Status :
Üyelik tarihi : Mart.2007
Nereden : Yalnızlar Rıhtımından...
Mesajlar: 445
Konular: 255
Aldığı Beğeniler: 3
Kadın ve erkeklerin durumu
“Erkekler, kadınlar üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar... ” (Nisa suresi, 34) âyetinin ekseriyetle yanlış anlaşıldığını söyleyebiliriz.
Dilirseniz ayetin tefsir ve tahlilini Elmalılı merhumdan dinleyelim:
Ayette geçen "kavvam" kavramı; kâim kelimesinin mübalağasıdır. Bir kadının işine bakan ve korunmasına önem veren, işlerini idare eden kişiye "Kayyimü''l-mer''eti" ve daha kuvvetli olarak "Kavvâmü''l-mer''eti" denilir.
Evet bu tabir, erkeğin kadına hakimiyyetini ifade eder; fakat rastgele değil. "Milletin efendisi, onlara hizmet edendir" mânâsı üzere hizmetçilikle karışık bir hakimiyetini anlatır.
Bundan dolayı bir taraftan erkeğin üstünlüğünü anlatırken, diğer taraftan da kadının değer ve üstünlüğünü bildirir.
Ve bu ayırım içinde "mutlak eşitlik" iddiasını kaldırıp, karşılıklı olarak farklı bir eşitlik metoduyla öyle bir birlik sağlar ki; bu durum, sultan ile ümmet arasındaki karşılıklı haklara benzeyecek ve bu şekilde aile terbiyesi, toplum terbiyesi ve siyasi terbiyenin bir başlangıcı olacaktır.
Bunun için Kadı Beydâvî tefsirinde der ki, "Valiler, halkı idare ettikleri gibi onlar (erkekler) da kadınları öyle idare ederler."
Şimdi bu esas da, biri Allah tarafından verilen, diğeri çalışmakla kazanılan iki sebebe bağlanarak buyuruluyor ki: Çünkü erkekler ve kadınların bir kısmını diğerine yaratılış açısından üstün kılmıştır. Zamirinin delalet ettiği mânâ ile bundan erkeklerin kadınlara üstünlüğü ve tercihleri anlaşılmakla beraber, âyetin öyle güzel bir açıklaması vardır ki; bu üstünlük ve değeri, "Allah o erkekleri kadınlara üstün kılmıştır" diye mutlak surette erkeklere tahsis etmemiş, kapalı olarak bazısının diğer bazısına üstünlüğünü ifade etmiştir.
Bu ise, erkeğin kadında bulunmayan, yaratılıştan var olan bir takım üstünlüklere sahip olduğu gibi, aynı zamanda kadının da erkekte bulunmayan yaratılıştan var olan bazı üstün vasıflara sahip olduğunu... Bundan dolayı her ikisinin birbirine değişik yönlerden muhtaç olduklarını... Bu şekilde erkekle kadının yaratılıştan farklı ve karşılıklı olarak birbirlerinden üstünlükleri bulunduğunu... Her erkeğin, aynı şekilde her kadının da seviyelerinin bir olmadığını... Bundan dolayı her erkeğin, her kadın ile tek olarak mukayese edilemeyeceğini... Bununla birlikte bütün bunlar toptan karşılaştırılınca kadınların erkeklere ihtiyacının, erkeklerin kadınlara olan ihtiyacından daha fazla olduğunu ifade eder.
Ve açıklandığı üzere esas üstünlük ölçüsü olan kazanma ve mal edinme açısından erkek, faaliyet gösterme yeteneğine sahip... Kadın ise itaat duygusu ve kabiliyet yönünden ince ruhlu ve çekici bir yaratılışa sahiptir. Bunun için kadınlar, erkeklerin gücü-kuvveti ile korunmaya-muhafaza edilmeye daha fazla muhtaçtır.
Bundan dolayı sonuç olarak genel bir şekilde üstünlük ve faziletin erkek tarafında bulunduğunu... Amirlik ve idarecilik yetkisinin, hakkıyla erkek olan erkeklere verilmesi ve kadınların onlara itaat etmesi, hem bir hak ve hem de kadınların menfaatlerinin gereği olduğunu pek beliğ-özlü bir ifade ile anlatır.
