Status :
Üyelik tarihi : Şubat.2007
Nereden : İzmir(35½)
Mesajlar: 3.405
Konular: 1.058
Aldığı Beğeniler: 224
Dolmabahçe'nin Başına Gelenler
Taksim Gezi Parkı'nın yapıldığı dönemdeki ismini biliyor musunuz?
"İnönü Gezisi". İstanbul Valisi ve Belediye Reisi Dr. Lütfi Kırdar'ın 1940'larda yıktırdığı muhteşem Topçu Kışlası'nın yerine yapılan bu ölü parka Taksim'deki abideyi gölgede bırakacak bir İnönü heykeli de dikilecekti. Güzel Sanatlar Akademisi'ne ısmarlanan heykelin kaidesi hazırdı, fakat Millî Şef iktidarının ömrü vefa etmedi.
Doğrusunu söylemek gerekirse, Millî Şef, Taksim'den başlayıp Harbiye ve Maçka'dan geçerek Dolmabahçe'ye uzanan hat üzerindeki vadinin işgal ettiği geniş sahayı kendi mülkü gibi görüyordu. Henry Prost'un planında "2 Numaralı Park" adı verilerek imar edilmeye başlanan bu alanın Taşlık mevkiinde "Millî Şef"e tapulanan geniş arsaya İnönü Villası yapılmıştı. Açıkhava Tiyatrosu ve yüzme havuzu da, Yüksek Mimar Sedat Çetintaş'ın iddiasına göre, İnönü Villası'nın İnönü Gezisi'ne bakan cephesinden görülen manzara ileride yüksek binalarla kapatılmasın diye yapılmış, ayrıca, villanın deniz manzarasını emniyete almak için geniş bir alan Belediye tarafından istimlâk edilerek bir istinat duvarı ve üzerine bir kahve binası yapılmıştı; Sedad Hakkı Eldem'in meşhur Şark Kahvesi...
Bu arada aynı bölgede Dolmabahçe Sarayı'na ait Has Ahır'ın yerine -İstanbul'da başka yer yokmuş gibi- bir stadyumun yapıldığını hatırlatmak isterim; ismi Demokrat Parti devrinde Mithatpaşa Stadyumu diye değiştirilen, bu yüzden bazı spor spikerlerinin Stadpaşa Mitadyumu diye alay ettikleri, önümüzdeki günlerde yıkılarak yerine daha büyüğü yapılacak olan İnönü Stadyumu... Geriye sadece avlu kapısının fotoğrafı kalan Has Ahır, diğer adıyla Istabl-ı Âmire, dikdörtgen bir avlu içinde, arpa ambarı, eski ahır, nalbanthâne, koğuş vb. gibi yapılardan ve eğitim alanlarından oluşuyordu.
Yapıldığı yıllarda bile trafikte problemlere yol açan ve halkı çok rahatsız eden İnönü Stadyumu'nun açılışına devlet memurları dışında kimsenin katılmadığı söylenir.
Cami karşısında, Gümüşsuyu'na çıkan yolun başındaki Tiyatrohâne-i Şâhâne de, 1937 yılında, yani Has Ahır'dan iki yıl kadar önce, Dolmabahçe meydanı düzenlenirken yıkılmış, yerine bir umumi helâ yapılmıştı. Tiyatro tarihimiz açısından da önemli olan bu ampir yapı Saray kompleksinin vazgeçilmez bir parçası olması bir yana, türünün en dikkate değer örneklerinden biriydi. Aynı yıl, yol genişletilirken Bezmiâlem Valide Sultan Camii'nin Saat Kulesi'ne kadar uzanan dış avlu duvarları da yıkılmış, avlu kapısının yanındaki çeşme ve köşesindeki muvakkithane deniz kenarına nakledilerek sözüm ona kurtarılmıştı. Bu demektir ki, günümüzde çay bahçesi olarak kullanılan alan aslında camiin avlusuydu. Saraya bakan köşedeki zarif sebilin Muhafaza-i Âsâr-ı Atîka Encümeni'nin muhalefetine rağmen bütünüyle ortadan kaldırıldığını hatırlatmakla yetiniyorum. Vandallığın derecesine siz karar verin.
1937 yılında Dolmabahçe Sarayı'nın Tiyatrohâne-i Şâhâne'si ve camiinin avlu duvarlarıyla zarif sebili yıkılırken, Mehmed Emin Ağa Sebili de İkinci Tarih Kongresi vesilesiyle restore edilmişti. Sebil dediğime bakmayın; aslında çeşmesi, şadırvanı, taş mektebi ve haziresiyle, son derece güzel ve pitoresk bir mimari manzumeden söz ediyorum. Zarif demir şebekesi ve her biri bir sanat eseri niteliği taşıyan mezar taşlarıyla manzumeye ayrı bir güzellik katan hazire, sebille taş mektep arasında yer alıyordu. Ve taş mektebin biraz gerisinde, XIX. yüzyıldan kalma harika bir ahşap ev... Bezmiâlem Valide Sultan Camii'nin karşısına Sipahi Ağası Mehmed Emin Ağa tarafından 1740 yılında yaptırılan ve barok sebillerin ilk örneği olduğu için mimari tarihimiz açısından büyük önem taşıyan bu sebile de, 1957 yılında, yani Demokrat Parti devrinde, Dolmabahçe Meydanı tanzim çalışmaları sırasında kıyıldı. Sebile dokunulmamış, ama taş mektep, mermer şadırvan ve ahşap ev yıkıldığı için çırılçıplak kalmıştı. Hadiseye şahit olanların anlattığına göre, çeşme ve sebilin sökülen taşlarıyla haziredeki mezar taşlarının bir kısmı, Tiyatrohâne-i Şâhâne'nin yerindeki umumi helânın önüne, bir kısmı da stadyumun arkasında bir yere taşınıp gelişigüzel yığılmış; sebil, çeşme ve hazirenin restorasyonuna 1962'den sonra başlanabilmişti. Tam dört yıl süren sözüm ona restorasyon sırasında yaşananlar tam bir rezalettir.
Mehmed Emin Ağa Sebili, şimdi çeşmesi ve arkasındaki haziresiyle, melûl mahzun, kendisi gibi kolu kanadı kırılmış Dolmabahçe Camii'ne bakıp duruyor.
Dedim ya Istabl-ı Âmire'nin yerini işgal eden ve ismiyle Millî Şef devrini hatırlatan stadyum yıkılacakmış; yerine daha büyük bir stadyum yapılmak üzere... Uzun süre direnen Anıtlar Kurulu'ndan nihayet olumlu karar çıkmış. Aslında istenen Maçka Parkı'nı da içine alacak şekilde devasa bir kompleks yapmakmış; fakat "Yok, o kadar da değil!" demişler. Kültür ve Turizm Bakanımız bu gelişmeden rahatsızmış, ama... Ben ne mi düşünüyorum? Aslında bu yazının başından beri anlattıklarım, düşündüklerimi de ifade etmiyor mu?
Bir şeyleri değiştirmeye gücümüz yetmiyor; ama bu, bildiklerimizi anlatmaya engel değil.
Velhâsıl, böyledir o hikâyet.
Beşir Ayvazoğlu...
Benzer Konular:
Tweet