Toplam 3 Sayfadan 1. Sayfa 123 SonuncuSonuncu
Toplam 32 sonuçtan 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Büyük İslam İLmihali

  1. #1
    Status : dRaqa0 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Sep 2008
    Bulunduğu yer : Margáir
    Mesajlar: 7.292
    Konular: 1.565
    Aldığı Beğeniler: 176

    Standart Büyük İslam İLmihali




    İÇİNDEKİLER



    1. BÜYÜK İSLAM İLMİHALİ
    2. TAKDİM
    3. ÖNSÖZ
    4. İtikat Kitabı
    5. İman ve İslâm´ın Niteliği
    6. Peygamberlere İman
    7. Semavi Kitaplara ve Meleklere İman
    8. Âhirete Kaza ve Kadere İman
    9. İman´da Ehl-i Sünnet İmamları
    10. Müslümanlıkta İbadetler Taharetler
    11. Sularla İlgili Hükümler
    12. Özürlü Kimselere Ait Bazı Meseleler
    13. Kadınlara Ait Haller
    14. Abdest
    15. Mesh
    16. Gusül
    17. Teyemmüm
    18. Namaz
    19. Namazın VacipleriSünnetleriEdepleri
    20. Ezan ve İkamet
    21. İmamlık ve Cemaat
    22. Namazlar Nasıl Kılınır
    23. Cuma Namazı ve Bayram Namazları
    24. Teravih Namazı/Nafile Namazlar
    25. Sefer
    26. Kaza Namazları ve Eda ile Kazanın Farkları
    27. Secdeler(TilavetŞükürSehiv)
    28. Kur´an-ı Kerimi Öğrenip Okumak ve Dinlemek Görevleri
    29. Namazların Mekruhları
    30. Namazı Bozan ve Bozmayan Şeyler
    31. İskat-ı Salât (Namaz Borcunu Düşürme) Meselesi
    32. Mescidlere Ait Hükümler
    33. Cenaze
    34. Oruç Kitabı
    35. Oruçlu İçin Mekruh Olan ve Olmayan Şeyler
    36. Orucu Bozan ve Bozmayan Şeyler
    37. Oruç Tutmamayı Mübah Kılan Özürler
    38. Keffaretin Mahiyeti ve Nevileri
    39. İtikâfın Mahiyeti Nevileri ve Teşriî Hikmeti
    40. Zekat Kitabı
    41. Ehli Hayvanlara Ait Zekâtlar
    42. Ticaret Mallarının Zekâtı
    43. Altın ile Gümüşün Zekâtı
    44. Kâğıt Paralarla Banknotların Zekâtı
    45. İstenen Borç Paraların Zekâtı
    46. Arazi Ürünlerinin Zekâtı
    47. Madenlerin ve Definelerin Zekâtı
    48. Zekâtı Ödeme Yolları
    49. Zekâtın Verileceği Yerler
    50. Fitre Sadakası
    51. Hac Kitabı
    52. Haccın Vacibleri
    53. Haccın Sünnetleri
    54. Haccın Edebleri
    55. Farz Hac Üzerinde Uygulama
    56. Umrenin Yapılış Şekli
    57. Temettü Haccının Yapılış Şekli Kıran Hac Nasıl Yapılır?
    58. Hedy´in Mahiyeti ve Hükümleri
    59. Hac ve Umre İle İlgili Yasaklar
    60. Bedel (Vekâlet) Yolu ile Hac
    61. Hac Konusunda Niyabet Vasiyet Adakla İlgili Bazı Meseleler
    62. İhsarla İlgili Meseleler
    63. Resulullah Efendimizin Kabrini Ziyaret
    64. Kurban ve Av Kitabı
    65. Akîka Kurbanı
    66. Zebh Zebiha ve Tezkiyenin Mahiyetleri
    67. Etleri Yenen ve Yenmeyen Hayvanlar
    68. Avın Mahiyeti ve Caiz Oluşu
    69. Kerahet ve İstihsan Kitabı
    70. Her Müslüman İçin Öğretme ve Öğrenmenin Gerekliliği
    71. İslâmda Aile ve Akrabalık İlişkileri
    72. İslâmda Kazancın (Kesbin) Önemi
    73. İslâmda Yapılması Yasak Şeyler
    74. Lukataların (Buluntu Malların) Mahiyeti ve Hükümleri
    75. İslamda Eğlence ve Yarışmaların Hükmü
    76. İslâmda İnsanların Hayat ve Organ Dokunulmazlığı
    77. İslam Ahlakı Kitabı
    78. İslâmda Muaşeret (Güzel Geçinme) Adâbi
    79. Güzel ve Çirkin Huylar
    80. ANASIR-I ERBAA

    Hepsini ayrı ayrı sizLerLe payLaşacağım


  2. #2
    Status : dRaqa0 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Sep 2008
    Bulunduğu yer : Margáir
    Mesajlar: 7.292
    Konular: 1.565
    Aldığı Beğeniler: 176

    Standart

    TAKDİM


    Merhum hocamız Ömer Nasuhi Bilmen Hazretlerinin Diyanet işleri Başkanlığı görevinden emekli olmadan önce İstanbul Müftülüğü zamanında altıyıl kadar maiyetlerinde çalıştım ilim ve faziletini ahlâk üstünlüğünü yakından tanımak şerefine kavuştuğumdan dolayı Yüce Allah´a hamd ederim.

    Yazmış olduğu eserler yıllardır okuyucuların ellerinden düşmediği gibi ilim ve faziletinin yüksekliğinden dolayı müslümanlar arasında onu tanımayan yok gibidir. Bıraktığı her eser sünnet ehli inancına dayalı güvenilir çok değerli bir kitaptır. Yıllardır basılmakta ve basılmaları devam etmektedir. Bir hadis-i şerifde duyurulduğuna göre "Öldükten sonra cari (sevabı sürekli akıp gelen) sadakadan biri de kendisinden faydalanılan bir ilimdir." Bu bakımdan merhum hocamız geride bıraktığı birçok eseriyle bu büyük manevi mükâfata kavuşmuş bulunmaktadır. Yüce Allah bizlere de rızasına uygun bu gibi hizmetler nasib buyursun.

    Muhterem Hocamızın yetiştiği devirdeki dil daha çok Osmanlıca deyimlerin çokluğu bakımından değer kazanıyordu. Bunun tesiri altında kalınarak eserlerindeki ifade bugünkü neslin anlayabileceği şekilde kolaylık arzetmediğinden "Büyük İslâm İlmihali" adlı eserinin elden geldiği kadar aslında hiçbir değişiklik yapmaksızın sadeleştirilmesi Bilmen Basım ve Yayınevi yetkilileri tarafından benden istendi.

    Böyle bir çalışmayı kabul etmek benim için bir şeref olduğu kadar okuyuculara da bir kolaylık sağlaması bakımından yerine getirilmesi gereken bir görevdi.

    Elimden geldiği kadar metne ve manaya sadık kalarak sadeleştirip bugünkü nesiller tarafından kolayca anlaşılabilecek bir dile çevirmeye çalıştım.

    Vacib Tealâ Hazretlerinden devamlı olarak müslümanlara manevî yarar ve okuyanlara kolaylıklar sağlamasını diler kusurlarımın bağışlanmasını niyaz ederim.

    A. Fikri YAVUZ


  3. #3
    Status : dRaqa0 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Sep 2008
    Bulunduğu yer : Margáir
    Mesajlar: 7.292
    Konular: 1.565
    Aldığı Beğeniler: 176

    Standart

    ÖNSÖZ


    Müslümanların her konuda bilgi sahibi olmaları bir görevdir. Din konusunda bilgi ise. İlmihal (herkesin durumuna göre gerekli olan bilgiler) adını alarak en önemli yeri tutar. Her müslümariin bağlı bulunduğu İslâm dini konusunda yeterli bilgi sahibi olması bir borçtur. Edindiği bilgilerle de üzerine düşen dinî görevleri yerine getirmiş olacaktır.

    Aslında bütün insanlığın manevî ruhu yerinde olan dinden din bilgisinden hiç kimse uzak kalamaz öteden beri ister ilkel olsun ister medenî toplumlar hiç biri bir dine bağlı kalmaktan dışarı çıkamamıştır.

    İnsanlann gerçek mutluluktan ve saadetleri ilâhi bir din yolu ile ortaya çıkar. Sağduyulu kimselerin ruhları ve vicdanları böyle bir din ile huzursuzluktan kurtulur yatışır insanlığın yaratılışındaki yüksek amaç ancak böyle ilâhi bir dine sarılmakla gerçekleşir.

    Öyle ise uyanık bir ruha temiz bir vicdana sahib olan insan böyle gerçek bir dinden nasıl uzak kalabilir: Kendi benliğini geleceğini ve mutluluğunu korumak isteyen bir insan böyle yüce bir dinin inançlara temizliğe ibadete helâl ve harama ahlâka dair kutsal hükümlerinden muhtaç bulunduklarını öğrenip uygulamak duygusundan nasıl habersiz kalabilir?

    O mübarek dinin yaşamasına yükselmesine yayılmasına medeniyet saçan şanlı tarihine ait bazı bilgileri öğrenmek isteğinden insan nasıl gafil bulunabilir?

    Hiç şüphe yok ki benliklerini kaybetmeyen uyanık kişi ve cemiyetler bu ihtiyacı ruhlarında duymuşlardır. Dini eserleri aramayı onları bulup okumayı gerekli görmüşlerdir.

    İnsanların yaratılışlanndaki meyilleri ve ruhî ihtiyaçları sebebiyle her asırda din bilginleri tarafından sayısız dinî eserler yazılmıştır. Ancak her devrin ve muhitin durumuna ve kabiliyetine göre bu gibi eserlerde bir yenilik göstermek mana ve ruhları değişmeyecek şekilde dini meseleleri imkân dahilinde herkesin anlayabileceği bir ifadeyle yazmak bunların birtakım hikmet ve faydalarını sade bir dille ortaya koymak da çok gereklidir.

    İslâm dininin kapsadığı hükümler esas bakımından dört kısma ayrılır:

    1- İtikada ait hükümler

    2- İbadetlere ve amellere ait hükümler

    3- Helâl-haram olan şeylere mubah ve mekruhlara ait hükümler

    4- Ahlâka ait hükümler.

    Bu dört kısım hükümler üzerinde çok geniş ve değerli kitablar yazıldığı gibi özet halinde kolay anlaşılır kitablar da fazlasıyla yazılmıştır. Gerçek şu ki bu dört kısmın her biri üzerinde ayrı ayrı birer kitab yazılmış; fakat bu dört kısmı bir araya toplayan kitaplar azınlıkta kalmıştır.

    Biz aslında ayrıntılı eserlerden uzak kalamayız. Ancak böyle geniş kapsamlı eserleri okuyup onlardan gerekli meseleleri seçip ayırmaya herkesin gücü yetmez. Görevleri ve zamanları buna elverişli olmaz. Çok kısa eserler de ihtiyacı karşılamaya yeterli olmaz maksadı karşılayamaz. Üstelik bu eserlerin ifadesi ağır olursa istenilen bilgileri elde etmek çok güçleşir.

    Çeşitli görev ve hizmetlere ayrılmış olan din kardeşlerimizin dini ihtiyaçlarını yeterince karşılayabilecek bir "İlmihal" kitabı yazılmasını çok kimseler benden isteyerek bana başvurmuşlardı. Bunun üzerine kutsal dinimizin itikat´a temizliğe ibadete kerahiyet (hoş olmayan) ve ıstihsana (güzel olan şeylere) ahlâka dair hükümleri üzerinde ve bir kısım büyük peygamberlerin hayatları ile İslâm dininin tarihçesine ait on kitabdan ibaret oldukça büyük bir "İlmihal" kitabı yazmayı bir görev saydım. Yüce Allah´dan yardımlar dileyerek bu görevi yerine getirmeye başladım. En güvenilir en kıymetli din kitablarımıza başvurdum ibadetler kısmını daha uzunca hazırlamaya çalıştım. İkram ve feyzi bol olan yüce Allah´ın yardım ve ihsanı ile meydana gelen bu esere "Büyük İslâm İlmihali" adını verdim.

    Eğer bu eserim din kardeşlerimin faydalanmalarına hizmet ederek hayırlı dualarını kazanmaya vesile olursa kendimi bahtiyar sayarım. Bütün yazı ve çalışmaları ile yalnız Hak Tealâ Hazretlerinin rızasını kazanmak isteyen aciz bir yazar için bundan büyük bir mükâfat olmaz. Başarı yüce Allah´dandır...

    Fatih Dersiamlarından


  4. #4
    Status : dRaqa0 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Sep 2008
    Bulunduğu yer : Margáir
    Mesajlar: 7.292
    Konular: 1.565
    Aldığı Beğeniler: 176

    Standart

    İtikat Kitabı



    Gerçek Dinin Esasları ve Başlıca Dinler

    Gerçek din Yüce Allah´ın bir kanunudur ve birtakım sağlam hükümlerin kutsal bir mecmuasıdır. Allah bunu peygamberleri aracılığı ile insanlara ikram ve ihsan buyurmuştur. Bu kanun insanları hayırlı olan şeye götürür. İnsanlar bu Allah kanununun buyruklarına kendi güzel irade ve arzuları ile uydukça doğru yol üzerinde bulunur ve hidayete ermiş olurlar. Hem dünyada hem de âhirette mutluluğa ve selâmete kavuşurlar.

    Dinler başlıca üç kısma ayrılır

    Birincisi:

    Hak dinlerdir. Bunlar yukarıdaki tarife uygun olanlardır. Yüce Allah tarafından konulup peygamberler aracılığı ile insanlara bildirilen dinlerdir. Bunlara "İlâhî ve Semavî" dinler de denir.

    Semavî dinlerin hepsi esas bakımından birdirler. Yalnız bazı ibadetler ve hukuk kuralları bakımından aralarında ayrılık olmuştur.

    Hazret-i Adem´den Hazret-i İsa´ya kadar gelen bütün mübarek peygamberlerin insanlara bildirmiş oldukları dinler iman esaslarında bir olup yalnız bir Allah´a iman etmeye dayalı iken bunlar sonradan bozulmuş ve asılları kaybolmuştur. Yüce Allah en son ve en büyük Peygamberi olan Hazret-i Muhammed´i Sallallahu aleyhi ve Sellem´i bütün insanlara Peygamber olarak göndermiştir. Onun aracılığı ile de hak dinlerin en sonu ve en mükemmeli olan İslâm dinini kullarına Allah Tealâ ihsan etmiştir. İşte bugün yeryüzünde hak din olarak kıyamete kadar yaşayacak olan yalnız bu İslâm dinidir.

    İkincisi:

    Asılları değişmiş ve bozulmuş olan dinlerdir. Bunlar yukarıda söylendiği gibi asılları bakımından birer gerçek din iken sonradan bozulmuş İlâhî niteliklerini kaybetmiş olan dinlerdir.

    Üçüncüsü:

    Bâtıl dinlerdir. Bunlar asılları bakımından da gerçek din ile ilgisi bulunmayan dinlerdir. Bunlar birtakım milletler tarafından ortaya konmuş olan uydurma inançlardır. Bunlarda akla ve mantığa uygun olan bazı hükümler bulunsa bile konuluşları itibariyle İlâhî olmak şerefinden yoksun olup hiç bir bakımdan din kutsallığını taşımazlar. Ateşe yıldızlara ve putlara tapan milletlerin dini bu türdendir.

    Gerçek Bir Dinin Vasıfları ve Yararları

    Gerçek bir dinin belirgin vasıfları kendini diğer dinlerden seçkin kılan özel nitelikleri pek çoktur. Özetle diyebiliriz ki gerçek din insanlara yalnız bir Allah´ın varlığını bildirir yalnız bir Allah´a ibadet edilmesini emreder bütün kâinat´ın Allah´dan başka yaratıcısı bulunmadığını haber verir. Bütün peygamberlere ve bütün semavî kitablara ayırım yapmaksızın inanılmasını ister. Sonsuz olan bir âhiret hayatının varlığını anlatır. İnsanları bir düzen içinde birleştirir ve aralarında bir kardeşlik meydana getirir. İnsanların yaratılışında eşitlik bulunduğunu gösterir. Allah katında üstünlüğün takva ve güzel ahlâkla olduğunu öğütler. Her yönü ile akla ve hikmete uygun bulunur insanların kurtuluşuna ve mutluluğuna vesile olur.

    İşte bütün bu niteliklere sahib olan din bugün yeryüzünde var olan ve kıyamete kadar devam edecek olan yalnız İslâm dinidir.

    Hak dinin yararlarına gelince: Bu yararlar çoktur ve pek önemlidir. Böyle bir din sayesinde insanların kazanacakları yararları ve mutlu halleri anlatmaya hiç bir kalem yeterli değildir. Şu kadarını bildirelim ki insan hak bir din sayesinde ne için yaratıldığını öğrenir kendisini yaratıp büyüten sayısız nimetlere eriştiren mukaddes kutsal mabudunu tanır. Allah´ın seçkin kulları olan Peygamberlerin varlığına inanır ve onların güzel huyları ile hayatını aydınlatmaya çalışır. Böylece insanlığa yaraşır bir yaşayışla yaşar ve ölünce de sonsuz bir mutluluğa kavuşur.

    Şunu da arz edelim ki gerçek bir din insana güç verir onu hayata hazırlar onu en düşünceli ve en üzüntülü günlerinde teselli eder. Böylece insanın gelecekteki hayatını korumuş olur.

    Düşününce şu gerçeği anlarız: İnsan bu dünya hayatında yaratıklardan bir yaratıktır. İnsan bu alemdeki yaratıkların yanında bir zerre miktardır. Birçok ihtiyaçlar içinde çırpınmaktadır. Mevcut âlemin bir takım kuvvetleri karşısında pek aciz bir durumdadır. Sonra da daha açılmadan solan çiçekler gibi bütün varlığını kaybederek ölüp gitmektedir. O halde insanlık bu ölümlü hayattan ibaret olsa insanlar kadar durumlarına acınacak bir yaratık olamazdı.

    O halde bu maddî ve ölümlü hayat bakımından insanın yaşantısı tam bir huzur ve bahtiyarlık içinde olamaz. Fakat diğer bir yönden insan çok bahtiyar ve pek mutludur. Çünkü gerçek dine sarıldıkça insan kalben huzur içinde olur. Sonsuz bir mutluluğa erişme hazırlığındadır. Bu geçici hayatın sona ermesi kendisini hiç bir tasaya düşürmez. Böyle bir insan ebedî bir varlığın kendisini rahmeti ile koruyacağından emindir. Hiç bir zaman kaybolmayacak olan bir hayata kavuşmakla mutlu olacağına inanmıştır.

    İşte bütün bunlar gerçek bir dinin insanlık âlemine kazandıracağı yararların bir kısmıdır.

    İnsan ancak böyle bir din sayesinde hayatını kanaat üzere düzenler büyük yaratıcısına seve seve ibadette bulunur hakları gözetir ebedî olan cennet mükâfatına kavuşma isteği ile dindaşlarına ve bütün insanların hidayete ermelerine hizmet etmek ister. Böylece cemiyetin çok kıymetli bir organı olur.

    Sonuç

    İnsanlığa bu yüksek ruhu veren bu güzel yaşayış şeklini öğreten gerçek dinden başkası olamaz.


    İslâm Dininin Genelliği ve Mutlu Sonuçları

    İslâm dini hak dinlerin en sonu ve en olgunudur. Bu kutsal din yalnız bir millete ve bir zamana özgü değildir. Bütün insanlara kıyamete kadar gerekli olan Allah´ın tabii dinidir. İnsanların yaratılışlarına ve yaşayışlarına tamamiyle uygundur. Bu yüce din bir kurtuluş ve selâmete eriş yoludur bir mutluluk kaynağıdır. Allah Tealâ´nın razı olduğu dindir. Cenab-ı Hak buyurmuştur :

    "Allah katında din İslâm´dır." (Al-i İmran: 19)

    İslâmiyetin ortaya çıkışından önce bütün yeryüzü din bakımından cehalet karanlığı içinde kalmıştı. Hak dinler sönmüş İlâhî ilim ve irfan güneşi batmış ufukları karanlıklar kaplamıştı. İnsanlar yalnız kendi hırsları uğrunda çalışıyor çırpınıyor ve çarpışıyordu. Birbirlerini esir ediyorlardı. Arab yarımadasının halkı ise büsbütün cehalet içinde kalmıştı. İnsanlar kendi elleriyle yaptıkları putlara tapıyorlardı. Bu davranışları onları utandırmıyordu. Kız çocukları canlı olarak toprağa gömülüyorlardı. Bundan da hiç bir üzüntü duymuyorlardı. Bayağılık içinde başka milletlerin hakimiyeti altında yaşıyorlardı ve bundan da bir tasaları yoktu. Netice olarak güzel inançtan iyi ahlâkdan yararlı işlerden ve yüce duygulardan hiçbir eser kalmamıştı.

    Fakat İslam güneşi doğmaya başlayınca yeryüzünün birçok yerleri hemen aydınlanmaya başladı. İnsanlık âlemi hakdan adaletten eşitlikten ve kardeşlikten haberdar oldu. Putlara tapan insanların ayaklarına kapanan başlar yalnız noksanlıklardan beri olan bir Allah´a secde etmeye başladı. Ruhlar yükseldi diller yüce Allah´ı anmakla bezendi. Gözler büyük yaratıcımızın güzel eserlerini seyretmekten meydana gelen uyanıklık nurları içinde kaldı.

    Sonuç olarak İslâm dini sayesinde gerçek bir medeniyet sağduyulu insaniyet yararlı bir ilerleme ve çok mutlu bir devrim oldu. İnsanlık âlemi bu mukaddes dine sarıldıkça şüphesiz daima yükselecektir.


  5. #5
    Status : dRaqa0 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Sep 2008
    Bulunduğu yer : Margáir
    Mesajlar: 7.292
    Konular: 1.565
    Aldığı Beğeniler: 176

    Standart

    İman ve İslâm´ın Niteliği


    İman lûgat manası bakımından bir şeye inanmak ve bir şeyi doğrulamak demektir. "Bu iş böyledir şöyledir" diye hüküm vermektir.

