Prof. Dr. Büşra Ersanlı ile yayıncı Ragıp Zarakol'un KCK operasyonunda tutuklanması, pek çok insana 'ne oluyoruz' dedirtti. Bana da dedirtti. Çünkü, ne savcı ne de hakimim, ama entelektüel kariyerleri ortada olan insanların BDP ile legal temaslarından 'teröre destek suçu' vehmedebilecek yargı zihniyetini iyi tanıyorum.
KCK soruşturmasındaki aşırılıklar, bu iki dikkat çekici isimden ibaret de değil. Geçtiğimiz aylar içinde pek çok yazar eleştirerek belirtti: Yüzlerce insan, çok dolaylı ve zorlama gerekçelerle tutuklanmış durumda.
Buradan yola çıkarak KCK davasının tümüyle bir 'sindirme operasyonu' sayanlar var. Ben öyle düşünmüyor, çünkü ortada gerçek bir 'terör şebekesi' olduğuna inanıyorum. Ama bunun üzerine giden devlet aygıtının, Türkiye'de hep olduğu gibi, 'düşünce' ile 'suç'u ayıramayan, legal temaslar ile illegal işbirliğini ayırt edemeyen bir hoyratlık içinde davrandığına eminim. (Ergenekon davasında da bence olduğu gibi.)
Aydınlar ve aydınlar
KCK, kuşkusuz PKK'nın bir yan kolu. Şehirlerde siyasi egemenlik kurmayı hedefliyor. Kürtler üzerine ceberrut bir 'tek parti' idaresi dayattığı, yani 'totaliter' bir yapı olduğu da ortada.
Dolayısıyla gerek PKK'ya gerekse de KCK'ya bir tür solcu romantizm içinde bakan, onları 'özgürlük savaşçısı' zanneden aydınlardan değilim. Bunların fena halde yanıldığını, PKK'nın güneydoğuyu teslim alması durumunda neler yapacağını kestiremediklerini düşünüyorum.
Ancak PKK'nın ve KCK'nın totaliter ve tedhişçi niteliğini tespit etmek, 'peki ne yapmalı' sorusuna hazır bir cevap vermiyor.
Cevabı, 'PKK'ya karşı askeri, KCK'ya karşı da polisiye çözüm' diye verenler, son bir kaç yıldır da hükümete bu telkinde bulunan bir başka aydın grubu daha var.
Oysa bu ikinci grup da bence iki açıdan yanılıyor.
Birincisi, PKK'nın terör kapasitesinin silahla ortadan kaldırılabileceğini sanmaları. Bunun altında 'ordu eskiden şike yapıyordu, şimdi durum değişti' diye özetlenebilecek, çok popüler ama bir o kadar da fantastik bir komplo teorisi var. Oysa son saldırılar, PKK'nın, 'Ergenekoncu müttefik' filan olmasa da, vurmaya devam edebildiğini gösteriyor.
İkinci yanılgı, PKK'nın sırf baskı ve tehditle taban yarattığını düşünmeleri. Star'ın eski yazarı, yeni AK Parti milletvekili Sayın Şamil Tayyar'ın 'Orada özgür oy kullanmak mümkün olsa BDP'nin oyu yüzde 1'i bile geçmez' iddiası, bunun bir örneği. Korkarım bu, İngilizce'de 'wishful thinking' denen şeye, yani olana göre değil de olmasını istediğimize göre düşünmeye karşılık geliyor.
Hükümet ne yapmalı?
Acı gerçeği dürüstçe teslim edelim ki, PKK'nın etnik milliyetçilikle mâlul sadık bir tabanı var ve bu kolay kolay ortadan kalkmayacak. Örgütün terör kapasitesi de hiç bitmeyecek. Tüm Kandil'i yerle bir etsek, bir kaç intihar bombacısı İstanbul'u veya Ankara'yı vurabilir.
Dolayısıyla da, askeri ve polisiye yöntemleri, 'çözüm' değil, ancak güvenlik tedbiri, misilleme ve 'havuç-sopa' stratejisi içindeki sopa olarak görmek lazım. Sopayı kullanırken hoyrat davrandığınızda ise, meseleye zarar veriyor, çünkü 'çözüm'den sapıyorsunuz.
Çözüm dediğimiz de yıllar sürecek zorlu bir süreç. Ama hükümetin acilen yapması gereken iki iş var:
Bir; Sedat Laçiner'in 'Kürt sorununda yapmadığımız ne kaldı?' başlıklı dünkü yazısında sıraladığı; anadilde yargılanma, seçmeli Kürt dersi, yer isimlerinde değişiklik gibi taleplerin bir an önce karşılanması.
İki; yargıya önüne geleni tutuklama şansı veren, sırf yaptıkları röportajlardan dolayı gazetecileri bile yargılatan hoyrat Terörle Mücadele Kanunu'nun bir an önce değiştirilmesi.
Yoksa bu iş gerçekten kötüye gidiyor.

Benzer Konular: