Status :
Üyelik tarihi : Eylül.2008
Nereden : Margáir
Mesajlar: 7.294
Konular: 1.565
Aldığı Beğeniler: 181
Pier Luigi Collina - Oyun Kuralları
2002 yazında milli takımımız dünya kupası elemelerinde çeyrek finale çıkma maçında japon milli takımı karşısında son dakikalara 1-0 galip girmişken, maçın spikeri levent özçelik “hadi çal artık pierluigi, çal artık şu düdüğü” dilekleriyle kendini paralıyordu. hepimizin nefesleri tutulmuş, collina’nın elindeki düdükle dudaklarının öpüşmesini bekliyorduk. kısa bir düdük solodan sonra bizler delirmişçesine ayağa fırlayarak ve hemen önümüzdeki sahpada bulunan biraları halıya kavuşturarak zıplarken; collina yaşadıklarını şöyle anlatıyor : “ maç sonrası, on saniye boyunca stadyumda sağır edici, sonsuz ve gerçek dışı bir sessizlik vardı. sonra alkışlar koptu. japonlar takımlarını alkışlıyorlardı. takım kaptanı miyamoto’ya yaklaştım ve şöyle dedim : yaptığınız şeyden gurur duymanız gerektiğine inanıyorum. üzülmeyin, gurur duyun.” bu nezaket dolu teselli sözlerinin sahibi hakem aslında bizim hiç yabancı olmadığımız biriydi. milli takımlar ya da kulüp takımları düzeyinde collina’nın yönetiminde çıktığımız hiçbir maçta kaybetmeyerek tesellisiyle avunmak zorunda kalmayışımız, bizi onun uğurlu ayaklarına inandırmıştı. 4-2 lik galatasaray - psg karşılaşmasında oyundan alınan hagi’ye doğru koşarakgitmesi, alini sıkması, pek rastlamadığımız türden bir olaydı. oysa biz sahalarımızda hakemlere gösterirken genelde, cinsiyetinin arada kalmışlığıydı... fenerbahçe’nin glasgow rangers’la yaptığı şampiyonlar ligi ön eleme maçının ikinci ayağında, taraftarların maçı bırakıp bir süre collina’ya tezahürat yapması, başarılı bir hakemin futbolseverler tarafından ne kadar sevilebileceğinin dışavurumuydu.
uluslararası futbol arenasında genç ve tecrübesiz bir hakemlikten dünyanın bir numaralı hakemliğine giden yolda yönettiği ilk resmi maç türkiye - fransa ordu milli takımları maçı olmuş. belki biz onunla çıktığımız hiçbir resmi maçtan kötü anılarla ayrılmadığımız için sevgimizi abartmış olabiliriz ama kendisinden futbolla ilgili bir tanıtım filmi için görüntü seçmesi istenilse “güney kore-türkiye 2002 dünya kupası maçı sonrası görüntüleri tercih ederdim” demesi bu sevginin platonik olmadığını gösteriyor.
hakemlikte onu ulaştığı noktaya getiren ana etmenlerin müthiş bir futbol sevgisi ve işine gösterdiği inanılmaz özen olduğu çabucak ayırt edilebiliyor. futbol tarihini sıkı bir taramadan geçirdiğimizde pek çok futbolcudan daha fazla kazanç ve karizma yapmış başka bir hakeme rastlanılmaması onu sıradan bir hakemden çok daha ötesi yapıyor.
Benim Oyun Kurallarım adlı kitabında şöyle der;
“ futbol mutluluğu kısa bir sürede mutsuzluğa dönüştürebilir; sıradan kabul edilebilecek bir karşılaşmayı yüzyılın finali haline getirebilir”
13 şubat 1960 yılında bologna’da doğan pierluigi collina çocukluğunda tüm boş zamanlarını yalnızlığa terkedilmiş arsalarda top peşinde koşturarak geçirmiş. mahalle takımında uzunca bir süre yedek kaldıktan sonra libero olarak oynama şansına erişmiş ama çok sevse de iyi bir futbolcunun vasattan daha fazla bir yeteneğe sahip olması gerektiğinin farkındaymış. okul arkadaşlarından birinin hakemlik kurslarına katılma önerisine “neden olmasın” diyerek cevap vermesi hayatına yön veren rastlantısal karar olmuş. futbola olan bu yakınlığına rağmen fanatik bir basketbol taraftarı olarak furtitudo takımına gönül vermiş. o derece ki profesyonel hakem olarak davet aldığı 1996’daki çin - ingiltere özel maçından sonraki programı küçük bir üçkağıtçılıkla aradan çıkararak stefanel milan – furtitudo basket maçına yetişmiş. kendi tabiriyle “şampuan kullanmadan duş almasını sağlayan” alopecia hastalığına, yirmi dört yaşında yakalanmış. vücudundaki bütün kılların birden dökülmesiyle büyüleyici bir androide dönüşen fiziğinden başlarda rahatsızlık duysa da, yaşadığı şoku çabuk atlatarak durumu lehine çevirmiş. hakemlikteki yetenekleri, fiziksel sıradışılığını gölgede bırakınca herkesin tanıyıp sevdiği uluslararası bir sima olmuş. belki buna george michael’in “shoot the dog” klibinde kırmızı kart gösterdiği george bush ve bayern munich’lileri eklemek yanlış olabilir, çünkü 1999 yılı şampiyonlar ligi finali’nde manchester united’a 2-1 kaybettikleri o belleklere çivilenmiş gecede maçı yöneten hakem pierluigi collina’ydı. barcelona’nın nou camp stadındaki maçı doksan bin seyirci izliyor ve bayern munich ilk yarıda mario basler’in attığı golle öne geçerek son dakikaya kadar skoru korumayı başarıyordu. maça üç dakika ilave edildiğinde bayernli taraftarlar şampiyonluk şarkıları söylemekteydi.
uzatmaların yirminci saniyesinde effenberg’in kornere yolladığı topu ingilizler kullanıyor ve defans uzaklaştıramayınca sheringam oliver kahn’ın bulunmadığı köşeye yollamaya başarıyordu. ingilizlerin zevkten çıldırdığı o anı collina şöyle anlatmış : “bir bu eksikti. ister misin şimdi bir şey olsun da maçta karmaşa çıksın?”. o ana kadar sorunsuz geçen karşılaşmanın uzatmalara gideceğine kesin gözüyle bakarken, sürenin bitmesine kırk beş saniye kala beckham’ın kullandığı korner atışı da solkjaer tarafından gole çevirilince, bayernlileri bitiren son düdüğü çalmış. elektrikli testerenin biçtiği çam ağaçları gibi sahaya devrilen bayern’li oyuncular gözyaşlarına boğulurken, ingilizlerin nou camp’ı mahşere çeviren sevinç çığlıklarına tanık olmuş. “ ama futbol biraz da bu demektir” diyor collina. “mutluluğu böylesine kısa bir sürede mutsuzluğa dönüştürebilirken, sıradan kabul edilebilecek bir karşılaşmayı yüzyılın finali haline getirebiliyor.”
dert ettiği tek şey ise, bir maçtan diğerine koşturup dururken karısı ve iki kızına yeteri kadar zaman ayıramamasıymış. sevmediği şeylerin başında ise taraftarların taşkınlıkları geliyor. 1999-2000 sezonunda gergin geçmesi öngörülen foggia – bari karşılaşmasında, taraftarların sahaya collina’nın yabancı olmadığı maddeleri atmasından dolayı maçı tatil etmeyi düşünmüş, çünkü bari kalecisi ikinci yarıda fanatik taraftarların bulunduğu kaleyi korumak zorundaymış. havanın kapalı ve rüzgarsız olmasının herhangi bir tarafa avantaj sağlamadığına kanaat getirince, ikinci yarıda takımların yerini değiştirmeden maçı devam ettirerek uefa’nın hakemlere yolladığı kitapçıkta yazmayan sıradışı bir uygulamaya imza atmış. “çünkü” diyor collina, “maçı seyretmek ve tüm süre boyunca stadda olmak için tüm taraftar para ödüyor”.
yönettiği maçlarda faltaşı gibi açılmış çakır gözleriyle, mobil bir radar gibi stadyumu tarayan collina’nın olayın kahramanlarına salık verdiği büyülü kelime “tahammül”. futbolun geleceğini karartacak eylemin tahammülsüzlük olacağının altını çizen collina eklemeyi de unutmuyor : “korkarım bu karanlık gelecek böyle giderse sadece futbolu bekliyor olmayacak”.
kendisinin tahammül etmesi gereken en hüzünlü anlar ise iç burkucu paradokslardan doğmuş. bu anlar, kusursuz yönetimler gösterdiği turnuvalarda italyan milli ya da kulüp takımlarının üst turlara yükselmesinden dolayı maç yönetmekten mahrum kalmanın verdiği hüzne katlanmakmış. diğer taraftan bizim de onun yönettiği maçlardan kalmamıza neden olan bu talihsiz rastlantılar, kariyerindeki yükselişin hızını bir nebze yavaşlatsa da kesmeyi başaramamış. onu en çok üzen olay ise kariyerini noktalamaya bir yıl kala opel firmasıyla reklam kampanyası yaptığı sekiz yüz bin dolarlık anlaşma yüzünden yaşanmış. milan kulübünün de opel firmasıyla anlaşmalı olduğunu öne süren büyük italyan kulüplerinin federasyona yaptığı baskı sonucunda, sonraki sezonda serie b maçlarında görev yapacağının bildirilmesini içine sindirememiş. “ortada güvenilecek bir hakem yoksa serie b maçlarını yönetmesinin de bir anlamı olmaz” diyerek parma – bologna play out maçından sonra artık italya’da maç yönetmeyeceğini açıklayarak istifa etmiş. futbola tutkun olan bir hakemin takım tutmamasının mümkün olmadığını söyleyen collina’nın mottosu; iyi bir hakemin maç yönettiği zamanlarda renk körü olmayı başarması.
yaş haddi dolayısıyla hakemlik görevi sona eren collina’ya başta ingiltere olmak üzere pek çok ligden teklif gelmesi, onun ustalığına verilen görünmez ödüller olmuş.
yediği tekmenin etkisiyle, acıyla havada süzülen oyuncu daha yere düşmeden, düdüğü çalabilme hızına ulaşmış olan bu usta, şimdilerde uefa 2008 avrupa şampiyonasında hakem atamalarından sorumlu komitede aktif görev almış durumda. 2006 dünya kupası finalleri’nde hakem konusunda sıkıntı yaşayan fifa’nın durumuna düşmek istemeyen uefa patronu platini’nin collina’nın deneyimlerini yabana atmaması akıllıca. futboldan hayatta istediği her şeyi bileğinin hakkıyla söküp alan collina, aynı zamanda hakemlik gibi daima hedef tahtası olmaya açık bir misyona rağmen futbolseverlerin gönlüne itinayla taht kurmayı başarmış ve beş kez “dünyanın en iyi hakemi” seçilmiş örnek bir spor adamıdır. gözlerini futbola yeni açmış genç bünyelere başka collina’lar görmek nasip olur mu bilinmez lakin biz, onun yönettiği gibi maçları izlemeyi şimdiden özledik bile…”
Tweet