Tüm futbol dünyasını sarsan, daha doğrusu sallayan İspanya'nın başkenti Madrid merkezli tranfer depreminin yarattığı şoku üzerimizden atlatmaya başladık. Artçı şoklar da azaldı, ama şimdi de merak giderek katlanıyor. Özellikle 29 Ağustos'ta başlayacak La Liga'yı bekliyor herkes. Merak ne güzel şey...

İyi ama Real Madrid nasıl oluyor da bir transfer döneminde 257 milyon euro harcayabiliyor. Az buz bir rakam değil bu. Tüm İspanyol kulüplerinin harcadıklarının (424 milyon euro) yarısından fazlası... Sadece İngiliz Premier League ve Serie A'daki toplam transfer rakamı bu harcamayı geçebilmiş. Tek başına Real Madrid; Fransa ve Almanya kulüplerinin toplam harcamalarını sollayabilmiş. Gerçekten inanılmaz...

İyi ama bu değirmenin suyu nereden geliyor? Yanıtı mı? Zor mesele...
GELSİN KARA PARALAR...
Neyse bunu bırakalım da geçtiğimiz günlerde OECD'nin Mali Eylem Görev Gücü (FATF) birimi tarafından hazırlanan bir rapora göz atalım. (FATF Report, "Money Laundering through the Football Sector", July 2009) FATF'nin raporunda futbolun para aklamada kullanıldığı vurgulanıyor.

Özellikle futbolun küreselleşmesi ve kulüplerin artan finansman gereksinimi sonrasında futbolun sınırlararası para transferi için çok cazip hale geldiğinin belirtildiği raporda "futbol kulüpleri, suçlular için mükemmel bir para aklama aracı" ifadesi kullanılıyor. Tehdit altında olan tek spor dalı ise futbol değil. Kriket, at yarışı, ragbi ve motor sporları da suç örgütlerinin hedefinde. Ama futbol küresel boyutu nedeniyle açık ara ilk sırada.

Üstelik sektördeki nakit akışı o kadar büyük, boyutu da uluslararası ki denetimi çok, çok zor. Piyasa da giderek büyüdüğü için (örneğin Real Madrid'in bu atağına rakipleri de karşı koymak zorunda kaldı) nakit gereksinimi de aynı paralelde büyüyor ve kulüplerin finansal yapısı bozuluyor. Bu nedenle futbol kulüpleri artık paranın kaynağını sorgulamıyorlar. (İngiltere'ye akan Rus ve arap sermayesini gözünüzün önüne getirin). Ayrıca kulübe bu parayı getiren kişi sosyal sosyal statülerini yükseltiyor. Böylece suç örgütleri hem paralarını aklıyorlar, hem de yerel ve merkezi yönetimle ilişki olanağı elde ediyor.

FUTBOL VE SOSYAL POLİTİKA
Son yıllarda artış kazansa da futbol ve suç örgütleri ilişkisi mevzusu yeni değil. Peki bütün bu bahsettiklerimizi hükümetler görmüyor mu? Görüyor elbet. Ancak burada özellikle bizim gibi krize karşı daha korunaksız, kurumsallaşma düzeyi düşük, himaye ilişkilerinin baskın olduğu ülkelerde futbol ayrı bir misyon üstlenebiliyor.

Nasıl ki böylesi ülkelerin ekonomilerinde batık bankaları kurtarmak bir bakıma "ekonomiyi kurtarma operasyonu" olarak kamuoyuna sunuluyor ve toplumsal planda meşrulaştırılıyorsa, batık kulüpleri kurtarmak, onları rahatlatacak "kıyaklarda" bulunmak ya da bazı usulsüzlüklere göz yummak da bir nevi sistemin sürdürülebirliğini sağlamayı amaçlayan bir "operasyon" olarak değerlendiriliyor. Tıpkı sosyal çatışmaların ateşini dindirip sisteme pansuman etkisi yapan sosyal politikalar gibi.

Tevekkeli değil, Türkiye'de devletin en önemli sosyal politika araçlarından biri olan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu'nun (SYDTF ya da bilinen adıyla Fak-Fuk-Fon) 5.5 milyon doları, üstelik ekonomik krizin zirve yaptığı 2001 yılında Türkiye'nin en büyük kulüplerinden birinin emrine verilmemiş. Futbolu ayakta tutup, sistemi de ayakta tutmayı istemek değildir de nedir bu.

Futbolu sosyal politika aracı misyonu biçmek, ancak ülkemize özgü bir çarpıklık olsa gerek.

sporx.com Ali Bakın