    Din teriminde ise yüce Allah´ın dinini kalb ile kabul edip Resulüllah sallallahu aleyhi ve sellem´in bildirdiği şeyleri kesin olarak kalb ile doğrulamaktır.

    İmanın aslı bu olmakla beraber bir engel hal bulunmadığı takdirde kalb ile kabul edilip inanılan bu hükümleri dil ile söylemek ve şehadette bulunmak lâzımdır. Çünkü inanılması gereken şeyleri kalb ile benimseyip kabul eden kimse bunları dili ile söylemezse onun iman durumu insanlar tarafından bilinmez onun müslüman olduğuna hükmedilmez.

    Kalb ile doğrulamak dil ile söyleyip ikrar etmekle meydana gelen imanla beraber namaz kılmak ve oruç tutmak gibi ameller de gereklidir. Çünkü biz bu görevleri yapmakla sorumluyuz. Bu görevleri yapmak imana kuvvet verir imanın kalbdeki nurunu çoğaltır. İnsanı azabdan kurtarır Yüce Allah´ın ihsan ve ikramlarına kavuşturur.

    "İslâm" sözüne gelince: Lûgat manası bakımından İslâm teslim olmak boyun eğmek ve itaat etmektir. Din teriminde ise Yüce Allah´a ve O´nun peygamberine itaat etmek Peygamber Efendimiz´in din adına bildirmiş olduğu şeyleri kalb ile kabul edip dil ile söylemek ve onları güzel görmektir. İslâm aynı zamanda din manasına gelir.

    Gerçek din ile İslâm arasında esasta bir fark yoktur. Her gerçek din İslâm´dır. Her İslâm´da gerçek bir dindir; buna müslümanlık da denir.

    Allah Tealâ´nın dinine sadece "Din" denildiği gibi millet şeriat İslâm ve İslâm dini de denir. Bununla beraber "İslâm" sözü bazan güzel ameller manasında bazan da İman manasında kullanılır. Şeriat sözü de ibadetler ve insanlar arasındaki ilişkilerle ilgili olan hükümlerin tümünde kullanılır.

    İman ile İslâm´ın Şartları

    İslâm dininde Yüce Allah´a meleklere Allah´ın kitablarına peygamberlere âhiret gününe kaza ve kadere iman etmek esastır. Bunları bilip kabullenmek imanın temel şartıdır. Onun için imanın şartları altıdır denilir. Bu şartlar müslümanlıkta kesinlikle mevcut esaslardır. Bunlara inanılması zorunlu din ilkeleri denir. Bunlara inanmak mecburiyeti vardır. Bunları doğrulamadıkça iman gerçekleşemez. Bunlardan herhangi birini inkâr etmek Allah korusun insanı hemen dinden çıkarır.

    Biz bu imanımızı: "Amentü billâhi..." sözlerini okumakla daima açıklıyor ve isbat ediyoruz. Bu sözleri okuyan şöyle demiş oluyor:

    "Ben Yüce Allah´a O´nun meleklerine O´nun kitablarına O´nun peygamberlerine âhiret gününe kaderin (iyi ve kötü her şeyin yaratılışı) Allah´dan olduğuna inandım. Öldükten sonra dirilip mahşerde (hesab yerinde) toplanmak hakdır ve gerçektir. Şahidlik ederim ki Allah´dan başka İlâh yoktur ve yine şahidlik ederim ki Hazret-i Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O´nun kulu ve peygamberidir."

    İslâm´ın şartları ise beştir. Peygamber Efendimiz´in bir hadislerinin manası şudur: "İslâm dini beş şey üzerine kurulmuştur: Şehadet sözünü getirmek (Eşhedü en lâ İlâhe İllallah ve Eşhedü enne Muhammeden Resulüllah demek) namaz kılmak zekât vermek ramazan ayı oruç tutmak ve hac etmek."

    İşte bu beş şey İslâm´ın şartıdır. Bu şartları gözetip onları yerine getiren insan İslâm şerefine ermiş Müslüman rütbesini kazanmış olur.

    "Eşhedü en lâ İlâhe İllallah ve Eşhedü enne Muhammeden Abdühu ve Resulühu = Allah´dan başka İlâh olmadığına şahidlik ederim. Yine Muhammed´in (A.S.) Allah´ın kulu ve elçisi olduğuna şahidlik ederim." sözlerine "Kelime-i Şehadet" denir. "Lâ İlâhe İllallah Muhammed´ün Resülüllah" sözüne de "Kelime-i Tevhid" denir. Biz bu mübarek kelimeleri daima okuruz.

    Yüce Allah´a ve O´nun Sıfatlarına İman

    İmanın temelini teşkil eden altı şart vardır. Bunlardan birincisi Yüce Allah´a iman etmektir. Şöyle ki: "Allah Tealâ (Yüce Allah) diye ismini andığımız şanı büyük olan Yaratıcı vardır. Eşi ve benzeri olmayan o varlık bütün kemal sıfatları ile vasıflanmıştır. Bütün noksanlıklardan beri (münezzeh)´tir. Bütün âlemleri yoktan var eden O´dur. O´nun kudret ve büyüklüğüne denk hiçbir şey yoktur. Bizleri ve bizim gördüklerimizle görmediğimiz sayısız âlemleri yaratan yetiştirip besleyen ancak O´dur.

    Yüce Allah´ın "Rahman Rahim Halık Rezzak Hakîm Rabb Mübdî Azîz Gaffar Tevvab Hak" gibi daha birçok mübarek isimleri ve büyük sıfatları vardır. Özellikle Vücud (Varlık) sıfatı vardır. Bundan başka mübarek sıfatları iki kısma ayrılır. Bir kısmı Selbi Sıfatlar´dır ki Kıdem Beka Havadise Muhalefet (hiç bir yaratığa benzer olmamak) Kıyam Bizatihi (varlığı kendiliğinden oluş) Vahdaniyet (ortağı olmamak) sıfatlarından ibaret olmak üzere beştir.

    Diğer kısmı da Sübut Sıfatları´dır ki bunlar Hayat İlim İrade Kudret Semi Basar Kelâm Tekvîn sıfatları olmak üzere sekizdir. Bu sıfatların hepsine birden "Kemal Sıfatları" denir.

    İşte biz böyle kemal sıfatları ile vasıflı bulunan şanı yüce bir Allah´a ve O´nun bu büyük sıfatlarına iman ederiz. Bu büyük sıfatlarla ilgili biraz bilgi vereceğiz.


    Vücud

    Allah Tealâ´nın varlığı demektir. Allah Tealâ´nın varlığı hakdır ve en büyük varlık O´na mahsustur. O´nun varlığı yarattığı şeyler bakımından yaratıkların hepsinden daha açık ve zahirdir. Çünkü Yüce Allah olmasaydı hiç bir şey olmazdı. Gerek bizim varlığımız ve gerekse herhangi bir şeyin varlığı Yüce Allah´ın varlığına birer şahiddir.

    Biliyoruz ki bu âlemde hiçbir şey kendiliğinden var olacak bir durumda değildir. Bunlardan hiç biri ne kendi kendine var olabilir ne de kendi kendine yok olabilir. Başka bir deyişle hiç bir şey kendi kendine yokluktan varlığa gelemez. Varlıkdan da yokluğa gidemez. Hiç bir yaratık da ne bir zerreyi var edebilir ne de onu yok edebilir. İçinde yaşadığımız bu dünya ile beraber sonsuz âlemler meydana gelmiş birbiri ardınca vücuda gelip devam etmektedir. Nice şeyler de varken yok olmuştur.

    İşte bütün bunları yokluktan var eden ve sonra yok eden kuvvet ve hikmet sahibi Yüce bir yaratıcının varlığından asla şübhe edilemez.

    Yüce Allah´ın varlığını isbat için Kelâm (Akaid) ilminde ve felsefe kitablarında pek çok delil yazılıdır. Bunlardan bir kısmını "Muvazzah İlm-i Kelâm Dersleri" adındaki eserimizde açıklamış bulunuyoruz. Şimdi burada:

    "Şübhe yok ki göklerin ve yerin yaratılışında gece ile gündüzün değişmesinde akıl sahibleri için (Allah´ın varlığını kudret ve azametini gösteren) büyük işaretler vardır." (Al-i İmran: 190) âyetini okuyup yüksek anlamını düşünmek yeterlidir.

    Bu âyet-i kerime güzelce düşünülürse Yüce Allah´ın varlığına kuvvet ve kudretinin büyüklüğüne dair sayısız deliller önümüze çıkar. Bizim bu eserimiz onları açıklamaya yeterli değildir. Ancak astronomi kozmoğrafya biyoloji kimya ruhiyat (psikoloji) ve anatomi gibi ilimlerin verdiği bilgileri göz önüne getirenler bu âyet-i kerimenin işaret ettiği delillere pek güzel akıl erdirebilirler. Her sağduyu sahibi insan düşündükçe Yüce Allah´ın varlığını kabule mecbur olur.

    İşte yukarıda Türkçe anlamını verdiğimiz âyet-i kerime bu gerçekleri haber veriyor ve bizi uyarıyor. Bundan sonra gelen:

    "Akıl ve anlayış sahibleri o kimselerdir ki ayakta iken otururken yanları üzere yatarken (her hallerinde) Allahı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler (ve derler): Ey Rabbimiz; Sen bunları boşuna yaratmadın.(Boşuna bir şey yaratmaktan) sen münezzehsin. Bizi ateş azabından koru" anlamındaki âyet-i kerime gerçek anlayış ve akıl sahibi kimler olduğunu bize bildiriyor.

    Bütün bu âyetler İslâm dininde aklın ve düşüncenin ne kadar büyük önem taşıdığını da bize göstermiş oluyor. Bir hadis-i şerifde de:



    "Düşünce gibi bir ibadet yoktur" buyurulmuştur.

    Gerçekten İslâm dininde aklın ve düşüncenin büyük yeri vardır. İslâm dini tamamen akla ve hikmete uygundur. Muhakeme ve eleştirme onun hak ölçülerini değiştiremez. İslâmiyet düşünen insanların dinidir.

    İşte akıllı insanlar o kimselerdir ki gökleri arzı gece ve gündüzleri göklerde parıldayan ve her biri güneşten binlerce defa daha büyük yıldızların ihtişamını düşünürler yeryüzündeki sayısız canlı ve cansız yaratıkları gözönüne alırlar. Hoş göndüzlerin sakin gecelerin ne kadar sağlam bir düzen ve ölçü içinde yaratılış kanununa uyarak birbirini kovalayıp durduklarını düşünürler. İbret bakışları ile yapılan böyle düşünceler sonunda bu âleme bu düzen ve ölçüyü vermiş olan Yüce Allah´ın kudret ve azametini insanlar isteyerek ve teslimiyetle kabule mecbur olurlar.

    Hatta böyle büyük varlıkları değil bir zerreden küçük olduğu halde büyük bir duygu ile hayat ve görevini sürdürmeye çalışan bir mikrobu yine bir zerreden küçük olduğu halde başlı başına bir kuvvet hazinesi olan bir atomcuğu düşünmek bile gerçek akıl sahibi bir insan için Allah´ın yüce kudret ve hikmetini tasdik etmeye yeterlidir.

    Büyük bir nizam ve intizam içinde yaratılan bütün bu güzel ve acaib varlıklar rasgele mi olmuştur? Bunlar bilgi ve hikmetten yoksun olan yahut hayal edilen bir tabiatın eseri midir? Asla böyle yanlış bir hükme hiçbir akıl sahibi varamaz.

    Yine tekrar ederek diyoruz ki Yüce Allah´ın varlığını ve büyüklüğünü anlamak ve kabul etmek için bundan önceki maddede anlamını yazdığımız âyet-i kerimeyi güzelce düşünmek yeterlidir. Bunun içindir ki Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurmuştur: "Yazıklar olsun o kimseye ki bu âyeti okumuş da üzerinde düşünmemiştir."

    Kıdem

    Ezeliyyet evveli olmamaktır. Evveli olmayana Kadim denir. Sonradan meydana gelene de Hadis denir. Allah Tealâ Kıdem sıfatı ile vasıflanmıştır. Çünkü Allah ezelîdir kadîmdir varlığının başlangıcı yoktur. O´ndan önce yokluk geçmemiştir. O´nun varlığı yanında milyonlarca seneler bir saniye bile sayılmaz. Yine gördüğümüz âlemler milyarlarca seneden beri mevcut bulunsa yine Yüce Allah´ın ezeliliği yanında bir saniyelik bir hayata sahib sayılmaz.

    Allah Kadîmdir sonradan var olan şey Allah olamaz. Yüce Allah´dan başka ne varsa bunların hepsi hâdistir (sonradan olmuşlardır). Bunlar Allah´ın kudreti ile yaratılmışlardır. Artık şübhe yoktur ki yaratılanlar yaratana mahsus Kadîm sıfatını taşıyamazlar. Onun ezelî varlığı ile beraber hiçbir şey yoktu âlemler sonradan yaratılmıştır.

    Beka

    Ebediyet sonu bulunmamak sıfatıdır. Sonu olana "Fâni" sonu olmayana da "Bâki" denir.

    Yüce Allah Beka sıfatı ile vasıflanmıştır; çünkü ebedîdir bâkidir varlığının sonu yoktur. O´nun yok olacağı bir zaman düşünülemez. Sonradan meydana gelen bütün varlıklar Allah´ın kudreti ile meydana gelmişlerdir. Yine Allah´ın kudreti ile yok olurlar yine var olurlar ve binlerce değişikliklere uğrayabilirler. Fakat Yüce Allah Bâki´dir değişiklikten ve yok olmaktan beridir. Çünkü O başkasının kudret eseri değildir ki onun kudreti ile yokluğa gitsin veya değişikliğe uğrasın. Aksine bütün varlıklar O´nun kudretinin birer eseridir. Onun için Yüce Allah´ın şanında yokluk ve değişiklik nasıl düşünülebilir. Her şey yok olmaya mahkûmdur; ancak azamet ve ikram sahibi Allah´ın varlığı kalıcı ve süreklidir.


    Havadise Muhalefet

    Sonradan var olmuş şeylerden ayrı olmak sıfatıdır. Yüce Allah havadise (sonradan var olan şeylere) aykırı ve muhalif bulunmak sıfatı ile vasıflanmıştır. Çünkü Allah Tealâ yaratılmış şeylerden hiçbirine hiçbir yönden benzemez hepsine muhaliftir. Hatırlara gelen herşeyden Allah Tealâ mutlak surette başkadır.

    Mükevvenat ve mümkünat (yaratılan ve yaratılabilen) dediğimiz şeyler değişirler başkalaşırlar birbirine benzeyebilirler ve sonunda yok olurlar. Bütün bu ölümlü varlıklar her hal ve şekilleri ile asla Allah´a benzemezler. Hiç birinde İlâh ve Mabud olma sıfatlarından en küçük biri bile bulunmaz. Hiç yaratılan yokluğa mahkûm olan aciz şeyler yok olmaktan beri bulunan yaratıcı Yüce Allah´a benzeyebilir mi? Hiç sonradan meydana gelmiş bir nesne Kadîm olan hikmet sahibi Allah´a ortak olabilir mi? Böyle sapık bir düşünceye kapılanlar kendi ölümlü varlıklarını İlâh olmaya yükselterek Allah´ın yüce varlığını da kendi değersiz varlıkları derecesine düşürmeye varacak kadar küstahlıkta bulunuyorlar.

    İnsanların ve diğer yaratıkların birçok ihtiyaçları vardır. Bunlar mekâna zamana yeyip içmeye gezip dolaşmaya doğmaya doğurmaya ve benzeri hallere muhtaçtırlar. Allah ise bütün bunlardan beridir. O´nun Arş ve Kürsî´si yedi kat sema denilen daha nice âlemleri vardır. Fakat o bunlardan hiç birine muhtaç değildir. Bunlar yok iken O yine vardı.

    Başkasına muhtaç olan ve yaratıkların ölümlü vasıfları ile vasıflanan bir insan İlâh olamaz. Yüce dinimiz bu gibi yanlış düşüncelerden ve inançlardan kesin surette bizleri yasaklamıştır. (Allah´ın benzeri hiç bir şey yoktur; O her söyleneni işitendir her yapılanı görendir.)

    Kıyam Bizatihi

    Varlığı ve durması kendi zatıyla olmak manasında bir sıfattır. Bu sıfat da Yüce Allah´a mahsustur. Öyle ki Hak Tealâ´nın ezelî ve ebedî olan varlığı kendi zatıyla kaimdir. Kendi varlığı mukaddes zatının gereğidir asla başkasından değildir. Bunun için Allah Tealâya Vacibü´l Vücud (varlığı kendinden dolayı gerekli) denilir. O´nun varlığı başka bir var edene muhtaç olmaktan beridir. Allah´ı var eden bir varlık olsaydı o zaman var eden o varlık Allah olurdu. Onun için "Allah´ı kim yarattı?" diye sorulmaz; çünkü O kendiliğinden vardır kadîmdir. Başkasının var etmesine muhtaç değildir. Eğer böyle olmasaydı ne kainat bulunurdu ne de başka bir şey... Bu gerçek kabul edilmeyince içinde yaşadığımız âlemin varlığını izah etmeye imkân kalmaz. Allah´dan başka var olan (mümkinat dediğimiz) şeyler ise hem var olmaya hem de yok olmaya bağlı oldukları için bir var ediciye muhtaçtırlar.

    Sonuç olarak denilir ki Yüce Allah´ı var eden bir varlık düşünülemez ve O´ndan başka bir yaratıcı varlık da olamaz. "Allah´dan başka bir yaratıcı olur mu?"


    Vahdaniyet

    Birlik yalnız başına olmak benzeri olmamak; çoğalmaktan parçalara ayrılmaktan ve eksilmekten beri bulunmak gibi mânaları ifade eden bir sıfattır. Bu sıfatları taşıyana "Vahid" denir ki gerçekte var olan parçalara bölünmekten ve cüzlerin bir araya gelerek toplanmasından beri bulunan zat demektir. Bu sıfat da Yüce Allah´a mahsustur. Onun için denir ki Yüce Allah zatında ulûhiyetinde mabudiyetinde ve diğer bütün sıfatlarında birdir. Ortaktan eşi ve benzeri bulunmaktan beridir. Kendisinde artmak eksilmek cüzlere ayrılmak başka şeylerle birleşmek gibi haller asla bulunmaz.

    Allah Tealâ her yönü ile birdir. Nasıl düşünülürse düşünülsün sağduyulu bir insan anlayış ve hikmet sahibi bir kimse Allah´tan başka bir İlâh bulunduğuna inanamaz. Başkasının İlâh ve Mabud olma imkânına yer veremez. İki ve daha çok İlâh´ın bulunamayacağı kesin delillerle sabit bulunmaktadır. Şu gördüğümüz kâinatın varlığı onun devamı ve intizamı hep Allah Tealâ´nın birliğine şahiddir.

    Yüce Allah ulûhiyetinde zatında ve mabudiyetinde bir olduğu gibi yaratıcı olmasında da birdir. Yaratılmaya ve yok edilmeye mahkûm olan ve böylece mümkün adını alan her şeyi yaratan ve yok eden ancak Allah´dır. O´ndan başka yaratıcı yoktur. İşte mümkünatı yaratıp yaşatmaya ve yok etmeye gücü yetmeyen bir zat ise Allah olamaz. Bunun için ikinci bir İlâh´ın varlığına asla imkân yoktur. Çünkü iki İlâh düşünüldüğü takdirde bunlardan biri kendi başına mümkinatı yaratmaya kadir ise diğeri fazladan olmuş olmaz mı? Fazladan olan yahut aciz bulunan bir zat ise nasıl Allah olabilir? Bu bakımdan akıl sahibi hiç kimse Allah Tealâ´nın zat ve sıfatlarında eşit ve benzeri bulunmadığından bir olduğundan şüphe etmez. Birden çok yaratıcıların ve mabudların varlığına inanan milletler ise akla ve hikmete aykırı bir inancın esiri olmuştur. Böylece gerçeği anlama bakımından büyük bir cehalet içinde kalmışlardır.


    Hayat

    Dirilik demektir. Allah kendi şanına mahsus bir hayat sıfatı ile vasıflanmıştır. Allah´ın ilim irade ve kudret sıfatları ile vasıflanmasının bir gereği olarak hayat sıfatı da vardır. Hayatı olmayan bir şey bilmekten dilemekten ve yapabilmek gücünden yoksun olur. Bu ise yaratıcı için büyük bir noksandır.

    Bu sıfatlardan mahrum olan bir varlık kendi kendine hiç bir şey yaratamaz. Hele bilgi düşünce dileme ve güç sahibi olan varlıkları yaratmaya asla kabiliyetli bulunamaz. Çünkü hiçbir eser yaratıcısında bulunmayan bu gibi vasıfları taşıyamaz. Onun için doğa adı verilip gerçekte ilim irade ve kudretle nitelenmeyen ve varlığı nesnelere bağlı olarak düşünülüp onun dışında varlığı bulunmayan şuursuz bir varlık asla bir yaratıcı sıfatını taşıyamaz. Özellikle böyle bir varlık akıl irade ve kudret sahibi milyarlarca yaratığın mucidi hiçbir şekilde olamaz.

    Sonuç şudur ki kâinatın yaratıcısı olan Allah Hayat sıfatı ile vasıflanmıştır. Hayyü´l-Kayyûm´dur. (Hem kendisi diri hem de her şeyi dirilten ve ayakta tutandır.)

    İlim

    Bilmek idrak etmek sıfatıdır. Allah Tealâ ilim sıfatı ile vasıflanmıştır. O´nun ilmi yaratıkların ilmi gibi basit ve sınırlı değildir bütün kâinatı çevreler. Allah her şeyi bilir. Onun bilgisinden hiçbir zerre hariçte kalmaz. Hiç bir varlık da düşünce ve hareketini Yüce Allah´dan saklayamaz. Zira her şeyi bilmeyen her hareket ve düşünceden haberi olmayan bir varlık Allah olamaz bu kadar güzel ve acaib nesneleri meydana getiremez bu kadar yaratığı idare edemez.

    Allah´ın böyle her şeyi bildiğini güzelce düşünüp doğrulayan bir insan elbette daima uyanık bulunur her söz ve hareketini bir edeb üzere düzenler. Fena sözler söylemez fena işler düşünmez başkasına sarkıntılık etmez hiçbir kimsenin görüp bilmeyeceği bir yerde bile Allah´ın buyruklarına aykırı bir iş yapmaz. Çünkü her yaptığını bilen yüce Allah´ın varlığına imanı vardır.

    İrade

    Dileyebilmek ihtiyar edebilmek sıfatıdır. Yüce Allah irade sıfatı ile vasıflanmıştır. O´nun iradesi ezelîdir. Allah yaratacağı şeyleri bu irade sıfatı ile hikmetine göre meydana getirmeyi diler ve dilediği şey mutlaka olur. O dilemedikçe hiç bir şey vücuda gelmez. Hiç bir şey kendiliğinden var olmaz ve kendiliğinden yok olmaz. Ancak Allah´ın dilemesiyle var olur ve yine O´nun dilemesiyle yok olur.

    Allah bütün bu kâinatı ezelî olan iradesi üzere yaratmıştır. Yaratılmış şeylerin milyonlarca cins ve nevilere ayrı ayrı vasıflara sahib olması çeşitli özellikleri taşımış olması hele bir topraktan bir sudan bir havadan yararlanan sayısız ağaçların ekinlerin meyvelerin çiçeklerin ve canlıların başka başka renklerde ve tadlarda meydana gelmesi ezelî bir iradenin neticesinden başka değildir.

    İşte bütün bunlar Allah´ın irade sıfatı ile vasıflı bulunduğuna birer şahiddir. Yüce Allah hakkında mecburiyet düşünülemez; O her şeyi kendi dilemesiyle yaratır. Hiç bir şeyi yaratmaya veya yok etmeye mecbur değildir. Mecburiyet bir acizlik halidir ki Allah´ın şanına uygun olmaz.

    "Allah dilediğini hemen yapar." (Hûd: 107)


    Kudret

    Güç ve kuvvet manasında bir sıfattır. Ezelî ve ebedî kemal üzere bir kudret Allah Tealâ´ya mahsustur. Allah Tealâ her mümkün varlık üzerinde dilediğini yapmaya kadirdir. Onları yaratmaya ve yok etmeye güçlüdür. O´nun kudretine nihayet yoktur. Bu büyük kâinat O´nun kudretine çok açık ve kuvvetli bir şahiddir.

    Yüce Allah dilerse bir anda binlerce âlemi yoktan var eder ve dilerse onları bir anda yok eder. Çünkü dilediğini bir anda yerine getiremeyen istediğini yapamayan bir varlık kâinatın İlâh´ı olamaz.

    Yüce Allah´ın bu büyük kudretini iyice düşünen bir mümin O´nun büyüklüğü önünde eğilir O´nun kudretinden titrer O´nun kutsal emirlerini yerine getirir ve yasaklarından sakınır.

    "Allah her şeye kadirdir."


    Semi

    İşitme kuvvetidir. Allah Semi´ (işitme) sıfatı ile vasıflanmıştır. O´nun işitmesi yaratıkların işitmesi gibi noksan ve hudutlu değildir. Yüce Allah her şeyi vasıtasız olarak işitir ancak vasıtalardan ve vasıtalar vasıtasiyle işiten de ondan başkası değildir. O gizli ve aşikâr söylenenlerin hepsini işitir hiç bir şey O´nun işitme sıfatının dışında kalamaz. Kullarının dualarını ve zikirlerini gizli aşikâr dilek ve yalvarışlarını işitip kabul eder ve onları mükâfatlandırır. Yüce Allah´ın böyle her şeyi işittiğine iman eden uyanık bir insan daima güzel konuşur her zaman Allah´ı anar O´nu yüceltir. Her sözünü ve işini Allah´ın rızasına uygun yapar.


    Basar

    Görme kuvveti demektir. Yüce Allah kendi şanına uygun bir halde Basar (görme) sıfatı ile vasıflanmıştır. Allah alet ve vasıta olmaksızın her şeyi görür. Fakat alet ve vasıta ile görenlerin gördüklerini de görür. Her gözden gören O´dur. Bazı şeyleri görmesi diğer şeyleri görmesine engel olmaz ve onun görmesinden hiç bir şey gizli kalmaz. En karanlık gecelerde karıncaların ve daha küçük yaratıkların kımıldamalarını hareketlerini görür ve bilir. Şübhe yok ki görememek ve bilememek büyük bir noksanlıktır. Böyle noksanlıklara sahib olan kör kuvvetler İlâh ve yaratıcı olamazlar. Yüce Allah ise böyle bütün noksanlıklardan beridir ve bütün kemal sıfatları ile vasıflanmıştır.

    Kalbi iman dolu bir insan Yüce Allah´ın kendisini görüp gözetmekte olduğunu bilir ve üzerinde düşünür. Böylece durumunu düzeltir edebe aykırı hiç bir harekette bulunmaz melekler gibi temiz bir hayat içinde yaşamaya çalışır durur.

    "Biliniz ki Allah bütün yaptıklarınızı görür." (Bakara: 233)


    Kelâm

    Bir manayı belirten bir maksadı anlatan söz demektir. Yüce Allah Kelâm sıfatı ile de vasıflanmıştır. O´nun kelâmı (sözü) harf ve sesden beri ve kadîmdir (başlangıcı yoktur.)

    Yüce Allah kendi kadîm kelâmını dilediği zaman şanına uygun bir şekilde meleklerine işittirir bildirir ve anlatır.

    Allah Tealâ´nın peygamberlerine dilediği şeyleri vahy ve ilham etmiş olması da bu kelâm sıfatının bir tecellisidir. Semavî kitablar hep bu Kelâm sıfatı ile meydana gelmiştir. "Kelâm-ı Kadîm" dediğimiz Kur´an-ı Kerim de bu sıfatla Peygamberimize inmiş ve asırlardan beri hidayet rehberliği yapmıştır.


    Tekvin

    Var etmek yaratmak manasınadır. Bu da Allah´ın bir sıfatıdır. Yüce Allah bu tekvin sıfatı ile dilediği herhangi bir şeyi yoktan var eder veya var iken yok eder.

    Yüce Allah´ın bu alemleri yaratıp yok etmesi kullarını yaratıp yaşatması onları beslemesi sonra da öldürüp başka bir aleme onları götürmesi hep bu tekvin sıfatının tecellisi ile olur.

    "Allah bir şeyin olmasını dilediği zaman ona "ol" der o da oluverir." (Yasin: 82)

    Yüce Allah´ımızın kutsal sıfatlarına ait verdiğimiz bilgiye bir özet yaparak deriz ki: Yüce Allah´ın varlığı ve birliği büyüklüğü ve kudreti ezelî ve ebedî oluşu ve diğer yüce sıfatları apaçıktır. Bunları inkar etmeye düşünüp de doğrulamamaya imkan yoktur.

    Bir düşünelim: Bu kainatta hiçbir şeyin kendiliğinden var ve yok olamayacağını kendiliğinden kımıldanamayacağını ilim ve fen haber vermiyor mu? Biz ise milyonlarca alemin milyonlarca parlak yıldızların varlığını bunların hareket ve sükun hallerini görüp biliyoruz. Artık bunları var eden ezelî ve ebedî eşsiz bir Allah´ın varlığından nasıl şübhe edilebilir?

    Yine biliyoruz ki bilgisi olmayan kudret ve iradesi bulunmayan bir şeyin bir gaye ve hikmete yönelik bir takım güzel ve üstün eserleri var etmesi mümkün değildir. Oysaki biz bu alemde her neye bakacak olsak onun bir gayeye bir hikmet ve düzene bağlı bulunduğunu görürüz. En büyük varlıktan en küçük varlığa varıncaya kadar bakılırsa bunların öyle gelişi güzel bir rastlantı eseri olmadığı görülüyor bunların boşuna yaratılmadığı anlaşılıyor. Bu varlıkların her birinde üstün bir sanat ve letafet eseri bir irade ve ihtiyar alameti görülmüş oluyor.

    Artık bu kadar yararlı olan bu güzel eserlerin ilim kudret ve hikmet sahibi olan ezelî bir yaratıcıya muhtaç olmadığını kim söyleyebilir?

    Şimdi biz bütün bu dış alemdeki varlıklardan bakışlarımızı çevirip kendi nefsimize ve duygularımıza bakalım. Vücudumuzun her parçası ve hücresi vicdanlarımızın bütün duygu ve kavramları şanı çok yüce olan büyük bir Allah´ın yaşatıp rızık veren bir yaratıcının varlığına daima şahidlik edip durmuyor mu?...

    O halde şüphe yok ki kendi varlığını ve sorumluluğunu yitirmedikçe hiç kimse Allah´a iman inancından bir yaratıcının var olduğu düşüncesinden asla yoksun olamaz.

    "Gökten ve yerden rızık veren Allah´dan başka bir yaratıcı var mı?"


  6. #6
    Status : dRaqa0 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Sep 2008
    Bulunduğu yer : Margáir
    Mesajlar: 7.292
    Konular: 1.565
    Aldığı Beğeniler: 176

    Standart

    Peygamberlere İman


    Bütün Peygamberlere iman etmek müslümanlıkta esastır. Lügat manası bakımından peygamber haber veren kimse demektir. Din teriminde ise Allah Tealâ´nın kullarına dinlerini bildirmek için görevlendirdiği seçkin insanların her birine "Peygamber" denir. Bu zatlar Yüce Allah´ın birer elçisi demektir. Bunların Allah´ın peygamberleri oldukları kişiliklerindeki yüksek vasıflardan ve Allah tarafından kendilerine verilen mucizelerden sabit olmuştur.


  7. #7
    Status : dRaqa0 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Sep 2008
    Bulunduğu yer : Margáir
    Mesajlar: 7.292
    Konular: 1.565
    Aldığı Beğeniler: 176

    Standart

    Mucize

    Başkalarının meydana getiremeyeceği olağanüstü şeylerdir. Bir peygamberin gerçek peygamber olduğunu doğrulamak için Yüce Allah o işi peygamberinin eliyle ortaya çıkarır.

    Keramet

    Bir kısım olağanüstü işlerdir. Yüce Allah´ın kudretiyle veli kulları tarafından meydana getirilir. Bu kerametler de o velîlerin bağlı bulunduğu peygamber için bir mucize sayılır. Çünkü o peygamber gerçek peygamber olmasaydı kendisine bağlı olanlardan böyle kerametler ortaya çıkamazdı.


  8. #8
    Status : dRaqa0 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Sep 2008
    Bulunduğu yer : Margáir
    Mesajlar: 7.292
    Konular: 1.565
    Aldığı Beğeniler: 176

    Standart

    Meunet-İstidraç

    Peygamberlik davasına kalkışmayan ve Peygamberin sünneti üzere yürümeyen bazı bayağı kimselerden meydana çıkan ve olağanüstü bir halde görülen birtakım olaylardır ki o şahsın büyüklüğünü göstermez ve hiç bir zaman keramet ve mucize derecesine varamaz.

    Fakat yalan yere peygamberlik davasına kalkışan kimselerin elinden ne mucize ne keramet ve ne de başka olağanüstü işler çıkar. Böyle yalancı kimselerin mucize veya harika diye meydana koyacakları şeyler bir göz bağcılıktır veya bazı ilmî kurallara dayanan bir san´at eseridir. Bunların asıl maksadları hemen meydana çıkar. Onların yaptıklarından daha güzelini başkaları da yapabilir.

    Yalan yere peygamberlik davasında bulunanların nasıl bir sonuçla karşılaştıkları yalanlarının nasıl meydana çıktığı tarihlerde bellidir.

    Peygambere Nebî de denir. Resul de denir. Bununla beraber yeni bir kitab ve şeriatla bir ümmete gönderilmiş olan zata Resul başka bir peygamberin şeriatına bağlı olarak gelen peygambere de Nebî denmiştir. Buna Resul veya Mürsel denmez. Nebî isminin çoğulu Enbiya´dır. Resul´ün çoğulu Rusül´dür. Mürsel´in çoğulu´da Mürselîn´dir.

    Yüce Allah´ın ilk peygamberi Hazret-i Adem Aleyhisselâm´dır. Son ve en büyük peygamberi de bizim sevgili peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm´dır. Son peygamber olduğu için peygamber efendimize Hatemu´l-Enbiya (Peygamberlerin sonuncusu) denmiştir. Bu iki peygamber arasında sayılarını ancak Allah´ın bildiği çok peygamber bulunmuştur. Kur´an´da bu peygamberlerden sadece şu yirmi beş peygamberin adı geçer:

    Adem İdris Nuh Hud Salih İbrahim Lût İsmail İshak Yakub Yusuf Eyyüb Şuayb Musa Harun Davud Süleyman İlyas Elyesa Zülkifl Yunus Zekeriyya Yahya İsa Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem). Bunlardan başka Kur´an-ı Kerimde adları geçen Üzeyr Lokman ve Zülkarneyn isimli üç zat daha vardır ki bunların peygamber veya velî oldukları ihtilâflıdır. Bunların da pek büyük kimseler olduklarında şübhe yoktur. Bu saygı değer peygamberlere ait bilgiyi "Peygamberlerin Siyeri" kısmında bulabilirsiniz.

    Peygamberler her türlü güzel sıfatlara sahibdirler. Onlardan herbirinin varlığı bir olgunluk ve üstünlük örneğidir. Özellikle onlarda doğruluk emanet seziş ve anlayış günahlardan korunmuş olma ve şeriatı tebliğ etme vasıfları vardır. Şöyle ki:

    1) Peygamberler sadıktırlar; her hususta doğru sözlüdürler. Kendilerinden asla yalan çıkmaz.

    2) Peygamberler emindirler. Gerek peygamberlik konusunda gerek diğer konularda her türlü güvene sahibdirler. Kendilerinde asla hainlik bulunmaz.

    3) Peygamberler son derece yüksek bir anlayışa tam akla ve kuvvetli bir görüşe üstün bir zekâya sahib bulunmuşlardır. Onlarda gaflet yüksek duygu ve kavramlardan yoksunluk düşünülemez.

    4) Peygamberler masumdurlar. Onlar gizli ve aşikâr her türlü günahdan küçük düşürücü bayağı işlerden tamamen beridirler iffet ve ismet sahibidirler.

    5) Peygamberler tebliğ sıfatına sahibdirler. Emrolundukları şeriat hükümlerini olduğu gibi ümmetlerine bildirirler. Şeriat hükümlerinden herhangi birini saklamış veya unutmuş olmaları asla düşünülemez. Böyle bir şey peygamberlik şanına yakışmaz. Böyle bir tutum peygamber olarak gönderildikleri hikmete ve Allah´ın iradesine uygun düşmez.


  9. #9
    Status : dRaqa0 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Sep 2008
    Bulunduğu yer : Margáir
    Mesajlar: 7.292
    Konular: 1.565
    Aldığı Beğeniler: 176

    Standart

    Sonuç

    Bütün peygamberler yazdığımız beş sıfatı tamamen kendilerinde bulundurmuşlardır. Çünkü bu büyük huylara sahib olmayan kimseler insanları aydınlatıp onlara öncü olamazlar. İşte bütün peygamberleri böyle tanıyıp doğrulamak imanımızın sıhhatı için şarttır.

    Peygamberlerin insanları yola getirmek ve onların kötü hallerini düzeltmek için Yüce Allah tarafından görevlendirilmiş oldukları güzelce düşünülünce onlara iman etmenin gereği ve önemi kendiliğinden anlaşılmış olur.

    Gerçek şu ki peygamberlere iman etmek onlarin yüksek huy ve vasiflarini bilip dogrulamak onlara son derece saygili olmak bizim için kesin bir görevdir.

    Peygamberlere iman etmeyen bir kimse Yüce Allah´a da iman etmemiş sayılır. Çünkü Yüce Allah´a O´nun razı olacağı bir şekilde iman etmenin yolunu insanlara bildiren ancak peygamberlerdir. Kendi değersiz akıllarını öncü edinmek isteyenler gerçeğe ve Allah´ın rızasına ulaşamazlar sapıklık içinde kalırlar. Yüce Allah´ın peygamberlere iman edilmesi yolundaki emirlerine de aykırı hareket etmiş olurlar. Bu bakımdan hidayetten yoksun kalırlar. Öyle ki peygamberlerden yalnız birine iman etmemek tümünü inkâr etmek gibidir. Böyle bir inanç insanı imansız yapar. Hele Allah Tealâ´nın en büyük peygamberi ve peygamberlerin sonuncusu olan Hazreti Muhammed´in (sallallahu aleyhi ve sellem) yaşadığı tarih gün gibi meydandadır insanlar âlemi tarafından bilinmektedir. Artık bugün hiç bir millet din konusundaki bilgisizliğinden ötürü özürlü sayılamaz. Bugün her millete düşen en önemli görev bu büyük Peygamberin dinini kabul etmektir. Onun gösterdiği doğru yola koyulmak ve kurtuluşa ermektir. Bu görev tam manası ile yerine getirilirse insanlık âlemi o zaman dünya felâketlerinden ve âhiret azabından kurtulur. Gerçek medeniyete ve âhiretin sonu olmayan mutluluğuna ermiş olur.


  10. #10
    Status : dRaqa0 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Sep 2008
    Bulunduğu yer : Margáir
    Mesajlar: 7.292
    Konular: 1.565
    Aldığı Beğeniler: 176

    Standart

    Peygamberlere Olan İhtiyaç

    Bilindiği gibi Yüce Allah kendisinin kutsal varlığını ve birliğini bilmeleri kendisine ibadet ve itaatta bulunmalari için insanları yaratmıştır. İnsanları diğer birçok yaratıklar arasında akıl ve düşünce ile seçkin kılmıştır. Onun için bir insan aklını güzel kullandığı takdirde kendisini yaratıp da ona düşünüp anlama gücünü veren bir yaratıcının varlığını sezer. Kendisinin ve çevresindeki varlıkların öyle rasgele kendiliklerinden var olmadıklarını anlar. Böylece kendisinde İlâhî bir düşünce doğar ve büyük bir kudret sahibi yaratıcının var olduğu inancına ulaşır.

    Fakat o Yüce yaratıcıyı hiç kimse şanına uygun bir şekilde bilemez. O´nun peygamberine uymayan kimse Allah´ın razı olmadığı ibadetlerin hangileri olduğunu kestiremez yaratılış hikmetinin ne olduğunu anlayamaz. İnsanlar arasindaki ilişki ve karşılıklı hakların nelerden ibaret bulunduğunu ve görevlerin ne olduğunu gereği üzere belirleyemez. Nihayet yaratılış gayesinin dışında yürür de bundan haberi olmaz. Cehalet içinde bulunduğunun farkına varamaz. Böylece ebedî mutluluktan yoksun kaldığını anlayamaz.

    Peygamberlerin varlığından haberi bulunmayan veya peygamberlerin yoluna inanmayıp gerçekleri bozarak degiştiren nice milletler sapıtmışlar insanlığa yakışmayan hallere düşmüşlerdir. Aralarında her türlü vahşet hareketleri türemiş insanlara ağaçlara ve taşlara tapınıp durmuşlardır.

    İşte insanları bu gibi çirkin hallerden kurtarmak onlara din ile dünya görevlerini öğretmek ve böylece hem dünya hem de âhiret mutluluğuna ermelerini sağlamak için Allah´ın elçileri olan peygamberlere ihtiyaç vardır.

    Onun için Yüce Allah kendi ihsan ve ikramı ile insanlara peygamberler göndermiştir. Böylece insanlara karşı "İlâhî hüccet" tamam olmuştur. Artık hiç kimse "Ben görevimi bilmiyordum; onun için sana ibadet edemedim." diye özür beyan edemeyecektir. Çünkü Yüce Allah insanlara görev bildiren peygamberleri göndermiştir. Bunlar Allah´ın hüccet ve delilleridir.

    Peygamberlerin en büyüğü ve sonuncusu bizim peygamberimiz Hazret-i Muhammed´dir. (Sallallahu aleyhi ve sellem). Hazret-i Muhammed yeryüzündeki bütün milletlere gönderilmiş bir peygamberdir. Peygamberliği kıyamete kadar devam edecektir; en son peygamberdir. Onun yaymış olduğu din bütün insanlara aittir. Onun getirdiği İslâm dini bütün insanlığın dinidir yaratılış gayesine en uygun olan bir dindir. Her zaman için ihtiyaçlara cevab verecek olan hikmet dolu ebedî bir dindir. O mübarek peygamberin getirdiği kitab (Kur´an) tümü ile hiç bir değişikliğe uğramaksızın kıyamete kadar Allah tarafından korunmuş olacaktır.


  11. #11
    Status : dRaqa0 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Sep 2008
    Bulunduğu yer : Margáir
    Mesajlar: 7.292
    Konular: 1.565
    Aldığı Beğeniler: 176

    Standart

    Sonuç

    Beşeriyet öteden beri peygamberlere muhtaç bulunmuştur. Peygamberlere uymaksızın hak yolu bulacağını ve Hakka ereceğini savunan bir gafile soralım: Eğer peygamberlerin varlığından habersiz bir bölgede yetişmiş bulunsaydı kendisinde Allah´ın varlığı ve O´na karşı görevleriyle ilgili fikirler gerçek şekli ile bulunabilecek miydi? Din ve dünya işlerine ait görevleri belirleyebilecek miydi? Kendi vicdanında yüksek duygulara karşı bir çekicilik bulabilecek miydi?

    Zavallı İnsan! Kendi ruhunda sönük bir şekilde parıldamaya başlayan bazı yüksek fikirlerin kendisine nereden geldiğini hiç düşünmemektedir. En kolay işlerde ve fenlerde bile bir hocaya ustaya ve yol göstericiye insan muhtaç olur da en önemli olan din konusunda gerçekleri öğrenmek için bir öğreticiye bir yol göstericiye nasıl muhtaç olmaz? Doğrusu sağduyulu hiçbir düşünür peygamberlere olan ihtiyacı inkâr edemez.

    "Hiç bir ümmet yoktur ki onlar içinden bir uyarıcı (peygamber) gelip geçmiş olmasın." (Fâtır: 24)


  12. #12
    Status : dRaqa0 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Sep 2008
    Bulunduğu yer : Margáir
    Mesajlar: 7.292
    Konular: 1.565
    Aldığı Beğeniler: 176

    Standart

    Semavi Kitaplara ve Meleklere İman


    Yüce Allah insanlara yine insanlardan peygamberler göndermiştir. Bu peygamberlerden bir kısmına da kendi emirlerini ve yasaklarını kendisine ibadet şekillerini öğreten kitablar indirmiştir.

    Bu kitablardan bir kısmına "Suhuf" denir. Bunlar birkaç sayfalık kitablardır. Kitablardan dördü de büyük kitablardır. İnişleri şöyledir:

    On sahife Hazret-i Adem´e elli sahife Hazret-i Şit´e otuz sahife Hazret-i İdris´e on sahife Hazret-i İbrahim´e verilmiştir diye rivayet edilir.

    Büyük kitablara gelince: Tarih sırasına göre bunlardan birincisi Hazret-i Musa´ya verilen Tevrat´dır. İkincisi Hazret-i Davud´a verilen Zebûr´dur. Üçüncüsü Hazret-i İsa´ya verilen İncil´dir. Dördüncüsü de bizim peygamberimize verilen Kur´an´dır.

    Yüce Allah bu kitabları vahy yolu ile göndermiştir. Ya Cibril-i Emin adındaki bir melek aracılığı ile bildirmiş yahut başka bir şekille ilham etmiştir. Bu kitablara "İlâhî Kitablar" denildiği gibi taşıdıkları yüksek vasıftan dolayı "Semavî Kitablar" ve Cibril-i Emin aracılığı ile indirilmiş olduklarından da "Münzel Kitablar" denir.

    Yüce Allah´ın bütün kitablarına iman etmek her mümin için farzdır. Biz bugün diğer milletlerin ellerinde bulunup da semavî oldukları söylenen kitablara değil de Allah´ın aslen peygamberlerine göndermiş olduğu kitabların tümüne iman ederiz. Çünkü Kur´an´dan başka olan kitablar değişikliğe uğramışlardır. Kur´an-ı Kerim´in hiç bir sözü zamanımıza kadar değişmediği gibi kıyamete kadar da değişmeyecektir; çünkü Allah onu değişiklikten koruyacağını yine Kur´anda bildirmiştir.

    Bütün semavî kitablar insanlar için birer rahmet olmuşlar ve hak yolu göstermişlerdir. Onun için hepsine iman etmek zorundayız. Bu kitâplardan herhangi birini inkâr etmek hepsini inkâr demektir. Gerçek mümin o kimsedir ki Yüce Allah´ın bütün kitablarına inanır. Yüce Allah´ın en son kitabı olan Kur´an-ı Kerime sarılır ve onun hükümlerini gözetmeye çalışır.

    Bugün Kur´an-ı Kerim´den başka diğer Semavî kitablar tüm olarak yeryüzünde mevcut değildir. Aradan asırlar geçmiş ve bir çok milletler tarihe karışmış olduğundan kitabların birçoğu tamamen kaybolmuş bir kısmı da büyük değişikliklere uğrayarak İlâhî vasıflarını kaybetmişlerdir.

    Bugün elde bulunan Tevrat Zebûr ve İncil nüshalarından hiç biri Yüce Allah´ın Musa´ya Davut´a ve İsa´ya indirmiş olduğu kitabların aynı değildir. Ancak Kur´an-ı Kerim asliyyetini olduğu gibi korumaktadır bir kelimesi bile değişikliğe uğramamıştır.

    Kur´an-ı Kerim´in bütün âyetleri daha başlangıcında bizzat Hazret-i Peygamber Efendimiz tarafından ezberlenmiş olduğu gibi ashabın bir çokları tarafından da ezberlenmiş ve yazılmıştı. Hazret-i Peygamberin âhirete göçmesinden sonra Hazret-i Ebû Bekir bütün ashab-ı kiram huzurunda Kur´an´ın birer nüshasını yazdırarak onu değişiklikten korumuştu. Hazret-i Osman´ın halifeliği zamanında da bu asıl kitabdan yeterince yazdırılarak büyük İslâm merkezlerine birer nüsha gönderilmişti. Bunların herbirine "Mushaf-ı Şerif " adı verilmiştir. Daha sonra bütün Mushaflar bu asıllara göre aynen yazılagelmiştir.

    Her asırda yüzbinlerce Mushaf-ı Şerif yazılmış. Ayrıca Kur´an-ı Kerimi baştan sona ezberleyen binlerce hafız yetişmiştir. Bu özellik semavî gereğidir: Çünkü diğer semavî kitaplar arasında yalnız Kur´an-ı Kerime nasip olmuştur. Bu da bir hikmet kitablar belli bir kavme ve belirli bir zamana ait olarak peygamberlere indirilmişlerdi. Kur´an-ı Kerim ise bütün insanlık âlemine ve bütün asırlara mahsus olarak peygamberimize indirilmiştir. Onun için bu kitabın Allah tarafından korunması bir hikmet gereği olmuştur.

    Kur´an-ı Kerim´in bir âyeti bile değişikliğe uğramayarak aslı üzere kalması öyle bir gerçektir ki bunu bir kısım müsteşrikler (şarkıyat ilimleri ile uğraşanlar) bile insaf göstererek doğrulamaktadır. Bunun aksini iddia edenler müslümanlık aleyhine propoganda yapan siyasi maksadlı ve körü körüne bâtıla saplanmış kimselerdir. Bugün Kur´an-ı Kerim her yabancı dile tercüme edilmiş durumdadır. Bu diller arasında Türkçe Farsça Hindce Almanca Fransızca İngilizce Rusça Felemenkce ve Çince´ye tercüme edildiği gibi Cava Bengal ve Malaya dillerinde de tercümeleri vardır.

    Sonuç olarak bugün Kur´an-ı Kerim´in İlâhî ifadeleri bütün beşeriyetin kulaklarına çarpıp durmaktadır. İnsanlığı bir kardeşlik bir selâmet ve mutluluk üzere toplanmaya çağırmaktadır.

    "Kur´an bütün âlemler için bir uyarıcı bir zikirdir." (Kalem: 52)


  13. #13
    Status : dRaqa0 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Sep 2008
    Bulunduğu yer : Margáir
    Mesajlar: 7.292
    Konular: 1.565
    Aldığı Beğeniler: 176

    Standart

    Semavi Kitaplara Olan İhtiyaç

    Varlıkları ile insanlık âlemine şeref vermiş olan Peygamberler çok önemli olan elçilik ve peygamberlik görevini yerine getirebilmek için kendilerine Yüce Allah tarafından talimat verilmiş olması gerekir. İşte bu talimat peygamberlere Semavî kitablarla verilmiştir.

    Semavî kitablar Yüce Allah´ın insanlar üzerinde uygulanacak birer kutsal kanunudur. Allah insanlara haklarını ve görevlerini bu kanunlar yolu ile bildirmiştir. Peygamberlerin dünyadaki hayatları geçicidir. Peygamberlerin ümmetlerine bildirdikleri İlâhî hükümlerin devamı ancak bu kitablar sayesinde mümkün olmuştur. Eğer bu kitablar olmasaydı insanlar yaratılışlarındaki hikmetten üzerlerine düşen görevlerden kavuşacakları âhiret nimetlerinden ve felâketlerinden habersiz kalırlardı. Yaşayışlarını düzene sokacak İlâhî prensiplerden mahrum kalırlardı. Özellikle kutsal âyetleri okumak onlarla ibadet etmek onlardan öğüt almak ve onlarla gerçeği anlayıp tehlikeli görüşlerden kurtulmak şerefinden ve mutluluğundan uzak kalmış olurlardı.

    İşte Semavî kitablara taşıdıkları bu yüksek gaye ve hikmetlerden dolayı insanlık âleminin pek ziyade ihtiyacı olmuştur. Bu ihtiyacı karşılamak için de bu kutsal kitablar insanlara ihsan buyurulmuştur.

    Kur´an´ın Nasıl Bir İlahi Kitap Olduğu

    Kur´an-ı Kerim yukarıda da söylediğimiz gibi Yüce Allah´ın yeryüzüne şeref veren en kutsal kitabıdır. Bu öyle bir kitabdır ki insanlar ancak onun gösterdiği yolda yürüdükleri takdirde mutluluğa kavuşurlar ve Allah´ın rızasına ererler. İnsanlar arasında her türlü iyi duygular ilerleyip yükselmeye başlar kardeşlik ve beraberlik meydana gelir.

    Kur´an-ı Kerim´in hem manası ve hem de lâfızları Allah´dandır. Yüce Allah´ın vahyi iledir. Vahy Cibril-i Emin aracılığı ile peygamberimize olmuştur. Onun için Yüce Kur´an´ın manası ile amel edilir. Kur´an müslümanların değişmez kanunudur. Lâfızları da bir ibadet olmak üzere okunur onunla sevab kazanılır. Bu lâfızlar sayesinde Kur´an´ın manası anlaşılır ruhlara tesir eder ve onunla Allah´ın rızası kazanılır.

    Kur´an-ı Kerim hiç bir kitaba benzemez. Onun manasını hiç kimse değiştiremez lâfzının yerine başka bir söz konamaz ve hiç bir tercüme de Kur´an hükmünü alamaz.

    Kur´an-ı Kerim ebedî kalacak bir mucizedir. Bunun edebî inceliklerine güzel ifadesine ve taşıdığı manalara bir nihayet yoktur. Bütün insanlar ve cinler bir araya toplansa en kısa bir sûresinin bile benzerini yapamazlar. Bu bakımdan da Kur´an-ı Kerim asırlardan beri bütün âleme meydan okumaktadır. Edebî sanat ve kabiliyetlerine güvenen nice kimseler onun kısa bir suresinin benzerini yapmaktan aciz kalmışlardır. Buna güçleri yetmediğini de kabullenmişlerdir. Bu durum da Kur´an´ın Allah´ın bir mucizesi olduğuna en sağlam ve değişmez bir delildir.

    Kur´an-ı Kerimin ruhlar üzerindeki tesirine gelince buna da bir nihayet yoktur. Kur´an-ı Kerimin âyetlerini güzelce anlayarak okuyan ve dinleyen temiz kalbli insan kendinden geçer dimağında pek çok yüksek duygular uyanır ve ruhu manevîyat âlemine yükselir. O manevî duygunun tesirinden de gözlerinden yaş dökülmeye başlar.

