Status :
Üyelik tarihi : Şubat.2011
Nereden : Türkiye
Mesajlar: 19.797
Konular: 7.883
Aldığı Beğeniler: 2261
Ankara Yöresel Yemekleri, Kıyafetleri ve Halk Oyunları
Ankaranın Yöresel Yemekleri,
Et Yemekleri: Ankara tavası alabörtme calla çoban kavurması ilişkik kapama orman kebabı patlıcanlı et sızgıç siyel siyer.
Pilavlar: Bici bulgur pilavı oğmaç aşı pıtpıt pilavı.
Köftelre: Kadınbudu köfte mucirim köftesi yumurtalı köfte tohma tiritli köfte.
Dolmalar: Efelek dolması mantı şirden dolması (bumbar) yalancı dolma yaprak dolması.
Börekler - Çörekler: Altüst böreği ay böreği bohça böreği entekke böreği hamman kol böreği papaç pazar böreği tandır böreği yalkı.
Yemekler: Carcıran bici aşı çılbır çırpma göçe ***er kaile keşkek yemeği köremez mıhlama omaç papara saz tamtak tiridi topaç.
Hamur İşi Yemekler: Bazlama cızlama gözleme nevizme öllüğün körü su böreği.
Tatlılar - Kompostolar: Ayva boranası baklava bırtlak daşlak ekir fıslak höşmerim karga beyni kar helvası kaygana köyter omaç perçem saraylı tiltil helvası tuhafiye zerdali boranası zerdali hoşafı. kabak tatlısı
Ekmekler: Bazlamacın bezdirme gizleme çerpit ebem ekmeği kartalaç kömbe kete saçkıran şerit.
*************************************
Ankaranın Kıyafetleri
a) Kadın Giyimi
Ankara'da ele geçen en eski örneklerden yakın zamana kadar yapılan araştırmalarda görülen başlıca kadın kıyafetlerinin en ilginç olanları takım halinde holta ve salta ile birlikte veya tek giyilen sırmalı entarilerle setentiliyon gibi düz ve kalın münakkaş ipekli kumaşlardan yapılan etek ceket şeklindeki elbiseler teşkil etmektedir. Kadın kıyafetleri evde, sokakta, misafirliğe giderken, düğün ve gelin elbiseleri gibi ağır ve kıymetli, herbiri çeşitli renk ve şekillerde, mevsim ve yaşa göre değişen birtakım elbise çeşitleriyle karışımıza çıkar.
Düğün kıyafetleri:
Gelin elbiseleri ile düğün elbiseleri aynıdır. Yalnız gelinleri farklı kılan şey, başlarındaki tel ve duvaklardır. Ağır elbise olarak addedilen bu elbiseler sadece düğün ve düğünle ilgili törenlerde (nişanlar, kına geceleri, paça günleri vb.) giyilir, bunun dışında kesinlikle giyilmezdi.
Düğün elbiselerinin en eski örneklerini üç etek entariler oluşturur. Bunların aşağı yukarı üç asırlık bir geçmişi vardır. Üç eteklerden sonra iki etek denilen harbalı ve holtalı elbiseler giyilmeye başlanmıştır. İki eteklerden sonra da yavaş yavaş holtalar terkedilerek holtasız düz elbiselere rağbet başlamıştır ki bunların da ilk örneklerini, belinin iki yanı büzgü ve pastalı bolca tek etekten oluşan, çantalı entari olarak tabir edilen sırmalı elbiseler teşkil etmektedir. II. Abdülhamit devrinden itibaren ise setentiliyon gibi kalın ipekli ve münakkaş kumaşlardan yapılan ve daha çok Avrupa modası olduğu tahmin edilen korsajlı, balinalı, bugünkü deux pieces'leri hatırlatan uzun etek ve ceketten oluşan elbiseler giyilmeye başlanmıştır.
Genç Kız Kıyafetleri:
Genç kızların kıyafeti genellikle sade ve basittir. Süslü elbiseler giymeleri toplumca ayıp sayılırdı. Esasen kızların kına gecesi ve şerbet (nişan) ten başka merasimlerde (düğün veya mevlüt) bulunmaları da geleneklere aykırı idi. Çok özel durumlarda düğüne gitmesi gerektiği zaman bile basma, pazen veya yünlüden alelade elbiseler giyerlerdi.
Gezme Elbiseleri:
II. Abdülhamit devrinden otuz sene öncesine kadar resmi misafirliklere gidişlerde, bayram ziyaretlerinde zengin hanımlar ipek kadife veya fasone denilen yünlü kumaşlardan veya çitari denilen ipeklilerden uzun entariler giyerlerdi. Daha eskiler ise kutni denilen kumaşlardan yapılan elbiseler giyerlerdi. Bu elbiseler üzerine ipek şaldan mongül veya plüş denilen ipek kadifeden hırkalar giyilir, üstüne elmas gerdanlık, elmas muska, gıdık - altın, elmas saat takılır, başa oyalı yemeni örtülür, üstüne bağdat çarı (çarşaf) carlanarak ziyaretlere gidilirdi.
İç Çamaşırları:
Çamaşır olarak tene üç en dokum bezden kalçaya kadar uzunlukta bolca bir gömlek giyilirdi. Bu gömlek üzerine sutyen yerine canfes veya diğer herhangi bir kumaştan kolsuz astarlı, havuz yakalı, önden üç düğme ile iliklenen bir yelek üzerine de gezi veya diğer kumaşlardan bir içlik giyilirdi. Bundan başka dize kadar uzanan paçaları geniş dantelli veya fistolu beyaz patiskadan bir iç donu, bunun üzerine de basmadan iç astarlı, uçkurlu, paçalı, ayak bileklerinde hafifçe bol bir dış donu giyilirdi.
Gündelik Kıyafetler:
Mevsime, yaşa ekonomik duruma göre bazı değişiklikler gösterir. Fakir ve orta halli kadınlar, doğrudan doğruya çinti donu denilen dış donu üzerine basmadan bir içlik, içlik üzerine de basmadan içi pamuklu ve üstü parmak dikişli ceket şeklinde düz hırka giyerler, başlarına yaşlılar kalıpsız iki parmak yüksekliğinde fes giyip, üzerine oyasız yemeni örterlerdi. Gençler ise biraz daha yüksekçe kalıplı fes giyip yemeniyi üçgen şeklinde üç köşe katlayarak fesin üzerine örterlerdi. Sokağa çıkacakları zaman, yakın komşuya giderlerken damarlı çar dedikleri bir örtü ile başlarını örterler daha uzak bir yere giderken de damarlı veya kareli uzun çarlara bürünürlerdi.
Zengin olan kadınlar ise çinti don üzerine basma, yünlü vb.den oluşan uzun, düz baştan geçme peşli entariler giyerlerdi. Bu entari üzerine de ekonomik duruma göre basmadan, yünlü veya kadifeden, parmak dikişli, içi pamuklu hırkalar giyerlerdi. Yaşlılar başlarına takke gibi kalıpsız fes, gençler ise daha uzun ve kalıplı fes giyerlerdi. Fes üzerine gençler yemeni, yaşlılar oyasız yemeni örterlerdi.
Sokak Kıyafetleri:
Ele geçen en eski kaynaklara göre XVII. yüzyılda Ankara'da ferace giyildiği görülür. Feracelerden sonra çarlar giyilmeye başlanmıştır. I. Abdülhamit devrinde feraceler yasaklanıp çarşaf giyilmesi emredilince, gençler çarşafı tercih etmiş, yaşlılar ise beyaz çarlarını giymeye devam etmişlerdir.
Hamam Kıyafetleri:
Yeni gelin veya zengin genç hanımların hamam kıyafetleri de dikkate değerdir. Yeni gelin veya zengin genç bir hanım hamama giderken helâi don ve gömleğini, sevai telli yelek ve içliğini, üstüne elbisesini giyer, başına oyalı yemenisini takar, hamam bohçasını hazırlayarak Bağdat çarını giyip hamama giderdi.
b) Erkek Giyimi:
Anadolu erkek giyimi, Ankara da dahil olmak üzere üç grup altında toplamak mümkündür:
- Üç etek entariler,
- Şalvar ve işlik, fermani veya gazekiden oluşan takımlar,
-Efe, zeybek veya dadaşlara özgü dizlikli zıpka veya zıvgalı camadan veya cepkenli kıyafetler.
Ankara'da erkek kıyafetleri üzerindeki araştırmalar, yaklaşık bir - birbuçuk yüzyıl evvelinden Cumhuriyet devrine kadar olan kıyafet çeşitleri üzerinde yapılmıştır. Bu süre içinde Ankara'da çeşitli halk tabakasının giydiği kıyafetleri başlıca beş ana başlık altında toplamak mümkündür.
