GENEL BİLGİLER
Yüzölçümü: 8.125 km²
Nüfus: 250.966 (1990)
İl Trafik No: 12
Doğu Anadolu Bölgesi Yukarı Fırat bölümünde yer almaktadır. Bu bölgede adı efsanelere geçmiş bu yöreye "Bingöl" adını vermişlerdir. Kaleleri, kayak merkezi ve yüzen adası ile ilgi çeken bir ildir.
İLÇELER
Bingöl (merkez), Adaklı, Genç, Karlıova, Kiğı, Solhan, Yayladere ve Yedisu.
Genç İlçesi: İl merkezine 20 km uzaklıkta olan İlçe sınırları içinde, Sürekli (Diyarbug) köyü sınırlarında Pers Hükümdarı tarafından yapıldığı sanılan Daraheni (Kral kızı) Kalesi kalıntıları ile aynı köy sınırları içinde iki kümbet mevcuttur.
Kiğı İlçesi: İl Merkezinden uzaklığı 150 km'dir. İlçedeki başlıca tarihi yapılar, 1401-1402 'de Akkoyunlu .Fahrettin Kutluk Bey' in oğlu Pir Ali Bey tarafından yaptırılan Kiğı Camii, İlçe merkezinde Eskişehir Mahallesinde Balaban Bey Camii ve çeşmesi ile Çanakçı Köyünde Mürsel Paşa Abidesidir.
Solhan İlçesi: İl merkezine 60 km uzaklıktadır. Hazarşah Köyü Aksakal Mezrası mevkiinde bulunan bir doğa harikası olan Yüzen Ada çok ilginç olduğu, kadar çok da güzel bir yapıya sahiptir. Gölün ortasında bulunan ada, göl üzerinde hareket etmektedir.
Yayladere İlçesi: İl Merkezinden uzaklığı 110 km.dir. İlçede hala birçok orijinal özellikleri bozulmamış olan Cenevizlerden kalma olduğu sanılan tarihi bir kale mevcuttur. Kalkanlı Köyü civarında ise içinde tarihin ilk çağlarında insanların barındığı tahmin edilen ve duvarları bir çok oyma sanatı ile süslü mağaralar ve bu mağaraların çevrelediği şelale ilgi çekici yerlerdir.
Yedisu İlçesi: İl merkezine olan uzaklığı 140 km. dir. Doğal güzellikleri arasında Şen Köyü şelalesi ve Akımlı'ya bağlı perçivenk mıntıkasında bulunan şelale yer almaktadır.
BİNGÖL TARİHİ
Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat Bölümünde yer alır.Tarih boyunca çeşitli medeniyetlerin egemenliğinde kalan il daha önce "Çevlik" yada halk dilinde "Çolig" adıyla Palu ilçesine bağlı bir bucaktı. 1872 Yılında "Çapakçur" adıyla ilçe 1936 yılında da yine aynı isimle 04.01.1936 Tarihli 3197 sayılı resmi gazetede yayınlanan
2885 sayılı kanunla İL statüsüne kavuşturulur. 1945'den sonra ile Bingöl adı verilir. İlin eski adı olan Çevlik Anadolu Halk ağızlarında , dere kenarında bulunan bağlık , bahçelik yer anlamına gelir. Gerçektende Bingöl'ün eski yerleşim alanı olan Çevlik , Çapakçur Suyunun kenarında bağlık , bahçelik yeşil bir ovada kurulmuş olup , ismi ile uzlaşı içindedir. Çevlik kelimesi halk dilinde halen "Çolig" olarak varlığını muhafaza etmektedir. Bugün birçok kisi Bingöl isminin yaninda özellikle kirsal kesimde bu ismi kullanmaktadir. Günümüzdeki Bingöl'ün yerinde kurulmus olan ve 1945 yilina kadar Çapakçur adiyla bilinen yerin adina ise ilk defa ortaçag Islam kaynaklarinda "Cebel ü Cur" seklinde rastlanmaktadir.
Çapakçur adinin tam olarak ne zamandan beri kullanildigi bilinmemektedir. Ancak Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Çapakçur'un Büyük Iskender tarafindan kuruldugunu ve bu ismi de onun koydugunu belirtir. Seyahatnamede Büyük Iskender'in agrilarina sifa bulmak ve basindaki iki yaradan kurtulmak için nice hekimlere basvurdugu halde , çare bulamadigi ve sonunda "Ab-i hayat" aramaya kalkistigi anlatilir. Ab-i hayat bulmak için epey ugrasan Iskender sonunda kaynagin kendisi olmasa da , ondan beslenen bir pinardan içip agrilarindan ve yaralarindan kurtulmus faydasini gördügü suya kendi dilinde Cennet Suyu anlamina gelen Çapakçur adini vermistir. Hekimlerinden Filkos'u yanina çagirip , "Bu kadar zamandan beri agrilarima bir ilaç bulamadiniz. Ilaci Tanri cennet pinarlarindan verdi. Derhal burda benim için bir kale insa edip ismini Çapakçur koyunuz." Hemen Murat Nehri kiyisinda Çapakçur Kalesi insa edilmis , 1945 yilina kadar buranin adi Çapakçur olarak anilmistir. 1945 Yilinda Bingöl adini , bu adla anilan daglardan aldi. Dag ise adini , üzerinde irili ufakli binlerce buzul gölden almistir.
Bingöl Ili adina iliskin sayisiz efsaneleri ile anilir. Efsanelerden birine göre ; bir avci vurdugu kusu daglarin tepesindeki gölde yikarken , kus canlanmis ve göle dalip kaybolmus. Böylece suyun "Ab-i hayat(Ölümsüzlük)" suyu oldugu ortaya çikmistir. Ancak göl , sirrinin anlasilmasi üzerine binbir parçaya bölünerek kendini yok etmis ve hangisinin hayat kaynagi oldugu bilinmez olmus.
