'Melâl', Servetifünûn ve sonrası Türk şiirinin, öneçıkan izleklerinden biri. İzleğin Servetifünûn ve sonrası şiirimizde niçin bu kadar kışkırtıcı bir biçimde öneçıkmasına rağmen bir çözümlemesinin yapılmamış olmasının üzerinde durulması gereken bir mesele olduğunu düşünüyorum.

'Melâl', Baudelaire'in şiirlerinde sıklıkla kullandığı 'spleen' kelimesine karşılık olarak bulunmuştur. Alişanzâde 'Elem Çiçekleri'nde 'spleen'i 'melâl' ile karşılar. Bununla birlikte, şiirlerinde 'melâl' kelimesinin geçtiği [benim tesbit edebildiğim kadarıyla] dört şairin dördünün de bu kelimeyi, birbirinden farklı anlamlarda kullandıkları görülüyor: Tevfik Fikret'te "Hayata neş'e güneştir/ Melâl içinde beşer/ Çürür bizim gibi"; Yahya Kemal'de "Kalbimde vardı Byron'u bedbaht eden melâl"; Ahmed Hâşim'de "Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz"; İbrahim Alaattin Gövsa da Atatürk'ün ölümü üzerine yazdığı şiirin "Bir milletin melâlini söyler derin derin/ Derya, önünde çırpınarak Dolmabahçe'nin" mısralarındaki 'melâl'in anlamsal olarak birbiriyle hiç ilişkileri yoktur.
Yahya Kemal'de, 'melâl', 'spleen'den ziyade, 19. yüzyıl Romantik edebiyatının Almancada 'Weltschmerz'; Fransızcada ise 'mal de siecle' ile ifade edilen romantik acı kavramını karşılar gibidir. Yahya Kemal'in "Kalbimde vardı Byron'u bedbaht eden melâl"de kastettiği, bu 'melâl'dir sanki;- yani, romantik acı! Fikret'te ve Hâşim'de de durum farklıdır. Fikret'in 'melâl'ini, içinde geçtiği mısraın bağlamından da anlaşılacağı gibi, 'neş'e'nin karşıtı olarak anlamlandırmak gerekir. Fikret'te 'melâl', 'keder'dir. Oysa Hâşim, "Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz" derken tam da Baudelaire'in ve genel olarak Sembolistlerin dilegetirmek istedikleri anlamda 'spleen'i kastetmektedir. Dolayısıyla, Hâşim'de 'melâl'i anlayabilmek için Baudelaire'e başvurmak gerekir.
Baudelaire'in Les Fleurs du Mal'inde 'Spleen' başlıklı dört şiiri var. Bu şiirlerin Sait Maden, Ahmet Necdet ve Erdoğan Alkan tarafından yapılmış çevirilerine baktığımızda: Sait Maden'in ve Ahmet Necdet'in 'Spleen'i, 'iç sıkıntısı', Erdoğan Alkan'ın ise sadece 'sıkıntı' ile karşıladıklarını görüyoruz. Ama işte burada, iç sıkıntısı ya da sıkıntı'nın spleen'in, dolayısıyla da Haşim'deki melâl'in anlamını tastamam dilegetirmiş olduklarını söylemek mümkün değildir. Dikkate değer olan, Tevfik Fikret'in 'keder' anlamında olumsuzladığı 'melâl'in, Hâşim'de tam tersine, olumlayıcı bir anlamda kullanılmış olmasıdır. Bu elbette bir çelişki değil: Zira, yukarıda da belirttim: Fikret'te ve Hâşim'de 'melâl', birbirlerinden çok farklı anlamlara gelmektedir. [En azından Hâşim'de 'melâl'in 'neş'e' karşıtı 'keder'den çok daha farklı bir anlama geldiğini tahmin edebiliyoruz.] İbrahim Alaettin Gövsa'nın şiirindeki 'melâl' ise, bir matem ifadesi olarak, 'büyük üzüntü' anlamına geliyor;- Atatürk'ün ölümünden dolayı milletçe duyulan büyük üzüntü!
Tahsin Saraç, Fransızca Türkçe Sözlük'te 'nedensiz sıkıntı, iç kararması, bunalım' karşılığını veriyor ki, bu da tam anlamıyla 'spleen'i karşılıyor değildir: Şemseddin Sami'nin Kamus-u Fransevî'sindeki 'ömründen bıkmak', belki [ama, belki!] bir karşılık olabilir, gelgelelim, 'bir nevi cinnet' veya 'bir nevi merak' ['merak', Osmanlıcada, 'iç darlığı', 'kuruntu' vb. de demektir] veya yine Şemseddin Sami'nin verdiği bir başka anlamın ['karasevda'], 'spleen' ile hiç ilgisi yoktur.
Peki 'melâl nedir?' 'Büyük üzüntü' mü, 'iç kararması' mı, 'nedensiz sıkıntı' mı, 'yaşam bıkkınlığı' mı, 'iç sıkıntısı' mı;- Hangisi? Yoksa hepsi mi? Sözü Hilmi Yavuz'a bırakalım: 'hurufî şiirler'de 'harfler ve melâl' şiiri şöyle biter:

'O herhangi hüzünlerde kalan kalbim bile yok; harflerin ormanında çok çok dolaştı;
ağacı, yaprağı, çiçeği aştı;- ama yok!
bir karşılık bulamadı melâle...'
Not: 'Çeviriler ve Sadeleştirmeler'le ilgili çalışmamı henüz tamamlayamadım. Bitirdiğimde yayımlayacağım. [H.Y.]

Hilmi Yavuz...