Toplam 4 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 4 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Müziği dine sokmak

  1. #1
    Status : ..::BOZKURT::.. isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : Yalnızlar Rıhtımından...
    Mesajlar: 445
    Konular: 255
    Aldığı Beğeniler: 3

    Yeni Müziği dine sokmak




    Müziği dine sokmak

    Hızlı ve sinsi bir şekilde dinin içine müzik sokulmaya çalışılıyor. Çünkü dini bozmanın en kolay yollarından biri budur. Hıristiyanlığı aslından uzaklaştıran önemli unsurlardan biri de Kiliselere müziğin sokulmasıdır. İslamiyet’i de Hıristiyanlığın durumuna düşürmek için müziğe ağırlık verilmektedir. Bir gazete haberi şöyledir:
    “Yedikule Zindanları, iftardan sonra zindan duvarlarını sarsacak kadar tempolu bir konsere tanıklık etti. Mustafa Özcan’ın Kur’an tilavetinden sonra Avusturya’dan gelen ve daha çok Türk Tasavvuf Musikisi icrasıyla tanınan Abdurrahman Toprak, soğuktan titreyen kalabalığı kendine eşlik ettirmeye çalışarak ilahi söyledi. Ardından bir zamanların ‘Yeşil Pop’çuları sahneye çıktı. Daha sonra heyecanla Yusuf İslam’ın geldiği müjdelendi. Hip Hop şarkılarıyla İslam çağrısı yapan, ramazan münasebetiyle özel olarak getirtilen Amerikalı müzik grubu Native Deen (Yerli Din) de sahnede yerini aldı. Her biri en fazla 20 yaşında üç tane çikolata renkli Afro-Amerikan, başlarındaki beyaz takkeler ile koşarak sahneye fırladı. Grubun üyeleri Joshua Salem, Naim Muhammed ve Abdülmelik Ahmed sahnede izleyici ile kurdukları diyalog açısından Yedikule Zindanlarındaki kalabalığı adeta kendinden geçirdi. En fazla ortaokul öğrencisi oldukları her hallerinden belli çocuklar, başlarına beyaz namaz takkelerini geçirmiş sahnenin hemen önünde ‘hip hop’ figürleriyle dans ettiler. Gece, Native Deen’in genç üyeleri ile öncüleri olan Yusuf İslam’ın birlikte söylediği sazlı sözlü ‘Taleal Bedru’ ile noktalandı...”

    Ramazan aylarında yoğunlaştırılan bu faaliyetler projenin birinci aşamasıdır: Bu aşamada maksat, dinimizce haram olan müziği meşru hâle getirmek. Daha sonra da, müziği Hıristiyanlıkta olduğu gibi ibadetin bir parçası haline sokmak. Birinci aşamada hayli yol alındı.

    Ramazanda pek çok otelin kapısında, “Canlı müzik eşliğinde iftar” afişlerini gördük. İşte İstanbul’da beş yıldızlı bir otelin ilanı: “Zengin bir mönünün sonunda Çeşmi bülbül Fasıl Grubu eşliğinde her akşam iftar...” Dört kız, ellerinde tambur, kanun ve ud eşliğinde, “Ben yanarım yane yane”, ”Sordum sarı çiçeğe...” ilahilerini seslendiriyorlar iftarda. Ardından saz eserleri... Akşama kadar Allah için oruç tutan, akşam genç kızların seslendirdiği Klasik Türk Müziği eşliğinde iftar ediyor.

    Şapla şeker karıştı. Eskiden saflar ayrı ve netti. Kim ne yaptığını biliyordu. İçki içen meyhaneye, eğlenecek olan eğlence yerine, ibadet edecek olan da, camiye giderdi. Haram işleyen de günahını bildiği için üzülürdü. Yaptığını meşru görmediği için de küfre düşmezdi. Şimdi her şey birbirine karışmış durumda. İbadet mi yapıyor, eğleniyor mu belli değil. Bütün bunlar müziği ve haramları meşrulaştırmanın, haramı helali birbirine karıştırmanın yani “Dini sulandırma” projesinin bir parçasıdır.

    Görünüşe bakıldığında bu davranışlar halkın cahilliğine veriliyorsa da, bu o kadar basit bir olay değildir. Müslümanlar bu hâle planlı bir şekilde, belli bir proje doğrultusunda getiriliyor. Bu projenin içeride ve dışarıda bayraktarlığını yapan pek çok kimse var. Rock Müziğin başını çeken Cat Stevens diğer ismi ile Yusuf İslam’ın takip ettiği çizgi hayli enteresan. Önce İslam âlimlerinin kitaplarından ve çevresindeki Müslüman kimselerden müziğin haram olduğunu öğrenip Müslüman olmasıyla beraber müziği de bırakıyor. Daha sonra birden fikir değiştiriyor. Bu değişikliği de kendince şöyle yorumluyor:
    “Başlangıçta müzik konusunda şüphelerim oluşmuştu. Daha sonra Kur’ana ve hadislere baktım, müzik ile ilgili bir şey göremedim. İyi, faydalı şeyleri İslamiyet emrediyor. Müzik iyi ve faydalı olduğuna göre, haram olamaz diye yorumladım. Yeniden çalışmaya başladım...”

