Amerikan Hükümeti’nin 700 milyar dolar fon ayırarak (Türkiyeínin GSYİH değeri kadar adeta), mali kurumların ellerindeki sorunlu finansal ürünleri almaya kalkışması ABD’de birçok tartışma yarattı. Birçok kimse başka alternatif olup olmadığını araştırmakta.

Devletin bu çok pahalı kurtarma operasyonuna girmesi, birçok eleştiriye yol açtı. Alternatif bulmak için esas sorunun nereden kaynaklandığı birinci adımda iyi düşünülmesi gereken bir şey.

Bazı ABD uzmanlarına göre esas sorun “mark to market” denen muhasebe ilkesi.

ABD’de geçerli olan muhasebe kurallarına göre, piyasa değeri çok düşmüş olan ve bilançolara değerleri piyasadaki düşük değerlerle muhasebeleştirilmesi gereken şey tek tek vatandaşların evlerinin ipotek senetlerinin kendisi değil. Belki tek tek evlerin değerleri de düşmemiş bile olabilir. Değeri düşen şeyler, bu tek tek konut ipotek senetlerine dayandırılarak üretilmiş olan ve mali kurumların ellerinde duran, birçok ipotek senedinden oluşturulmuş menkul kıymet paketlerinin değerleri.

Bugün gündeme getirilen alternatif, devletin bu ipotek senetlerinden oluşan değeri düşmüş “çürük” menkul kıymet paketlerini satın alması.

Ancak bazı kimseler, alternatif olarak devletin bu menkul kıymetleri almak yerine, mali kurumların kendilerinin bu menkul kıymetleri bir kenara ayırıp, piyasa fiyatlarına göre değerlendirmek ve zarar yazmak yerine, muhasebe değerlerini değiştirmeden elde tutmalarına izin verilmesini öneriyorlar.

Bir örnek vermek gerekirse, mesela Merrill Lynch elindeki 30.6 milyar dolarlık menkul kıymetini şu andaki piyasa değeri olan 6.7 milyar dolara Lone Star adlı kuruma satarak iflastan kurtulmuş. Yani elindeki nominal 1 dolar değerli varlık için, 0.22 dolar almaya razı olmuş. Yani kabaca 24 milyar dolar ziyanı kabullenmiş. Bu durumda da Merrill Lynch hissedarları ellerindeki hisseleri bir yıl önceki değerin yüzde 60 altında bir değerle Bank of America’ya devretmişler.

Durumu basitleştirilmiş bir örnekle şöyle anlatmak mümkün. Farzedelim ki siz ve komşunuz aynı tip 300 bin dolarlık evde oturuyorsunuz. Siz 300 bin dolarlık bir evde 20 yıl oturmak için 200 bin dolarlık ipotekli kredi almışsınız. Bu arada sizin komşunuz özel bir durum nedeni ile evini 150 bin dolara satmak zorunda kalmış. Bu durumda kredi veren banka derhal size gelip, bu evlerin piyasa değeri şimdi komşunuzun sattığı gibi 150 bin dolar. Sizin evinizin değeri de artık 150 bin dolar olarak muhasebeleştirilmek zorunda. Size 200 bin dolar kredi verenler, 50 bin dolar ziyanın karşılanması ve yüzde yirmi de peşinat ödenmiş olması için 30 bin dolar olarak, toplam 80 bin dolar nakdi, acilen bankaya ödeyin dese ne yapardınız? Bu realiteyi temsil etmiş olur mu idi? Bu tür bir “mark to market” muhasebeleştirme ve nakit talebi adil olur mu idi?

Yani şimdi önerilen, başka bir bakışla “mark to market” kuralını geçici bir süre için ve belli varlıklar için gevşetip, piyasa değerine göre “muhasebeleştirmemeye” geçici bir süre için izin vermek! Devletin çürükleri bir merkezi yerde beraberce muhafaza etmesi yerine (ve faturanın vergi ödeyenlere ödetilmesi yerine), aynı çürükleri esas elinde tutanların geçici bir süre için “mark to market” muhasebe yapmamasına izin vererek, bu kurumlara da devletin bedeli karşılığı sigorta poliçesi satma yaklaşımını uygulamak, vergi ödeyenlerin sırtından yükü almış olmaz mı idi?

Bu öneri piyasada yaygın şekilde değer düşüşünü ve likidite ihtiyacını durduracak, ama vergi ödeyenlere yük bindirmeyecek bir öneri! Bu alternatif düşünülebilirdi. Ama düşünülmedi. Şimdi ABD içinde Cumhuriyetçi ve Demokratlar arasında devletin vergilerle çürükleri satın alıp almaması tartışması sürecek, siyaset kapışacak!

Her zaman bir alternatif vardır!

Bu konuya değinmemizin nedeni de basit! Birkaç yıl sonra Türkiye konut sektöründe büyük hamle yapmış olacak, aynen İspanya’nın 13 yıl önce başladığı gibi. Ama sonunda bir gün, ülkemizdeki konut ipotek kredisi furyası da, ABD’deki gibi ve tabii İspanya’daki gibi soruna girecek. Şimdiden öğrenmeye başlayalım diye önerenlerden aktarıyoruz.


Deniz Gökçe-Akşam

Benzer Konular: