Status :
Üyelik tarihi : Şubat.2011
Nereden : Türkiye
Mesajlar: 19.797
Konular: 7.883
Aldığı Beğeniler: 2261
Muş - Tarihi ve Turistik Yerleri



MUŞ İLİMİZİN TARİHİ
A nadolu’da bilinen târih devrini açan ve yine Anadolu’da ilk defâ siyasî birlik kuran Hititler, Muş bölgesine erişemediler. Sâmi Asurlular bu bölgeye ulaşmışsa da uzun müddet ve tam olarak bu bölgede hâkimiyet kuramadılar.
Hurri-Mitanni Krallığı ve bölgede bulunan Urartu kitabelerinden Urartu Krallığının bu bölgeye hâkim olduğu anlaşılmaktadır. M.Ö. 7. asırdan îtibâren Medler ve bilâhare Persler bölgeyi ele geçirdiler. Babilliler bu bölgeye gelmişlerse de, tamâmen ele geçiremediler. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Anadolu ve İran’ı istila ederek Pers Devletini ortadan kaldırarak bölgeyi Makedonya Krallığına bağladı. İskender’in ölümünden sonra Makedonya Krallığı, bu topraklarda hâkimiyetini devam ettiremedi.
Partlar yeniden İran Devletini kurunca, İran asıllı Ermeni derebeyleri bu bölgeyi Partlar adına idâre ettiler. Bölge, M.S. 1 ve 2. asırda Roma İmparatorluğu ile Partlar arasında; sonra da Partların yerine geçen Sasaniler ile Doğu Roma(Bizans) arasında defâlarca el değiştirdi. Yedinci asır ortalarında hazret-i Osman zamânında İslâm orduları Muş ve çevresini fethettikten sonraki devirlerde İslâm devleti zayıflayınca Ermeni Derebeyleri Bağdat’taki Abbâsî halifelerine tâbi olarak Muş’u idâre ettiler. İslâm Devleti iç karışıklıklar ve bölücü faaliyetlerle zayıflayınca, Bizans; Muş ve Doğu Anadolu’daki birçok şehri ve Malazgirt kalesini de fevkalâde bir şekilde tahkim ettiler.
Selçuklu Hakanı Sultan Tuğrul Bey, Malazgirt Kalesini kuşattıysa da alamadı. Tuğrul Beyin halefi ve yeğeni Sultan Alparslan, Bizans İmparatoru Romanos Diogenes’in emrindeki çok kalabalık Bizans ordusunu Malazgirt sahrasında 26 Ağustos 1071’de yenerek Anadolu’nun kapısını Türklere açtı ve bu zafer Türkler için târihî bir dönüm noktası oldu. Alparslan’ın yeğeni Kutalmışoğlu Süleyman Şah, yedi yıl içinde bütün Anadolu’yu feth etti. 1077’de Türkiye Selçukluları Devletini kurdu.
On ikinci asırda Erman Şahlar ve Artukoğulları gibi Türk Atabeyleri, Selçuklulara tâbi olarak Muş ve civârını idâre ettiler. On ikinci asır sonlarında bir müddet Eyyûbîlerin elinde kalan bölgede Türkiye Selçukluları Devleti Hükümdarı Sultan AlâeddinKeykubâd, Selçuklu hakimiyetini yeniden tesis etti. Devletinin 1243 yılında Kösedağında Türkleşmiş Moğolların kurduğu İlhanlı Devletine yenilmesi üzerine Türkiye Selçukluları Devleti yıkıldı. Bundan sonra sırasıyla İlhanlılar, Celâyirliler ve Tîmûr Han Muş’u zaptederek kendi devletlerine bağladılar. Tîmûr’dan sonra Karakoyunlular ve bilâhare Akkoyunlular Muş’a hâkim oldular.
On altıncı asır başlarında Akkoyunlu Devletini yıkan Şah İsmail Safevî İran’da yeni bir Türk Devleti kurdu ve Muş gibi Doğu Anadolu’daki bazı şehirleri Tebriz’e bağladı.
Şah İsmail’in Anadolu’da Şiîliği yayarak Osmanlı Devletini yıkmak ve Anadolu’yu kendi devletine ilhak için emperyalist bir siyâset tâkibini şehzâdeliği zamânından beri endişeyle tâkip eden Yavuz Sultan Selim Han, 1514 Çaldıran Savaşında Şah İsmâil’i yendi ve Tebriz’e kadar bu bölgeyi Osmanlı Devletine yeniden kattı. Osmanlı devrinde Muş Sancağı, Van Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 14 sancağından biri oldu. Malazgirt Sancağı ise, Erzurum Beylerbeyliğinin 12 sancağından biri oldu. Tanzimat’tan sonra Muş sancağı, Bitlis vilâyetinin 4 sancağından biri oldu. 5 kazası vardı.