Bir diger efsaneye göre sicak yaz aylarinda bu yöremizde savasan bir ordunun iki kolundan birisi içecek su bulamamis , su bulamayan ordunun komutani savastan sonra diger kitanin komutanina susuz kaldiklarini anlatmis. Bingöl daglarinda su bulup ta askerine bol bol içirdikten sonra yedege de su alan muhatap komutan , durumu anlatmis ve gölün görülebilmesi için isaretler biraktiklarini anlatmis. Susuz kalan kitanin komutani askerleri ile birlikte tarif edilen daga çikmis ve yüzlerce göl görünce "Burasi bir degil bingöl" diye haykirmis
KUTULUŞ SAVAŞI DÖNEMİNDE BINGÖL
Osmanlılar, 1914 yılında I. Dünya savaşı patlak verince Almanlardan satın aldığı gemilerle Rusların kara denizdeki Odesa limanını bombalamasi ile savasa girmiş oldu. Ruslar Dogu Anadolu da hızla ilerlemeye başladılar. Bu hizli ilerleyisi esnasinda Bingöl'ü isgal ettiler. Bunlara karsi Kigi ve Karir daglarinda, Sigi bogazindan,
Esek meydanina kadar uzanan alanda bir savunma cephesi kuruldu. Bu cephede o zaman herhangi bir asker yoktu. Tamamen halk tarafindan olusturulan Milis kuvvetleri bulunmaktaydi. Bu bölgedeki direnme hareketi Karirli Küçük Aga örgütlüyordu. " Karir daglarinda Küçük Aga oglu Mehmet Hulusi beyin emrinde olan Hormek milli alayi Karabas bölgesinde 3.Cibran alayi kumandani oglu Baba Beyin emrinde yarim alayi Sigi Bogazinda Gökdereli Seyh Serif'in emrinde olan Çabakçur ve Palu zazalarinda 1000 kisi ile Kigi'nin Sadilli asireti vardir. Solhan ve genç zazalari Esek meydani (Bugünkü seref meydani) cephesini tutmuslardi.(49)
Çanakkale zaferinden sonra buradaki askeri birlikler süratle doguya kaydirildi. "2. Ordu komutani Ahmet Izzet Pasa karargahini Çabakçur'un Gazik köyüne kurmus. 2. Kol ordu komutani Faik pasa karagahini Sancak nayesinin Simsor köyüne kurarak ordu birliklerini Karir daglari, Haciyan bogazi ve Esek meydani cephelerine sevk etmistir.(50)
Ahmet Izzet Pasa bu arada Dersimi Ruslara karsi harekete geçirmek istiyordu. Bunun içinde Hormek asireti reisi Küçük Agayi devreye soktu. Dersime giden Küçük Aga "bir ay içinde Dersim agalarinda yirmi dört asiret reisinin Ahmet Izzet Pasanin karargahina gitmeye ve hükümete dehalet etmeye muvaffak olmustur."(51) Bu basarisindan dolayi Ahmet Izzet Pasa Küçük Agayi ödüllendirmistir. Bu cephede yogun çarpismalar olmus. Rus birlikleri bir çok zaiyat vermistir. 1917 ekim devrimi ile Çarlik yikildi. Iktidara gelenler 1. Dünya savasindan çekildigini ilan ederek ordularini Dogu Anadolu bölgesinden çektiler.
Vatan savunmasinda kanlarini dökerek sehit olan evlatlarini anmak ve gelecek nesillere intikal ettirmek için bunlarin anisina Kigi, Çanakçi köyünde Mürsel Pasa abidesi Karliova, Azizan köyünde Azizan abidesi Seref meydaninda Seref meydani Sehitligi abidesi dikilmistir.
CUMHURİYET DÖNEMİNDE BİNGÖL
Cumhuriyetin ilani ülkenin her yerinde sevinç ve coskuyla karsilandi. Kigililar da Atatürk'e çektigi telgraflarla mutluluklarini belirttiler. "Kigililar adina bu telgrafi çekenler Zeynel zade Mustafa ve Imam Haci Mehmet Efendidir." Cumhuriyetin ilanindan sonra sistemi istemeyen bazi kesimler Seyh Said önderliginde örgütlenerek 1925'te Genç merkez olmak üzere isyan ettiler. Bu isyan kisa bir sürede bastirildi.
OSMANLILAR DÖNEMİNDE BINGÖL
1514'de Yavuz Sultan Selim Bingöl'ün kuzeyini,Erzincan,Tercan ve Erzurum'u Osmanlilarin hakimiyetine sokmustu. Çapakçur beylerinden Süleyman Bey,Osmanlilarin egemenligini kabul ederek , Çapakçur(Bingöl) Osmanlilara geçti. "Çapakçur ve havalisi Süleyman Beye, diger kaleler de Ahmet beye düsmüstü. Osmanli himayesinde yasayan bu kardesler ilk zamanlarda iyi geçindilerse de sonralari aralari açildi. Ahmet Beyin tesebbüsü ile Bab-i Ali Süleyman Beyi ittiham etti ve hatta bir fermanla Süleyman Bey,Çapakçur'da idam edildi. Süleyman Beyin idamindan sonra oglu Maksut Bey Osmanli hizmetine girerek ve Kanuni ile Nehçivan seferine çikip Arap çayi önünde büyük yararliklar gösterdiginden kanuni pederlerinden Mevrus Çapakçur kalesini Maksut Beye,ocaklik namiyla tefviz eyledi." (45)
Kanuni Sultan Süleyman Diyarbakir eyaletini teskil ettiginde Çapakçur'u Sancak olarak buraya baglamis. Bingöl Osmanlilar için önemli bir yere sahipti. Çünkü Bingöl Osmanlilarin Iran'a karsi yürüttügü mücadelelerde bir üs olarak kullanildigi gibi ekonomik bakimdan da önem arz etmektedir. "23 Mayis 1554'te Kanuni Sultan Süleyman Bingöl yöresinde idi.Göynük suyu boyundaki Hokhzik denilen yerde yeniçeriler Sultani büyük bir törenle karsiladilar. Çapakçur 1578 Sirvan'a asker gönderdi. Safeviler'e karsi bu sehir ve kaleyi korudu.
"19.yüzyilin ikinci yarisinda eyaletlerin kaldirilmasindan sonra Çapakçur Bitlis Vilayetinin Genç sancagi içerisinde yer alan ve ayni adi tasiyan Kaza'nin merkezi oldu. V.Cuinet'e göre 19. Yüzyillarin sonlarinda Çapakçur 450 haneli 8 dükkanli bir firini olan meyve bahçeleri ve üzüm baglariyla çevrili küçük bir yerlesme yeri idi ve nüfusu da 1075 kadardi. Ayrica burada Sayak adi verilen kaba bir dokuma üretiliyor ve çevredeki yerlere gönderiliyordu."(48)
SELÇUKLULAR DÖNEMINDE BINGÖL
1243 Selçuklarin Kösedag savasini kaybetmesiyle Anadolu'da Mogol istilasi baslamis ve Bingöl Mogollarin istilasina ugramistir. "Dogudan gelen Mogol taarruzu karsisinda Harzemlilerden Bereket, Sarihan asiretleri, Cebellibereket'e Solhan asireti de ayni ismi tasiyan mintikaya gelmislerdir.Rivayete göre ordusu dagilan Harzemsah civar köylerden birine saklandigi bir sirada hariç bir köylü sahi görmüs ve yanina yaklasarak Ahlat'ta kardesimi öldüren (Harzemsah) budur diye onu kargisiyla öldürmüstür. Zazalar bundan sonra Sah'in yattigi bu yeri türbe ittihaz eylemisler ve Solhan asiretinin meskun oldugu köye de Harzemsah köyü denilmistir."(26)
İLÇELER
Adaklı
04.07.1987 tarihinde 3292 sayılı yasa ile ilçe statüsüne getirilen Adaklı bu tarihten önce Kiğı ilçesine bağlı nahiye idi. Adaklı ilçesine ilk insan topluluğu yerleşim tarihleri bilinmemekle birlikte Kiğı ilçesi yerleşimi ile birlikte M.Ö.3000 yıllarına uzanmakta 1839 yılında Kiğı ilçesi ile birlikte Erzurum’a bağlı bir köy iken 1926 yılında Erzincan’a 1939 yılında Bingöl’e bağlı nahiye oldu. 1988 yılında ilk kaymakam atandı, idari teşkilatlanma böylece başlanmış oldu. 39 muhtarlıktan ibarettir.
Genç
İlçenin adı : İlçenin eski adı kelime anlamı olarak çeşme ağacı anlamına gelen "Darahini"dır. Ancak bu ad bir efsaneye göre, simdi ki Genç ilçesi yakınında günümüzde Kral Kızı Kalesi olarak bilinen ve Pers hükümdarı Dara tarafından yaptırılmış olup, o günler Dara-Hini olarak adlandırılan kaleden gelmektedir. Cumhuriyet döneminde bu ad Genç olarak değiştirilmiştir. Osmanlılar Döneminde Genç İlçesi : İlçenin adı her ne kader Genç ise de çok eski bir tarihe sahiptir. 1071 Malazgirt Zaferiyle Selçuklu Türklerinin ve 1514 yılında da Yavuz Sultan Selimin Çaldıran Zaferi sonucu Osmanlı hakimiyetine geçerek Diyarbakır eyaletine bağlanmış ve yine 1848'de yine Diyarbakır'a bağlı bir kaza olmuştur. 1868'de de eyaletler vilayete dönüştürüldüğün de bucak olarak Lice kazasına bağlanmıştır.
Daha sonra 1878'de Bitlis vilayet olunca ilce de Bitlis'e bağlı sancak olmuştur. Cumhuriyet Döneminde Genç İlçesi : 1924'de yenilenen idari teşkilat ile bütün sancaklar il haline getirilirken Genc'de Çapakçur (iki ayrı ilce) Elazığ iline bağlanmıştır. 1936 yılında Bingöl’ün il olmasıyla Genç (Darahini) ilçe olarak Bingöl’e bağlanmıştır.
İlçenin Coğrafi Durumu : Genç ilçesinin yüzölçümü 1646 km karedir. Kuzeyde Bingöl ili merkez ilce ve Murat Nehri, Güneyde Diyarbakır ili, doğuda Solhan ilçesi, batıda Elazığ ili ile çevrilidir. İlce merkezi Murat Nehri kıyısında düz bir alana kurulmuş olup 1125 m rakıma sahiptir. İlçenin güneyi sıradağ halinde bulunan Genç dağlarıyla kaplıdır. En yüksek dağı Cotele (cotla) 2940 m. yüksekliğindedir. Başlıca Nehri Murat nehri olup ilçeyi boydan boya asarak geçer.
Karlıova
Tarihçe : Karlıova İlçesi Hitit ve hurri egemenliğinden sonra MO 40'daBizansliların eline geçer.Hz. Ömer zamanında İslam devletleri topraklarına katılıyor.1071'den sonra Selçuklu hakimiyetine girdikten sonra Mengucogulları, İlhanlılar, Celayirler, Akkuyonlar ile Safarilerin hakimiyetine girip çıkarlar.1514'de Çaldıran Zaferi ile Osmanlıların sınırlarına dahil olur. Cumhuriyetin ilanından sonra 1936 yılına kadar Muş İline bağlı bir yerleşim yeri iken, 1936 yılında İl olan BİNGÖL’DE ilce olarak bağlanmıştır. Karlıova İlçesi daha önceleri Muş iline bağlı ve Bingöl adını taşıyan bir ilce merkezi iken, 1936 yılında il haline getirilen Cabakcukur'a (Bingöl) bağlanmıştır.1938 yılında yürürlüğe giren kanun ile ismi Karlıova olarak değiştirilmiştir.
Adının Kaynağı:1936 yılında Cabakcur İl merkezi il olmadan önce İlçenin adi Bıngol olarak geçmekte idi. Bingöl ismini de efsanelere konu olan Bingöl dağlarından almakta idi. Bakanlar Kurulunun 27.07.1938 tarihli kararı ile Bingöl vilayetine bağlı olan İlçenin adi ''Karlıova'' olarak değiştirilmiştir. Bingöl vilayetinin Bingöl İlcesine başka bir ad vermek için toplanan heyet ad bulmakta güçlük çeker. Müzakere ve münakaşalardan bir netice alınamadığını gören posta eri kapıyı çalarak içeri girer. Selam verdikten sonra ''Müsaade ederseniz ben bir ad vereyim'' der. Kendisine müsaade verilir : 'Efendim dışarıya baksanıza ova karla kaplı, bu ovanın adı ''Karlıova'' olsun der. İsim hoşa gider Bingöl isminin Karlıova olarak değiştirilmesi Kaymakamlıkça kararlasirilir.
Kiğı
Kiğı millatan 20 asır önce Etiler'in ve daha sonra Urartular'ın egemenliğinde kalmıştır. Bir süre İskitlerin taarruzuna uğrayan Kiğı ,İskender ve Haleflerinin kurdukları devletlerin egemenliği altında kalmıştır.Milattan önce ikinci asırda Roma'ya bağlanmıştır. Romalılardan sonra Bizans'a bağlanan Kiğı, Arap-Bizans akımları sırasında sık sık müslüman arapların saldırısına uğramıştır. Bu saldırılar geçici olmuş ve Emevilerin zayıflamasıyla yine Bizans'a bağlanmıştır.
Türk akımları ile Kiğı bölgesi, akıncı ve göçebe Türklerle dolmaya başlamış ve 1071 Malazgirt Savaşından sonra Kiğı Anadolu Selçuklularının bazı beyliklerinin, Akkoyunluların ve nihayet Osmanlı Türklerinin egemenliğinde kalmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kiğı, Erzurum eyaletine bağlı Sancak beyliği halinde idare edilmekte idi. 1281 yılından itibaren kaza olarak Erzurum'a bağlı kalmış ve bu bağlılığı 1926 yılına kadar devam etmiştir. 1926 yılında Erzincan'a ve 1936 Yılında da yeniden kurulan Bingöl iline bağlanmıştır.
İlçenin yüzölçümü 438 km2 dir. Bu alan il yüzölçümünün yüzde 5.39'udur. İlin deniz seviyesinden yüksekliği 1700 metredir. İl merkezinden uzaklığı 75 km'dir. Bölge tamamen engebeli ve büyük bir bölümü ormanlarla kaplıdır. İlçe merkezi dışında belediye bulunmamaktadır. 4 mahalle muhtarlığı, 28 köyü ve 71 mezrası mevcuttur.
1997 Genel Nüfus Tespiti sonucuna göre, ilçenin nüfüsü 6 797'dir. Kentsel nüfüs oranı yüzde 74.31'dir. Kırsal nüfus oranı ise yüzde 25.69'dur. Km2 başına 16 kişi düşmektedir.
Solhan
İlçe Tarihi : Solhan zengin bir tarihi geçmişe sahiptir. Hititler, Huriler, Urartular devrinde çeşitli olaylara sahne olan Solhan zamanımıza kadar olan tarihini kısaca şöyle açıklaya biliriz. M.Ö 2000 yıllarında Fırat nehri kıyısında Vasukani şehrini kurup bütün Anadolu'ya yayılan tarihte Mitaniler olarak bilinen Huriler M.Ö 1360 ta Hitit'lerin Torosları aşıp kendilerini sıkıştırması ve yeni krallık devrinde Şuppililuma Mitani prensini kendisine damat edinip himayesi altına almasından dolayı Harput,Bingöl ve Muş dolaylarında hakimiyetlerini kaybettiler. M.Ö 1200 yıllarında Hitit devletinin yıkılması ile Van bölgesinde yerleşen Urartular batıya doğru genişleyerek Bitlis, Muş ve Bingöl’ü alıp Murat ırmağı vadisine ilerlediler. M.Ö 745 yıllarında Asurluların hakimiyetine geçen bölge M.Ö 612 yılında Med,Babil ve Urartuların saldırısıyla Medlerin hakimiyetine geçmiş. M.Ö 550 yılında Kurs Medleri yenerek Pers devletini kurması batıya akınlara başlamasıyla İskender imparatorluğu sınırları içerisinde kalan bölge İskenderin ölümünden sonra Selef Kürslerin eline geçmiştir.M.Ö 200-189 yıllarında yeniden canlanıp Adıyamanın güneybatısında Komojen krallığını kurdular. Doğuya doğru ilerleyerek Vana kadar uzanan bölgeyi ele geçirmişlerdir. 1071 tarihine kadar Roma hakimiyetinde kalan bölge Selçukluların egemenliğine geçmiş bir süre sonra Selçuklularda iktidar savaşı ve iç karışıklar başladıktan sonra Moğollar Anadolu’ya saldırdılar 1245 Köse dağ savaşında Selçukluların yenilmesi bölgeyle birlikte tüm Anadolu,ya hakim oldular.Yeni beyliklerin ortaya çıktıklarını görüyoruz. Diyarbakır,ı kendilerine yurt edinen Akkoyunlular 1394 yıllarında Bingöl, Erzurum, Erzincan da hakimiyet kurmuşlardır.1473 yılında Otlukbeli savaşında Uzun Hasan,ın yenilmesi Solhan ilçemizinde içinde bulunduğu bölge Osmanlı egemenliğine geçmiştir. Bundan sonra yörede İran hakimiyeti görülse de Şah İsmail’in 1514 Çaldıran savaşında Osmanlılara yenilmesiyle Yavuz Sultan Selim tarafından Doğu Anadolu da birlik tesisi görevini vezir Bıyıklı Mehmet Paşa ile İdarisi Bitlisi (Kürt beyi) ne vermiştir.Vilayet nizamnamesi gereğince teşkilatlanmada Solhan ve Muş yöresi 1864 yıllarında Erzurum eyaletine bağlandı.1.Dünya savaşı yıllarında kısa bir süre Rus işgali altında kalan Solhan 1929 yılında nahiye olarak Muş iline 25 aralık 1935 tarihinde 2555 sayılı kanunla il olan Bingöl.e 4 ocak 1936 tarihinde ilçe olarak bağlanmıştır.
İlçenin Coğrafi Konumu : İstanbul İran transit yolu üzerinde Bingöl 60 km. uzaklıktadır. Doğusunda Muş batısında Bingöl kuzeyinde Karlıova ve Varto güneyinde Diyarbakır ve Genç bulunmaktadır. İlçemiz doğu Anadolu bölgesinin yüksek yayları üzerinde bulunmaktadır deniz seviyesindeki yükseklik 1395 m. Topraklarının % 93’unu engebeli alanlar ve meralar oluşturmaktadır. Güneydoğu torosların devamı niteliğindeki dağlar ilçenin güney sınırlarından geçmekte olup sarp bir görünüm arz eder dağların yüksekliği 2000 m.yi geçer murat ırmağı vadisi küçük düzlükler il ilçe merkezinin yerleştiği küçük ova dışında, hemen hemen her tarıma müsait arazi bulunmaktadır. İlçe topraklarının bir bölümü lav örtüsüyle kaplıdır. Bu engebeli arazi üzerinde bulunan dağların en önemlileri Şerafetin dağlarıdır.ilçenin kuzeyini tamamı ile kaplayan Şerafetin dağlarının yüksek noktaları 2388 m. Esentepe ve 2675 m. yükseklikteki Şahin tepe oluşturur bu dağlar arasında geniş meralar yer almaktadır. Zengin bitki örtüsüyle kaplıdır. Önemli akarsuları Murat nehridir. Önemli yaylaları Şerafetin, Ağması Çewkani, kuçekan, kandil ve kabak yaylalarıdır. Düzlük alanı tarihi şeref meydanı (eşek meydanı) dır. İlçe dışında Buğlan çayı Baz deresi Masala deresi önemli akarsularıdır.