İlmiye Sınıfının Kıyafeti:
İlmiye sınıfına ait başlıca takımların en dikkate değer olanlarını üç etek entariler teşkil eder. Abdülhamit devrinin sonuna dek ilmiye sınıfının olduğu kadar esnaf sınıfının da giyiminin esas unsurunu oluşturmuştur. Genellikle şetari, altıparmak veya osmaniye topu gibi yollu kumaşlardan yapılan bu entariler önü baştan başa açık, yanlarının birer karış yeri yırtmaçlı, uzun kollu, haydari yakalı, önünün bele kadar kısmı ile kol yerleri kaytan süslü olur ve belinin yanında küçük bir bağla bağlamak suretiyle iki önü birbiri üstüne kavuşurdu. Yaklaşık olarak II. Abdülhamit devrinin ilk yarısına kadar hocalar tarafından gayet uzun ve bol şalvarlar pamuklu iç işlikleri ile giyilen bu üç etek entariler üzerine bele ince tarzda (esnaf ve efelerinkinden ince olmak üzere) ipek Trablus kuşağı, beyaz tiftik veya Gürün şalından bir kuşak sarılır, sırta da mevsim ve duruma göre ya pamuklu hırka veya Mekke hırkası, sokakta lata, camide ise cüppe giyilirdi.
Üç etek entariler terkedildikten sonra, ilmiye sınıfı tarafından pantolona çok benzeyen, yalnız üstü ondan biraz daha bolca elifiye şalvarlar giyilmiştir. Elif iyeler üzerine, biraz zengince olanlar Şam toplandan, zengin olmayanlar yollu pazen veya ketenden parmak yakalı, önden düğmeli, uzun bilezikli kollu bir işlik giyer, bele beyaz tiftik veya Gürün şalından bir kuşak sarar, üzerine çuha veya kumaştan bir yelek giyerlerdi.
Okuma Çağındaki Çocukların kıyafeti:
Okuma çağındaki çocuklar, okuyan ve okumayan olmak üzere iki kısma ayrılır ve bunlardan okumayanlar esnaf olurdu.
Okuyan çocukların kıyafeti; II. Abdülhamit devrinin birinci yarısına kadar üç etek entari üzerine çuhadan mintan giyer, bellerine şal kuşak sararlardı. Ankara'da ilk Maarif Teşkilatı kurulduktan sonra bu üç etek entariler kalkmış, yerine pazen veya kumaştan içi astarlı uzun şalvarlar ile işlik ve pamuklu hırkadan ibaret takımlar giyilmeye, daha sonraları ise elifiyeler ve nihayet ekonomik durumu iyi olanlar tarafından setre pantollar giyilmeye başlanmıştır.
Yeni yetişen ve okumayan 13-14 yaşındaki esnaf çocuklarından efeliğe hevesli olanlar yaşlıların giydiği bu kısa şalvarların biraz daha darca ve itinalı olanları ile tıpkı efelerinki gibi işlik, yelek, fermani giyer, bele genişçe bir kuşak ile isteyenler silâhlık kuşanırdı. Efe olmak istemeyen gençler ise yaşlıların giydiği takımların daha dar ve gösterişlisini giyerlerdi.
Esnaf Kıyafetleri:
II. Abdülhamit Devri'nin sonlarına kadar Ankaralı esnaf da tıpkı ilmiye sınıfı gibi üç etek entarilerden oluşan takımlar giyerdi. Bu entarilerin altına, yakasından güzel görünmesi için bir içişliği giyilir, bele uzun veya değirmi şal kumaş kuşanılır, sırta da hocalardan farklı olarak kuşağın üzerini örtecek uzunlukta işlemesiz bir gazeki veya fermani giyilirdi. Mekke hırkası bulunanlar bunların üzerine ayrıca bir Mekke hırkası veya pamuklu hırka, kışın ise hocalardan farklı olarak isteyenler miriz, aba, daha zengince olanlar ise kürk giyerlerdi.
Efe ve Zeybek Kıyafeti:
Zeybeklerin giydikleri elbiseler hemen hemen birbirine benzer. Bunlar dizlik, işlik, camadan veya cepken ve bellerinde genişçe sarılı kuşak, kuşak üzerinde çeşitli silâhlarla dolu bir silâhlıktan ibarettir.
Zeybekler kendi aralarında cesaret ve yiğitlikle sivrilenleri efe diye anarlardı. Efeler, çarlık dizlik denilen beyaz patiskadan diz kapağının hemen altında bir tür kısa şalvar giyerlerdi. Bu dizliklerin paçalık tabir edilen kısımları san ipekli işli olur ve sim karışık, yünden uzun, beyaz Sivrihisar diz çorapları ile giyilirdi. Sonraları bu dizlik ve çoraplar terkedilerek II. Abdülhamit devrinin ilk yarısına kadar bunların işlemesiz, düz patiskadan olanları ile düz beyaz yünden diz çorapları giyilmiştir. Sekiz metre patiskadan çok bol ve geniş bir surette yapılan bu dizliklerin bütün kıvrıntı ve döküntüleri arkada toplamak suretiyle önü adeta düz ve kırışıksız olur, diz kapağının hemen altında ve dize sıkıca oturmuş durumda olan parçasıyla ayağa giyilen diz çorabı arasında iki parmak yer açık kalarak ten görünürdü. Beyaz dizlikler ile sırta çarlık işlik denilen beyaz patiskadan parmak yakalı, önden iri sedef düğmeli, uzun bilezikli kollan olan bir işlik ve onun üzerine kırmızı beyaz yollu osmaniye işlik giyilir, bele genişçe şal kuşak ile silâhlık takılırdı. Bu takımlar ile ayağa kesinlikle kırmızı diz bağlı, uzun, beyaz ajurlu diz çorabı ve kırmızı cimcime veya yemeni, sırta da osmaniye işlik üzerine sırmalı camadan veya sırmalı cepken, bunlar yoksa sırmalı yelek giyilirdi.
Uzun konçla diz çorabı ve hatta çizme giymekle beraber dizlik giyenlerinin diz kapaklan ile baldırlarının büyük bir kısmı mutlaka açık bulunurdu. Başlarına fes giyer, üzerine ipekli çevre ve pusu sararlardı. Cepkenlerini giymeyip omuzlarından aşağı sarkıtmak âdetleri idi.
Memur Kıyafetleri:
Ankara'daki memur kıyafetleri; yüksek, orta ve küçük dereceli memur kıyafeti olmak üzere üç gruba ayrılır.
Yüksek dereceli memurlar; setre pantollar ile beş cm yüksekliğinde dik veya uçları kelebek yakalı gömlekler giyer, yakalara boynun arkasından iliklenen hazır uzun kravat veya papyon kravat bağlayıp, bunları mücevherli iğneler ile tuttururlar, gömlek ve pantolon üstüne de göğsü kapalı bir yelek giyerlerdi. Başlarında kalıplı fes (daha sonra hasırlı fes) ve ellerinde şık bir baston bulunurdu.
Orta dereceli memurlar; setre pantol veya ceket pantollar ile kolalı gömlek yerine basma işlik giyer ve üzerine işliği örterek şık görünmesi için düz ya da pastalı, kolalı patiskadan bir jile takarlardı. Bu jileler üzerine dik veya ucu kıvrık kolalı bir yakalık ve beşparmak genişliğinde uçları kıvrık kolalı kolluk ile boynun arkasından iliklenen hazır kravat takılır ve üstüne yelek giyilirdi. Başlarına da şıllık fesleri denilen feslerden takarlardı.
Küçük dereceli memurların kıyafetleri ise karışıktır. Genellikle elifiye giymekle beraber üzerine ceket giyenler de bulunurdu. Başlarında, sarıksız dal fes bulunması şarttı.
***********************************
Ankara halk oyunları
Ankara bölgesinin köylü geleneğinde ve merkezin Cumhuriyetten önceki sekene delikanlılarına mevrus (miras kalmış) görenekte (ki bunlardan hayatta kalanlar pek azalmıştır) yaşamış olan hatıralara göre mahalli ezgilerin 'kısa hava' sayılanları hemen k'milen oyunda yer alabilirler: Yandım Şeker, Mor Koyun, Misket ve başkaları gibi ki, oyuna da adlarını vermişlerdir; Mor Koyun oyunu vb gibi…
Erkeklerce kendi toplantılarında 'Düz Oyun' adıyla yürütülenler kaşıksız yani sırf parmak, ayak ve vücut hareketleriyle oynanırlar: Sabahî, Yandım Şeker, Mor Koyun ve ems'li bu cümledendir. Bağlama, eşliğiyle oynanırken türküyü oyuncular söylemez. Çalanlar söyler. Ankara'nın oyun havalarında aksak tartımlar nispeten azdır veya belki zamanla azalmışlardır.
Ankara halk oyuncusunun giyimi eski nesillerin görenekli kıyafetine göre şöyleydi (ve oyun gösterilerinde aynen muhafazası şarttı). Başta kızıl börk (veya fes), yahut takka (takke), üstüne poşu sarık. Sırtta Osmaniye dedikleri içlik, onun üstüne sırmalı kazaki ve cepken (kez' sırmalı). Belde şal, silâhlık ve onun gözlerinde kama, köstekli gümüş saat ve hamaylı (gümüş muskalık). Pantolon makamında zıbka veya dizlik, ayaklara siyah diz çorabı ve topuğu basık bir ayakkabı çeşidi olan basık giyilmiş bulunur. Dizler çıplaktır.
Esas oyunları şunlardır: Zeybek Oyunu, Düz Oyun, Kaşıklı Oyun, Çarşamba Oyunu, Cirit Oyunu (Bu sonuncusu dans oyunu olmamakla beraber, kendine has bir havası vardır). Türkülü kadın ve oda oyunları bunlardan hariçtir.
Ankara köylerinde on beş yaşından itibaren bütün gençler düğün ve derneklere katılabilirler. Düz Oyun'a pek bağlıdırlar. Kaşıklı oyunlara da yer yer hâlâ rağbet ediliyor. Fakat zilli oyun yalnız ücretle tutulan kadın oyuncularca yürütülür. Bu hal umumidir. Zeybek oyununa gelince, onu düğün alayında yer alan Zeybekler oynar. Yerli giyimce 'Efe'nin ayağında zıpka, fakat 'Zeybek'te mutlaka dizlik vardır. Oyun esnasında cepken çıkarılır, sırmalı yelekle oynanır. Mümtaz günlerde davulcu dizlik giyinmek mecburiyetindedir.
Her oyunun kendi karakterine yatan havaları vardır. Hangi oyun yürütülecekse onun bu havalarından biri vurulur. Oyuncular bu havaları iyi tanır ve işitince şevke gelerek harekete geçerler. Düz Oyun, köylerde olduğu gibi, merkezin eski yerleşik sekenesi arasında da vardır.
Köy düğünlerinde sürekli 'Halay çekmeler'oluyor. Buna Alay Oyunu diyenler de görülüp, iki tabir karıştırılıyor.
Şen toplantılarda meşrubat alınır, okuntu (davet) ile çağrılanlara ikram edilir. Oyuncu kadının ücreti ile içki masraflarını okuntuyu yapan köyün delikanlıları arasında para toplamak suretiyle eşitlik dairesinde kapatırlar. Düğün sahibi zenginse masrafa o da katılır. Okuntuyla gelenlerin istirahatına köylü de yardım eder. Yiyecek ve davul zurna masraflarını ise doğrudan doğruya düğün sahibi öder.
Ankara dolayından meselâ Çubuk'ta Ankara Zeybeği'ni hâlâ bütün canlılığıyla millî günlerde seyretmek mümkündür. Millî oyunların şehirlerde aranır olması son yıllarda köylü oyuncuları için yeni bir şevkleniş vesilesi olmuştur. Bunu milli bayramlarda renkli giyimleriyle Ankara meydanlarında oyun göstermeye inmelerinden anlamak mümkündür.
Ankara dolayının özel Zeybek Havaları muhtelif olduğu gibi, türkülü Halay Havaları da vardır (Ağırlama ve Yeldirme kısımlarıyla). Nallıhan'ın Beydili köyünde mübâdillerden (değiştirilmiş olanlardan) kalma bir 'Hora Havası' vardır. Nallıhan'da Gavuşturma (Kavuşturma) dedikleri oyun havaları vardır. Bâla'daki başlıca Halay Havaları şunlardır: Ağırlama, Afşar Halayı, Allı Durna, Arzu ile Ganber (Kamber), Hop Barlem, Horan (Dikdiki), Keçeli, Üç Ayak, Yanlama.
Benzer Konular:
Tweet