1901’den îtibâren Rusya’nın yardımı ve İngiltere’nin teşvikiyle Ermeni Taşnak Komitesi, Muş çevresinde Müslüman-Türk köylerini basarak çok büyük katliamlar yaptılar. Osmanlı Devleti bu isyanları şiddetle bastırdı. Birinci Dünyâ Harbinde Rusların teşvik ve yardımı ile yine Ermeniler, Ermeni Devleti kurma hayâliyle büyük katliamlar yaptılar. Müslümanlara âit binâlar, ağaçlar, hattâ mukaddes kitabımız Kur’ân-ı kerîm dahil her türlü dinî eserleri yaktılar. 18 Şubat 1916’da Ruslar, Muş’u işgal etti. 26 Temmuz 1916’da Türkler Muş’u yeniden ele geçirmesine rağmen, takviye alan Rus birlikleri, 9 Ağustos 1916’da yeniden Muş’u işgal ettiler. Böylece 5 ay 6 gün ve 8 ay 23 gün olmak üzere toplam; 1 sene 1 ay 29 gün devam eden işgal esnâsında Ruslar ve Ermeniler çok büyük katliamlar yaptılar. Muş ve çevresini tamâmen tahrip ettiler. Câmi, türbe, medrese, mezarlık ve nice târihî eserleri yakıp yıktılar. Mayıs 1917’de Türk ordusu Muş’u düşman (Rus) işgalinden kurtardı. Ruslar geri çekilirken Ermeniler de Ruslarla berâber geri çekildiler. Cumhûriyet devrinde bütün sancaklara (mutasarrıflıklara) vilâyet (il) denilince Muş da vilâyet merkezi oldu. 1929-1935 arasında Bitlis bu vilâyete bağlandı.
GEZILECEK YERLER
Geleneksel Mus Evleri
Yerlesim düzeni ve sokak dokusu esas itibari ile tipik bir Türk kenti havasini yansitan Mus'un, konut mimarisinin olusumunda temel etki, diger yörelerimizde de oldugu gibi milletimizin örf ve adetlerinden kaynaklanan hayat tarzi ve ihtiyaçlaridir. Ayrica gelenekleri, iklimin ve cografyanin zorlayici gerekleri de bu olusumdaki diger etmenlerdir. Bölgedeki diger illerin yerlesimlerine benzeyen sokak dokusu içinde yer alan evler, genellikle havus (avlu) gerisinde yükselen iki katli yapilardan ibarettir.
Eski Mus evleri genel plan semalari itibari ile kendisine yakin sehirlerdeki (Dogu ve Güneydogu Anadolu) evlerle paralellikler göstermekle birlikte mekan isimlendirmelerinde yer yer farkliliklar göstermektedir.
Sokakla baglantili cümle kapisindan geçilerek girilen "havus"un yaninda tandirlik, erzak deposu ve çardak görevi gören agaç alti oturmaliklar yer almaktadir. Çogu evde ise bunlarla birlikte ahir da mevcuttur.
Estetik ve sade bir görünümü olan pencere kenarlari, Selçuklu kültürünün etkisiyle migfer kubbe tarzinda insa edilmekte ve disardan bakildiginda migfer görünümü bariz bir sekilde kendini göstermektedir. Pencerelerde cumba yerine önem verilmis ve bu kismi desteklemek amaciyla genelde sade olan korkuluklar kullanilmistir.
Her iki tarafi iki sütun üzerine çiçeklik nisleri ile süslenen giris kapilari çift kanatli olup genelde metal agirlikli yapilmakta, sade görünümlü kapi tokmaklari ya da kilit baglantilari ile tamamlanmaktadir. Kapilarin içeri açilan kisminda girisi saglayan bir basamak yüksekliginde seki bulunur. Iç kisimda, alt kat, genelde mutfak, banyo, tuvalet ve zahire odasi ile birlikte merdiven boslugunu olusturan antrelerden olusur. Yukari çikildiginda ise esasen geleneksel Türk evlerinde yer alan sofa ile cepheye bakan ve daha çok sohbet amaciyla kullanilan salon görülebilmektedir. Üst katta yer alan bütün odalar bu salon etrafinda siralanir.
Evlerde mekanlari birbirine baglayan kapilar basit ve gösterissizdir. Bütün kapilar esikli ve demir mandalli kapi kolu sistemi ile yapilmis olup, kapi boyutlari, bulunduklari konuma ve fonksiyonlara göre degisik büyüklüklerde olabilmektedir.
Evlerin duvar kalinligi (dolgu duvarlar) 60-70 cm’dir. Bu yüzden mekan içerisinden bakildiginda pencereler los bir hava verir. Dösemeler ise zeminde (alt katta) sikistirilmis killi toprak veya düzgün sal taslari ile, üstlerde ise ahsap malzeme ile kaplanir. Her odanin pencere önünde yüksekligi 30-50 cm, genisligi 50-90 cm arasinda degisen sedirler mevcuttur.
Evin en önemli ve en genis yerlerinden birisi olan mutfak içerisinde ocak bulunur. Yemek odasinin hemen altinda bulundugundan mutfaktan yemek odasina, yiyecek ve içecekler asansörvari bir makara sistemiyle duvar içerisindeki bosluktan çikarilir ve indirilir. Alt katta bulunan banyonun en ilginç özelligi ise, "çol" denilen, günümüz küvetini andiran, suyun etrafa siçramasini engelleyen, köseye yapilmis ayri ve açik bir kisim bulunmasidir.
Evin iç duvarlarinin tamaminda siva olarak, saman, keçi kili ve sönmüs kireç karisimi bir tür harç kullanilmakta, sonradan badana yapilarak duvar yüzeyi tamamlanmaktadir. Duvar boyunun yarisinda ‘aregan’ denilen hatillar kullanilir. Dam kismi ise kalin areganlar üst üste konularak, aralarindaki boslugunda mese çeperi doldurularak ve akabinde bunlarin üstü önce çamur sonrada toprak ile örtülerek yapilir.
Günümüzde yikilmaya yüz tutmus, gelisen teknik yapilara yenilmis bu evlerden bir kaçina sehir merkezinde rastlamak hala mümkündür.
Ören Yerleri
Kayalidere Antik Kenti: (Kale Sehri) Mus kent merkezine 40 km., Varto ilçesine ise 20 km. uzaklikta, Kayalikaya köyündedir. Bir Urartu askeri yerlesim birimi olan kentte, 1965 yilinda yapilan kazilarda, tapinak, kale, sarap küpleri bulunan depo ve bir kaya gömütü ortaya çikarilmistir.
Urartu Krali II. Sarduri dönemine (M.Ö.764-735) tarihlenen kale oldukça saglamdir. M.Ö. 7. yüzyila tarihlenen tunç aslan heykeli, dügmeler, ok baslari, tunç igneler ve aslan avi tasvirli kemer parçalari bulunmustur. Ören yerinin güneyindeki mezarlik, kayaya oyulmus koridor ile baglantili alti odadan olusmustur. Bu odalarda bulunan çesitli objeler Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir.
Mercimekkale Höyügü: Mus merkezinde, Mus-Varto karayolu üzerindedir. Bizans döneminde haberlesme amaçli kullanilan bu höyügün Urartu döneminden kaldigi tahmin edilmektedir.
Bostankale Höyügü: Malazgirt ilçesinin Bostankaya köyünde bulunan höyük, bir Urartu yerlesmesidir. Ankara Üniversitesi'nden bir ekip tarafindan yapilan yüzey arastirmalari sonunda, 1. derece SIT alani olarak koruma altina alinmistir.
Kepenek Höyügü: Mus merkezine bagli, Kepenek köyünde bulunmaktadir. Yapilan arastirmalar sirasinda höyükte bulunan Urartulara ait bir yazit bulunmustur.
Kaleler
Mus Kalesi: Mus merkezde bulunan kale, sehrin en eski yerlesim birimlerinden birisi olup kesin yapilis tarihi ve kimler tarafindan yaptirildigi bilinmemektedir. Kale, Hz. Ömer döneminde Müslümanlarin eline geçmis, zaman içinde derebeyleri, Bagdat’taki Abbasi halifelerine tabi olarak kale ve çevrenin idaresi için memur kilinmislardir. Uzun süren savaslarin etkisiyle büyük bir kismi yikilmis olan kalenin bati tarafinda tahrip olmus Arap mezarligi, Selçuklu mezarligi ve Osmanli mezarligi iç içe geçmis ve daginik bir halde görülebilir.
Muset Kalesi: Mus’un güneyindeki Kizil Ziyaret Tepesi’nde bulunan kale, Urartular tarafindan yapilmis, ancak sonraki devirlerde yapilan çesitli onarimlarla özgünlügünü büyük ölçüde yitirmistir.
Askeri amaçli yapinin çesitli onarimlar geçirerek Ortaçag’da kullanildigi anlasilmaktadir.
Tweet