İşte erkeklerin peygamberlik, imamet (imamlık, devlet başkanlığı, valilik, şeair-i İslâm, yani İslâm''ın önemli prensiplerini gerçekleştirmek), kısas cezalarında şahitlik etmek, cihadın kendilerine vacib olması, cumanın vacib olması, ezan, hutbe, itikaf, asabelik (mirasın tamamını alan kimse), hata ile ve kasame öldürmelerinde kan bedelini yüklenmesi, ricat boşanmasında bağımsız hareket etmesi gibi bir takım özellikler, haklar ve vazifeler ile üstün olmaları da bu örneklerden bazılarıdır.
"Kadınlar üzerine hakimler" olarak ailede başkanlık hakkına sahip olmalarının bir sebebi, bu yaratılıştan olan üstünlük; diğeri de erkeklerin mallarından bir kısmını mehir ve nafakaya harcamaları meselesidir.
Velhasıl; erkekle kadın fıtraten mütefâvit ve mütekâbilen mütefâdıldırlar. Yani, erkek ve kadın yaratılışları itibariyle farklı, karşılıklı olarak da biribirlerinden üstünlükleri olan varlıklardır. Nitekim tarihen de sabittir ki erkekler aklî ve ilmî yönleri, bedenî güçleriyle kadından üstün... Kadın da annelik icabı şefkat, temizliğe düşkünlük yönleriyle erkekten üstündür.
Bugün kadın hakları denince, kadının rey verme kakkı, çalışma hakkı, parasını bankaya koyabilme, bankadan kendi imzasıyla çekebilme hakkı, boşanma davâsı açma hakkı gibi haklar kastediliyor.
Oysa bunların hepsi İslam''ın tanıdığı haklardır zaten. Sadece çalışma hakkında, evli olma halinde, yapacağı işin mâhiyetine göre kocasından izin alması söz konusudur. Nitekim Rasûlüllah Efendimizin (s.a.v.) zevcelerinden Zeyneb Bintu Cahş''ın hâne-i saadette deri işleme atölyesi vardı. Gene İslam''ın ilk asrında kadın berberliği, muallimelik, doktorluk, çobanlık, tüccarlık, beldiye zâbıtalığı, sütannelik, muğanniyelik, müftüyelik, şâirlik, hatta askerlik... gibi mesleklerde çalışan kadınlar mevcuttur.
Ancak Müslüman kadın çalışmak mükellefiyetinde-zorunda değildir. Evleninceye kadar nafakası ailesine ait, evlenince de kocası ona bakmakla mükelleftir. Yiyecek-giyecek, mesken, tedavî masrafları koca üzerinedir.
Kısacası İslam dininde, nikah akdi istihdam akdi değildir. Kadının, ev işlerini bile yapma mecburiyeti yoktur. Elbisesi giyilecek, gıdaları yenilecek şekilde olmalıdır. Evde bir hizmetçinin bulunması, kadının tabiî bir hakkıdır. Bazı âlimler: Biri dış işlerini yapmak üzere ikinci bir hizmetçi de hakkıdır” demiştir.
Fakat bütün bu haklar, karşılıklı imkân ve anlayış ahlâkı çerçevesinde ele alınır. Dolayısiyle hiçbir taraf öbür tarafı gücünün yetmeyeceği alanlara çekip zorlamaz.
Sözün özü; İslâm''da, hukukla ahlâk bir arada yürür. Bugün gelinen noktada, -Müslüman ailelerin de ekseriyetle durumu aynı- çekilen huzursuzlukların baş sebebi; işin ahlâki yönünün, anlayış-tolerans-empati ve musamaha cihetinin bir yana bırakılıp, sadece hukuki tarafının ele alınmasıdır.
Rabbim cümlemizi, hukuktan olduğu kadar ahlâktan da ayırmasın.
Selamlar...
Tweet