Yazma ve bir sanat eserini sıfırdan yaratma süreci meşakatli işlerin her zaman başında gelir; süreç, önümüze aldığımız boş kağıda insanları tatmin edecek fikirlerle tıka basa doldurmak, eleştirilere göğüs germek, yapıt uzunluğuna ve beklentisine göre de değişir elbet. Coenlerin Miller's Crossing'in senaryo yazım sürecindeki bazı aşamalarında üretememe boşluğuna düşmüşlükleri Barton Fink'in konusunu ve senaryosundaki ayrıntıların öznel kısımlarını oluşturmalarını sağlamış. Kardeşlerin filmografisi içerisindeki en kişisel filmleri diyebileceğimiz bu başyapıtları, seyircinin her izleyişte çok sayıdaki farklı okumalar edindikleri Hollywood alegorisi, filmin geçtiği dönemdeki olaylara atıflar, yazamayışın getirdiği bunalım, kutsal kitaplardaki olayların benzerliğini katmışlıkları düş ile gerçeğin kusursuz harmanında Earle Hotel'in kasvetli yapısında beden bulur. Senaryo yazarlarının en sevdiği filmleri arasında yer edinen Barton Fink, senaristlerin zorluklarını göstermesi kadar katmanlı ve ayrıntılı senaryodaki bütünleşik yapısıyla senaristlerin zorluklarını göstermekten daha fazla irdelenmeye hak ediyor kanımca.
Sıradan insanların yaşamlarını konu eden tiyatro oyunu Broadway'de ün kazanınca Hollywood'daki yapımcıların dikkatini çeken Barton Fink'in kaderi de bir anda değişmek üzeredir. İstemeye istemeye de olsa yolunun tuttuğu Hollywood serüvenindeki ilk çıkmazı B sınıfı bir güreş filminin senaryosunun üzerine yıkıldığında açığa çıkacaktır. Üstelik nerede yaşıyorsam yaşayayım sanatımı tamamlayabilmek için normal insanların dünyasından kopmamalıyım yargısı, Earle Hotel'inin sıcak, bakımsız ve loş odalarını mesken tutuşuyla destek kazanır. Otelin sıcaklığı, kaldığı odanın kopan duvar kağıtları, uçuşan sivrisinek, gürbüz sigorta poliçesi satıcı Charlie Meadows'un yakın dostluğu üretememe sendromunun getirdiği kabusvari zamanı daha bir çekilmez kılacak; yazmaya koyulduğu senaryonun getirdiği yükün ağırlığını Hollywood'un işleyiş çarkları arasındaki cehennem azabı belirtilerinin benzerini de çok beklemeden yaşayacaktır.
Coenlerin filmografilerinde ağır basan türün, kara film kaynaklı suç öykülerini sinemasal dönemin getirisine uygulayan neo-noir veya postmodern kara filmler olduğu yapımlarının genel hatları incelenerek görülebilir. Kara film sevdalısı bu kardeşlerin yaratıcılık dönemi sorunlarını anlatan filminin odağı, tek karakterin merkez edildiği dünyada gelen-geçen veya çevresindeki sorunları duyumsamasından edindiği bağlantıları yazı dünyasında dökmekle hayatını geçindiren Barton Fink isimli karakter üzerinden yürümesidir. Herkesin bildiği, benim de 'kardeşler' ismiyle tekrar ettiğim Coenler'in kişiliklerinden hangisi baş karakteri oluşturuyor sorusu zihnimden kareler akarken de geçmektedir. Tek bir senaristten öznel parçalar bahşedilerek birkaç adet karakter oluşturulabilinirken iki farklı beyinden tek bir karakterde benliğin özelliklerini bütünleştirmek filmin düş ve gerçek arasındaki katmanlı hikayesini yönetmenlerin/senaristlerin çiftliğine de bağlayabiliriz veya aynı tür filmlerden hoşlanmalarının başarılı bir getirisi olduğu da denebilir.

Hangisinin izdüşümü olduğunu bilemediğimiz Barton karakterin filmdeki donanımı ve benzerliği kara film türünü gerçek anlamda başlatan Malta Şahini'nin yapım yılına denk gelişi de Hollywood'a yapılacak dönemsel atıfların sayısını birden fazlasıyla arttırır. Kardeşlerin yarattıkları filmsel baş karakterin senaryo içindeki özüyse sanatçının sancılı süreçlerini konu edinen yaratım evreleri 'sanatçının gerçek cehennemi midir?' sorusunu çağrıştırır. Böylece kasvetli Earl Oteli'nin koridorlarının insandan yoksun oluşu ve otelin tek görevlisi Chet'in de filmin başında, mahzen olduğunu düşündüğümüz bir yerden çıkışıyla seyirciye görünmesi de, hiç şüphesiz filmin geri kalanındaki göstergeleri birleştirecek uyumla denk düşecektir. Coenlerin filmin tümünde yapmak üzere oturttuğu şablonun Roman Polanski'nin 1976'da yönettiği apartman üçlemesinin son filmi The Tenant'dan ev içinde gizemli olayların döndüğü yapısını; gerçek hayatta bir dönemin düşsel bölümlerini katan gerçekle baskın düş-somut dünya karışımındaki Federico Fellini'nin '8½ (1963)'unu ve David Lynch'in bellek içindeki somut imgeleri soyut öğelerle birleştiren kara film biçiminin özelliklerinden yararlanılmışlığı da vardır. Ancak biçimsel benzerliklerini saydığım yenilikçi sinema filmlerinin kopyala-yapıştırı da değildir Barton Fink. Bilakis, kara film iskeletinde içindeki yapı taşların da yer değiştirme çalışmasıdır.

Coenlerin sinemalarında yüzeyde gülünç karakterlerin suç hikayelerinde cirit attığı ama derinlere inildikçe bireylerin kabuklarını kırma isteğinin etkileri çoğu filmlerinde karşılaştığımız bir olgudur. Sinematografilerinin Barton Fink ayağındaysa, baş karakteri uzun koridorları ve yüzlerce odası bulunan bir otele teslim edişleri de, zihin içindeki gezimizi sürreel dil benimseyerek aktarışlarını doğrular niteliktedir. Böylece gerçeküstücü dile katkı sağlayan kara film konsepti hikaye anlatılmasını bekleyen bir takım seyircinin kaygılarını da atmosfer sağlayarak yok edilmek üzere tasarlanmıştır. Barton Fink'in yan komşusu Charlie Meadows'da kara film desteğini sağladığı kadar, Fink'in senaryosunu yazmasını canı gönülden isteyen koruyucu melek görevliliğini de üstlenmişliği çift yüzlü hikayenin istenilen tarafından okunarak analiz edilmesinin önünü açar… Filmin yapısında ise Barton Fink klasik kara filmlerin hikayeyi gözünde aktarma yönünü temsil ediyorken, Charlie Meadows neo-noirlere katkıcı bir zeminle hazırlanmıştır. Karakter yazılımlarının içerisindeki ayrımların yanında eski zaman kara filmlerinde göremeyeceğimiz borunun içerisinden geçen kameranın Barton'un aklının içerisinde yol aldığımızı izlenimi doğuran montaj tekniğinden yararlanılması da modern filmlerin tekniğini temsil etmektedir bu yönden.

Coenlerin Earl Oteli'ni ele alışlarındaki Kafkaesk etki, hikayenin gerçeklikten koparılmayan bir koluna da yardımcılık görevi üstlendirilmiş sürreel dokunun etkisiyle de kara film havasına denk düşen filmin atmosferine olumlu bir katkı sağladığı altı çizilerek söylenmelidir. Barton'un odasındaki deniz kenarından ufka bakan kadın resmi, sıcaktan duvar kağıtlarının soyulması ve kan emici sivri sinek gerçeküstücülüğe hizmet etmektedir. Bu bağlamda filmin bize yönelttiği sanatçının gerçek cehennemi üretememe boşluğundaki anlarına mı tekabül eder sorusu Barton'un sıcak ve karanlık odasında hayli önemsenir: Duvar kağıtlarının birer birer soyuluşu Barton'un kelimelerindeki dikiş tutturamayan düzenini betimlerken, sivri sinek Hollywood'daki kan emici yapımcıların sürreel dildeki karşılığına kaynaklık eder. Yine de odadaki soyutsal çıkarıma varan üç öğenin en önem içereniyse kesinlikle ama kesinlikle duvardaki ufka bakan kadın tablosudur.

Bir anlamda tablodan baş karakterin gerçeklikten soyutlanmasını sağlayan bir hipnoz seansı etkisi sağladığı da çıkarılabilir. Daktilosunda kelime yazmaya girişmek üzere elini koyduğunda ilk işi asılı duran resme bakmak olur Barton'un. Resim, Barton'un karışık zihninde en dertsiz bölgeyi niteleyişi ve yazma sıkıntısını bertaraf edici bir etkileşim göstermesi de düşsel dünyasına açılan konsantre kapısının anahtarıdır. Her ne kadar resim bir kaçış yoluysa, pekala tüm filmin genelinde hissedilen cinsel arzularının tatmin edilmek istenmesinin en saf hâli arasında bulunduğu çıkarımını da doğurabilir. Eğer filmin sonu hatırlanıldığı taktirde Barton'un kumsalda kızı ziyaretinin anlamı da bu yönden bakınca bir anlamla ilişkilendirmektedir. Fakat o sekansı gerçek çözümlemesi kendi düşselliğinden ve gerçekliğinden bunalan bir insanın başkasının dünyasında tekrardan huzur bulma isteğiyle uyuşmasıyla ve resimdeki kadını bulma arzusu seyirciye hazırlanan yalancı mutlu son kavramıyla da bire bir örtüşmekten başka nedir ki? Madem düş dünyasına hapsedildik, öyleyse Charlie'nin elimize tutuşturduğu kolinin içinde taşıdıklarımız öldürdüğü insanın başı mıdır? Bana kalırsa içerisinde bir kafa var ama kesinlikle öldürülen insanlara ait değil. Bilakis, Barton'un bir parçası; kaybettiği yazma arzusu ve kelime belleğini taşıdığına inanıyorum (Burada kutuyu karşısına koyarak senaryoyu dinlenmeden yazma sürecinin başladığını hatırlayalım). Yine de net cevaplar veremeyeceğimiz çıkarımlarla sonuçlandıracağımız bazı sahneler özellikle düş ile gerçeğin kesiştiği hatta yönetmenlerce de bırakılmıştır. Hangi sekanslarda gerçeğin safına zıplandığını tekrar tekrar izleyiş bitiminde dalınan düşünce fırtınasının ortasında bile her iki tarafa uyumluluk gösterdiğini anlamamız, çifte okumaya açık incelikli senaryonun kusursuzluğuna işaret ettirir.

Coenler, Barton Fink'in cezasını çektiği cehennem çukurunu andıran Earl Oteli'nin terletici sıcaklığını, yan odadaki komşusu Charlie'nin cehennem zebanilerini akla getiren sözlerini ve sevmediğinden canını alan eylemlerini gerçek dünyadan kopartmadan başarıyla işlemişlerdir filmlerinde. Kutsal kitapta (buradaki kutsal kitap Tevrat'tır) görebileceğimiz metafizik öğeler sadece cehennem ve zebaniyle de sınırlı kalmaz. Barton'un sürgün edildiği Earl Oteli'nin cehennemine destek edilen karakterse Babil'in ünlü kralı Nabukadnezar'dan başkası değildir. Yahudileri dünyanın dört bir yanına sürgüne gönderen kişi olarak da bilinen Nabukadnezar'ın filmdeki ilişiği, rüyasının ve anlamının bilenemeyişin verdiği iç huzursuzluğu çözüme kavuşturacak Daniel'ın gelişine kadar cehennem azabından farksız yaşam sürdürmüşlüğüyle anılmasıdır. Ama gerçek dünyada kaybedileni bulmak da yeterli gelmediğinden atılan imzaların hükümleriyle yaşamaya mahkum ediliriz, aynı Barton Fink'e olduğu gibi.

Barton'un düşsel gelgitleri, sorumluluğundaki B sınıfı güreş filminin yapımcı karşısına çıkarılmasıyla birlikte filmin bir ayağının gerçeklikten koparılmamasının olumlu etkisini Hollywood'a eleştiri okları fırlatarak gösterir. Bir dönemsel eleştiri sunumu değildir olanlar; Coenlerin birebir karşılaştığı yolunda yorum getirebileceğimiz diyaloglar eşliğinde aktarılır ve aynı zamanda en kalifiye senaristin bile karşılaştığı acı bir durum manzarasıdır iştirak ettiklerimiz. Şirket sahibinin de söylediği 'Barton Fink duygusunu sadece sen mi verebilirsin sanıyorsun? 20 sözleşmeli yazarım var. Fink tarzı bir şey yazın diyebilirim.' cümleleri sadece Barton için mi geçerlidir, yoksa senaryodaki yapıtaşlarına bakarak senaristini ve yönetmenini tahmin edebileceğimiz kişilerle de genişleye bilir mi halkımız? Elbette, neden olmasın. Barton'un hiçbir bilgisi bulunmayan B sınıf güreş filminin senaryosunu yıkan yapımcıyla, Earl Oteli'ndeki cani arkadaşı Charlie'nin hoşlanmadıklarının sonu hazırlayan özellikleri bu taraftan bakanlar için birbirlerinin kopyası değil midir? Biri farklı işlenmiş öykülerden nefret ederek senaristini ömür boyu hâyâl dünyasına zincirler, diğeri hoşlanmadığının canını alır. Barton'un en iyi işim dediği fakat yapımcı tarafından yerin dibine sokulduğu senaryosu baş karakterimizin adına acı verici bir deneyimken yine de seyirci, cahil ve farklılıktan kaçan yapımcıların zavallılığına katıla katıla gülmekten alamaz kendisini.

Barton Fink karakterini John Turturro, kapı komşusu iri kıyım sigortacıyı John Goodman ve oteldeki görevli Chet'i de Steve Buscemi canlandırmıştır. 1991'de yapılan Cannes film festivalinde Altın Palmiye, Erkek Oyuncu ve Yönetmen ödüllerini kazanarak çok az bir filmin sahip olduğu başarıya ortaklık edinir. Coenlerin en kişisel filmi sayılan, benim de bir numaralı Coen Kardeşler filmim olan Barton Fink, izlememiş sinema severlerin şans tanımasını bekliyor…
IMDB

» Barton Fink (1991)
Yönetmen: Joel Coen
Tür: Drama,Mystery,Thriller
Ülke: USA, UK
Konu: In 1941, New York intellectual playwright Barton Fink comes to Hollywood to write a Wallace Beery wrestling picture...
Puan: 7.8/10 (37,136 oy)
Süre: 116 Dk.
Oyuncular (ilk 10): John Turturro, John Goodman, Judy Davis, Michael Lerner,John Mahoney, Tony Shalhoub, Jon Polito, Steve Buscemi, David Warrilow,Richard Portnow