Bu konuda futbol ile ilgili köşe yazılarını paylaşabilirsiniz..
Not: Kaynak gösterilmesi mecburidir.
Bu konuda futbol ile ilgili köşe yazılarını paylaşabilirsiniz..
Not: Kaynak gösterilmesi mecburidir.
Hakemler ve transfer
Süper Lig'in devre arası şimdiye kadar uygulanmamış bir yöntemle ve hiçbir neden yokken bir hafta öne alınarak, süratle zirveye tırmanan ve çıkışa geçen Fenerbahçe'nin çok muhtemel liderliği önlenmiş oldu. Zira son hafta oynansa ve sarılacivertli takım sahasında Trabzonspor'u yense, Sivas'la Galatasaray'ın berabere kalmasıyla ara tatile lider girecekti. Ama bazı medya, bu önemli olaya parmak başka yerine, 3-5 sene önceki defterleri karıştırıp hakem hatalarını gündeme getiriyor. Aynı hakemlerin, sarı-lacivertli takımın iki ezeli rabininin şike yaparak lig şampiyonluğunu nasıl önlediğini, Türkiye Kupası'nı da taraflı bir yönetimle nasıl elinden aldığı ise dile getirilmiyor.
En az 2-3 oyuncu şart
Geçtiğimiz hafta en iyi ihtimalle berabere bitmesi gereken maçlarda yine hakemlerin Sivas, Trabzon ve Galatasaray'ı galip getirerek Fenerbahçe'nin liderliğini nasıl önlediği gündeme alınmıyor. Fenerbahçe, Konya'da 3 puanı anasının ak sütü gibi kazandı. Müftüoğlu, Önder'in göğsüne çarpan topun nizami gol olduğunu görmüş, itirazlar olunca da "Galiba ofsayttı" diyerek kararını değiştirmeye kalkışmıştı. Ama yardımcı hakem, ısrarla pozisyonun ofsayt olmadığını belirtince hatadan dönüldü. "Hakemler inşallah 2. yarıda daha az hata yaparlar" diyerek transfer konusuna geçelim. Fenerbahçe'nin orta saha ve forvette eksiğinin olduğu açıkça görülmesine rağmen, "Efendim Aragones istemedi, transfer yapılmasın" iddiasında bulunuluyor. Allah'tan yönetim bu cahilleri değil, aklını kullanarak şampiyonluk için gerekli oyuncuların peşine düştü. İkinci yarı çok daha zorlu geçecek. En az 2-3 çok kaliteli futbolcu şart görünüyor. Aksi halde şampiyonluk için büyük şansa ihtiyaç olacaktır.
Ruhundan anlamak
Cüneyt Çakır, futbolun ruhundan anlamayan iyi bir hakemdir... Sevgili Cüneyt hocam; bu satırların yazarı, herkesin hakemlere saldırdığı dönemlerde bile hakem haklarını savunan tek yazardır. Bir sezonda 3 bin golün kaçırıldığı bir ligde, hakemlerin en az suçlu olduğunu yıllarca programlarında ve satırlarında bildiren bir yazardır. Faal Futbol Hakemleri Derneği'nden, hakemlere verdiği destek nedeni ile teşekkür almış, hakemlerin özel toplantılarına konuşmacı olarak davet edilmiş bir bilim adamıdır. Yazılarında bir kez bile hakem kararından bahsetmeyen bir adamdır. Tüm bunları sizin ve kamuoyunun çok iyi bildiğini sanıyorum.
Duyguları süzemiyorsunuz
Yine hiçbir kararınızı tartışmadan gözlemimi yazmak istiyorum. Futbolcunun ve saha içindeki teknik ekibin duygularını anlamadan, önemsemeden verdiğiniz "şeklen doğru" kararlarınızdan rahatsızlık duyuyorum. Oyuncuların üzerindeki büyük psikolojik baskıyı, fiziki açıdan zor koşullar altında oynanan bir karşılaşmadaki anatomik baskıyı hissetmeden karar verdiğinizi, oyunun tamamen teorik tarafını görüp, duygu tarafını süzemediğinizi görüyorum. Böylece çok koşmanıza, pozisyonlara yakın olmanıza, kuralları teorik olarak çok iyi bilmenize, UEFA'nın üst düzey hakemi olmanıza rağmen, bakışlarınız ve futbolcuya vermediğiniz güven nedeniyle işin insani boyutunu yeterince anlayamadığınızı düşünüyorum. Bu nedenle kesinlikle tasvip etmediğim ve şiddetle kınadığım Manisa'daki boğazınıza sarılma olayını gerçekleştiren yardımcı antrenörün aslında ne kadar sevimli, hayatında kimseyi kırmayan biri olmasına rağmen size böylesine şiddet uygulayacak kadar çıldıran bir insan haline gelmesindeki rolünüzü, kendi iç hesaplaşmanızı yaparak düşünmenizi istiyorum. Bunu çözebildiğiniz anda ufuklarınızın işinizde sizi çok daha ilerilere taşıyacak kadar açılacağını biliyorum. Tarafsızlığınıza kimseye laf söyletmem. Çok iyi hakem olabileceğinize inancım vardır ama insan psikolojisinin baskı altında nasıl değişikler gösterebileceğini ve bunun tarafınızdan ne kadar tolere edilebileceğini anlamanız kaydıyla. Sevgilerimle...
