DEMOKRATİK TOPLUM PARTİSİ TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİKLEŞMESİ VE KÜRT SORUNUNDA ÇÖZÜME DAİR SİYASİ TUTUM BELGESİ
A- TÜRKİYE’NİN SİYASİ-İDARİ YAPISINDA REFORM VE KÜRT SORUNUNDA ÇÖZÜM MODELİ
1920’lerde Anadolu Halkları’nın birlikte yürüttüğü mücadele sonucunda kazanılan bağımsızlığın ardından ilan edilen ve 84 . yılını dolduran Cumhuriyet, aradan geçen onlarca yıla rağmen demokratik bir niteliğe kavuşamamıştır. Merkeziyetçi ulus devlet sistemi kültürel farklılıkları yok sayan sonuçlara yol açtığı gibi Türkiye’de yaşayan tüm toplumsal kesimlerin özgürlük,eşitlik talepleri ile sosyal ve ekonomik sorunlarını çözümsüz bırakan büyük dengesizlikleri ortaya çıkarmıştır.
Temelde Türkiye’de yaşayan -başta Kürtler olmak üzere- bütün farklılıkları yok sayan, bunun da ötesinde asimile ederek kültürleri ortadan kaldırmayı resmi bir ideoloji olarak benimseyen yönetim anlayışı, hiçbir toplumsal sorununun çözümüne olanak sunmamaktadır. Tekçi bir devlet yönetimi anlayışıyla toplumu da tektipleştirmeyi hedefleyen mevcut uygulamalar, toplumsal ihtiyaçlara cevap olmak bir yana, sorunların ve krizlerin de başlıca nedenidir. Katı merkeziyetçi ulus devlet olarak örgütlenen devletin siyasi ve idari mekanizmaları, Demokratik Cumhuriyetten daha ziyade oligarşik bir yapılanmaya denk düşmektedir. Anayasa’nın başlangıç kısmında Cumhuriyet’in temel nitelikleri olarak zikredilen sosyal, demokratik, laik bir hukuk devleti olma ifadesi hiçbir dönemde hayata geçirilememiştir. Söylemde etnik bir temele dayanmadığı iddia edilen Türk Milliyetçiliği anlayışı bir tarafa; aslında askeri, idari ve yargısal devlet örgütlenmesinin tamamında Türk etnisitesini esas alan bir anlayışın hakim kılındığı tartışmasızdır.
Westfalya antlaşmasından sonra başlayan ulus devlet süreci amaç olarak tek tip vatandaş yaratmayı ve buna dayalı bir kültürel yapıyı hedeflemiştir. Bu sistem, egemen kültür dışındaki diğer kültürleri yok etti. Bu da inanılmaz bir kültür katliamına yol açtı. