ÜMMÜLKİTAP, KUDRET DENİZİ,
MAKAM-I MAHMUD, DİVAN-I SALİHİYN,
ZİKİR HÜCRELERİ


7. gök katının İkinci aleminde ümmülkitap göreceksiniz. On katlı bir apartman büyüklüğünde bir kitap, boşlukta durur, 4m yükseklikte yaklaşık yerden. Altında, etrafında 60 kişinin yer aldığı çok kocaman bir kürsü var. Normal bir odadan daha geniş bir kürsü. Kürsünün karşı tarafında, ümmülkitab’ın altında, Devrin İmam’ını göreceksiniz; orada vazifeli. Ümmülkitab’ın bir sayfası açık. Bu kitabın içinde Allah’ın bütün mukaddes kitapları yer alıyor.
Bundan sonraki alemler: Kudret Denizi, Makam-ı Mahmud, Divan-ı Salihiyn en nihayet zikir hücreleri. Burada çok aydınlık olmayan bir ortamda, simetrik olarak yerleştirilmiş olan yüzlerce hücre göreceksiniz. Yaklaşık iki metre yirmi santim yüksekliğinde küre. Şeffaf kürelerin içinde insan ruhları oturup ellerinde tespihleri ile zikir yaparlar. Ve böyle bir ortamda her gün Devrin İmam’ı, arkasındaki iki kişi (Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le Hz. İsa) olmak üzere üç kişi inerler. Ve her gün zikir hücresi içinde bulunan herkes dışarı çıkar ve bir hilâl meydana getirirler. Bu hilâlin önünde Türk bayrağındaki yıldızın yerinde bu üç kişi gelip, belli bir süre mutlaka sohbet yaparlar. Zikir hücresindekiler, bu sohbetten evvel el öperek hilâli meydana getirirler. İkinci sıra, ilk sıranın baştakilerden bir sonrakinden başlar, üçüncü sıra onlardan bir sonrakinden başlar, böylece ortası geniş kenara doğru gittikçe daralan bir hilâl vücuda gelir. Hilâlin birbirine yaklaşan noktalarında da bu üç kişiden oluşan bir yıldız söz konusu. Ve Allahû Tealâ’nın dizaynında, bu sohbet her gün mutlaka tahakkuk eder. Bir gün zikir hücrelerinden bir kişi zikrini tamamlamış olur. O kişi, İndî İlâhi’ye ve oradan Sidret-ül Münteha’ya ulaşır. Sidret-ül Münteha’da o kişi Rabbini görür. (Yalnız ruh görür, siz bu seviyede henüz göremezsiniz) ve Allah’a oradan yükselerek ulaşır. Allah’ın Zat’ına ulaştığı zaman da, Allah’ın Zat’ında ifna olur, yok olur.


İSLÂM OLMANIN BİRİNCİ SAFHASI

RUHUN ALLAH’A ULAŞMASI (VUSLAT)

Zikir hücrelerine ulaşan kişi, oradan bir daha aşağıya inmez. Yedinci katın altıncı alemi olan zikir hücreleri, oraya ulaşan kişiyi orada artık daimî tutar. Ne zamana kadar? Bu kişi zikrini tamamlayıp da Allah’a ulaşana kadar. İşte bu Allah’a ulaşmak seyr-i sülûkun tamamlandığını, vuslatın oluştuğunu gösterir. Allah’a ulaşan ruh, Allah’ın Zat’ında ifna olur; yok olur. Ve Allah’ın Zat’ı, o kişinin ruhuna meab olur. Şimdi beraberce Nebe Suresinin 39. âyet-i kerimesine bakalım. Ne diyor Allahû Tealâ;

“Zâlikelyevmülhakk, femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ.”

İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün) Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi kendisini Rabbine ulaştıran (yolu, Sırat-ı Müstakiym’i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.


İşte sevgili okuyucular, meaba ulaşmış olanlar, evvab adını alıyor. Kaf Suresinin 31 ve 32. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki;

“Ve üzlifetilcennetü lilmüttekıyne gayre ba’ıyd hâzâ mâ tû’adûne likülli evvâbin hafiyz.”

Cennet takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı. İşte vaad olduğunuz şey (bu cennettir). Bütün evvab (Allaha ruhu ulaşmış ve sığınmış) ve hafız (başları üzerinde mürşidin ruhunu muhafız olarak taşıyan) olanlar için.

“Likülli evvâbin hafiyz”

Bütün evvab olanlara, (ruhlarını Allahû Tealâ’ya ulaştırıp da Allah’ın Zat’ı kendilerine meab olanlara ve başlarının üzerinde mürşidin, Devrin İmam’ının ruhunu taşıyan, muhafız taşıyanlara “hafiyz” diyor Allahû Tealâ, muhafızın sahibi demek, muhafaza altında olan demek (O muhafaza altında olan kişiler ve ruhlarını Allah’a ulaştıranlar için) cennet yaklaştırıldı, diyor.