    Binlerce İslam âlimi, Kur’an-ı kerime ve hadis-i şeriflere dayanarak müziğin haram olduğunu söylüyorlar; bu ise, göremedim, diyor. Demek ki bir yönlendirenler var. Kendisine, “Yedikule’de hip-hop grubu Native Deen ile birlikte sahneye çıktınız. Bu hip-hop tarzını nasıl buluyorsunuz?” diye soruyorlar, o da, “Native Deen, gençleri İslam’a ve Allah’a çağırıyor. Albümleri insanlık adına son derece olumlu mesajlar içeriyor. Bence gayet de başarılı bir hip-hop örneği ortaya çıkarıyorlar” diyor.

    Yani dinimizin haram kıldığı müzik vasıtasıyla gençler İslam’a çağrılıyor. Böyle çağrılarla gelenlerin İslami anlayışının, yaşayışının ne olduğunu bilmek zor değildir. (Mehmet Oruç, Türkiye, 2005)


  2. #2
    Status : alperock isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Aralık.2007
    Mesajlar: 164
    Konular: 0
    Aldığı Beğeniler: 0

    Standart

    sayın arkadaşım bu yazıyı burada konu ağaçarak iyi bir iş yaptığını zannetmiyorum
    sebeb i ehemiyeti şu durki
    yukarıda bahsi geçen mevzu din ve müzik ben bu konuya yaklaşımın sert ve
    baya katı bir düşünceden kaynaklandığını düşünüyorum ve bunun arkasın dayım
    evet müzik hırıstiyanlığa zarar vermiş tir bu bir gerçek
    bir arştırıp açtığınız konuları konu olsun popilerite yakalyım diye açmayalım biraz özverili bir çaılış ma yapmak kanısındayım
    şimdi yukarıda bahsi geçen yusuf islan ve desteklediği gurup lar için bir söz söylen miş bir isim telağfuz edilmiş bir isim vermek okişinin amacını kendine göre yorumlayıp bir çalışma yapamak ve kişin haberi dahi olmadan yayımlamak sizce nekadar islami alayış çerçevesinde doğrudur o kişinin hakkı gasp edilmiş amacının kitlelere farklı tanıtmak okişinin işini samiimi birşekilde yapması göz önüne alınırsa o kişinin sizin yüzünden amacına ulaşmaması durumunda ahirette sizin karşınıza neler çıkacağını bi araştırın
    bahsi geçen yusuf islam ve desteklediği gurupları hiç dinlediniz mi sanıyorum ki hayır eğerki dinlemiş olsa ididniz bu konuyu açmazdınız bi dinleyin ve ondan sonra düşünün dikkat edin bu kişiler işlerini yapar iken enstürman kullanmadan yapmak ta kiliselerde yapılan müziklerde ise piyano,gitar,keman gibi çalgılar kullanılmakta arada ki farkı bulabilirsiniz sanırım
    insanalara ulaşmanın yollrı vardır ilahiler mesala müthiş bir çağrı şeklidir ilahilerin amacı nedir insanları hakkı tanıtmak içindeki sözler de geçenleri bir kağıda yazıp bu kişileri dinledikten sonra anladığınınz dile çevirip karşılatırırsanız aradaki farkı bulabilirsiniz
    suda bi ger&#231;ek ki hak teala kuran dan başka hi&#231; bir kitabında demiyorki hatta bu s&#246;z&#252; vermiyor<<ben bu kitabı koruyacağım>>bu nedemek bu kitab ile gelen dini ve peygamberinde korunması
    g&#252;n&#252;m&#252;zde bu şekilde değil de yazarak anlatım konuşarak anlatım mevcut
    fakat dikkat edin bu yazarlar ve anlatan kişiler herzaman toplumda ilticai faliyet su&#231;u ile itilmişlerdir hatta yazarların hapse atılması yazılan kitapların yakılması mevcuttur kaldiki bunlar yapılmasa dahi nekadar kitab okuyan bi toplumuz bunun i&#231;in dirki insanlara bu şekilde yaklaşım gayet akıllıca ve doğrudur d&#252;ş&#252;n&#252;n anlayabilirsiniz
    ve yayımlan mış yukarıdaki yazı gayet dayanaksız ve ger&#231;ek islam anlayışına tamamen ters bi anlayıştır eğer olaya b&#246;yle bakar isek mevlevi dergahlarındaki gurupları ve ilahileri de hi&#231;e saymış oluruz
    fakat MEVLANA hz. leri ney ile &#231;alan ilahide semah d&#246;nerek hakkı bulamanın tadını en iyi şekil de anlatmış tır bizlere


  3. #3
    Status : ..::BOZKURT::.. isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : Yalnızlar Rıhtımından...
    Mesajlar: 445
    Konular: 255
    Aldığı Beğeniler: 3

    Standart

    Benim nakletmiş olduğum Mektubat-ı Rabb&#226;ni'den alıntı olan kısım, İmam-ı Rabbani Hazretlerinin o d&#246;nemlerde ve şimdilerde &#231;ok meşhur olan "musiki, raks" vb. şeyler i&#231;in yazmış olduklarıdır. Tabi "ney" t&#252;r&#252; &#231;algılarda buna dahil.