12. adam göreve
Takımların başarısında taraftarın önemi büyük. Bir futbolcu sahaya çıktığı zaman taraftarın arkasında olduğunu görmek ister. Gol attığında o coşkuyu, taraftarıyla paylaşmak en büyük arzusudur. Sahada 11 adam, tribünde ise 12. adam tek yürek olup, birbirleriyle bütünleştiği zaman bunun sahada alınacak skora önemli yansıması olur. Sivasspor iki sezondur zirveden kopmuyor. Şu anda ilk yarıyı bitirmenin keyfini yaşıyor. Ne yazık ki Sivas 4 Eylül Stadı'na gelen taraftarlar, takımlarına tam destek vermiyor. Sanki tiyatroya gelmiş gibi maçı sessizce izliyor. 90 dakika boyunca futbolcuları ayağa kaldıracak tezahüratlar yapılmalıdır. İki sezondur bu coşkuyu göremiyorum. Yiğidolar'ın artık takımlarına sahip çıkıp, her türlü desteği vermesi gerekir. Böyle bir başarı yakalanmış. Her taraf kırmızı-beyazlı bayrak ve flamalarla dolmalı. Sivas bir gelin gibi süslenmeli. Bu süsler gelecek takımları olumsuz, Sivassporlu futbolcuları ise olumlu etkiler.
Eski sloganlar unutuldu
Yiğidolar, Fair-play içerisinde hareket ediyor. Rakip takım aleyhine çirkin tezahüratta bulunmuyor. Yine rakip takımı alkışlarla karşılayıp, alkışlarla uğurluyor. Bunlar, diğer sahalarda da görmek istediğimiz güzel görüntüler. Ancak Yiğidolar'ın bu alkışları kendi futbolcularına da göstermeleri gerekir. Çünkü Sivasspor'un başarısı Sivas'ın kaderini de değiştiriyor. Bu değişime destek için Sivasspor'u yalnız bırakmayın. Rahmetli amigo İhsan, 70'li yıllarda tribünleri, "Kırmızı-Beyaz, 3 yıldız. Sivas Sivas" sloganıyla coşturuyordu. Bu slogan nedense unutuldu. Sivasspor ruhunu yansıtan bu sloganla taraftarlar tiyatro değil, maç izlediklerini hatırlamalı. Biraz espiri olacak ama, stada taraftarlar hep çekirdekle geliyor. Çekirdek yedikleri için tezahüratı unutuyorlar. Sakın bundan Yiğidolar alınmasın. Gördüğüm tablo bu.
Şimdi gülüyorum
G.Saray'ın son haftalarda oynadığı futbolu ve kazanma hırsını gözardı etmiyorum ama ligin ilk yarısını klasmanda üçüncü sırada bitirmesini de başarı olarak görmüyorum. Çünkü bu kadro zirvede en yakın rakibine en az 9 puan fark yapmalıydı. Çoğu kişi bana tepki verebilir ama işin gerçeği bu. Hem manevi, en çok da maddi önemi olan ve göz göre göre kaçan bir Şampiyonlar Ligi kazasını sakın kimse unutmasın. Olayı bireyselleştirip direkt teknik adamın üzerine de yıkmak istemiyorum. Skibbe'yi her fırsatta eleştirdiğimi herkes bilir. Ama ortada bir başarısızlık varsa ki var, bunu sadece teknik direktör değil yönetim de paylaşmalı. Bana göre yönetim yanlış yönetince, hoca da görevinin hakkını veremeyince G.Saray ne yazık ki ilk yarı değerlendirmesinde 3.'lük performansı ile yetinmek zorunda kaldı. Kayseri, Antalya, Ankara beraberlikleri, Bursa, Eskişehir ve Fenerbahçe yenilgilerini gözünüzün önüne getirin, bu maçlarda nasıl puanlar yitirildiğini bir anımsayın. İşin içine hakemleri sokmayın, çıplak gözle taktiksel anlamda değerlendirin.
Yıldız tam isabet olur
Türk milleti olarak dünü çok çabuk unuturuz. Ben Skibbe'nin, teknik demiyorum bakın, maçlardaki taktik hatalarını bir bir sayabilirim, avuçtan uçan puanların bu hataların sonucu olduğunu tek tek yazabilirim. Ama artık bugündeyiz, üstelik bugün Skibbe artık alkışlanan bir hoca. Ben hâlâ alkışlamıyorum (hele hele yardımcılarına yapılan o aşağılanmayı görmezlikten geldikten sonra) o ayrı ama yazılarında (U) dönüşü yapıp şimdi onu alışkışlayanlardan bahsediyorum. Skibbe bu takımı şampiyon yapsa da ben Alman hocanın G.Saray'a iki gömlek küçük geldiği gerçeğini her yerde söyleyeceğim. Ve olası şampiyonluğun hakkını da teknik danışman Kalli'ye teslim edeceğim. G.Saray bugün Sivaslı Mehmet Yıldız'ı konuşuyor. Yönetimin Sivasspor'a önerisi inanılmaz mantıklı. Necati+Mehmet Güven bonservisi ile Aydın bir yıl kiralık ve 3.5 milyon dolar nakit. (Yönetim iyi iş yapınca da yazarız merak etmeyin) Sivas bu fırsatı kaçırmamalı. Bu arada "Mehmet Yıldız, G.Saray'da forma giyemez" diyenlere de kahkahalarla gülüyorum ve G.Saray'ı gerçekten sevmediklerine inanıyorum.
Osman Tanburacı
Hakemleri havuza atın!
Yine hakemler... Yine hatalar... Yine dedikodu!... Galatasaray-Beşiktaş maçında Galatasaray'ın pırıl pırıl futbolu, Beşiktaş'ın eksiklerine rağmen yürekli oyunu ve 6 gollü derbi bir yana bırakılıp hala hakemler konuşuluyor...
Yetti ama!
Yıllardır söylemekten yazmaktan dilimde tüy, hokkamda rıh bitti!...
Ya şu Erman'la diğer eski hakemlerin sesini kesin ya da hakemleri havuza atın!
Erman kardeşim ve Şansal biraderim alınmasınlar ama reyting için başka yollar da vardır. Alırsın karşına muhabbeti bol birini daha, Erman'la öyle bir düet yaparlar ki millet ekrana yapışır!
Erman yine 'Asmalarda kakaramu biri boş biri dolu, salatalar oldu kol gibi' der, devam eder...
Ertesi gün yine Şansal'la Erman'ın Maraton'u konuşulur!
Bir deneseler görürler...
Öyle görüntü kirliliği yaratan kareleri bir ileri bir geri yapmak, hakemi yerin dibine sokmak marifet değil!
Dünyada da örneği yok!
Eski hakemler hiçbir yerde maçın hakemini yorumlamıyor. O iş gazeteciye ait.
Ama bu ülkede gazeteci de yerin dibine battı!
Gazeteci mi kaldı?
Futbolu bırakan gazeteci oldu!
Neremizden tutsalar elde kalıyoruz.
Neyse, konuya dönelim;
Erman ve gibileri hakemi yorumlarsa o zaman n'oluyor; maçı yöneten hakem sıfıra ibla oluyor. Çünkü eski hakemler bilirkişi. Aynı, hukuktaki bilirkişi gibi.
Onların dediği kanun!
Bir deneyin be kardeşler...
Erman bilirkişi, Şansal bu işin piri üstadı, dediğimi yapsınlar tarihe geçerler vallahi!
Bu ülke futbolunu kurtaran kişi olurlar... Kimsenin yapamadığını yaparlar, millet de onların heykelini diker!
Yok; al ileri-ver geri yapmaya, pilot kameradan topografik görüntüler vermeye devam ederlerse de bu ülke futbolu batar!
Şansal Büyüka ve eski hakem kardeşlerimden istirham ederek tekrar ediyorum; her türlü eleştiriyi yapın ama lütfen ve lütfen hakemleri ve pozisyonları tekrar tekrar görüntüye getirerek eleştirmeyin.
Ya da;
Türkiye Futbol Federasyonu hakemleri havuza atsın!
TFF; hocasına nasıl bol keseden trilyonlar veriyorsa, hakemleri için de havuzdan pay versin.
Mahmut Özgener özerk federasyonun havuzundan yüzde 1 kesse, hakemler ihya olur ve adam gibi maç yönetmeye mecbur kalırlar.
Maç başı üç otuz para yerine yirmi milyar alan hakemler o kazancı riske etmez. Var gücüyle kendini profesyonel işine verir. Kimse de dedikodu yapmaz!
Hakemlere güven duyulur.
Ayağıma bastın çocuk!
Yine moda oldu haykırmak. Koca koca mümtaz şahsiyet başkanlar her maç sonrası başlıyorlar bağırmaya...
Etinden et kesilmiş çocuklar gibi...
Yakışıyor mu?
Ortaya atılan savunma da şu;
'Biz başkanlar kulübümüzün hakkını korumak için varız.'
Etmeyin ağalar!...
Etmeyin...
Kulübünüzün hakkını koruyacağınız yerde doğru transferler yapın da kulübünüzün paraları çar çur olmasın!
Hakemden medet umacağınız yerde iyi yönetim gösterin.
Sizin esas göreviniz otoriteye baş kaldırmak değil!
Kulübünüzü yüceltmek.
Taraftarınızı mutlu etmek.
Ne diyor Hikmet Çetin; saygınlığımızı yitiriyoruz!
Sergilediğiniz tavırlar yüz yıllık kulüpleri toplum gözünde küçük düşürüyor.
Ama sizler de haklısınız Federasyon federasyon değil!
Hani sizler Kulüpler Birliği Vakfı olarak yetkin ve etkin bir konumdasınız ya...
Seçtiğiniz gibi, devirin federasyonu, bu işi yapabilecek ehil kişiler gelsin iş başına!
İşte o zaman 'ayağıma bastın çocuk' diye ağlanmalarınız biter!
Hadi cesur olun.
Çare sizde...
Niye feryat ediyorsunuz ki...
Ne değişiyor.
Alıyorsunuz cezaları oturuyorsunuz aşağı!
İmam bildiğini okuyor.
Ocak'ta transfer olmaz!
Takvimler yeni yılı gösterirken yine 'eşeğin önüne ot koyma' mevsimine girdik! Dönence 'teneke' burcuna girdi! Çenelerin bağı çözüldü...
Gazetelere bakıyorum herkes transfer peşinde...
Bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü?
Yahu üç gün önce 'bu yıl bütün kupalar bizim' demiyor muydunuz?
Ne oldu da transfere ihtiyaç duydunuz?
Utanmıyor musunuz?
Ocak'ta transfer olmaz!
1-Kulübüne kafa tuttuğu için gönderilmek istenen futbolcudan hayır gelmez.
2-Bu mevsimde çıkma-çakma futbolcular alınır sadece göz boyanır..
3-Yurt dışından iyi futbolcuyu alman için de kulübü astronomik fiyat çeker.
4-Yurt içinden de aynısı olur. Denize düşmüş yılana sarılana çok fiyat çekilir.
5-Yurt içinde geçer akçe futbolcu şampiyonluğa oynayan takımlarda var. Onlar da bu iyi futbolcusunu satarsa taraftarı da onu satar!
Onun için de ne olur kimse palavra atmasın.
Ocak ayında 'iyi' transfer yapılamaz!
Sözüne Söz
Bursaspor teknik direktörü Güvenç Kurtar görevinden istifa etti.
Demek konserve kutusu gibi son kullanma tarihi geçti!
Futbol Federasyonu Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, Trabzonspor Başkanı Sadri Şener'e 30 gün hak mahrumiyeti cezası verdi.
Her ikisini de kutlarım. Federasyon cesur davrandı, Şener de bu kez doğruyu yaptı Tahkim'e gitmedi.
Trabzonspor yüksek maliyeti nedeniyle Bursasporlu Yusuf'un transferinden vazgeçti.
İsabet oldu! Yusuf'un miadı doldu.
Mustafa Denizli, Yıldırım Demirören zamanında görev yapan teknik direktörlerin en başarısızı oldu.
Başarılısı kimdi ki?
Sivasspor Başkanı Mecnun Odyakmaz, Mehmet Yıldız'ı isteyenlerin 5 milyon euroyu gözden çıkarmaları gerektiğini söyledi.
Sayın Başkan para gözden çıkar da kasadan çıkmaz!
Messi, Türkiye'ye transferi söz konusu olursa, hangi kulübü tercih edeceği ve hangi takımları tanıdığı şeklindeki bir soruya, 'Şimdilik Barcelona'da oynuyorum ve çok da mutluyum. Türkiye denildiğinde aklıma ilk gelen şey ise Galatasaray” dedi.
İşte ispatı; Galatasaray ilklerin takımı.
Fatih Altaylı yazısında Aziz Yıldırım'ın Beşiktaş maçından sonra yakın bir dostuna, “Galatasaray bu futbolu oynamayı sürdürebilirse korkarım ki, bizim statta final oynar” demiş Fenerbahçe resmi sitesi de 'kim demişse Altaylı ispat etsin' diye sormuş...
İlahi Fenerbahçe; Altaylı alemin bildiğini kuldan saklamamış, siz hala hangi kul diyorsunuz? Olmadı!
Beşiktaş Ertuğrul Sağlam görevi bırakırken Fenerbahçe'nin 8 puan önündeydi. Şimdi ise 4 puan gerisinde.
Daha ligin yarısı ama... Rakam büyüyebilir.
Kocaelispor 16 maçta yediği 40 golle dikkat çekti.
Maşallah! Kocaeli'nin kırkı çıkmak üzere...
Fenerbahçe'de büyük umutlarla transfer edilen Güiza ligde 4 gol kaydetti. Takımın en golcü ismi 5 golle Alex olurken, Lugano da Güiza gibi 4 gol kaydetti.
Galatasaraylı da diyor ki Baros'u verelim bir maçta üç çeksin, dertleri bitsin!
Ayhan Akman Galatasaray kaptanı olarak Kadıköy'de kupa kaldırmak istediğini ifade etti.
Olabilir, normaldir ama UEFA finalinden önceki maçta Ayhan'ın kırmızı görmemesi lazım!
Ahmet Çakar
Aslında şapka yok
Babaoğlu: Hıncal Uluç 90 Dakika'da 'Şapkadan tavşan çıkarmak için, içinde tavşan olması gerekir' dedi. Denizli acı gerçeği gördü; şapkada tavşan yok. Ama işin acı yanı, şapka da yok. Ben, Denizli'yi formsuz buluyorum.
"Çakar: Takım kalitesiyse, tavşan var. Kadro şampiyonluk için yetersiz değil. Ama Denizli'nin F.Bahçe ve G.Saray maçlarındaki kadrolarına bakıyorum, ya işi bilmiyor ya Amerika'yı yeniden keşfetmeye çalışıyor.
Ahmet Çakar: Sevgili Haşmet, hangi Beşiktaşlı ile konuşsam ciddi anlamda kanaat önderi sensin.
Haşmet Babaoğlu: Estağfurullah sıradan bir futbol yorumcusuyum. Beşiktaşlıyım o kadar.
A.Ç: Fakat ne olacak bu Beşiktaş'ın hali?
H.B: Beşiktaşlılar bu soruyu artık çok geç bir soru olarak düşünmeli. Bunu önce İlhan Mansız'ı satarken, ardından Samsun faciası sonrası ve o sezonki son dört maçta Beşiktaş'a yakışmayan futbol oynarken sormak lazımdı. Hatta 2003-04 sezonun başlarken "Ne olacak bu Beşiktaş'ın hali?" demeliydik. Bütün rekabet sistemleri sonunda ikili rekabete dayanır. Üçüncü gazete yoktur. Üçüncü, dördüncü, beşinci olarak havuzda bir yığın gazete vardır. Üçüncü parti yoktur; iki parti yarışır; bir de diğerleri vardır. İş dünyasında iki holding çekişir. Türk futbolu, endüstriyel olduktan sonra burada da ikili rekabet sistemine göre işleyecekti. Beşiktaş ikili rekabetin içinde olma şansını 100. yıl şampiyonluğu ile kazandı. G.Saray çok kötü durumdaydı. Sistem F.Bahçe ile Beşiktaş'ı ellerinin üzerinde yükseltmeye başlamıştı. Fakat endüstriyel futbolun gerçeği, bunu Beşiktaş ancak söke söke alırsa olabilirdi. 2003-04 sezonunda sistem Beşiktaş'ı dışarı attı. Şu anda Beşiktaş Üç Büyükler'den biri değil, iki büyükten sonraki üçüncü takım; İstanbul'daki Anadolu takımıdır.
A.Ç: Beşiktaş, sistem dışına çıkarmayacak bir yönetimle de bu halde olur muydu?
H.B: Seba yönetimi anlayışıyla da Beşiktaş ikili rekabetin içine giremezdi. Ama Beşiktaş duruşu devam ederdi. Demirören yönetimi bunun altından kalkamayacağını daha ilk yılında gösterdi. Bunun bir kulüp yönetimi meselesi olduğunu anlamadı. Takım kurma meselesi sandılar. Onu da hep yanlış yaptılar. Sağ kanada 6 adam alıp, solu unuttular. Solu zaten hep unuttular. Orası hep Üzülmez'e kalır; o da hep eleştirilir. Söylediğim mesele derin. Bu yönetim çözemez bunu. Demirören kalpten Beşiktaşlı. Ama bu zor koşullarda, köprübaşları baştan tayip edilmiş bir Süper Lig'de oyunu bozacak bir yönetimin altından kalkacak başkan tipi değil.
BEŞİKTAŞ VALENCİA OLMALIYDI, A.MADRİD OLDU
A.Ç: Bu sözlerinden; son 4 yılda maçların belli oranda masa başında oynandığı anlamı mı çıkıyor?
H.B: Endüstriyel futbol derken somut bir masa olması gerekmez. Endüstri, kendi gereklerini yerine getirir. Sivas şampiyon olabilir ama F.Bahçe 6, 7'nci sıralarda sürünmüyorsa. F.Bahçe aşağılardaysa, ilk yarıdaki gibi, yukarıdaki Anadolu takımları bekletilir. Sistem izin verecekse G.Saray ve F.Bahçe'nin son haftalara kadar ilk ikide, üçte olması gerekir.
A.Ç: ABD, vahşi kapitalizmin ve spor endüstrisinin maksimum olduğu bir ülke. Ama orada iki büyük yoktur. Büyükler yıllar içerisinde gider gelir. Lakers'tır, sonra Boston'dur, Chicago'dur, San Antonio'dur.
H.B: NBA sisteminde büyük olan NBA'dir. İkili rekabeti kaldıran play-off sistemidir. Play-off'suz yarışmalarda, sistem endüstriye kazandıran takımları yukarı iter. La Liga'da Barcelona-Real Madrid çekişmesi çöküp araya Valencia, Villarreal girdiğinde sistem bundan hoşlanmıyor çünkü işin tadı kaçıyor. Türkiye'de zaten Villarreal, Valencia olmak çok zor. Beşiktaş, Valencia olmalıydı ama bu yönetimlerle Atletico Madrid oldu. Yönetimin vizyonu olmayınca sistem kurban olarak Beşiktaş'ı seçti. Trabzon zaten eskiden beri kurban.
Kurtuluş günü
Yıldırım Demirören'in açıklamalarını dikkatle dinledim. Belki değişik bir şeyler görürüz dedik ama umduğumuzu bulamadık. Futbolumuzdaki "Hep bana hep bana" felsefesinin bir başka versiyonuydu. Yani eski tas, eski hamam. 30 yıl önceden örnekler verildi. Sütten çıkmış ak kaşık gibi Beşiktaş hiçbir maçta hakem yardımı almamış. Şerefli ikincilikler, şerefli şampiyonluklar masalıyla (ötekiler ********* ya!) sadece kendi taraftarlarına mesaj niteliğindeki toplantıda dağ fare doğurmuştur. Hatırlarsanız böyle bir barkovizyon gösterisini en son Özhan Canaydın yapmıştı, Galatasaray sene sonunda şampiyon olduğunda, aynı gösteriyi bir kez daha yapmasını rica etmiştik ama oralı olunmadı. Çünkü amaca ulaşılmıştı. Şimdi aynı filmi yeniden izliyoruz. Malatya maçında Doğan arabalar verildi, teşvik primi yani şike kanıtlandı; Beşiktaş şampiyonluğu kaybetti. Peki, madem öyle Demirören şikayet ettiği Galatasaray'la neden ititfak yaptı? Neden "Kupa bizim, lig sizin olsun" yemekleri yendi? Çünkü dün dündü, bugün bugün! Menfaatler neyi gerektiriyorsa o yapıldı.
Ciddiye bile almayın
Mesela beklerdik ki bir döneme damgasını vuran sayın Semra Özal'ın şampiyonluklarda ne gibi bir payı olduğu açıklansın ya da 100. yıldaki şampiyonlukta 2002- 2003 sezonu hiç yaşanmamış gibi es geçilmesin. O zaman daha inandırıcı olmaz mıydı? Ama sayın Demirören'in tek kişilik gösterisi sadece kendi taraftarına yönelikti. Hatırlayın, İzmir'de Bülent Demirlek'in Fenerbahçe'yi katledip Beşiktaş'a verdiği kupa hastane odasına gitmişti. O hafta bir hemşirenin "İzinlerimiz kaldırıldığı için maç sabahı hastanedeydik. Kupa mı ne gelecekmiş, bize ne!" (sonuç önceden belli) feryadı duyulmamıştı. Soruşturma açması gereken federasyon oralı bile olmamıştı. Nasıl olsun ki! Hastanede kupanın bir ucundan Demirören tutarken, diğer ucunda federasyon başkanı vardı. Rize maçından önce futbolcusunun polis kayıtlarına geçen telefon görüşmesi şikenin tam belgesiydi ama ondan da bahsedilmedi. Neyse lafı uzatmayayım. Beklediğimiz gibi geçen bir basın toplantısıydı. Acaba bir kulüp başkanının kendi lehlerine yapılan hataları açıklayacağı bir gün görecek miyiz? Mümkün değil, hatta imkansız. Eğer böyle bir gün yaşanacak olursa, inanın ki o gün futbolumuzun kurtuluş günü olacaktır. O yüzden o güne kadar hangi kulüpten gelirse gelsin, bu tür basın toplantılarının ciddiye almamanızı öneririm.
Çözümsüzlük!
Beşiktaş'ta ilginç gelişmeler oluyor. Sayın Yıldırım Demirören'in yaptığı basın toplantısını izledim. Ancak yeni bir söylem, alışılagelmişin dışında bir tavır ya da yeni bir çözüme rastlayamadım. Toplantının sunumundaki amatörlüğe, değinmek dahi istemiyorum. Bence sayın Demirören'in ne söylediğine ya da ne söylemediğine bakmak gerek. Hakem hatalarıyla ilgili ortaya koyduğu görüntüler, Beşiktaş'ın geçmişten günümüze maruz kaldığı hataları, haksızlıkları yeniden hatırlattı. Beşiktaş'ın, rakiplerine göre hakemden yana şansının gülmediğini bir kez daha gördük. Çifte standartların görüntülerini arttırmak, Beşiktaş'ın uğradığı haksızlıkları daha fazla haykırmak mümkün... Ancak bence tartışılan gündem anlamsız. Sayın Demirören, her sene benzer şekilde toplantılar yaparak bu fotoğrafı tekrarlıyor. Hatırlatmaktan öteye de gitmiyor. Dört yılı aşkındır iktidardasınız; yönetim olarak sorunları çözmek için ne yaptınız, ne yapıyorsunuz? Bu dil, taraftarın dili, muhalefetin dili. İktidarın, yönetenin dili "çözümsüzlüğün, çaresizliğin" dili olamaz.
Sıkıntılı günler sürüyor
Basın toplantısında sayın Demirören, çözüm adına yine hiçbir şey sunamadı! Beşiktaş başkanlık makamını zedeleyen, G.Saray derbisindeki söylemleri dolayısıyla özür dilemesinin dışında... Bu toplantı, çözümsüzlüğün açıkça ilan edildiği bir toplantıydı. "F.Bahçe ruhsatsız stat yapıyor. G.Saray'ın stadına her türlü destek veriliyor, bizim stadımız engelleniyor" söylemi bile maalesef çaresizliğin göstergesi. Çünkü Beşiktaş başkanı muhalefet gibi konuşma hakkına sahip değil. O zaman şunu sormamız gerekir: Rakipler işini çözerken, siz ne yapıyorsunuz? Hayıflanmak, bir anlamda "beceremiyoruz" demek değil mi! Camia, başkanından ve yönetiminden sorun tespiti değil, çözüm bekliyor. Bu yönetim bu sorunları çözemediği için sıkıntı yaşıyor, hamasi demeçlerle havanda su dövüyor. Taraftar her alanda Beşiktaş'ın hakkını savunacak, sorunları çözecek, bu aileyi kenetleyecek bir yönetim anlayışı bekliyor. Demirören yönetimi çözümsüzlük üretmeye devam ederse, kendisini daha da sıkıntılı günler bekliyor.
Yıldız'ı satın!
Mehmet Yıldız, transferin gündemine oturdu. Şu anda gitmeye en yakın kulüp Galatasaray gibi görünüyor. Başkan Mecnun Otyakmaz, Yıldız için ciddi teklifin bu kulüpten geldiğini belirtiyor. Transfer bu... İmza atmadan 'iş oldu' gözüyle bakmak mümkün değil. Futbolcu, imza için kulübün kapısından girerken, ani bir telefon ile geri dönebiliyor. Bu nedenle Mehmet Yıldız'ın Galatasaray ağır basmasına karşın, bakarsınız Fenerbahçe veya Beşiktaş ile sözleşme imzalamış olur. Bu da pek şaşırtıcı gelmesin. Geçmişte böyle olaylar yaşandı. Mehmet Yıldız olayına gelelim... Satılsın mı, satılmasın mı? Mehmet, Sivasspor'un başarısında büyük pay sahibi olan futbolcuların başında yer alıyor. O da İstanbul'da büyük kulübün formasını giymek ister. Ayrıca satılmasında da fayda var. Hem kulüp, hem de kendi menfaati için... Yıldız, her ne kadar "Kafam karışık" diyorsa da zihninde büyük takımlarda oynamanın farkını görüyordur. Daha şöhretli olacak ve milli takımda devamlı oynayacak...
Baskıya dayanabilir mi?
Galatasaray'a transfer olduğu takdirde oynar mı? Bal gibi oynar ama bir-iki maç yedek kaldığı takdirde Mehmet Yıldız moralman çöker ve başarılı olamaz. Yıldız, Sivasspor'da lider futbolcu. Bu liderliği Galatasaray'da kendisine verirler mi? Asıl sorun burada. Büyük takımlarda oynamak Sivasspor'da oynamadan farklıdır. Taraftar ve medya baskısı her zaman vardır. Eğer giderse Mehmet'in bu baskıya dayanıp dayanamayacağını göreceğiz. Bu işin uzamasında hem Sivasspor hem de Mehmet Yıldız zarar görüyor. Bu transfere artık bir nokta konması gerekiyor. Alan alsın, satan satsın! Yine de belirtiyorum; gönlüm satılmasından yana değil. Ama bir Yıldız gider, başka bir Yıldız gelir. Başkan Mecnun Otyakmaz ve teknik direktör Bülent Uygun alternatifi en kısa sürede yaratırlar. Belki de B planları hazırdır. Şampiyonluğa oynayan takımlar, futbolculara alternatif bulamıyor ve rekabet yaratmıyorsa hedeflerine ulaşması da zordur. Sivasspor'da alternatif vardır. Öyle ise Mehmet Yıldız'ı satın!
'Sivasspor destanı!'
Bir şair bir şiirinde söylemiş, "Burada bizim sazımız çalar, bizim sözümüz geçer" der. "Saz ve söz" şehri Sivas'tan bahsediyoruz. Yiğidin harman olduğu şehirde en sevilen türkünün adıdır Sivasspor! Aynı türküyü, aynı sözlerle onlar da tekrarlıyor iki yıldır: Ligde bizim sözümüz geçer! Koca bir şehrin aşı, direnişin adı, sevincinin sebebi onlar. Kâh güldürüyor, kâh üzüyorsa da ilgi hep üzerilerinde onların. Sivas'ın sadece haritadaki yerini değil, sıralamadaki yerini de herkese öğrettiler. Mecnun Otyakmaz, Bülent Uygun, Mehmet Yıldız ismini bu ülkede bilmeyen mi kaldı? Elli yıllık lig tarihinde ilk defa bir Anadolu takımı üst üste iki sezonda ilk yarıyı lider tamamladı. Bu azımsanmayacak bir başarı, gerçek bir şehir efsanesi değildir de nedir? "Elleri hep aynı renkleri yazmaya alışmış, hançeresi rengarenk kelimelerle yırtınanlar"ın olduğu bu sürekli kırmızı beyaz, sürekli Sivasspor yazmak kolay mı sanıyorsunuz! Dikkatimizi şu çekti: Türkiye'nin takımı Türkiye'nin gazetesinde vezir olmuş. Onları en çok sayfasına misafir eden gazete Fotomaç olmuş. Rengarenk sayfalar içinde öksüz bırakmamış. Ne için? Tabii ki 'Türkiye'nin 5. büyüğü niçin Sivasspor olmasın' diye sorabilmek için. Başlığı koyduk bekliyoruz.
Yıldız sohbeti...
Gazeteler ve televizyonlar yetmiyormuş gibi radyo ve internet sitelerinde "Mehmet Yıldız bugün-yarın Galatasaray'a geldi, geliyor..." diye, diye bir hafta geçti. Bu transfer geçen yıl da böyle masala dönmüş, Galatasaray'a yakışmayacak şekilde sonuçlanmıştı. Bugün de bakıyorum, geçmişin fotokopisi gibi olay gelişiyor. Medya yazıyor söylüyor, kulüp susuyor. Ama arada bir, "Kimse gitmeden hiç kimseyi almayacağız" diyorlar. Galatasaray yönetim kurulu, bu konuda kesin bir açıklama yapmalı. Mehmet Yıldız yetenekli ve golcü bir futbolcu. Beni düşündüren, Mehmet Yıldız neden Milli Takım'da başarılı olamıyor? Böyle bir futbolcunun Milli Takım'ın direkt adamı olması gerekmez mi? Elbette gerekirdi. Ancak bu konu ile ilgili bir başka düşünce de şu; Mehmet Yıldız büyük takımların küçük futbolcusu mu? Yoksa küçük takımların büyük yıldızı mı? Umarım biz yanılırız. Mehmet, Galatasaray'a gelir ve aslanlar gibi top oynar.
Sağ bek alınmalı mı?
Galatasaray futbol sorumluları şu anda anladığım kadarı ile bek almak istemiyorlar. Hem de ihtiyaç olmasına rağmen. Bana söylenen şu; şubatta Uğur geliyor. O oynayacak. Uğur gelinceye kadar da Linderoth'u sağ beke çekeceğiz. İkisi orasını rahat rahat idare eder. Bence de bu ikili Galatasaray'ın sıkıntılı bölgesini idare ederler. Tabii bu arada Mehmet Topal'ın yerine dokunmamak gerekir. Bu da unutulmamalı. Medyanın büyük bölümünde Nonda'nın yollanacağı ve yerine Mehmet Yıldız'ın alınacağı şeklinde haberler çıkıyor. Ben bu habere inanmıyorum. Nonda gibi bir adamın yollanması büyük hata olur. Son Beşiktaş maçında oynadığı oyun ortada. Verilen görevi en iyi şekilde yapan Nonda'nın Baros ve Lincoln'ü nasıl rahatlattığını herkes gördü. Galatasaray yönetimi daha önce prim vermeyeceğiz demesine rağmen, son Beşiktaş galibiyetine 20'şer bin dolar prim vermeyi kararlaştırmış. Bu alınmış doğru karlardan birisi. O günkü Galatasaray'ın aldığı zafer tüm sarıkırmızılıların gurur kaynağı oldu. Böyle bir takıma prim verilmez de kime verilir...
Yazık değil mi?
İkinci yarı hazırlıkları başladı. Görünen o ki Ali Bilgin, Yasin, Gürhan, Can, Burak ve İlhan ya elden çıkarılacak ya da yine yedek kulübesinde paslanacaklar! Yani 2 sezon önce Antalyaspor'da göz kamaştıran Ali Bilgin, Rize forması altında Milli Takım'a yükselen Yasin, geçen sezon Manisaspor'da rüzgâr gibi esen Burak, UEFA tarafından gelecek vadeden golcüler arasında gösterilen İlhan Parlak, 'işe yaramaz' damgası yemiş durumunda. Peki yazık değil mi? Üçüncü sınıf yabancıların cirit attığı ligimizde alt yapıdan futbolcu gelmiyor diye hepimiz yakınırken, yönetim yanlışları yüzünden kulüplerimiz borç batağına sürükleniyorken, bu anlayışla istikrar ve kalıcı başarılar nasıl gelecek? Oysa neresinden baksanız adı geçen futbolcuların Fenerbahçe'ye maliyeti 15 milyon dolardan aşağı değil. Keza sürekli oynama şansları bulsalar bunların en az ikisi belki de A Milli Takımımızın değişmezleri arasına gireceklerdi. Maddi ve manevi kayıpların boyutunu görüyor musunuz?
Genç yetenekleri köreltmeyin
Diyeceksiniz ki Fenerbahçe'nin büyük hedefleri var. Yararlı olamayan, futbolcuyu gönderip kadro kalitesini artırmasından doğal ne olabilir? İyi de bunun yolu futbolcu öğütme değirmeni ve dolarları havaya savurma makinesi olmak değil ki! 5 milyon dolara alınıp 200 bin dolara elden çıkarılan Servet Çetin şu anda Avrupa'nın en gözde futbolcuları arasında yer alıyor. Oynama şansı bulduklarında İlhan Parlak, Yasin Çakmak veya Gürhan'ın da yarınlarda Servet'inkine benzer bir popülerite yakalayamayacağını kim iddia edebilir? Anımsayacaksınız ısrarla Fenerbahçe'ye sportif direktör öneriyorum ve teknik direktöre rağmen transfer yapılmasına da karşı çıkıyorum. İşte tavrımın nedeni de budur. Çünkü bu anlayış yüzünden hem onlarca yetenekli futbolcumuz körelip gidiyor hem kulüplerimiz borç batağına sürükleniyor hem de peş peşe sıkıntılar yaşadığımız bir süreçte dövizimiz üçüncü sınıf yabancılara peşkeş çekiliyor. Hiç olmazsa İlhan Parlak gibi gencecik futbolcunuzu kiraya verseniz de oyuncunuz ve dolarlarınız elinizden kayıp gitmese daha iyi olmaz mı?
Zeytin dalı
Adalet kanamalı bir yılı geride bırakıyoruz. Futbolun şefliğine soyunan hakemlerden başlayıp, onların alışkanlığa dönüşen oyunlarına, "Yeter beyler yeter!" diyelim. Hakemlerin cinayetlerinin üzerini, destek bildirisiyle örtbas eden Kulüpler Birliği'ni parantez içine alalım. İkinci devre başladığında, yapacakları sızlanmaları yüzlerine vurmak için, şimdiden rezervasyon yaptıralım. Mahmut Özgener ve Oğuz Sarvan'a, "Yuh olsun sizin saltanatınıza" diye haykıralım.
***
"Yola devam edilecek, durmak kimsenin elinde değil" diyen Sivasspor'un liderliğini havai fişeklerle kutlayalım. Şampiyonluğa yürüyen Trabzonspor'a hak ettiği alkışları gönderelim. Sallanıp yıkılmayan Galatasaray'ın, beylik duruşunu takınmasına saygı duyalım. Şampiyonlar Ligi'nde üzerine çöken kara bulutları dağıtan Fenerbahçe'nin, aldığı yolun hakkını verelim. Zaman zaman hakemlerin çarmıhına gerilen Beşiktaş'ın haklı haykırışlarına dikkat çekelim.
***
Yılbaşı ağacına liderliği asan Bülent Uygun'a, yabancı antrenörlere ilham vermenin Nobel ödülünü verelim. Bileti kesilen Skibbe'nin, bol gollü itiraz dilekçesi kayda geçirelim. "Psikolojik desteğe ihtiyacım var" diyen Mustafa Denizli'ye, "Dövüşürken ağlanmaz beyim" diyelim. Aragones'in, arkası yarın konulu oyununa bilet alalım ve bekleyelim.
***
Ekrandaki yorumculara, "Futbolun yakasını bırakın mendeburlar" diye, alt yazılı tepki mesajı çekelim. Onların reklam arasına kusalım ama asla susmayalım. "Yalanın taşı toprağı altın" diyen gazeteleri, hallaç pamuğu gibi atalım. Takım tutalım ama biraz da, haysiyetin nabzını da tutalım.
***
Irkçı kulüp yazarlarının duvarlarına, "Ölü çocuk resimleri" asalım. Demirbaş sayıldıkları için, kulüplerin vergisinden düşmelerini sağlamak amacıyla, kanun teklifi hazırlayalım. Kulüp başkanlarına, "Ellerinizi kanla yıkamayı bırakın" konulu kartlar yollayalım. Hatırını soralım, ikiyüzlü futbolcuların. Sıvası dökülmüş cümlelerini onarmaları için, kapılarına birkaç kitap bırakalım. Okuyup adam olsunlar diye.
***
Taraftarlara bildiri dağıtalım, "Analara sövmeyin" diye. "Avuçlarınız sadece kendi takımlarınızı alkışlamaktan kanasın" yazılı birer atkı armağan edelim. Ekonomik krizin canı cehenneme. Kavgayı, gürültüyü teğet geçelim asıl. Kayıpların tarihine zaman ayırdığımız kadar, ayıpların önüne geçecek direnci de bulalım. Yüreğimizle bakalım gerçeklere. Taraftarlığın gözleri, en çok bizim ülkemizde kördür çünkü.
***
Bütün cesaretimizi toplayalım. Eski yılın böğrüne boşaltalım günahlarımızı. Kaybettiklerimiz, asla kazanamayacaklarımız değilse... Yeni yıla zeytin dalı uzatalım.
***
Eminim, herkesin kenarda köşede kalmış bir zeytin dalı vardır. Yoksa da, canınız sağolsun. Yeni yılda da... "Ölmeye, ölmeye" gidersiniz maçlara!
Tek suçlu hakemler mi?
Geçmişte basketbol skorlarıyla, yakın tarihte voleybol kurallarıyla futbol maçları oynandığı doğrudur. Bu aykırılıkların, Beşiktaş'ın şampiyonluklarını engellediği de doğrudur... Kanıtlanmış olmasa bile, 2003-04 sezonunun ilk yarısını 11 puan önde bitiren Beşiktaş'ın şampiyonluğu kaybetmesinde "derin futbol" şüphesinin yaygın bir şekilde kabul gördüğü de bir başka doğrudur... Geçen sezon Beşiktaş'ın bariz golünün iptal edildiği, olmayan faulün 10 saniye sonra çalınıp net bir golün sayılmayarak takımın doğrandığı, söz konusu sezonda en az 10 puanın hakem hatalarıyla uçup gittiği de tartışmasız bir doğrudur... Hakem hatalarının tavana vurduğu 2008-09 sezonunda yanlış düdüklerin, Beşiktaş'ın baş aşağı gitmesinde önemli bir rol oynadığı ise yanlış değildir. F.Bahçe maçında Cisse'nin ilk, G.Saray maçında Delgado'nun ikinci sarı kartlarının kırmızı kartı getirmesinin skoru etkilediği ve Beşiktaş'ın yenilgisine yol açtığı da büyük çoğunluğa göre doğrudur. Buraya kadar Yıldırım Demirören'e hak vermemek elde değil... Ancak içinde bulunduğumuz sezon, yapılan hakem değerlendirmelerinde hataların sadece Beşiktaş üzerinde yoğunlaşmadığı, bundan birçok takımın etkilendiği de gerçektir. Geçen sezon kötü kadroya rağmen doğru hakem kararları Beşiktaş'ı şampiyon yapabilirdi. Beşiktaş için bu sezonun sorusu şu: "İkinci yarıda hakem kararlarında yanlışlık olmazsa, Beşiktaş şampiyon olabilir mi?" Yanıt da şu: Çok zor!.. Çünkü Beşiktaş, dört büyükler içinde kadrosu karmaşık ve en zayıf takım. Oturmuş bir düzeni yok. Hiçbir sistemi kaldıramıyor. Orta sahası zayıf, savunması yetersiz. Beşiktaş'ı yönetenler şunu iyi bilmeli: Tek suçlu hakemler değil! İyi kadro kuran şampiyon oluyor. Kötü kadroyla şampiyon olan takım, şimdiye kadar görülmedi...
Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)
Tweet