Status :
Üyelik tarihi : Şubat.2007
Nereden : Nevşehir
Mesajlar: 5.296
Konular: 1.580
Aldığı Beğeniler: 91
HAC YAPACAK OLANLARIN bilmesi gereken hususlar...
HAC YAPACAK OLANLARIN
bilmesi gereken hususlar...
“Hac, bilinen aylardadır. Her kim o aylarda hacca başlayıp kendisine farz ederse; artık hacda kadına yaklaşmak, günah işlemek ve kavga etmek yoktur. Siz hayırdan ne işlerseniz, Allah onu bilir. Kendinize azık edinin. Şüphesiz ki azıkların en hayırlısı Allah korkusudur. Ey akıl sahipleri! Benden korkun!”
* * *
“Rabbinizin lütfünü istemenizde size bir günah yoktur. Arafat'tan indiğiniz zaman Meş'ar–i Haram yanında (Müzdelife'de) Allah'ı zikredin. O'nu, size gösterdiği şekilde zikredin. Doğrusu siz, bundan önce gerçekten sapmışlardandınız.”
* * *
Sonra insanların akıp geldiği yerden siz de akıp gelin. Allah'tan bağışlanmanızı isteyin. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”
* * *
Nihayet hac ibadetlerinizi bitirdiğiniz zaman, önceleri babalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla Allah'ı anın. İnsanlardan kimisi: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver!" der. Onun için ahirette hiçbir kısmet yoktur.
Yine onlardan: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada bir güzellik ve ahirette de bir güzellik ver ve bizi ateş azabından koru!" diyenler vardır.
İşte onlar için, kazandıklarından bir nasip vardır. Allah, hesabı çok çabuk görür.”
* * *
Hac ve umreyi de Allah için tamam yapın. Eğer bunlardan alıkonursanız, o zaman kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Bununla beraber bu kurban, kesileceği yere varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden hasta olana veya başından bir rahatsızlığı bulunana tıraş için oruç veya sadaka yahut da kurbandan ibaret bir fidye gerekir. Engellemeden kurtulduğunuz zaman da her kim hacca kadar umre ile sevap kazanmak isterse, ona da kolayına gelen bir kurban gerekir. Bunu bulamayana ise üç gün hacda, yedi de döndüğünüzde ki tam on gün oruç tutması lazım gelir. Bu hüküm, ailesi Mescid–i Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah'ın azabı gerçekten çok şiddetlidir.”
* * *
Bu âyet de kendisinden önceki kısım gibi kaza umresi yılı denilen, hicretin yedinci yılında nazil olmuştur.
HACC: Lugat manası “kastetmek”tir. Fakat mutlak kasıt değil, büyük ve önemli bir şeyi kastetmektir. Dînen: Tahsis edilen bir zamanda, tahsis edilen bir yeri özel bir şekilde ziyarettir ki hac niyetiyle, tahsis edilen yer ve zamanda ihrama girip, Arafat'ta vakfe, sonra Kabe'yi ziyaret tavafından ibaret olan mahsus (özel) fiillerdir. İhram, vakfe, tavaf, bu üç fiil, gerek farz ve gerek nafile haccın farzlarıdır. İhram şart, vakfe ve tavaf da rükündür. Tahsis edilen yer ve zaman da şartın şartı olan şartlar kısmındandır. Buna göre haccın şartları, rükünleri ve bunlardan başka vacipleri, sünnetleri, müstehabları, yasakları vardır. Şöyle ki:
HACCIN RÜKÜNLERİ
Haccın rükünleri demek, haccın esası, temeli demektir.” Haccın hakikati “Vakfe ve tavaf”tır.
HACCIN ŞARTLARI
Sahih olmasının şartı ve vücûbunun şartı olmak üzere iki çeşittir:
1–Sahih olmasının şartı: Müslüman olmak, niyet ile ihram, tahsis edilen yer ve zamandır. Hac aylarından önce hiç biri sahih olmaz.
2– Vacib olmasının şartı: Bu da ikidir:
a–Vacib olmasının kendi şartıdır ki İslâm, hürriyet, akıl, buluğ, hacca gitme gücü, vakit, İslâm yurdunda bulunmak veya düşman yurdunda ise haccın farz oluşunu bilmiş olmaktır.
b– Edasının vacib oluşunun şartıdır ki, vücut sağlığı, hissî engeller bulunmaması, yol güvenliği, kadın hakkında iddet bekleme durumu olmaması, kocası veya bir mahreminin, yanında beraber bulunmasıdır.
HACCIN VÂCİBLERİ
1– İhramı mîkattan veya bir sakıncası yoksa daha önceden giymek,
2–Arafat'ta vakfeyi, güneşin batışına kadar uzatmak,
3– Müzdelife'de de vakfe yapmak,
4– Safa ile Merve arasında yedi şavt sa'y etmek,
5– Sa'yi, ona hazırlık olan bir tavaftan sonra yapmak.
6– Tahsis edilmiş olan yerde taş atmak,
7– Halk veya taksîr, yani başını kazıtmak veya saçlarını kısaltmak,
8– Mekke'ye dışardan gelenler için "tavaf–ı sader" denilen veda tavafı yapmak,
9– Tavafa Hacer'ül–Esved'den başlamak,
10– Tavafı sağdan yapmak,
11– Özrü yoksa tavafta yürümek,
12– Tavafta, cünüplükten ve abdestsizlikten temizlenmiş olarak bulunmak,
13– Avret yerlerini örtmek,
14– Tavafın yedi şavtından son üçünü yapmak (ilk dördü farzdır).
15– Sa'ye Safâ'dan başlamak,
16– Kıran ve temettü' haccı yapanlar için kurban kesmek,
17– Her yedi tavaftan sonra iki rekât namaz kılmak.
18– Şeytan taşlama ile tıraş olma arasındaki tertibe riayet etmek.
19– Kurban kesme günlerinde kurban kesmek.
20– Tıraşı yerinde ve zamanında olmak.
21– Ziyaret tavafını, kurban bayramının ilk üç gününde yapmak.
Bu vâciblerden biri terk edilirse kurban kesmek gerekir.
HACCIN SÜNNETLERİ
1–Kudüm tavafı yapmak, yani Mekke'ye girince Kâbe'yi tavaf etmek.
2–Kudüm tavafında veya farz tavafta "remel" yapmak, yani tavafın üç şavtında –devrinde– harp meydanında savaşa çıkmış pehlivan gibi omuzlarını titreterek yürümek.
3–Safa ile Merve arasındaki iki yeşil direk arasında koşmak.
4–Tahsis edilen günlerde geceleyin Mina'da yatmak.
5–Mina'dan Arafat'a güneş doğduktan sonra, Müzdelife'den Mina'ya da güneş doğmadan önce hareket etmek.
Bunlardan başka daha birtakım hususlar ki müstehabları ve edepleri ile beraber tafsilatı fıkıh kitaplarındadır.
HACCIN YASAKLARI
Bu da iki çeşittir:
1– Şahsın kendinde yapmaktan men edildiği şeylerdir ki cinsi münasebet, saç ve kıl kesmek, tırnak kesmek, koku sürünmek, başını ve yüzünü örtmek, dikişli bir şey giymektir.
2– Başkasına yapmaktan men edildiği şeylerdir ki birisini tıraş etmek; gerek Harem ve gerekse Hıll bölgesinde av yapmaktır.
İhramdan çıkıncaya kadar bunların hiç biri yapılamaz, yapılırsa ceza lazım gelir. Gerçi Haremin ağacını kesmek dahi yasak ise de bu yasaklık, hacca ve ihrama mahsus değildir. Şafiî mezhebinde Safa ile Merve arasında sa'y ve bir görüşe göre tıraş veya saçları kısaltmak da haccın farzlarından ve hatta rükünlerindendir.
* * *
Haccın şer'î sebebi Beytullah'tır. Çünkü hac, ona muzaf olur da "Beytin haccı" denir. Beyt ise bir olup tekrar edilmediğinden hac, müslümana ömründe bir kere fevren, yani ilk imkan senesinde farz olur. Sonraya bırakma yoluyla farz olup acele edilmesinin daha faziletli olduğu da rivayet edilmiştir. Bu âyetlerin nazil olduğu kaza umresi yılında Peygamber efendimiz, Zilkadede umre suretiyle Kabe'yi ziyaret etmiş ve bir yıl önce müşriklerin engellemeleriyle tamamlayamadığı umreyi bu şekilde kaza ettikten sonra antlaşmaya göre üç günden fazla Mekke'de kalamayacaklarından hacdan önce geri dönmüştü.
Ertesi yıl, hicretin sekizinci yılında Hudeybiye antlaşmasının müşrikler tarafından bozulmasından dolayı, Ramazan–ı Şerifte hareket edilmiş ve Ramazanın son on gününde Mekke fethedilmiş; Şevval içinde Huneyn savaşı, Taif kuşatması yapılmış, Resulullah, yine bir umre yaparak hac vaktinden önce Medine'ye dönmüştür. O sene Mekke'de vali bırakılan Attab b. Üseyd, Arab geleneğine göre insanlara hac yaptırmıştı.
Daha ertesi hicretin dokuzuncu yılında Hazreti Ebu Bekir es–Sıddîk Radıyallahu Anh, Hazreti Peygamber tarafından hac emiri tayin buyurulmuş, ilk olarak bu yıl İslâmi hac yerine getirilmişti. Bundan sonra Beyt–i Şerifin (Kabe'nin) çıplak olarak tavaf edilmemesi ve müşriklere hac yaptırılmaması ilan olunmuş ve nihayet hicretin onuncu yılında bizzat Resulullah, ilk ve son olarak haccı eda etmiş ve hac ibadetini tamamen öğretmişti. Bu seneye "Haccetü'1–vedâ" denilmiş ve ertesi yıl Peygamberimiz vefat etmiştir. Bundan dolayı Resulullah'ın yaptığı bu son haccın, farzı eda için olduğunda şüphe yok ise de öncekilerin farz olduğu sabit değildir. Bu, "Hac ve umreyi Allah için tamam yapın." emri, haccın aslının farz olduğunu kesin olarak ifade etmeyip, başlanmış olan herhangi bir hac ve umrenin tamamlanmasının vacib olduğunu ifade ettiğine göre hac, daha sonra: "Yoluna gücü yeten her kimsenin, o beyti haccetmesi, insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır." delili ile farz kılınmış ve Peygamber tarafından da ilk imkân senesinde ertelenmeden yerine getirilmiştir.
Bu şuna benzer; çok kıymetli bir insan arkadaşını evine davet etse, davet edilen şahsın, “ben senin davetini kabul etmiyorum senin davetine gelip kendimi yoramam” demesi ne kadar abes olur. Hâlbuki davet eden Allah'ımızdır. Müminler de ben Kâbe'ye gidip oralarda para harcayamam Hacca gitmeye ne gerek, onun yerine hayır yap başka şey yap demesi; Hâlbuki Allah'ımız onu evine davet ediyor. Bir şairin dediği gibi
Her kime Kâbe nasip olsa Hüda davet eder,
Her kişi sevdiğini hanesine davet eder.
HACC HAKKINDA
İMAMLARIN İHTİLAFI
Haccın daha önce âyetlerle kaza umresi senesinde farz kılınmış olması düşünülmekte ve bu takdirde Peygamber tarafından gecikmeli olarak eda edilmiş olması da muhtemel bulunduğundan haccın farz oluşunun fevri (tehirsiz) olup olmaması imamlar arasında ihtilaflıdır. İmam–ı Azam'dan iki rivayet vardır. Birini İmam Ebu Yusuf, diğerini İmam Muhammed tercih etmiştir. Daha sahih olanı, Ebu Yusuf rivayeti olan fevridir. İmam Mâlik'ten tercih edilen rivayet ise İmam Muhammed gibi sonraya bırakmadır.
Haccın hikmetine gelince, bunun, dini ve dünyevi birçok faydayı kapsadığı her türlü şüpheden uzaktır. Bu cümleden olarak kıble işinde açıklanan, "Nerede bulunursanız bulunun, Allah hepinizi bir araya getirecektir." ifadesinin yüce kapsamındaki sosyal birliği fiilen tecelli ettirecek olan en büyük ve en geniş bir kulluk nişanesidir ki bunun şümulünün genişliğini, yer küresi üzerindeki hiçbir yerde bulmak mümkün değildir. Zira Kâbe–i muazzama kadar kutsallığı eski olan hiçbir tevhid mabedi yoktur. Kâbe'nin, İbrahim milletiyle ilgisi, bütün semavî dinlerce kabul edilmiş; hatta Hazreti Âdem'e kadar ulaştığı da rivayet edile gelmiştir.
* * *
Mekke'nin hürmeti, (saygınlığı) ta yeryüzünün yaratılmasıyla mevcuttur. Adem Aleyhisselam Rabbimizden Beyti mamuru istedi. Her gün 70 bin melek girip ziyaret eder bir daha onlara sıra gelmezdi. Kabenin aslı olan Beyti Mamuru Allah'u Teala dünyaya indirdiğinde kırmızı yakuttan idi. Nuru doğu ve batıyı aydınlatırdı. Cinler ve şeytanlar Onun nurundan kaçtılar, nurun geldiği yeri merak edip yüksek yerden dönüp baktılar ki; Kâbe'den geliyor. Yaklaşmak istediler, fakat Melekler etrafını kuşatıp yaklaştırmadılar. Onların yaklaşması yasak olduğundan Haram (Haremi Şerif) denildi.
Kâbe'yi haccetmek, insanlığı bütün esas kökeninden birleştirmeye yönelik ve buna yardımcı olduğu halde; ondan sonra ortaya konan mabedler ve yerler nispeten özel oluşlarından dolayı böyle herkesi birleştirmeye uygun değildir. Hatta bizzat Peygamber'in kabrinin toprağı Kâbe'den efdal olduğu halde, Kâbe için mevcut olan haccın sebepleri ve özellikleri bunda bile tasavvur olunamaz. Şu halde Allah nezdinde hacca en layık olan birlik kıblesinin, herhalde "eski ev" yani Kâbe olduğunda hiç şüphe yoktur. Bundan başka Kâbe arayanlar, tevhide değil; şirk ve ayrılığa çalışmış olurlar.
* * *
Hac, bir taraftan namaz gibi bedenî, diğer taraftan zekât gibi malî yönleri içeren toplayıcı bir ibadettir. Aynı zamanda cihad manasını da taşımaktadır. Nitekim bir hadis–i şerifte vârid olduğuna göre: "Hac, bir cihaddır, umre tatavvu (nafile)dur." Yine bu münasebetledir ki burada hac meseleleri, cihad emirleriyle beraber nazil olmuştur.
Tweet