    Ney dedikte, iş sadece “ney” ile sınırlı olmasa gerektir. Bunun yanında ele alınabilecek “şiir – şair” mefhumları da var. Hatta şu başlı başına mevzu olan “raks” dahi…

    Es&#226;sen İsl&#226;m’da şiir ve musiki ile ilgili iki ana g&#246;r&#252;ş vardır. (Bkz. Kınalızade Ali Efendi, Ahl&#226;k-ı &#194;l&#226;&#238;, Devlet ve Aile Ahlakı). Bunlar İmam-ı Gazali ve İmam-ı Rabbani (kaddesellah&#252; esr&#226;rah&#252;m&#226 Hazretlerinin g&#246;r&#252;şleridir ki bunların temeli de cehr&#238; ve haf&#238; zikir kavramlarına dayanır.

    Zikr-i Cehr&#238; ile alakadar olan yolda din&#238; hisleri uyandıran şiir ve musiki makbul g&#246;r&#252;l&#252;p nefsani hisleri uyandıranlar ise reddolunur. Bunlar ker&#226;met ehli insanlardır ki Mevlan&#226; Celaleddin R&#251;mi Hazretleri misal verilebilir.

    Zikr-i Hafi dediğimiz ve gizli zikir manasına gelen yolun mensupları ise şiir ve ney-musikinin hi&#231;biri ile ilgilenmemişlerdir. Bu konuda İmam-ı Rabb&#226;ni Hazretlerinin s&#246;z&#252; vardır ki esasen burada tartışılan meseleye ışık tutan noktayı ihtiva etmektedir; “Bizim yolumuzun dışındaki b&#252;y&#252;kler bu gibi şeylerle meşgul olmuşlardır, red ve ink&#226;r etmeyiz. Bizim yolumuzun b&#252;y&#252;kleri ise bunlarla meşgul olmamışlardır, kabul etmeyiz.

    Hatta 168. Mektupta bu sema raks ve musiki t&#252;r&#252; şeylerin “bid’at” yani dinde olmayıp sonradan dine sokulan bir şey olduğundan bahseder İmam-ı Rabbani Hazretleri ve tahribat t&#252;r&#252; bu şeyin, o yol mensuplarınca “kemale erdirici” zannedildiğini de ekler.

    Nakşi yolu dışındaki evli&#226;ullahın ney-musiki t&#252;r&#252; şeyleri; ger&#231;ekten onların istediği, verdiği istikamet doğrultusunda mı seyretmektedir? Cevabı malum. Bug&#252;n art niyetli bazı batılıların buna destek verip "raks" t&#252;r&#252; şeyleri baş tacı etmeleride bunun en g&#252;zel delilidir denebilir.

    Selam ve sevgiler...



  4. #4
    Status : ..::BOZKURT::.. isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mart.2007
    Nereden : Yalnızlar Rıhtımından...
    Mesajlar: 445
    Konular: 255
    Aldığı Beğeniler: 3

    Standart

    Edebiyat-Şiir, Tasavvufta Raks-Sema, Teganni-Musiki


    Edebiyat
    , kelime ve kavram olarak T&#252;rk&#231;emizde Tanzimat'tan (1860’lardan) sonra kullanılmaya başlanmış veya bu tarihten sonra giderek yaygınlaşmıştır. Ancak Divan edebiyatı tamamen nazımdan ibaret olduğu i&#231;in, bu alanda şiir kelimesi tercih edilmekteydi.

    Bug&#252;n de edebiyat daha mutlak bir ifade olarak kabul edilebilir. Hatta edebi eserler denildiğinde, şiirin dışındaki &#231;alışmalar akla gelmektedir. Kısaca edebiyat, bir coğrafya veya milletin, bir devrin, bir sanat veya edebiyat mektebinin edebi mahsullerinin b&#252;t&#252;n&#252;ne verilen isimdir, diyebiliriz. Şiirse bu b&#252;t&#252;n&#252;n bir c&#252;z’&#252;, par&#231;asıdır.

    Sultan&#252;’ş-şuara’ya g&#246;re “Şiir, daha &#231;ok tecrittir (soyut), m&#252;cerret sahillerinde kula&#231; atar. Nesirse m&#252;şahhasla, somut şeylerle meşguld&#252;r. Bir Batılı’ya (Valeri) g&#246;re, kaba bir his aleti olmak yerine, girift bir idrak cihazıdır

    Mutlak hakikati (Allah’ı) arama işidir. Fevkalade sarp ve dolamba&#231;lı, fakat kestirme ve imtiyazlı bir ke&#231;i yoludur. Oradan kalabalıklar değil, g&#246;zc&#252;ler, işaret memurları ve kılavuzlar ge&#231;er...

    Şiir beş duyumuzu kaynaştırıcı idrak ekseninde maddi-manevi b&#252;t&#252;n eşya ve hadiselerin maverasına-&#246;tesine sı&#231;ramak isteyen, k&#252;stah ve başıboş kıvılcımlar mahrekidir...

    İlmin us&#251;l&#252;nde tebliğ, şiirin usul&#252;nde ise telkin yer alır

    Şiirde başlıca iki unsur vardır: His ve fikir.” (1)
    ***

    ŞİİR VE ŞAİRLER


    Şiir ve şairlerin faziletleri hakkında Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından &#238;rad buyurulan had&#238;s-i şeriflerden bazıları...

