilirler. Sevaba veya azaba müstahak olmaları, belirli şeylerle mükellef yani sorumlu tutulmaları işte bu cüzî irade bir başka deyişle hür iradeleri sebebiyledir. İnsan hür bir iradeye/cüzî iradeye sahiptir. Bu irade, onun fiillerinin meydana gelmesine tesir eder. Fakat fiillerin gerçek yaratıcısı Allahu Teâla’dır. Bu husus:
“Allah her şeyi yaratandır.” (Zümer 39/62.)
“Sizi ve yaptıklarınızı yaratan Allah’tır.”(Nisa 4/78.) gibi bir çok ayetle sabitlenmiştir. Allahu Teâlâ, kullarının iradeli/kasıtlı, hür fiillerini onların irade ve seçimlerine uygun olarak irade eder ve yaratır. Çünkü mutlak yaratan O’dur. İşte cüzî iradenin bu manada kavranması gerekir.
HALK (YARATMA)-KESB İLŞKİSİ:
İfade ettiğimiz üzere; Allah (c.c) kullarının cüzî /kasıtlı, hür iradelerinden meydana gelen fiilleri onların kendi irade ve seçimlerine uygun olarak irade eder ve yaratır. Bunun bu şekilde olması, Allah’ın kullarının fiillerini yaratmaya mecbur olmasından değil, Adetullah’ın ve Sünnetullah’ın bu şekilde gerektirdiğindendir.
O halde, fiili/bir işi seçmek, tercih etmek, kazanmak (Kesb) kuldan; kulunun seçtiği, tercih ettiği ve kazandığı şekle uygun olarak yaratmakta (Halk) Allah’tandır. Kul Kâsib (kazanan elde eden, işinin o şekilde olmasını isteyen); Allah’da Hâlıktır (Kulunun dilediği ve kazandığı şekliyle yaratandır). Kul, iyi veya yoldan birisini seçer, iradesini bu iki yönden hangisine kullanırsa, onu o şekliyle yaratır. Bu ileride anlatılacak olan kader mefhumuna ters bir şey değildir. Zira Allah, kulun cüzî/kasıtlı, hür, serbest iradesiyle işleyeceği şeyleri ezelde bilmektedir. Aksinin düşünülmesi O’nun ilim sıfatının inkarını gerektirir. Bu anlatılanlar doğrultusunda kaza ve kaderi kısaca açıklayacak olursak:
KADER:
Allahu Teâla tarafından, var olan her şeyin (bütün mahlûkatın) ve bütün olayların yaratılmadan önce ezelde, yanında korunmakta olan Levh-i Mahfuz adlı kitapta; durumları, nitelikleri, sebepleri, şartları ve zamanı gelince sahip olacakları güçleri, yetenekleri, yapıları, yerleri, zamanları ile birlikte belirlenmesi, düzenlenmesi ve yazılı olması demektir. İşte bu belirleme işine kader denilir. Takdir edilip belirlenen şeylere de, mukadder (takdir olunan) denilir.
KAZA:
Allahu Teâla tarafından takdir edilen şeyin varlık/madde âleminde ortaya çıkması; yaratılıp meydana gelmesi demektir.
Kader-kaza ilişkisi bu anlamda öncelik ve sonralık göstermektedir. Zira kader önce, kaza ise sonradır. Yani, önce bir varlık hakkında Allahu Teala’nın takdiri olur, dana sonra kazası gerçekleşir. Bu varlık/madde âleminde gerçekleşen her olay hem kader hem de kazadır. Şayet (Allah’ın bildiği bir hikmet sebebiyle) gerçekleşmedi ise bu kaderdir.
Bu iki tarifte geçen, her şeyin kaderinin Allah’ın ezeli ilminde olmasının anlamına gelince: İnsanların cüzî/kasıtlı, hür, serbest iradeleri ile yapmak istedikleri bir şeyi, Allah’ın (c.c), o kulun bu işi nerede, ne zaman, nasıl ve kiminle ve ne şekilde seçeceklerini bilmesi; bu bilgisine göre irade etmesi ve zamanı gelince de kulun tercihine göre yaratması demektir. Bu bizim, astronomi ilminin vasıtasıyla, gelecek sene Ramazan hilalinin, veya ay tutulmasının hangi tarihte olacağını bilmemiz ve zamanı gelince de o olaya şahit olmamıza benzemektedir. Kaza ve kader hakkında bu kadar malûmata değindikten sonra, velilerin ve bazı salih insanların bu konudaki görüşlerine yer vermek gerekir.
Ş. Muhammed Ziyauddin Hz.leri, babasının halifesi, ayrıca kâtibi, Bitlisli M. Mustafa’ya bu konuda bir mektup yazmıştır. Mektubundaki kaza ve kader ile ilgili bölümleri özetle aktarıyoruz:
“Ey Doğru ve şefkatli efendim! Bu konu, geniş olarak izah edilmesi gereken bir meseledir. Şafiî, Hanefî mezhebine mensup âlimleri ile diğer bütün mezhep âlimleri bu konudan söz etmiş, hatta bu konu bazı âlimlerin helâk olmasına, bazılarının da kurtuluşuna sebep olmuştur. Muhammed Ziyauddin Hz.leri mektubuna devam ederek:
_Kaza ve kader kuldan cüzî/kasıtlı, hür, serbest iradesini kaldırmaz. Çünkü Allahu Teâla, kulun kendi cüzî iradesiyle o işi yapacağına ve yapmayacağına hükmetmiştir (ezeli ilmiyle bilmektedir).
Bu konuya Alâeddin Attar (k.s) da işaret ederek şöyle buyurmuşlardır: Müridin zahirde Allah’ın yoluna sımsıkı sarılması, kalbini de Allah’a bağlaması gerekir. Yani onu saadete kavuşturacak zahiri sebepleri düşünüp, emr olunduğu üzere; çok çalışıp kendini kötülüklerden koruyacaktır. Hülasa: Kul, zahirde dış sebeplere bağlanıp hakikatte Allah’a tevekkül edecektir. Şöyle ki, korktuğu şeylerden dolayı vaktinde kapısını kapayıp atını bağlayacak, yemeğini yiyecek; fakat hakikî koruyan ve doyuranın Allah (c.c) olduğunu bilecektir.
Ayrıca bu konuda Mevlâna Halid’in (k.s) bir risale niteliğinde, Kendisinde kaza-Kader, İrade-i cüziyye, Kesb konularının ehlisünnet ve’l-cemaat âlimlerinin görüşlerinin bulunduğu bir mektup yazmıştır. Bu mektuba “El-İkdu’l-Cevherî fi’l-Farkı Beyne Kesbeyi’l-Maturudî” ismini vermiştir.
Ş. Muhammed Ziyauddin Hz.leri Bitlisli M. Mustafa yazdığı Kaza ve kader onusunu işleyen mektubun sonlarında şunları söylemiştir:
—Kader konusuna dalmak, hakkında (inceden inceye ) soru sormak uygun bir şey olmayıp hatta bidat bile denmiştir.
********
Gerçek şudur ki, kaderin mahiyeti bir sırdır. Allahu Teala’dan başkası bu sırrı kesin olarak bilemez. (Kaynaklar=aftazani, Şerhu’l-Akaid, 191-201; Es-Sâbûnî, el-Bidaye, 77-79; Mektubatı Mevlana Halid, 9. Mektup; Mektubatı Hazret. 1. Mektup.)
eğer soruların ve çelişkilerin varsa kendini savunacak teorilerin varsa buyur konusalım...
Konu badreal tarafından (08.Aralık.2008 Saat 19:43 ) değiştirilmiştir.
"Furkan suresini dinleyen müminler:zina edenin zina edeceğini ezeldemi diledi Allah? hayır dersen
Allahın dilemesi dışında bişeymi oluyo yani
şimdi yazacağım delil özgür iradeyi savunanların en çok kullandığı delile karşıdır, çok etkilidir.
temel soru: "Allah ne yapacağımızı önceden bildiği için yazdı diyenlere soru: Allahın
yazdıkları irade ettikleri miydi yoksa iradesi dışında olacaklar mıydı?"
- Ya Rasulullah biz cahiliye döneminde zina yaptık, adam öldürdük, putlara secde ettik , dediler.
Nebiyi Ekrem endişelerini giderecek ayeti kerimeleri beyan buyurdu:
- ‘’Ancak tevbe eden ve Salih amel işleyen insan böyle değil. Çünkü Allah onların kötülüklerinide iyiliğe çevirir. Kim tevbe ederde Salih amel işlerse muhakkak ki Allaha döner…Cennet ne güzel bir karargah, Negüzel bir makamdır… ‘’ (Furkan 70-77)
Böylece gelen ayetlerle müminler rahatlamışlardı."
şimdi sorarım sana cahil insan.bu ayetleri okumadın mı yada gözünden mi kaçtı ki bu denli inkara düşmüşsün...bütün savunduğun saçma teorilerine bu ayet cvp olur...yanlış yoldasın şeytana uyuyorsun ve bunu biliyorsun da (yalış yolda olduğunu ) ama bu saçmalıklardan kopamıyorsun ...cvp arıyorsun ve işte sana cvp...
bide son bişey söylemek istiyorum..aslında yazdıkların düşündürücü şeyler olmaktan çok laf kalabalığı...ne söyldiğini kendin bile anlamıyorsun ki bide geçmiş bilmiş tavırlarla bizlere saçma sorular yöneltiyorsun...laf kalabalığından başka yaptığın bi iş yok...kendi kendinle çelişkidesin
bide forumda ki arkadaşlardan rice ederim şu link e bi göz atın..http://www.itukampus.com/bak/kursatotcu
zxzx adlı kişinin gerçek adı kursat otcu-dur..buyrun hakkındaki yorumlar...ne denli bi kişilik olduğunu anlmanız için yazıyorum bunu..ben bu adama kafayı taktım yazık ya gerçekten çok yazık
http://tr.netlog.com/go/explore/videos/videoid=2118862 işte kursat otcu..bakın ve düşünün..
sizcede dengesizlik yok mu bu mahlukatta...bence gerizekalı
Konu badreal tarafından (08.Aralık.2008 Saat 20:10 ) değiştirilmiştir.
nası konuşmışum ama
Gerekli işlem yapılmıştır böyle şerefsizlerle işimiz yok.
Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)
Tweet