Genç arkadaşım Müge İrepoğlu bana beş bölümden oluşan çok güzel bir Sezen Aksu seçkisi hazırladı. Bu antoloji sayesinde, dünden bugüne Sezen Aksu yanı başımda artık.

Epey oluyor, Gül ve Yaman İrepoğlu yemeğe çağırmışlardı. O akşam sevdiği şarkıları çaldı Gül İrepoğlu. Başkalarından da, ama en çok Sezen Aksu'dan söz açıldı. Müge bir ara sofradan kalktı, içeriye gitti. Eve dönüşte Sezen Aksu'larım çantamdaydı.
Fakat o gece hatırlamadım Nezihe Meriç'in hikâyesini: "Narin". Bir başka gün, Sezen Aksu'yu, "Yaşanmamış Yıllar"ı dinlerken. Öylece. Fakat vakit yine akşamdı.
"Narin" Nezihe Meriç'in Bozbulanık adlı kitabında yer alır. Bozbulanık Meriç'in ilk öykü kitabı, 1953'te yayımlanmış. Bendeki basım 1957 tarihini taşıyor, ikinci basım. Kapak resmi Fikret Otyam'ın. Küçük boy, deyiş yerindeyse, 'elişi' kitapların edebiyatımıza anlam kattığı yıllar.
Sezen Aksu, Bozbulanık'tan bir yıl genç, 13 Temmuz 1954'te Denizli'de doğmuş.
"Narin"i 1960'ların ikinci yarısında okumuş olmalıyım. "Yaşanmamış Yıllar"ı dinliyordum, birden Bozbulanık'ı okuduğum günler! Evet ama, niye? Hızla beliriyor, billûrlaşıyordu "Narin". Genç bir kızdır o hikâyenin anlatıcısı, yaşadığı, doğup büyüdüğü yerlerden hayli uzakta, "Mona Lisa" adlı şarkıyı dinler. Bizde, 'olaysız' hikâyenin harikulâde örneklerindendir "Narin". Handiyse yarım yüzyıl geçti, bazı başka eserlerde olduğunca, hep "Narin"le yaşadım.
"Yaşanmamış Yıllar"ı epeydir dinlemiyordum. O eski kırkbeşlik kim bilir ne zaman elimden çıkmış. Yeni teknolojinin kadirbilmezliğiyle, hayatımızdan çıkmış bütün kırkbeşlikler.
Oysa "Narin"de anlatıcı, "O şarkıyı duyduğum zaman heyecanlanıyorum" diyor. "Gözlerimi kapayarak dinliyorum. İnsanın içine işleyen bir ses bu. İçinden uçuk sarı ışıklar geçen esmer bir ses. Bana, bazı güney batıdan esen, o mahzun rüzgârı hatırlatıyor."
"Yaşanmamış Yıllar"daki ses de, "Kaybolan Yıllar"daki de... Yalnız, belki, bu ses esmer değil, galiba biraz eflâtun.
Nezihe Meriç devam ediyor, eski Bozbulanık yazı masamda: "Yalnız ve mahzun. Bana dokunan bu işte."
1977 filan olmalı. Radyo bütün günler "Kaybolan Yıllar"ı çalardı. Müthiş etkilerdi bu şarkı beni. Yirmilerinde bir genç kız, hem yorumluyor, beste de onun, sözler de. Çok sonra sevgili Sezen Aksu'ya sormuştum: O yaşta kaybolan neydi, ne kaybolabilirdi ki?!
"Kaybolan Yıllar"ın bestelenmesi, sözlerinin yazılması daha eski bir tarihe rastlıyormuş. Yani Sezen yirmilerinde bile değil. "Bir yaratılış meselesi galiba" demişti, "daha yolun başındayken yitirdiğini, yitireceğini biliyor insan..." Ben o yıllarda, o yaşlarda umutlarla donanmıştım; "Kaybolan Yıllar"dan, bütün hüzünlü yazılardan çizilerden, şarkılardan, filmlerden besleniyordum ama, önümdeki zamanın hep 'kazanılacağı' hayalindeydim. Yalnızlığı yazıyordum ve -yazarsam- yalnızlık geçer, geçecek sanıyordum.
Besbelli, o kadar sevmememe rağmen, Nezihe Meriç'in hikâyesini özümseyerek okuyamamışım:
"Yalnızlar geliyor... Onları gözlerinden bilirim. Kalabalık caddelerde, tenha kır yollarında, dairelerin loş koridorlarında... Nerede rastlarsam rastlayım hemen tanırım. Müstehzî erkekler görürüm. Kısılmış gözleri ve sımsıkı kapanmış dudaklarıyla. Kahredici bakışları bende kalır. Kadınlar bilirim, kabadayı ve yırtıcı görünüşlerinin, boyaların, kokuların altında, ürkek, yalnız kadınlar. O zaman loş ara sokaklar, çürümüş, kokmuş, tiksinilmiş, kusulmuş bir şeyler hissederim. Düşünmemeye çalışırım. 'Bir şey kaybetmiş bunlar...' derim."
Sezen Aksu'yu 1980'lerde tanıdım. Çok ünlü, çok sevilen bir sanatçıydı. O günlerde Müjde Ar'la birlikte Boğaziçi yürüyüşlerine çıkardık. Sonbahara yeni girdiğimiz bir akşamüzeri, Müjde, "Sezen de bizimle gelecek" dedi. Gözümün önünde Kalender'le Sarıyer arası, deniz, hep deniz, sonra eski yalılar.
Biraz çekinmiştim Sezen Aksu'dan. Oysa alabildiğine yakın ve alçakgönüllüydü. Tabiî ben onu daha önce sahnede görmüştüm. Bebek Belediye Gazinosu'ndaki çalışmasından hatırlıyordum. İstanbul'da gazinoların saltanatlı günleriydi. İstanbul'un dört bir yanı gazinolarla doluydu. Yılların solistlerinin yanı sıra, beyazperdenin sevilen yıldızları da gazinolarda şarkı söylemeye başlamış. Sezen Aksu'ysa "Kaç yıl geçti aradan"ı, "Allahaısmarladık"ı söylüyor.
Bir de Atıf Yılmaz'ın yönettiği Minik Serçe'yi seyretmiştim. Atıf Yılmaz'la usta-çırak ilişkimiz vardı. Atıf Ağbi Sezen için "Cin gibi bir kız, fevkalâde yetenekli" diyordu.
1980'lerin sonuna kadar seyrek görüştük. Şurda burda karşılaştıkça. "Firuze"nin yankıyıp durduğu dönemler.
Sonra Sezen bana iş buldu. Maddî açıdan enikonu sıkıntılı bir dönemimdi, Sezen'in çağrısıyla Argos dergisini yönetmeye başladım. Asıl dostluğumuz o zamanlar. Nasıl titiz, heyecanlı, uğraşısına tutkun bir sanatçı olduğunu o zamanlar ayırt ettim. Eşsiz bir Sezen Aksu şarkısı olan "Gidiyorum bütün aşklar yüreğimde"nin bestelenişine tanık oldum. Yeni bir albümü çıkacaktı Sezen Aksu'nun o günlerde. Adı ille, "Gidiyorum bütün aşklar yüreğimde" olsun diye tutturdum. Sezen uzak durmadı ama, yapımevi Sezen Aksu Söylüyor'u tercih etti.
(İyi ki öyle olmuş. Günün birinde, Sezen Aksu izin verirse, Gidiyorum Bütün Aşklar Yüreğimde benim bir romanımın, herhalde bir anı-romanın ismi olsun istiyorum...)
Sevgili Sezen Aksu bilmez, bir sabahtı, belki kimseye anlatmadım, Argos çoktan kapanmış, orta yaş gelip geçiyor, Boğaziçi yürüyüşlerim artık tek başıma, Kireçburnu'nun oralardayım, bir evin açık penceresinden o erken sabah vakti, ince ince "Yaşanmamış Yıllar" yankıyor. Önce tam çıkaramıyorum, ne var ki durakalıyorum, sonra "... yaşanmamış genç yıllarımı ve sebebini suskunluğumun..." Büyük bir sarsılışla kalıyorum. O sabahı hiç unutamam. Yaz esintisi yine. Şarkı bitiyor. Koşarcasına uzaklaşıyorum Kireçburnu'ndan.
Elbette bilemezdim, işte geçenlerde, bir akşam vakti, "Yaşanmamış Yıllar"ın "Narin"le bütünleneceğini. O sabahtan sonra bir de bu akşam! diyordum. Kendi kendimeydim, evde, dağınık yazı masasının başında, artık altmışımda.
Bölük pörçük anılar:
Sezen Aksu Şan'da, Onno Tunç'un bestelediği şarkılar, müthiş konserden sonra Ece'ye gidiyoruz, Sezen "Yalnızca şarkı söylerken yaşıyorum" diyor...

Oba'da sahneye çıkıyor Sezen Aksu, kış akşamları, önce La Traviata'nın uvertürü başlıyor, sahne kararıyor, sonra Sezen geliyor...
Yine Kireçburnu'da Ali Baba'dayız. Bir yaz akşamı. Gelecek için tasarılar konuşuluyor... Levent'teki ev, kar yağıyor, Sezen'e şarkı sözü yazmaya boş yere uğraşıyorum. Derken beceriksizliğime gülmeye başlıyoruz...
Müge'nin seçkisinde şimdi, Sezen Aksu'nun son dönem şarkılarından "Kutlama"; Arto Tunç Boyacıyan'ın bestesi, söz Sezen Aksu. "Başımı omzuna yaslamaya / Hayata yeniden başlamaya..." Artık dayanamıyorum; son görüşmemizde cep telefonunun numarasını vermişti, bir mesaj çekiyorum: "Sevgili Sezen 'Sevgili Sezen Aksu'yu yazmak için meğer ne kadar geç kalmışım!" Tango esintileriyle "Kutlama" devam ediyor. "Kimsiniz" yanıtı geliyor Sezen'den. Yazıyorum. Paris'te konserdeymiş; "... Paris'te sahneye çıkmak üzereyim. 'vay yine mi keder, ama artık yeter...' senin için bu akşam..."
Teşekkür ederim sevgili Sezen Aksu, bütün şarkıların için, hüzünlere, kederlere ruh üflediğin için...

Selim İleri...


Benzer Konular: