Yeni başlamış yazarlarla "yaşlı uzmanlar" arasındaki en önemli farklardan biri, yeni başlayan yazarların bana her zaman klavyenin başına oturup senaryolarının "uçup gitmesinden" nasıl zevk aldıklarını anlatmaları, diğer yanda uzmanların başlamadan önce güzel bir taslak oluşturmaya büyük önem vermeleridir.



"Kıdemli bir devlet adamı" olarak ben, her iki yolu da denemişimdir, ve hikayenin taslağını oluşturmak, yürünmesi gereken yoldur. Televizyonda, hikaye taslağı için tüm senaryo müsveddelerine harcadığımız kadar çok zaman harcarız. Bunu yapmamızın iki sebebi var. İş mantalitesiyle baktığımızda, eğer hikayenizin her aşamasını ana hatlarıyla çizer ve yapımcıya bu projeyi imzalatırsanız, kendisiyle ilişkiniz çok daha güvenli ve rahat olacaktır. Yaratıcılık açısından da, güzel bir taslağa sahip olmak, senaryoyu yazarken daha az zaman harcamak anlamına gelir. Bir sonraki olayın ne olacağını düşünmek yerine, bu olayın gerçekleşmesi için en ilgi çekici ve heyecanlandırıcı yöntemi düşünmeye konsantre olursunuz.




Bu ikincisi, yaratıcılık, bir başka açıdan da önemlidir. Yeni başlayan yazarlar bana sık sık "yazar kilitlenmesini" nasıl aşabileceklerini sorarlar. Oysa uzmanların, bir senaryonun yazımının tam ortasında kilitlenmekten bahsettiklerini hiç duymadım. Yıllar sonunda şunu farkettim ki yazarlar, hikayelerinin bazı noktalarının iş görüp görmeyeceğinden endişe duyduklarında kilitlenirler. Bu bazen, endişe duyulan noktadan sonra gerçekleşir, bazen bundan önce. Bazı durumlarda ise tam bu noktada. Eğer bir taslak üzerinde çalışmış ve hikayenin devam etmesi için en uygun yolun bu olduğuna kanaat getirmişseniz, güvensizlik ve endişe yoktur. Ve o ürkütücü "yazar kilitlenmesi" de yoktur.




Benden duymuş olun, yazarın hayatı taksi şöförününki gibidir. Eğer yola çıkmadan önce nereye ve hangi yoldan gideceğinizi bilirseniz herşey kolaylaşıverir.