    1. “İnne mine'l-bey&#226;ni sihran ve inne mine’ş-şi’ri hikemen.”
    Manası: Beyan ve ifadeden bir kısmı, sihir etkisi yapar (b&#252;y&#252;leyicidir). Şiirlerden bir kısmında da hikmetler vardır.

    2. “Lis&#226;n&#252;’ş-şuar&#226;i mift&#226;hu’l-cenneti.”
    Manası: Şairlerin dili, cennetin anahtarlarıdır.

    3. “Kul&#251;b&#252;’ş-şuar&#226;i haz&#226;in&#252;’r-Rahm&#226;ni.”
    Manası: Şairlerin kalpleri, Rahm&#226;n olan All&#226;h’ın hazineleridir.

    4. “Allim&#251; evl&#226;dek&#252;m&#252;’ş-şi’ra fe inneh&#251; yeftehu'z-zihne ve y&#251;ris&#252;’s-şec&#226;ate.”
    Manası: &#199;ocuklarınıza şiiri &#246;ğretiniz; &#231;&#252;nk&#252; şiir, zihni a&#231;ar ve cesaret verir.

    5. “İnne lill&#226;hi k&#252;n&#251;zen f&#238; tahti’l-Arşi ve mef&#226;t&#238;huh&#226; elsinet&#252;’ş-şuar&#226;i.”
    Manası: All&#226;h’ın, Arş’ın altında hazineleri vardır. Bu hazinelerin anahtarları da şairlerin dilleridir.

    6. “Teallem&#251; mine’ş-şi’ri hikmeten ve ems&#226;leh&#251;.”
    Manası: Şiirden hikmetli olanlarını ve benzerlerini (atas&#246;zleri-veciz ve g&#252;zel s&#246;zleri) &#246;ğreniniz. (2)
    ***


    ASR-I SAADET’TEN &#214;NCE ŞİİR

    İsl&#226;m’dan &#246;nce edebiyat &#246;zellikle şiir zirvede idi. Muallak&#226;t-ı seb‘a meşhurdur. Onun i&#231;in Kur’an-ı Kerim de, her alanda olduğu gibi, edebi san’atlar a&#231;ısından da zirvenin zirvesi olarak gelmiştir.

    Muallak&#226;t-ı seb‘a:

    Muallak, al&#226;ka k&#246;k&#252;nden, ta‘l&#238;k edilmiş, asılmış, asılı anlamına, muallak&#226;t ise bunun cem‘&#238;sidir (&#231;oğulu). Seb‘a da yedi demektir. İsl&#226;m’dan &#246;nceki Arap şairlerinin, beğenilip Ka‘be duvarına asılmış bulunan meşhur yedi kas&#238;desine bu ad verilmiştir.
    ***


    PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) D&#214;NEMİNDE VE SONRASINDA ŞİİR

    Res&#251;l&#252;llah Efendimiz (s.a.v.), m&#252;sbet y&#246;ndeki şiiri daima teşvik etmiştir. Mesela, şiirle ve M&#252;sl&#252;man şairlerle meşgul olanlar arasında, şair Hassan’ı (r.a.) duymayanımız hemen hemen yok gibidir. “Kaside-i B&#252;rde” ve hikayesi de malum. O beyitlerin karşılığı olarak İki Cihan Serveri’nin (s.a.v.) verdiği B&#252;rde’ye ister hediye deyin, isterse c&#226;ize... Netice değişmez. Bilirsiniz, padişahlar da şairlere caizeler verirlerdi.
    ***

    Şiirde mezm&#251;m olan; k&#246;t&#252;l&#252;ğe, isyan ve ink&#226;ra sevk eden şair ve şiirlerdir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de ş&#246;yle buyrulmuştur:

    Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi? Onlar, her g&#252;nahk&#226;r yalancının (ger&#231;eği ters y&#252;z eden, g&#252;naha d&#252;şk&#252;n olanın) tepesine inerler. Bunlar (Şeytanlar) onlara (yalan-yanlış hırsızlıkla elde ettiklerini) duyduklarını anlatırlar ve onların &#231;oğu yalancıdırlar. Şairlere gelince; onlara azgın-sapıklar uyar. Onların her s&#226;haya daldıklarını ve ger&#231;ekten hep yapamayacakları şeyleri s&#246;ylediklerini g&#246;rm&#252;yor musun? Ve ger&#231;ekten onlar, yapmayacakları şeyleri s&#246;yl&#252;yorlar. Fakat bunlardan, ancak iman edip salih amelde bulunanlar, Allah’ı &#231;ok zikredenler ve zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (intikamlarını alanlar) b&#246;yle değildir. O zulmedenler yakında hangi inkılab (değişim) ile sarsılacaklarını-devrilecekleri g&#246;recekler.” (3)

    Buna g&#246;re dinimizce kabul g&#246;ren ve g&#246;rmeyen şairler...

    &#194;yet-i kerimede g&#246;r&#252;ld&#252;ğ&#252; &#252;zere Cenab-ı Hak, &#246;nce şairlerin k&#246;t&#252; &#246;zelliklerini ortaya koymuş, sonra da şu d&#246;rt vasfı taşıyan şairleri bunlardan ayırmıştır. Peki bunlar kimlerdir:

    1. İman sahibi olanlar.

    2. Salih amel sahipleri.

    3. Şiirlerinde tevhid, n&#252;b&#252;vvet ve insanları Hakk’a davet edenler. Yani Allah’ı &#231;ok&#231;a zikredenler.

    4. Dinlerini, mukaddesatlarını, şahsiyetlerini, manevi değerlerini hicvedenlere karşılık vermeleri dışında, hi&#231; kimseyi hicvetmeyen-k&#246;t&#252;lemeyenler.
    Yani, zulme uğradıktan sonra &#246;clerini alanlar da k&#246;t&#252; şairler değildir. “Allah, &#231;irkin s&#246;z&#252;n alenen s&#246;ylenmesini sevmez; zulme uğrayanlardan olursa bu m&#252;stesna...” (4) buyurmuştur. Bu hususu teyit eden bir ayet-i celile de ş&#246;yledir: “Kim size karşı haddi aşarsa, siz de tıpkı onların haddi aşmaları kadar ona karşı koyun.” (5)

    Ayetteki bu istisna ile Abdullah b. Revaha, Hassan b. Sabit, Ka’b b. Malik, Ka’b b. Z&#252;heyr (r.anh&#252;m) gibi şairlerin kastedildiği tefsirlerde ifade edilmiştir. &#199;&#252;nk&#252; bunlar şiirleriyle Kureyş kafirlerini hicvediyorlardı. Ka’b b. Malik’in ş&#246;yle dediği rivayet edilmiştir:

    Res&#251;l&#252;llah (s.a.v.) bana, ‘Kureyş’i hicvedin. Hayatım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, sizin onlara bu hicviniz, ok yağdırmadan daha &#231;etindir.’ Hassan b. Sabite de hep, “S&#246;yle, Ruhu’l-Kuds seninledir' buyururlardı." (6)

    Cinniler de mens&#251;rdan &#231;ok manz&#251;mdan (d&#252;z yazıdan değil şiirden) hoşlanırlar. Onun i&#231;indir ki Abd&#252;lvehhab Şa’r&#226;ni hazretleri, M&#252;sl&#252;man cinnilerin 80 k&#252;sur sorularına cevap mahiyetinde kaleme aldığı, “Keşf&#252;’l-Hicabi ve’r-R&#226;n an Vechi Es’ileti’l-C&#226;n” isimli eserlerinde, meseleleri kısaca nesir olarak ifade ettikten sonra nazım olarak daha geniş ve uzunca ele almışlardır.
    ***


    OSMANLI’DA ŞİİR VE DİVAN EDEBİYATI

    İlmi eserler m&#252;stesna hemen her alanda şiirin-nazmın, destanın hakimiyeti g&#246;r&#252;l&#252;r ecdadımız Osmanlı’da. Hatta ilmi eserlerde de sık&#231;a rastladığımız gibi, tamamen nazım olarak kaleme alınan Arap&#231;a kitaplar da vardır. Mesela akaid sahasında kaleme alınmış olan Kas&#238;de-i N&#251;niyye, Em&#226;l&#238; gibi…

    Divan edebiyatında roman yoktu. Neden? &#199;&#252;nk&#252; romanda teşhir vardır. Osmanlı toplumu M&#252;sl&#252;man bir toplumdur. İslam’da teşhir makbul değil merduttur.(7) Vebali b&#252;y&#252;kt&#252;r. “F&#226;sık-ı m&#252;tecahir” (işlediği g&#252;n&#252;hı ilan edip a&#231;ıklamak) kavramının manası i&#231;ine girer teşhircilik. Ama romanda da teşhir değil tebliğ-telkin, talim-terbiye esas alındığı takdirde niye olmasın..? Nitekim bu ama&#231;la yazılmış romanlar da vardır.
    ***


    TASAVVUFTA ŞİİR VE MUSİKİ

    İsl&#226;m’da şiir ve musiki ile ilgili iki ana g&#246;r&#252;ş vardır. (8) Bunları İmam Gazali ve İmam Rabbani’nin (k. esrarah&#252;ma) g&#246;r&#252;şleri olarak, ya da tasavvufta Cehr&#238; ve Haf&#238; yolların g&#246;r&#252;şleri başlığı altında ele alabiliriz.

    a) Zikr-i cehri ile alakadar olan yollarda şiir, şair ve musikinin ayrı bir yeri ve &#246;nemi vardır. Bunlar musiki ile ilgili birinci g&#246;r&#252;ş&#252; tercih etmişlerdir. Onlara g&#246;re, eğer şiir Allah’ı ve ahireti hatırlatıyorsa makbul, nefsani duyguları-arzuları kam&#231;ılıyorsa reddolunur. Mesela daha &#231;ok kavl&#238; kerametleriyle meşhur olan Yunus Emre, Mevlana Celaleddin-i Rumi ve emsallerinin şiirleri gibi…

    b) Zikr-i hafi ile alakadar olan yollarda ise şiire bakış ve bu yolun b&#252;y&#252;kleri tarafından yapılan değerlendirmeler olduk&#231;a farklıdır. Onlar ikinci yolu tercih etmişlerdir. Yani şiirin, musikinin hi&#231;bir t&#252;r&#252; ile ilgilenmemişlerdir. Mesela İlahi ve Mevlid’le ilgili İmam-ı Rabbani hazretlerinin Şah-ı Nakşibend hazretlerinden naklen verdiği cevap (mealen) &#231;ok dikkat &#231;ekicidir: ‘
    Bizim yolumuzun dışındaki b&#252;y&#252;kler bu gibi şeylerle meşgul olmuşlardır, red ve ink&#226;r etmeyiz. Bizim yolumuzun b&#252;y&#252;kleri ise bunlarla meşgul olmamışlardır, kabul etmeyiz.’

    İmam-ı Rabbani (k.s.) hazretlerinin Teganni, raks ve sema ile alakalı değerlendirmeleri de ş&#246;yledir:

    Raks (m&#251;sık&#238; ref&#226;katinde yapılan d&#252;zenli hareket) ve sema (d&#246;nmek), hak&#238;katte oyun ve eğlenceden ib&#226;rettir. Allah Te&#226;l&#226; şu &#226;yet-i ker&#238;meyi tegann&#238;den men i&#231;in inz&#226;l buyurmuştur:

    İnsanlar arasında, (bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve bir eğlence i&#231;in) boş lafa m&#252;şteri &#231;ıkan adam vardır.’ (9)

    İbn Abbas’ın (r.a.) talebesi ve tabi&#238;nin b&#252;y&#252;klerinden M&#252;c&#226;hid (r.a.) ş&#246;yle dedi:

    Bu &#226;yet-i kerimede ge&#231;en ‘lehve’l-had&#238;s’ yani boş laf, tegann&#238;dir (şarkı, t&#252;rk&#252; s&#246;ylemektir). Med&#226;rikte ise, ‘Lehve’l-hadis; kıssa, hik&#226;ye, yatsıdan sonraki (m&#226;l&#226;yani) konuşmalar ve şarkı-t&#252;rk&#252; s&#246;ylemektir’ denilmiştir. İbn Abbas ve İbn Mes’&#251;d (r.anh&#252;m), bunun m&#226;n&#226;sının tegann&#238; olduğuna dair yemin etmişlerdir.

    O kimseler ki, yalancı ş&#226;hidlik etmezler” (10) &#226;yet-i kerimesini izah ederken M&#252;c&#226;hid (r.a.) ş&#246;yle demiştir: ‘Yani şarkı ve t&#252;rk&#252; s&#246;ylenen yerlerde bulunmazlar.’

    İmam H&#252;d&#226; Eb&#251; Mans&#251;r M&#226;t&#252;r&#238;di’den (r.a.) nakledildiğine g&#246;re, ş&#246;yle demiştir:

    Zamanımız kurr&#226;larından birine, tegann&#238; ile Kur’an okurken, g&#252;zel okudun diyen kimse k&#226;fir olur... Karısı kendisinden boş olur... Allah Te&#226;l&#226;, onun hasen&#226;tını, yani yaptığı iyilikleri iptal eder, h&#252;k&#252;ms&#252;z kılar!

    Eb&#251; Nasriddebb&#251;s&#238;’nin bildirdiğine g&#246;re, Kaadı Zah&#238;redd&#238;n Harzem&#238; (r.aleyh) ş&#246;yle demiştir:

    Bir şarkıcıdan veya başka bir yerden şarkı ya da benzeri bir şey dinleyen, yahut başka bir haram iş g&#246;ren kimse; bunu, inanarak veya inanmayarak g&#252;zel kabul etse, derhal m&#252;rted olur. Zira, d&#238;nin h&#252;km&#252;n&#252; b&#226;tıl saymış olur. D&#238;nin h&#252;km&#252;n&#252; b&#226;tıl sayan bir kimsenin m&#252;’min olmadığında b&#252;t&#252;n m&#252;ctehidler ittifak etmişlerdir. Cen&#226;b-ı Hakk, bu gibi şeylerden bizleri muh&#226;faza eylesin!

    Tegann&#238;’nin haram olduğuna d&#226;ir &#226;yetler, hadisler ve fıkh&#238; rivayetler o kadar &#231;oktur ki, saymak zordur. Vaziyet anlatıldığı gibi olunca, bir şahsın, tegann&#238;nin mubah olduğuna dair nakledeceği mensuh (h&#252;km&#252; kalkmış) bir hadis veya ş&#226;z (h&#252;k&#252;ms&#252;z) bir rivayete itibar edilmez. Zira hi&#231;bir fak&#238;h, hi&#231;bir vakit tegann&#238;nin mubah olduğu hakkında fetv&#226; vermemiştir. Raksedip ayakları yere vurmayı c&#226;iz g&#246;rmemiştir. Nitekim bunlar, İm&#226;m H&#252;m&#226;m Ziy&#226;edd&#238;n Ş&#226;m&#238;’nin, M&#252;ltakıyt isimli ris&#226;lesinde anlatılmıştır.

    Sofiyyenin (tasavvuf erb&#226;bının) amelleri, hel&#226;l ve haram mevzuunda senet değildir. Fakat onları ayıplamayız da; m&#226;zur g&#246;r&#252;r&#252;z. İşlerini Allah’a havale ederiz.

    Hel&#226;l ve haramı anlamakta, İmam Eb&#251; Han&#238;fe, İmam Eb&#251; Y&#251;suf ve İmam Muhammed’in (rahimehullah) kavilleri m&#251;teberdir. (Ehlullah'tan-evliyaullah'tan) Şibl&#238;’nin ve Eb&#251; H&#252;seyin N&#251;r&#238;’nin (k.s.) amellerine bakılmaz.

    Bug&#252;n, şeyhlerinin amellerinden başka bir şeye bakmayan ve kulak asmayan sofiyye, raks ve sem&#226;’ı dinleri ve şer&#238;atleri h&#226;line getirmişlerdir. Şeyhlerinin amellerine istinad edip, onu, t&#226;atları ve ib&#226;detleri olarak kab&#251;l etmişlerdir. ‘Onlar &#246;yle kimselerdir ki, dinlerini bir oyun bir eğlence haline getirmişlerdir...’ (11)

    Yukarıdaki riv&#226;yetlerden anlaşılmış oluyor ki; bir kimse, haram bir fiili g&#252;zel kabul ederse, İsl&#226;m z&#252;mresinden &#231;ıkar, m&#252;rted olur. Bunun &#252;zerine, sem&#226; ve raks meclisine t&#226;’zim etmenin (kabul ve tasvip ederek saygı g&#246;stermenin); hatta, onu ib&#226;det ve t&#226;at h&#226;line getirmenin şen&#226;etini (fenalığını) d&#252;ş&#252;nmek l&#226;zımdır!..” (12)
    ***

    "Teganni" ile alakalı iki hadis-i şerif

    Eb&#251; Sa&#238;d ve Enes (r.anh&#252;ma) anlatıyor: Ras&#251;l&#252;llah (s.a.v.) ş&#246;yle buyurdu: "&#220;mmetimde ihtilaf ve ayrılıklar meydana gelecek. (Onlardan) bir grup lafıyla g&#252;zel, ameliyle k&#246;t&#252; olacak. Onlar Kur'an'ı okuyacaklar; ancak (okudukları Kur’an’ın n&#251;ru) k&#246;pr&#252;c&#252;k kemiklerinden aşağı ge&#231;meyecek. Bunlar dinden, tıpkı okun avı delip ge&#231;mesi gibi &#231;ıkarlar. Onlar; ok, kirişine d&#246;nmedik&#231;e bir daha dine geri gelmezler. Bunlar mahlukatın/yaratıkların en şerlileri/k&#246;t&#252;leridir. Onları &#246;ld&#252;rene ve onlar tarafından &#246;ld&#252;r&#252;lene ne mutlu! Onlar insanları Kitabullah'a &#231;ağırırlar; fakat, Kitap'tan zerre kadar nasipleri yoktur.'

    Yanında bulunan Ashab (r.anh&#252;m),

    - 'Ey All&#226;h'ın Ras&#251;l&#252;, onların alameti-emaresi-nişanesi nedir?' diye sorduklarında,

    - 'Tıraş olmak!' cevabını verdiler. "(13)

    Benzer bir rivayeti Eb&#251; Sa&#238;di'l-Hudr&#238;'den (r.a.) Sahihayn da kaydetmiştir.

    Rez&#238;n’in Hz. Huzeyfe’den (r.a.) naklettiği rivayetse ş&#246;yledir: Ras&#251;l&#252;llah (s.a.v.) buyurdu ki: "Kur'&#226;n'ı Arap şivesiyle/ağzıyla ve sesleriyle okuyun! Aşk ehlinin ezgilerinden uzak durun! Ehl-i Kitab’ın ezgilerinden de uzak durun! Benden sonra bir topluluk gelecektir ki; onlar, Kur&#226;n okurken, şarkı s&#246;yler veya ağıt yakar gibi okuyacaklar. Okudukları gırtlaklarından aşağıya ge&#231;meyecek! Hem onların hem de onları beğenenlerin kalpleri bozulacak."
    ***

    Netice;

    Şiirle meşgul olan ya da olması gerekenlerin, bu dalda kabiliyet ve istidadı bulunanların, her şeyde ve her alanda olduğu gibi bu noktada da, yukarıda belirtilen kıstaslara/kriterlere riayet etmeleri, &#246;l&#231;&#252;y&#252; ka&#231;ırmamaları icap etmektedir. Aksi takdirde mezm&#251;m ve muteber olmayan alana girmiş olurlar.

    Kur'an-ı Kerim de, hadis-i şeriflerde k&#246;t&#252;l&#252;ğ&#252; anlatılan şekillerden uzak, us&#251;l&#252;ne uygun tarzda Ras&#251;l&#252;llah Efendimizin tarif buyurdukları gibi tegannisiz bir &#252;slupla kıraat kaidelerini g&#246;zardı etmeden h&#252;z&#252;nle okunmalıdır.
    ***


    G&#220;N&#220;M&#220;ZDE ŞİİR VE M&#220;TEŞAİRLER

    Hemen her s&#226;hada olduğu gibi, g&#252;n&#252;m&#252;zde şiirin de şairin de &#246;l&#231;&#252;s&#252; kalmamıştır. Serbest nazım diye bir şey tutturulmuş, salkım-sa&#231;ak bir şeyler &#252;retilmeye &#231;alışılıyor. Evet, şiirin de serbestisi vardır elbette... Ama ne olursa olsun, onun da bir kriteri-&#246;l&#231;&#252;s&#252; olması icap etmez mi? Gerek ses ve gerekse mana y&#246;n&#252;yle...