Yayladere
Tarihçe : Eski adı Holhol olup 1959 yılında Yayladere ismini 1987 yılında ilçe statüsü almıştır. İlçenin kuruluşuna ait kesin bilgiler bulunmamasına rağmen yapılan Jeolojik kazılarda M.Ö.900 yılarında Ermenistan kıralığı ve M.Ö.550 yılarında Persler ve İskender imparatorluğu M.Ö.75 yılarında Ermenistan krallığı M.Ö. 50 yıllarında ise Roma İmparatorluğu egemenliğine geçti 1071 yılında Malazgirt savaşına kadar Bizans imparatorluğu hakimiyetinde kalmış 1080 ve 1001 yılarında Saltukluların hüküm sürdüğü bölge 1473 yıllarına kadar Uzun Hasanın egemenliğinde kalmış çaldıran savaşı ile Yavuz Sultan selim bölgeyi Osmanlı toprağına katmıştır.
Coğrafi Konum : Tunceli ile Bingöl il sınırlarının birleştiği yerde dağlar arasına kurulmuş bir ilçemizdir. İdari sınırlar olarak doğusunda Bingöl ili Pülümür ilçesi güney batısı ile Tunceli ili Nazimiye ilçesi güneyinde Elazığ ili Karakoçan ilçesi ile çevrili 400 km. kare alana sahip deniz seviyesi 1610 m.yüksığı ilçesi kuzey batısında Tunceli ile eklikte çevresinde 2800 m. yüksekliktedir. Selbüs ve Yavuz taş (Taru) Dağları bulunmaktadır. Tarıma elverişsiz toprağı ve düzlüğü az bulunan Bingöl ile Elazığ il sınırı oluşturup mevcut üzerinde özlüce barajı yapılan peri suyu tek akarsuyudur. Bitki örtüsü olarak yer yer meşeden oluşan ormanlara sahip olup iklimi karasaldır. Kışları çokfazla yağışlı soğuk yazları serindir.
Yedisu
Tarihçe : 2000 yıllık bir tarihi vardır 1951 yılına kadar çerme köyü olarak idari birimde yer alırken 1951 yılında Kiğı’ya bağlı çerme bucağı olarak taksimata yerini almıştır. İsmini 1970 yılında Y.S.E. Müdürlüğünce çerme merkezinde yapılan yedi musluktan oluşan çeşmeden almıştır. 1970 yılında isim değişikliği yapılarak yedi su bucağına dönüştürülmüştür. 1990 yılına kadar Kığı ilçesine bağlı bucak iken 1990 tarih 3644 sayılı kanunla Bingöl ilinin ilçesi olmuştur.
Coğrafi Konum : Yedisu ilçe merkezi peri suyu vadisinin en geniş yerinde kurulmuş olup ilçeye bağlı köyler bu vadinin içinde yer almaktadır coğrafi yönden ilginç bir konuma sahip Bingöl ilinin kuzeyinde Erzurum, Erzincan, Tunceli il sınırlarının kesiştiği noktada yer almaktadır. Erzurum ili Çat ilçesi Tunceli Pülümür ilçesi Erzincan ili Tercan ilçesi Karlı ova adaklı Kığı ilçeleri ile sınır durumundadır. Karasal iklimin hüküm sürdüğü tarıma elverişli arazisi az olan ilçemiz tamamıyla dağlık sarp bir arazi yapısına sahiptir. Doğuda çavuşlu dağı Güneyde şeytan dağı 2650 m. Batıda Bağıl dağı Kuzeyde koşan dağı 3078 m. ile çevrilidir. Kaynağını Erzurum illinden alan peri suyu Fıratın büyük kolarından biri olup bu dağlar arasında ilçeye doğudan batıya doğru baştan başa geçmektedir. Arazi meşe ormanları ile kaplıdır.
Bingöl Turizmi
Bingöl ili, özellikle doğa zenginliği ile yerli ve yabancı turistleri kendine çekebilecek potansiyele sahiptir. Tarih boyunca Bingöl'ün birçok kavimler tarafindan otlak ve yayla olarak kullanılması sonucu, ilin önemli tarihi eserlere sahip olmasi mümkün olmamıştir. Bu nedenle, ilin kültür turizmi açısından fazla bir beklentisi bulunmamaktadır.
Bingöl, temel çekiciliğini doğasının zenginliğinde ve güzelliginde bulmaktadir. Bingöl'ün doga güzelligini ünlü türk yazari ve gezgini Evliya Çelebi , seyahatname adli eserinde uzun uzadiya anlatir. Evliya Çelebi , Türkiye'nin çesitli yörelerinde bulunan yaylalari ismen sayar ve bu yaylalarin içinde en meshur, en güzel ve en begenilen yaylanin Bingöl Yaylasi oldugunu söyler. Ünlü gezgin, Bingöl yaylalarinda bulunan bitki türlerinden, çok çesitli çiçeklerden, göllerden ve bu göllerde yetisen balik türlerinden hayranlikla söz eder ve göllerle ilgili efsaneleri dile getirir..
Yaylalar ve dogal göllerin yaninda göletler, ormanlar, mesire yerleri, soguk sular, termal su kaynaklari, içmeler, Günesin Dogusu, Yüzen Ada, av turizmine ve kis sporlari etkinliklerine uygunluk dogaya dönük turizim potansiyeli içinde sayilabilir. Turizim çesitleri bu alanlarda yayginlastirilabilir. Konuya bu açidan bakildiginda, yayla turizmi, saglik turizmi, orman turizmi, av turizmi ve kis sporu etkinlikleri gerekli tedbirlerin alinmasi durumunda ilin sosyo-ekonomik kalkinmasina önemli ölçüde katki saglayacak alanlar olacaktir.
Güneşin doğuşu
İlimiz Karlıova ilçesinin 3250 m. yükseklikteki Bingöl Dağlarının Kale Tepesi'nden " Güneşin Doğuşu"nu normal durumundan çok farklı seyretmek mümkündür. Her yıl 15 Temmuz-15 Agustos tarihleri arasinda en iyi sekilde seyredilebilir. "Güneşin Doğuşu" çok değişik şekillerde, normal halinden çok farklı, heyacanlı ve oldukça korkunç sahneler oluşturmaktadır.
Dünyada tam anlamıyla "Güneşin Doğuşu" iki yerden izlenir. Birincisi Isviçrenin Alp Dağlarından, ikincisi; Bingöl Daglarinin Kale Tepesi'nden seyredilir. Ulasim imkani güçtür. Karliova ilçesine kadar yol asfalt, dagin zirvesine kadar ham yoldur. Dagin altina kadar arabayla gidildikten sonra zirveye 25-30 dk. yaya çikilir. Etrafta soguk su kaynaklari ve yesilllikler görülür. Yol güzergahinda dinlenme, konaklama tesisleri mevcut degildir. Günes dogarken ilk etapda hafif bir kizarti ile belirir. Kizarti etrafta çok renkli güzellikler ve dekorlar yaratir. Daha sonra insana korku veren bir kararti seklini alir. Kizarikliklar kor parçasi haline gelir. Kor parçasi içinde insan yüzünü andiran üç büyük leke (Siyah renkli) belirir. Günes kararti halinde yavas yavas açilmaya baslar. Ufukta görülerek olusumunu tamamlamak üzere iken altin bir küre gibi görünmeye baslar. Döndükçe etrafa binlerce isik saçar. Insanoglunun daha önce görmedigi renkleri o anda görmek mümkündür. Daha sonra günes elmas parçasi gibi kiristallesip eski durumunu almaya baslar. Oldukça heyacanli anlar yasatir. Gözlerde yasarma, isik saçma ve aninda seyr edememe gibi durumlar olur.
Yüzen Ada
Ilimizin Solhan Ilçesine 5 km. uzaklikta, Hazarsah Köyü Aksakal mezrasinda bulunmaktadir. Ada simdiye kadar esi benzeri görülmemis bir doga harikasidir. Gölün üç tarafi daglar ve tepelerle çevrilmis düz arazi üzerinde bulunan krater göl durumundadir. Gölün simdiki alani 300 m2 nin üzerinde olup sözkonusu gölün etrafinin islahi halinde gölün alani 600 m2'ye kadar çikabilir.
Gölün akintisi ve çikintisi henüz belli olmayip yaz kis su seviyesi aynidir. Ada göl içinde bagimsiz olup, üzerine çikildigi takdirde kiyidan destek alinarak saga sola hareket ettirip sal gibi suyun üzerinde gezdirilebilir.
Kaplıcalar
İlimiz Karlıova İlçesi karayolunun 20 km. sinde olan kaplıcalara ulaşım imkani yaz ve kis aylarinda rahatlikla saglanabilmektedir. Kaplicalarin 16 moteli,10 pansiyonu , ikisi kapali biri açik olmak üzere üç yüzme havuzu, lokantasi, çay bahçesi, araç parki bulunmaktadir. Çesitli hastaliklara sifa olan kaplica,çevre illerden önemli ölçüde ragbet görmektedir.
Ilimizin kaplica havuz suyundan 1981 de alinan numuneleri Ankara Refik Sayda Merkez Hifzisihha Enstitüsü Kimyevi Tahlil Subesince yapilan tahlil sonuçlari ve Ankara Numune Hastanesi Fizyoterapi ve Hidroterapi Klinigi Sefligince yapilan tetkik raporu sonucunda; su bikarbonatli, karbondioksitli ve karbongazoz sular grubundan oldugu anlasilmistir.. Bundan baska klor, sülfat ve silikat gibi anyonlar ile demir aluminyum katyonlari da mevcuttur.
Su içildigi zaman mide motolitesini artirir ve çabuk bosalmasini saglar. Hazmi artirici maden suyu olarak da içilebilir. Tortu biraktigi için ancak mahallinde içilebilir. Siselenip nakledilmez. Romatizma ve kadin hastaliklarinda banyo olarak kullanilmasi faydalidir. Ayrica suyun deri ve böbrek hastaliklarina faydali oldugu söylenmektedir.
Bununla birlikte Kigi, Yayladere ve Karliova ilçelerimizde de termal kaynaklar bulunmaktadir. Ancak bu ilçelerimizde kaplica tesisleri yoktur. Bu kaynaklar üzerinde gerekli etüt çalismalari yapilarak kaplica tesislerinin kurulmasi ilin kalkinmasi açisindan yarar saglar.
Kral kızı kalesi
Genç ilçe Merkezinden 2 km. uzaklıktadır. Bir tepenin üzerinde bulunan bu kalenin ancak yıkıntılarına ve kalintilarina raslanabilmektedir. Bu kaleyi pers hukumdari Dara Genç'te uzun yillar kalmis ve bu kaleyi kızı için yaptirmistir. Genc ilcesi eski ismini bu kaleden almistir. Bugun mesire yeri olarak kullanilmaktadir.
KAYAK EVİ
Bingöl - Elazığ karayolu üzerinde yolçatı köyünde olup, Bingöl'e 22 km uzaklıktadir. Kayak Evi Bingöl Gençlik ce Spor il Müdürlüğüne bağlıdır. Bina iki katlı, kaloriferli ve 50 yatak kapasitelidir. Ayrica lokantası, banyosu ve dinlenme yeri mevcuttur. Teleski 44 askılıdır. Kayak arabası ve kayakla yürüyüş alanı mevcuttur. Pistin uzunlugu 950 m. olup 100 m. genisligindedir. Her turlu kış sporlarina elverişli olup, kış sezonu boyunca halkın hizmetine açıktır.
SEBİTERİAS KALESİ
Murat vadisi uzerinde, Bingol Il merkezinden 18 km. uzakliktadir. Urartu kralinin Bingol yaylalarini elinde tutabilmek icin yaptirdigi uc kaleden birisi olup Bugün ancak kalintilari ortada kalmistir.
ÇIR ŞELALESİ
Uzundere köyünün adini aldigi derenin, Cir tasi adi verilen 100 m. yukseklikteki kayaligin ortasindan gecen güzel gorunumlu bir selaledir. Su 50 m. yukseklikten alt tarafi kayalik olan dere yatagina duserken guzel bir gorunum arz etmektedir. Ilica bucagi merkezine 8 km. uzaklikta olan selaleye iki ayri yoldan gidilmektedir. Cir tasinin oldugu bolgede ayrica kayaliklar ve magaralar bulunmaktadir. Bu kayaliklarda daha cok yirtici kuslar yasar..
İÇMELER
Bingol- Genc karayolunun 9. km.sindedir Kis mevsismi haric diger mevsimlerde yerli ve yabancilar sabahtan aksama kadar su uzerinde buyuk bir kalabalik olusturmaktadir..Sozkonusu suyun, Kronik romatizma, kadin hastaliklarinda ve böbrek taslarini dusurmeye yaradigi tesbit edilmistir.
MESİRE YERLERİ
Bingolun en onemli mesire yerlerinden baslicalari sunlardir;
Soguk cesme, Erentepe köyünde bulunan Arzek cesmesi, Celal cesmesi, Kurtulus, Sismanturk cesmesi, Solhanda Hamit cesmesi, Balpinar cesmesi, Seyh Ahmet deresi, Gayt Deresi, Birlik tesisleri, Capakcur vadisi ve Mirzan köyüdür.
