Status :
Üyelik tarihi : Şubat.2007
Nereden : İzmir(35½)
Mesajlar: 3.405
Konular: 1.058
Aldığı Beğeniler: 224
Çeviriler ve Sadeleştirmeler
Türk edebiyatında çeviriler ve sadeleştirmeler, sanki herhangi bir kurala bağlı olmadan, dolayısıyla keyfî bir tavırla yapılıyormuş gibi görünmelerine rağmen, belirli birtakım kısıtlayıcı ve yasaklayıcı normların işletildiği, üzerinde pek az durulan konulardan biridir.
Belki de 'pek az' durulmasının nedeni, doğrudan doğruya metni, deyiş yerindeyse, ötekileştiren bu kısıtlayıcı ve yasaklayıcı normların, sadece çevirmen ve sadeleştiricileri değil, ama aynı zamanda, okuyucu ve eleştirmenleri de, dolaylı bir biçimde, belirlemiş olmasıdır.
Şimdiyse durum değişiyor. Çeviri ve sadeleştirmede tahrifçilik ya da göz ardı etmenin, 'kanonik veya ahlaki (ideolojik) bir arındırmaya tabi tutulduğunu ortaya koyan örnekler, gerekçeleriyle birlikte açıklanma imkânını buluyor artık.
Tipik örnek, 1978 yılında sevgili Füsun Akatlı'nın 'Yazar da Kim Oluyor?' başlıklı yazısındadır. Akatlı, o yazısında "1940 yılında Ahmed Halid Kitabevi'nin 'Şarkdan Garbdan Seçme Eserler' dizisinde yayımladığı Karamazof Kardeşler'den" 'çevirmenin notu'nu aktarır. Çevirmen Hakkı Süha Gezgin, bu 'dipnot'da 'Burada romanı alâkadar etmeyen altı buçuk sayfalık bir parçayı atladım H.S.G' notunu düşmüştür. Gezgin'in 'atıl[dığını]' bildirdiği bölüm, çeviride 'İvan bu söze sayfalar süren bir nutukla cevap verdi' diye geçen bölümdür. Gezgin, romanda 'Zosima'nın cehennem hakkındaki fikirleri'nin de, yine aynı gerekçeyle 'romanı alâkadar etme[diği]' gerekçesiyle 'atıl[dığını]' bildiriyor.
Hiç şüphesiz başka örnekler de var, ama bu konuda Hakkı Süha Gezgin örneğinin yeterli olduğunu düşünüyorum. Bakar mısınız, çevirmen Gezgin, Dostoyevsky'nin 'Karamazof Kardeşler'inin hangi bölümünün 'romanı alâkadar etme[diğine] karar vermek yetkisini kendinde görebilmektedir!!! Cür'etin bu kadarına pes, doğrusu!
Sadeleştirmelere gelince, durumun daha da vahîm olduğu söylenebilir. Diyeceksiniz ki, Hakkı Süha Gezgin'den daha beteri mi var? Evet var! Fazıl Yenisey!
Bilkent Üniversitesi'nde yüksek lisans öğrencimiz Servet Erdem, Varlık'ın Ağustos 2011 sayısında, 'Osmanlı-Türk Romanında Öteki Metinler' başlıklı son derece dikkate değer bir makale yayımladı. Erdem, edebî 'kanon'un 'salt kimi metinleri susturmak üzerinden değil; metinleri kendi isteği gibi konuşturmak üzerinden de işle[diğini]' bildirdikten sonra, Barthes'ın şu sözünü aktarıyor: Faşizm, 'söylemeyi engellemek değil; söylemeye zorlamaktır.'
Gelelim, Fazıl Yenisey'e! Servet Erdem'in bildirdiğine göre, Fatih Kız Lisesi edebiyat öğretmeni Fazıl Yenisey, 1963 yılında Recaizade Mahmud Ekrem'in 'Araba Sevdası'nı, 'bugün konuşulan Türkçeye' çevirmiş; kitap, Kanaat Yayınları arasında çıkmıştır. Erdem, Berna Moran'ın dışında 'Araba Sevdası'nın Yenisey basımını okuyanların, okudukları kitabın Recaizade'nin 'Araba Sevdası' olmadığının farkına varmadıklarını bildiriyor.
Servet Erdem şunları yazıyor:
'Fazıl Yenisey'in çeviri metnini esas alarak yazılmış incelemelerinde asıl metinde hiç olmayan noktalara değinen eleştirmenler, araştırmacılar; ne yazık ki Bihruzlaştıklarının, hiç yazılmamış olanı okuduklarının farkında olmazlar. Fazıl Yenisey, romanı neredeyse tekrar yazar. Bihruz kabalaşır, anlatıcı yanlılaşır, eser, azınlıklara karşı saldırgan bir kimlik kazanır; olmayan diyaloglar, söylenmeyen sözler, şive taklidleri, yazılmamış şiirler, Yunus'lar, Rıza Tevfik'ler, Nedim'ler, Tevfik Fikret'ler girer romana.'
Dahası var: Yenisey'in, 'Araba Sevdası'nı nasıl tahrif ettiğinin devamı, haftaya!
Hilmi Yavuz...
Benzer Konular:
Tweet