    Her neyse; ikinci yolu yani tasavvufta zikr-i haf&#238; yolunu ve o yolun b&#252;y&#252;klerinin tercih ettikleri us&#251;l&#252; benimsediğimize, dolayısiyle şiirle pek de meşgul olmadığımıza g&#246;re, işin bu y&#246;n&#252;n&#252; daha fazla kurcalamadan iki fıkra ile yetinelim. (Zikr-i cehr&#238; yolunun us&#251;l&#252;n&#252; benimseyip, İsl&#226;mi &#246;l&#231;&#252;ler dahilinde şiirle meşgul olanlara da tabii ki bir diyeceğimiz yok.)
    ***

    Garip halleriyle meşhur olan şair Ali R&#251;hi Bey, klasik şiirin tabuta konulup defnedilmeye &#231;alışıldığı ve bug&#252;nk&#252; gibi serbest nazım ile şiir yazmanın moda olduğu devirlerde bir g&#252;n, eline ge&#231;en “
    G&#252;lşen” mecmuasında, gen&#231; şairlerden birinin irili-ufaklı mısra‘larla b&#252;t&#252;n bir sahifeyi dolduran şiirini g&#246;r&#252;p merakla okur. Armud&#238; istifi ile bu alışılmadık kelime yığınına, uzun uzun baktıktan sonra,

    – Ac&#226;yip, der, bunlar &#252;z&#252;m salkımı; yazanlar da şair değil, manav olsa gerek!..
    ***


    M&#220;TEŞAİR KİMDİR?

    Namık Kemal bir edebiyat meclisinde cidd&#238; bir m&#252;n&#226;kaşaya girmiş... M&#252;n&#226;kaşa d&#246;n&#252;p dolaşmış, d&#252;nyanın-hayatın esasını teşkil eden ahl&#226;t-ı erbaa (Ahl&#226;t-ı erbaa, insan v&#252;cudundaki d&#246;rt unsur da demek olan; toprak, hava, su, ateş. An&#226;sır-ı erbaa da denir) bahsine gelmiştir. O devirlerde ahl&#226;t-ı erbaayı bilmeden şairlik iddialarında bulunmak d&#252;ş&#252;n&#252;lemezdi. Mevzuyu herkes biliyor ve m&#252;n&#226;kaşa iyiden iyiye kızışıyordu. O sırada devrin m&#252;teşair&#226;nından (şair olmadığı halde şairmiş gibi ge&#231;inenlerinden) Diyarbakırlı Deli N&#226;im,

    – Kemal Bey, Kemal Bey!.. diye sanki kendisinin de bu hususta &#246;nemli bir fikri varmış gibi ateşli ateşli bağırıp Namık Kemal’i susturur. Mecliste g&#246;zler ona &#231;evrilmiş ve m&#252;n&#226;kaşa yeni bir hal alacak diye herkes p&#252;r-dikkat beklemeye başlamıştır. O sırada N&#226;im Efendi’nin gayet yumuşak bir sesle,

    – Kuzum, ahl&#226;t-ı erbaa ne demektir? diye sorması &#252;zerine Namık Kemal, bir şairden bu ceh&#226;let ve densizliği g&#246;r&#252;nce, hiddetle bağırmış;

    – D&#246;rt kere halt etmektir!..


    DİPNOTLAR
    (1) Necip Fazıl, &#199;ile.
    (2) Hadisler i&#231;in bkz. Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı M&#252;ellifleri, Meral Yayınları, İstanbul, 1972, II, 3-4.
    (3) Şuara s&#251;resi, 221-227.
    (4) Nisa s&#251;resi, 148.
    (5) Bakara s&#251;resi, 194.
    (6) Tefsir-i Kebir, (Terc.), 17, 391.
    (7) Cemil Meri&#231;, Bu &#220;lke.
    (8) Bkz. Kınalızade Ali Efendi, Ahl&#226;k-ı &#194;l&#226;&#238;, Devlet ve Aile Ahl&#226;kı.
    (9) Lokman s&#251;resi, 6.
    (10) F&#252;rkan s&#251;resi, 72.
    (11) A’r&#226;f s&#251;resi, 51.
    (12) İmam-ı Rabbani, el-Mektubat, 1, 266.
    (13) Ebu Davud, S&#252;nen, S&#252;nnet, 31.



Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  





Takip Et
Sitemizde telif hakkı içeren mp3, film, video vb paylaşılması yasaktır. Eğer telif hakkı ihlaline neden olan bir konu olduğunu düşünüyorsanız BURAYA tıklayarak ilgili konuyu linkiyle birlikte göndererek yöneticiye şikayetinizi dile getirebilirsiniz. En kısa sürede ilgilenilecek ve ilgili konu kaldırılacaktır.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629