    Bir bahar mevsiminde yağan yağmurların ve parlayan güneş ışınlarının kurumuş olan bitkileri canlandırması gibi Kur´an-ı Kerim´in ifadeleri de anlayışlı kalbler üzerinde çok daha büyük tesirler yapar. Gönüllere yeni bir hayat ve ferahlık verir. Böylece insanı hem dünyasından hem de âhiretinden haberdar eder sonsuz bir varlığa ve mutluluğa kavuşturur.

    "Biz Kur´andan müminlere şifa ve rahmet indiriyoruz." (İsra: 82)

    Kur´an-ı Kerim´in Taşıdığı Gerçekler

    Kur´anın insanlara bildirdiği emirler ve yasaklar açıkladığı hikmet ve gerçekler pek çoktur. Bunlar temel olarak inançlara ibadetlere muamelâta ahlâka Allah´ın yüce kudretini gösteren üstün san´at eserlerine ibret alınacak olaylara ve diğer şeylere aittir. Bunları şu şekilde özetleyebiliriz:

    Kur´an-ı Kerim insanlara Yüce Allah´ın varlığını birliğini büyüklüğünü hikmetlerini ve kudsiyetini bildirir. Öyle ki felsefî görüşlere sahib olanların parlak sözleri onun yanında pek sönük kalır.

    Kur´an-ı Kerim insanları ilim ve irfana ibretle bakıp düşünmeye çağırır. Gaflet içinde yaşamaktan insanları engeller. İnsanlara Yüce Allah´ın hikmet ve kudretini gösteren büyük eserlerine bakmalarını öğütler.

    Kur´an-ı Kerim önceki devirlerde insanlara gönderilmiş olan peygamberlerin bir kısmı ile ilgili bilgi verir. Yüksek görevlerini nasıl başardıklarını ve bu görevler uğrunda ne kadar zorluklara katlandıklarını bildirir. Bütün insanların son peygambere uymalarını emreder.

    Kur´an-ı Kerim geçmiş ümmetlere ait ders alınacak en büyük ibret sahnelerini ve tarihî olayları bildirir. İnsanları bunlardan ibret almaya çağırır. Peygamberlere karşı çıkıp isyan eden günahkâr kavimlerin çok korkunç akıbetlerini haber verir.

    Kur´an-ı Kerim insanlara daima uyanık bir ruha sahib olmalarını ve Hak´dan gafil bulunmamalarını emreder. Nefislerin arzularına uyarak din ve faziletten yoksun kalmamalarını öğütler. Dünyanın maddî yarar ve zevklerine dalıp da manevî hazlardan ve âhiret nimetlerinden mahrum kalmanın büyük bir felâket olacağını bildirir.

    Kur´an-ı Kerim müslümanlara dinlerine sımsıkı sarılmalarını ve daima hakkı savunmalarını öğütler. Düşmanlarına karşı da daima kuvvetli bulunmalarını her türlü korunma vasıtalarını hazırlamak için çalışmalarını hatırlatır. Gerektiği zaman savaş meydanlarına atılmalarını din ve namuslarını yurdlarını maddî ve manevî varlıklarını hem canları hem de malları ile korumalarını emreder.

    Kur´an-ı Kerim medenî ve sosyal hayatın bir düzen ve huzur içinde yürümesi için gereken esasları ve kuralları bildirir. İnsanların birtakım hak ve görevleri korumalarını ve gözetmelerini ister.

    Kur´an-ı Kerim hem şahıslara hem de cemiyetlere selâmet içinde kalmaları için adaleti doğruluğu alçak gönüllü olmayı sevgiyi merhameti iyilik etmeyi bağışlamayı edeb gözetmeyi eşitliği ve bu gibi yüksek huyları tavsiye eder. İnsanları zulümden hainlik etmekten büyüklenmekten cimrilikten intikam duygularından katı yürekli olmaktan çirkin söz ve işlerden zararlı olan içki ve yiyeceklerden alıkor. Yapılması yenip içilmesi helal veya haram olan şeyleri bildirir.

    Kur´an-ı Kerim Yüce Allah´ın bu âlem için koymuş olduğu tabiî kanunları hiç kimsenin değiştiremeyeceğini anlatır. Herkesin bu kanunlara göre davranışlarını ayarlamaları gereğine işaret eder. İnsanlara çalışmalarının meyvesinden başka bir şey elde edemeyeceklerini hatırlatır. İnsanları çalışıp çabalamaya teşvik eder.

    Kur´an-ı Kerim Yüce Allah´ın: "Yapınız Yapmayınız" diye emirlerini ve yasaklarını benimseyip gereğince hareket eden müminler için verilecek dünya ve âhiret nimetlerini ve elde edecekleri başarıları müjdeler. İman etmeyenlere de hazırlanmış bulunan kötü akıbetleri Cehennemin azab şekillerini hatırlatır. Kur´an-ı Kerim bütün bu açıklamaları ile insanları yaratılışlarındaki yüksek gayeden haberdar ederek ona iletmek ister.


  14. #14
    Status : dRaqa0 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Sep 2008
    Bulunduğu yer : Margáir
    Mesajlar: 7.292
    Konular: 1.565
    Aldığı Beğeniler: 176

    Standart

    Sonuç

    Kur´an´ın ifadesi bir mucizedir. Bu gibi daha nice hikmet ve gerçekleri içinde toplamıştır. İnsanlık âlemi ne kadar yükselirse yükselsin hiç bir zaman Kur´an´ın yüksek talimatı dışında kalamaz. Kur´an´ın talimatına (gösterdiği prensiplere) aykırı davranışlar ise aslında yükselme değil bir alçalmadır.


    Meleklere İman

    Melekler ruh gibi lâtif ve nuranî varlıklar olup asıl vasıfları Allah tarafından bilinen ve büyük sahib olan Allah´ın kullarıdır. Meleklerin bir kısmı daima ibadet ve zikirle uğraşır. Bir kısmı da yer ve göklerde pek çok görevlerle meşgul olurlar.

    Melekler yemekten içmekten evlenmekten doğup doğurmaktan beridirler. Değişik şekillere girmeye kabiliyetleri vardır. Yüce Allah´ın emirlerine asla isyan etmezler. Görevlerini emredildikleri şekilde aynen yaparlar. Kıyamete kadar kudsiyet içinde yaşayıp manevî bir zevk ile vakit geçirirler.

    Müminler meleklerin varlığına iman etmekle yükümlüdürler. Onların varlığı aslında mümkün olan şeydir. Gerçekte varlıkları ise bütün peygamberler ve onlara verilen kitablar tarafından bildirilmiştir. Artık melekleri inkâr bütün peygamberleri ve kitâbları inkâr etmek sayılacağından onları inkâr asla caiz olmaz. Bundan dolayıdır ki öteden beri meleklerin varlığına bütün milletler iman edegelmiştir. Onun için meleklere iman etmek bizim dinimizde de şarttır.

    Meleklerin varlığını bütün peygamberler ve bütün semavî kitablar haber vermişlerdir. Bu âlemde bizim bildiğimiz ve nice bilmediğimiz gizli aşikâr yaratıklar vardır. Bugün varlıkları keşfedilmiş veya henüz keşfedilmemiş nice kuvvetler mevcuttur. Hatta akıl ve şuura sahib olup gözle görülmeyen "Cin" adlı yaratıklar vardır. Onların varlığını peygamberler ve kitablar bildirmiştir. Onların da insanlar gibi bir kısmı mümin bir kısmı kâfirdir.

    Akla ve şuura kuvvet ve kudrete sahib varlıkların yalnız insanlardan olduğunu söylemek koca kâinatın yaratıcısı olan Yüce Allah´ın kudret ve büyüklüğünü düşünmemekten ileri gelir. Bir şey gözle görülmediğinden ve duygularımızla anlaşılmadığından dolayı o inkâr edilemez. Niketim kendi ruhumuzu ve vicdanımızı görmediğimiz halde bunları inkâr edemiyoruz.

    Bu kâinatın büyüklüğü karşısında küçük bir parça yerinde sayılan yeryüzünde cins ve şekilleri anlatılamayacak kadar canlı varlıklar yaşamakta iken başka bildiğimiz ve bilmediğimiz âlemlerde bizim yaratılışımıza aykırı biçimde akıllı ve şuurlu yaratıkların bulunmadığı nasıl söylenebilir?


  15. #15
    Status : dRaqa0 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Sep 2008
    Bulunduğu yer : Margáir
    Mesajlar: 7.292
    Konular: 1.565
    Aldığı Beğeniler: 176

    Standart

    Meleklerin Varlığındaki Hikmet

    Meleklerin yaratılışındaki hikmeti tamamiyle ancak Yüce Allah bilir. Biz şunu söyleyebiliriz: Yüce Allah kudret ve hikmetine son olmayan bir yaratıcıdır. Nice sayısız âlemler yaratmıştır. Yüce Allah kendi varlığını bilsinler ve kendine ibadet etsinler diye insanları ve cinleri yarattığı gibi melekleri de yaratmıştır. Bunları da âlemde birtakım görevlerle görevlendirmiştir. Böylece kâinatın düzenini sağlamıştır. Bu sayede Yüce Allah´ın her varlık üzerinde büyük kudreti görülüyor her şey O´nun varlığına şahid bulunuyor insan kendi vârlığının daima üstün ve gizli kuvvetler tarafından göz altında bulunduğunu düşünerek uyanık bir halde yaşıyor.

    Cebrail Mikâil Azrail ve İsrafil adında dört melek vardır. Bunlar meleklerin en büyükleridir. Bunların yanında birçok melekler daha bulunur. Cebrail (Cibril) Aleyhisselâm Yüce Allah´ın kitablarını peygamberlere getirip tebliğ etmekle görevlidir. Mikâil Aleyhisselâm yeryüzündeki rüzgâr yağmur ekin ve benzeri olayların meydana gelmesi için görevlendirilmiştir. Azrail Aleyhisselâm insanların ölme (ecel) vakitleri gelince ruhlarını almak için görevlidir. İsrafil Aleyhisselâm da kıyamet gününün kopmasına ve öldükten sonra bütün insanların tekrar dirilmesine memur edilmiştir. Kim bilir bunların daha nice görevleri vardır!..

    Ayrıca Hafeze ve Kiramen Kâtibin denilen melekler vardır. Bunlardan her insanın yanında iki melek bulunur. Biri insanın güzel işlerini diğeri de yaptığı kötü işleri yazar. Bu şekilde insanın amel defterini meydana getirirler.

    İşte her şeyi muhakkak bir hikmete bağlı olarak yaratmış olan yüce Allah melekleri de bu gibi görevleri yapmak ve kendi adaletini tanıtmak kudret ve hakimiyetini göstermek için hikmeti gereği yaratmıştır.

    "Senin Rabbin her şeyi bilen yaratıcıdır." (Hicr: 86)


Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

Bu Konu İçin Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  





Takip Et
Sitemizde telif hakkı içeren mp3, film, video vb paylaşılması yasaktır. Eğer telif hakkı ihlaline neden olan bir konu olduğunu düşünüyorsanız BURAYA tıklayarak ilgili konuyu linkiyle birlikte göndererek yöneticiye şikayetinizi dile getirebilirsiniz. En kısa sürede ilgilenilecek ve ilgili konu kaldırılacaktır.


SEO by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279