ATA PARK
Bingöl'e 10 km. uzaklıkta olup Bingol-Elazığ karayolu uzerindedir. Cevresi gur mese agaclariyla kaplidir -. Yolun 500 m. alt tarafinda bogazdan akan Gayt cayi gorunume ayri bir guzellik verir. Cok ferahlatici, ic acici bir yer olup, suyuna ve havasina doyum olmuyor. Kaynak suyu cesme haline getirilmistir. Parkin bitisiginde bulunan vadinin sol yaninda lokanta ve bir cesme vardir. Gür ormanlar icinde banklar kurulmus, cocuklar icin salincaklar yapilmistir. sehire yakin oldugundan dolayi yaz aylarinda yerli ve yabancilar icin mükemmel bir dinlenme ve mesire yeridir.
KIĞI KALESİ
Kigi Ilcesinin kuzeydogusunda olup, Bizanslilar zamaninan kalmistir. Saglam bir yapi oldugu ve asirlardan beri hayatiyetinin devam ettirdigi görülür. Cevresinde bir cok bina olup bugun icin terkedilmis durumdadir
Kelhaç Deresi ve Seytan Dağları
Kigi Ilçesinin Kuzey Dogusundaki Kelhaç Deresi gür ve sik ormanlik içinden ilginç bir görünümle akmaktadir. Dere etrafindaki ormanlikta basta dag keçisi olmak üzere çesitli av hayvaniyla karsilasmak mümkündür. Çesitli orman gruplarindan meydana gelen bu vadi zinciri, özellikle ilkbaharda göçmen kuslarla dolar. Eskiden çok sik olan bu ormanlar devamli olarak tahrip gördügünden son yillarda seyreklesmeye baslamistir.
Kelhaç Ormanlari'nin karsi tarafinda ise Seytan Daglari yer almaktadir. Çok yüksek zirvelere kadar uzanan bu daglar, kisin kalin kar tabakalariyla kaplanir. Daglar çok yerde geçit vermez. Bu daglarda çok sayida dag keçisi bulunmaktadir. Seytan Daglari silsilesi arasinda yer alan Güngörsün Yaylasi'nda çok sayida peri bacalari bu yaylaya güzel bir görünüm vermektedir. Bu yayla, Haciilyas Mezrasi yakininda bulunmaktadir. Buraya sarp ve yüksek daglar arasinda inilip çikilan dar bir yol ile varilmaktadir.
Kigı Çiçektepe Köyü Mağarası
Magara, Kigi ilçesinin Çiçektepe köyünde, Sivri Dagi'nin eteginde bulunmaktadir. Magarada iki oda, at için yer, yemlik ve çocuk besigi mevcuttur. Magaranin bulundugu yer oldukça egimli bir yapiya sahiptir. Ayrica Magara önündeki mevcut yolla Erzincan'a gidildigi rivayet edilmektedir. Bu magara, Kigi'nin çok eski çaglardan beri insan topluluklarina mesken oldugunu göstermektedir.
Zag Mağarası
Zag Magarasi, Murat Nehri kiyisinda, Gökçeli ve Yenidal köyleri arasinda sarp bir kayalikta bulunmaktadir. Murat Nehri'ne bakan tarafi yerden 200-300 metre yükseklikte olup kayalarin oyulmasiyla yapilmistir.
Magara, üç kat üzerinde kurulmustur. Her bir katinda da 26 oda mevcuttur. Katlar arasi geçis yuvarlak bacalarla, odadan odaya geçisler ise kapilarla saglanmistir. Birinci katta Zahire deposu olarak kullanildigi sanilan kuyular, alt katta oturma odalari, en üst katta iki haremlik odasi mevcuttur. Magara zaman içinde hasar görmüsse de su anda 17 odasi hala yapisini korumaktadir.
Kalkanlı Köyü Mağaraları
Yayladere ilçesine bagli Kalkanli Köyü yakinlarinda bulunan magaralar, bir çok oyma sanati ile süslenmistir. Magaralar ve magaralarin çevreledigi selale turistik bir öneme sahiptir.
Kübik Mağarası
Kübik magarasi, Karliova ilçesinin Kübik Köyü yakinlarindadir. Içinde cilali Tas ve Tunç Devrine ait bazi kalintilar vardir. Duvarlarinda bir takim oymalar ve islemeler mevcuttur.
Yöresel yemekler
Yöre ürünlerine dayanan Bingöl mutfağında yemeklerin çoğu bulgur, ayran, süt, et, çökelek ve yenilebilir bitkilerden yapılmaktadır. Çorba, bulgur pilavı ve daha ziyade hamura dayalı olarak yapılan gömme, sirın, tutmaç, keşkek gibi yemekler en çok yapılan yemek türlerindendir. Halkın büyük bir kısmı kırsal kesimde yaşadığı için tarımsal ürünlerden ve ona bağlı olarak hayvansal ürünlerden istifade ederek
beslenme ihtiyacını karşılamaktadır. Bunların dışında sebzeli yemekler, tatlılar, turşular ve kahvaltılık ürünlerde yöre mutfağına zenginlin ve çeşitlilik katan diğer besin maddeleridir.
Pek çok yörede olduğu gibi Bingöl yöresinde de yaz ve kış mevsiminde yenilen yemekler farklılık göstermektedir. Yazları sebzeli; kışları ise etli ve kurutulmuş sebzelerden yapılan yemekler ile hamur işi yemekler rağbet görmektedir. Yine yemekler sabah, öğlen ve akşam öğünlerinde de farklılık arzederler. Şehir merkezinde kahvaltıda çay, süt, çökelek, peynir, tereyağı, zeytin ve benzeri yenildiği gibi mercimek ve ezo gelin, yayla çorbalarına da rağbet edilmektedir. Öğle ve akşam yemekleri de daha ziyade bulgurlu, hamurlu, etli ve sebzeli yemeklerdir. Özellikle akşam yemekleri erkeklerin eve geldiği en kalabalık öğün olduğu için günün en iyi hazırlanan yemekleridir. Ayrıca bazı özel günlerde ve durumlarda (bayram, mevlüt, taziye, ramazan ayı orucu) yemekler daha özene bezene yapılır. Diğer yörelerde olduğu gibi en seçkin ve en leziz yemek pişirilir. Etli, sebzeli yemekler, çorbalar, turşular, içecekler ve tatlılar hazırlanır.
Yöre mutfağında dikkati çeken bir başka özellikte pişirilen ekmeklerdir. Fabrika ekmeğinin yanında halk mümkün mertebe yörede tandır veya sacda pişirilen ekmeğe yönelmektedir. Birçok aile kendi yaptıkları ekmeği tüketmektedirler. Bu hususa şehir merkezlerinde de rastlamak mümkündür. Bingöl ve köylerinde ekmek ağırlıklı olarak buğday unundan yapıldığı gibi mısır ve darı unundan da yapılmaktadır. Köylerde halkın “ nun kuryek “ tabir ettiği ekmek ayrı bir tada sahip olup çevrede çok sevilen bir ekmek çeşididir. Bingöl yemekleri çorbalar, pilavlar, sebzeli ve yenilebilir bitkilerden yapılan yemekler hamura dayalı yemeklerdir. Salatalar, tatlılar ve turşular gibi çok yönlü bir çeşitliliğe sahiptir. Tatlılar arasında Bingöl burma kadayıfı ve diğer kadayıf çeşitleri meşhur olup ayrı bir lezzete sahiptir.
Köfteler: İçli köfte, sulu köfte, yoğurtlu köfte, kuru köfte, kabak köftesi, yumurtalı köfte, ayranlı köfte, kızartma köfte, gıldırık köfte, çiğ köfte.
Turşular: Acı biber turşusu, lahana turşusu, domates turşusu, fasulye turşusu, patlıcan salamura, yaprak salamura, biber salamura...
Tatlılar : Burma kadayıf, silki baklava, aşure, zerde, sütlaç, revani, un helvası, dolanger...
Yukarıda adı geçen köfte, tatlı ve turşu çeşitlerinin çoğu Bingöl yemek kültürüne zaman içinde etkileşimler neticesinde girerek ona zenginlik katmıştır. Bunların yanında Bingöl’e mahsus olan onun yemek kültürünü başlıca mahalli yemekler şunlardır:
Löl (gömme), mastuva, ayran çorbası (germe dui), turakin (patıfe), tutmaç çorbası, kılç, lopık, maliyez, parmar (semiz otu), pılık.
Bu mahalli yemeklerin malzemesi ve yapılışına ayrıntılı olarak bakalım:
GÖMME : Malzemesi....: 1 Kğ. un, 1 kğ. ayran ve 1/2 kğ. tereyağı ve sarmısak. Yapılışı: Özellikle kış mevsiminde yapılan ilimize özgü bir yemek çeşididir. Kullanılan malzemeye göre bir kaç isim alır. Asıl gömme killi topraktan yapılmış özel bir ocakta pişirilmekle beraber bazan iki sac arasında pişirilir. Hazrılanan hamura (mayasız olacak, sadece un ve suyla yoğrulacaktır) ocağın büyüklüğüne göre kalın ve yuvarlar bir ekmek şekli verilir. Kızgın ocağın tabanı temizlendikten sonra ocağa konur. Üzerine sac kapatılır, ateşle örtülür ve pişirilmeye bırakılır. İyice pişirilen ekmek çıkarılır. Biraz soğutulur ve geniş bir kabın içine ufak ufak doğranır. Üzerine sarmısaklı ayran dökülür. Ayrıca bir tavada eritilen kızgın yağ dökülerek hoşafla birlikte servis yapılır...
TUTMAÇ ÇORBASI : Malzemesi : 500 gr. un, 1 kğ. yoğurt, 2 baş sarmısak, 1 kaşık tereyağı, 500 gr. kavurma, yeteri kadar toz biber, nane ve tuz. Yapılışı : Biraz su ve tuz ile yoğrulur. Hamur hale getirilir. Yoğrulan hamur kağıt inceliğinde yufkalar haline getirilir. Temiz bir bez üzerine tek tek istenilen büyüklükte kesilir. Önceden hazırlanmış yoğurda bir miktar su karıştırılarak hafif bir ateşte kaynayıncaya kadar karıştırılır. 5 dakika kaynadıktan sonra kesilmiş olan yufkalar ilave edilir. Bir miktar kavurma içine atılarak 15 dakika sonra ateşten indirilir. Tavada eritilen tereyağına isteğe göre acı biber, nane konarak ateşte kavrulur. Tabaklara konan çorbaya sos ilave dilerek servis yapılır...
AYRAN ÇORBASI : Malzemesi : 1 veya 2 kğ. ayran (yoğurt), 1 kaşık tuz, bir avuç un, 1 adet yumurta, 500 gr döğme ve bir avuç nohut... Yapılışı : Geniş bir tencerenin içine ayran boşaltılarak içine un, yumurta sarısı ilave edilip iyice karıştırılır. Normal bir ateşte tahta kaşıkla kaynayıncaya kadar karıştırılır. Ayran kaynara geldikten sonra nohut ilave edilir. Biraz sonra ateşten alınıp servis yapılır...
MASTUVA : Malzemesi : 2 kğ. ayran, 250 gr. pirinç, 125 gr. tereyağı... Yapılışı: Pirinç ayıklanıp yıkandıktan sonra geniş bir tencereye konur ve ayran ilave edilir. Karıştırılarak normal yanan ocağa konur. Ayranın çürümemesi için kaynayıncaya kadar tahta bir kaşıkla (kepçeyle) sürekli karıştırılır. Kaynadıktan sonra karıştırma işlemi bırakılarak katı hale gelene kadar pişirilir...
SORİNA PEL : Malzemesi : Yufka ekmek, yogurt, Sarimsak, tuz ve Tereyagi. Yapilisi : Pisirilip hazirlanan yufkalar 4-5 cm.dürülür. Dürülen yufkalar hamur tahtasi üzerinde yine 4-5 cm. Araliklarla kesilir. Kesilen parçalar dik gelecek sekilde yan yana siki sikiya dizilir. Dövülen sarimsakla yogurt katilarak sarimsakli yogurt yapilir. Dizilen ekmegin üzerine dökülür. Daha sonra üzerine kizartilmis tereyagi ilave edilerek yemek servise hazir hale getirilir.
KELDOŞ : Malzemesi : Un, tuz, ilik su, ayran, tereyagi. Yapilisi : Mayasiz una ilik su katilarak iyice yogrulur. Yogrulan hamur orta büyüklükte bir tepsiye konarak el ile tepsinin içinde dagitilarak düzeltilir. Yanan ocaktaki köz açilir, altindaki kül temizlenir, tepsideki hamur közün içinde açilan yere düzgün konularak üstü sac ile örtülür. Sacin üstüne köz ates konur, iyice kizartildiktan sonra ekmek çikartilarak sogumaya birakilir. Soguyan ekmek ufak ufak bir kaba dogranir, daha önce hazirlanan sarimsakli ayran ve tereyagi üzerine dökülerek servis yapilir.


LinkBack URL
About LinkBacks








Alıntı ile Cevapla

Tweet