Günümüzde popüler bir cümle var: “Bir kitap okudu ve hayati degisti.” Bu cümle, hayatimizda ne kadar geçerli ve fonksiyonel acaba? Yani bir kitap okumakla insanin hayati degisebilir mi? Ciltlerle kitaplar okumus ve hatta kendi boyunca kitaplar yazmis olmakla birlikte, hayatindaki en küçük bir egriyi bile düzeltmemis insanlarin varligini görünce... Insan ister istemez bir “acaba?” demekten kendisini alamiyor.
Gel gör ki; ciltlerle Kütüb-i Sitte’yi okumaya bile gerek kalmadan, Kur’an’in bütününü bile okuyamadan, bir cümleyle ruh dünyasinda tarifsiz inkilab yasayanlar, hayati degisiverenler var... Hem de çocuk denecek bir yasta! Iste bunun manidar ve sarsici hikayesi:

Allah (cc) dostlarindan Ebu Bekir Verrak Hazretleri’nin küçük bir oglu vardi, bir gün onun elinden tutup Kur’an-i Kerim hocasina götürdü. Yavrusuna Kur’ân okutup, onu Kur’ân yörüngesinde yetistirmesi için hocaya teslim ettikten sonra eve döndü…

Zeki çocuk derse basladi, kisa zamanda Kur’ân-i Kerim’i ögrendi... Bir gün; hocasinin önünde Kur’ân okurken, bir ayetle karsilasti. Ayet-i kelimeyi tek tek heceledi. Yüregine müthis bir kursun saplanivermisti! O ayetin mânasini düsünmekle, o çocugun yüzü kireç gibi bembeyaz kesildi ve bir titreme aldi... Okumaya devam edemedi. Derhal evin yolunu tuttu ve kapiyi çaldi. Babasi içeriden seslendi:

“Kim o?”

“Benim baba, çabuk aç!”


Babasi kapiya kosup açinca, gördügü manzara karsisinda korktu; çocugunun yüzü ürkütücü derecede solmustu ve yavrucagi titreyip durmaktaydi. Hemen kollarini açip sardi onu:

“Oglum! Ne oldu sana böyle? Niçin benzin bu kadar sararmis?”

Güç bela cevap verdi çocuk:

“Bugün derste Kur’ân-i Kerim’den bir ayet okudum. Mânâsini düsününce yüregim eriyor sandim ve bu hâle geldim.”

Babasi, çocugunu içeriye alip bir yere oturttuktan sonra tarifsiz bir merakla sordu yavrusuna:

“Ey gözümün nuru oglum! Seni bu kadar sarsan ayet hangisi acaba?!”

“Su ayettir.” dedi çocuk ve her bir harfini yüreginde duya duya okudu o ayeti:

“Inkârciliginiza devam ederseniz, dehsetinden çocuklari birden ak saçli ihtiyarlara çevirecek o günden kendinizi nasil koruyabilirsiniz?” (Müzzemmil, 17)

Ayet-i celileyi tekrar etmek, çocugun canina yeni bir ates düsürdü, o masum yavrunun takati hepten kesildi ve yataga düstü. Bu ayetin heybetinden hasta oldu ve kisa zaman sonra da vefat etti. O masum çocugu, babasi götürüp kabre koydu.

Baba Ebu Bekir Verrak Hazretleri sik sik o çocugun kabrine gider, topraklari avuçlar, aglar ve söyle derdi:

“Ey Ebu Bekir Verrak! Senin küçücük oglun Kur’ân’dan bir ayet okudu, Allah (cc) korkusundan can verdi. Sen; Kur’ân-i Kerim’i hatmedip duruyorsun ve “ömür günesin” kabir kuyusuna agdi da, Allah’tan hiç onun gibi korkmazsin. Meger senin gönlün ne kati bir gönülmüs, vah sana..!”

Bu onun nefis muhasebesiydi, ama sözün asil muhataplari bizlerdik, bütün inananlar... “Inandik”larini söyleyenler!.. O büyük zât ki, böylesine mübarek bir evlat yetistirmis, mualla birisi. Peki ya her gün Hak’tan, hakikatten yana yüzlerce söz duyan, okuyan ama irkilmeyen, kendisini düzeltmeyen, en azindan söyle bir çekidüzen vermeyen bizler... Camide verilen bir vaaz esnasinda; “Allah’i anmaktan dolayi kalplerinizin hasyet duyacagi an henüz gelmedi mi?” sorusu karsisinda, kalbi orada çatlayip yigilan gencin hâlini de dinleyince... Hicabdan öte bir hâl gelmiyor elden...

Ve sözün hitami;

Cenab-i Allah’in, o an ve haberin hatirlatilmasi anlaminda, “gelmedi mi?” diye sordugu ve bizleri kendimize gelmeye çagirdigi ayetler:

“Her seyi kaplayacak kiyametin haberi sana gelmedi mi?” (Gâsiye Sûresi, 1) “Daha önce inkar edip de, inkarlarinin karsiligini tadan kimselerin haberi size gelmedi mi? Onlara, can yakici azap vardir.” (Tegâbün Sûresi, 5) “Inananlarin gönüllerinin Allah’i anmasi ve O’ndan inen gerçege içten baglanmasi zamani daha gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine Kitâb verilenler gibi olmasinlar; onlarin üzerinden uzun zaman geçti de kalbleri katilasti; çogu, yoldan çikmis kimselerdir.” (Hadîd Sûresi, 16)