Status :
Üyelik tarihi : Şubat.2007
Nereden : Nevşehir
Mesajlar: 5.296
Konular: 1.580
Aldığı Beğeniler: 91
Dünya sevgisinden kurtulmak
Dünya sevgisini, muhabbetini, kalbimizden ancak bütün eşyanın özüne, hakikatine bakmakla çıkarabiliriz. Bu şekilde hareket edersek, dünyanın nasıl olduğunu anlayıp kalbimize, sadece Allah-u Zülcelal'in ve ahiret gününün muhabbetini yerleştiririz.
Çevremizde, bizim için çok büyük ibretler vardır. Fabrikadan yeni çıkan bir otomobile bakın, sahibi ona gözü gibi bakıp bakımını aksatmadan yapar. Herhangi bir yerine bir şey olmaması için azami gayret sarf eder.
Ancak, bazen de hurdalıklarda her tarafı çürümüş, kullanılamayacak duruma gelmiş arabalar görürüz. Halbuki, o araba da bir zamanlar yeniydi. Sahibi etrafında dolaşıyor, sevgiyle bakımını yapıyordu. Arabanın muhabbeti kalbini fethetmişti. Peki, ne oldu? O yepyeni araba, yavaş yavaş eskidi, çürüdü ve topraktan bir farkı kalmadı. Böyle olduğu için de sahibinin ona duyduğu sevgi de kayboldu.
Manifaturacılar, sabahtan akşama kadar, kumaşlarının tozunu siler, itina ile düzenlerler. Bir kişi o kumaşı alıp elbise yaptırır. Bir süre giydikten sonra, eskidiği için kaldırıp çöpe atar. Peki, o manifaturacının titizlikle sildiği, düzenlediği kumaşa ne oldu?
İşte, eşyanın aslı, hakikati böyledir. Dünya sevgisi böyledir. İnsan bunlara meylederse, Allah-u Zülcelal'den ahiret gününden gafil kalır. Fakat, dünyanın ne olacağını tefekkür ettiği zaman, kendisini ibadetten, zikirden alıkoyan şeyler, bütün cazibesini kaybeder.
Allah’a yakın olmak
Kudretli bir kimse karşımızda durup yerine getirmek üzere bize bir iş verse, o zat aklımızdan hiç çıkar mı? Tabi ki çıkmaz. Çalışırken, dolaşırken, otururken hep aklımızda olur. Acaba beni beğeniyor mu? Bana kızıyor mu? diye daima onunla meşgul oluruz.
Peki, Allah-u Zülcelal bu zata benzer mi? O, hiçbir zaman kulundan ayrılmaz; bize şah damarımızdan daha yakındır. Böyle olduğu halde, neden Allah-u Zülcelal'den gafil oluyoruz.
Allah-u Zülcelal başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "(Hayırda) önde olanlar, (ecirde de) öndedirler. İşte bunlar, (Allah'a) en yakın olanlardır." (Vakıa; 10-11)
Mü'min olanların tümü, Allah-u Zülcelal'e gitmektedirler. Fakat, bunların önünde olan bazı kimseler vardır. Öyle ki, bu önde olanların içinde de önde giden kimseler vardır. İşte, Allah-u Zülcelal'e en yakın olanlar bu kimselerdir.
Esasen, Allah-u Zülcelal nasıl bize şah damarımızdan daha yakın ise biz de O'na o derece yakınız. Ancak, ayet-i kerimede kastedilen yakınlık, bu değildir. Buradaki yakınlık; ibadet ile, ruh ile, huzur ile elde edilen yakınlıktır.
Allah-u Zülcelal ile huzurlu olan kimseler O'na doğru gitmektedirler. Otururken, suküt ederken, ibadet yapmadıkları zamanlarda dahi, Allah-u Zülcelal'e yürümektedirler.
Anlatıldığına göre, Cüneyd-i Bağdadi (ks) bir gün, suküt içerisinde oturuyordu. Ne zikir yapıyor, ne namaz kılıyor, ne de her hangi bir harekette bulunuyordu. Uzun süre bu halde oturdu. Ona dediler ki: "Farz namazlar dışında, ne ibadet ne de zikir yapıyorsun, ne de hareket ediyorsun. Devamlı sükut eder bir haldesin. Bunun sebebi nedir?" Cüneyd-i Bağdadi onlara şu ayet-i kerimeyi okudu: "Bir de o dağları görür onları sabit sanırsın; oysa onlar, bulut geçer gibi geçip gider." (Neml; 88)
İşte, bu ayet-i kerimeyi okuduğu zaman anladılar ki, Cüneyd-i Bağdadi yerinde oturduğu halde, aynı bulutlar gibi seyr-i sülukta, Allah-u Zülcelal'in muhabbetine, rızasına doğru gitmektedir.
Cüneyd-i Bağdadi oturduğu ve sükut ettiği halde, ruhuyla ve kalbiyle Allah-u Zülcelal'i zikrediyor ve yalvarıyor; huzurlu olarak Allah-u Zülcelal'e doğru yol alıyordu. Onun bu haline hayret edenler, okuduğu ayet-i kerime ile cevaplarını aldılar.
Allah’a gafil olarak gitmekten kork!
Herkes kendisine bakıp, Allah-u Zülcelal'in istediği şekilde kendisini düzeltmelidir. Allah-u Zülcelal'in zikrini, ibadetini, Kur'an okumayı, İslam dinine hizmet etmeyi, kalbimizin, ruhumuzun ve nefsimizin istemesi lazımdır.
Hatta, kendimiz için: "Ya Rabbi! Sana karşı halis olmadan, beni dünyadan ayırma! Halis olduğum zaman da hemen beni dünyadan al!" diye dua etmeliyiz. Çünkü, dünyaya gelme sebebimiz, Allah-u Zülcelal'i razı etmektir. Dünyaya hayvanlar gibi yiyip içip uyumak için değil; baki olan ahiret hayatımız için hazırlık yapmaya geldik.
Allah-u Zülcelal, Davud aleyhisselam'a şöyle buyurmuştur: "Ya Davud! Gaflet içerisinde bulunduğun bir sırada ölümle karşılaşabilirsin. O zaman bana gafil olarak gelirsin. Bundan daima kork ve kendini muhafaza et. Allah'ın huzuruna gidersem halim ne olur? diye daima düşün ve zamanını gafletle geçirme!"
Allah-u Zülcelal kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin... (Amin)
Tweet