Kişinin ruhu, ne zaman Allahû Tealâ’nın Zat’ına ulaşırsa, o kişinin, ruhu Allah’a ulaşmış olur ve takva sahibi olur. Onun için Allahû Tealâ, Kaf Suresinin 31. ve 32. âyetlerinde bunları söylüyor. Takva sahiplerine (takva sahibi, ruhunu Allah’a ulaştırmış olan kişi) evvab, (Allah’ın Zat’ı kendisine meab olmuş, sığınak olmuş kişi) Allah cenneti lâyık görüyor.
Sevgili okuyucular burası üçüncü bölümün sonu. Yani ilk yedi basamakta kişi âmenû oldu: Kulaklarındaki vakra alındı, kalbindeki ekinnet alındı yerine ihbat konuldu, irşad makamıyla arasındaki hicab-ı mesture alındı, kişi âmenû oldu. Onbirinci basamakta huşûya ulaştı, nefs tezkiyesine başladı. Yirmibirinci basamakta nefs tezkiyesini tamamladı, nefsinin kalbinin yarısından fazlası aklandı ve ruhu Allah’a ulaştı. Nefs Allah’a verdiği yemini gerçekleştirdi tezkiye oldu. Ruh, Allah’a verdiği misaki gerçekleştirdi; Allah’ın Zat’ına ulaştı ve Allah’a teslim oldu. Fizik vücut şeytana kul olmaktan kurtuldu. Allah’a tam kul olamadı ama şeytana kul olmaktan kurtuldu.

İslâm kelimesi “silm” kökünden gelir ve teslimi içerir. Burada İslâm olmanın birinci safhası gerçekleşir; ruh Allah’a teslim olur. İkinci safhada fizik vücut Allah’a teslim olacak, üçüncü safhada da nefs Allah’a teslim olacak ve kişi o zaman İslâm olacaktır. Yani İslâm’ın 5 tane şartını yerine getiriyor diye hiç kimse İslâm olamaz.

Sevgili okuyucular görüyorsunuz ki, bu büyük bir olay. Ve insanlar bu konuda ne yazık ki hiçbir bilginin sahibi değiller. Koskoca bir Kur’ân-ı Kerim hepimizin elinde. Bu ufuklar herkese açık. Öyleyse Allah’ın güzelliklerini insanların çoğu neden yaşamıyor, ne düşünüyorsunuz? Ben kendilerine yazık ettiklerini düşünüyorum.

Öyleyse 21. basamaktan ötesi ikinci ve üçüncü teslimleri içeren velâyet makamları. Velâyet, evliyalık müessesesi, ruhumuzun Allah’ın Zat’ında ifna olduğu noktada başlar. Hiç kimse ruhu Allah’ın Zat’ında ifna olmadıkça evliya olamaz; takva sahibi olamaz. Takva sahibi olmak deyince insanlar ne anlıyor? Takva kelimesi, sakınmak, çekinmek, korkmak anlamına geliyor lügat manâsı itibariyle, Neymiş? Allah’tan korkan takva sahibiymiş. Hadi bakalım buyrun şimdi. Allah ruhunu Allah’a ulaştıranın takva sahibi olduğunu söylüyor (Rum-31), fizik vücudunu (vechini) şeytana kul olmaktan kurtaranın takva sahibi olduğunu söylüyor (Bakara-21), nefsini tezkiye edenin takva sahibi olduğunu söylüyor (Necm-32). Hepsi 22 inci basamakta gerçekleşir. Oysaki 2 inci basamakta olan ve cehenneme gidecek olan kişi de Allah’tan korkar yani âlimlere göre takva sahibi. İyi mi?

Sevgili okuyucular, eğer kişi Allah’a inanıyorsa ulaşıyorsa mutlaka Allah’tan korkacaktır. Ta ki Allah’a aşık olsun, Allah da onu sevsin. O zaman korku sevgiye döner. Unutmayın seven sevdiğine koşar, korkan korktuğundan kaçar. Öyleyse Allah, Allah’ı sevmenizi ve O’na ulaşmanızı ister. Üstelik de ruhunuzun Allah’a ulaşması demek olan vuslatı üzerinize 9 defa direkt olarak farz kılmış. İki defa da indirekt olarak farz kılmış. Nefsinizin tezkiyesini 3 defa, fizik vücudun Allah’a kul olmasını 3 defa farz kılmış.
Size Kur’ân-ı Kerim’in farzlarını anlatıyorum hep. Söylediklerimizin hepsi farz hükümler taşıyor. Ruhunuzun Allah’a, siz ölmeden evvel ulaşması da hepinizin üzerine farzdır. Nefsinizin tezkiyesi de farzdır. Fizik vücudunuzun Allah’a teslim olması da farzdır. Nefsinizin Allah’a teslim olması da farzdır. Onları akabinde anlatmak istiyorum. Allah razı olsun..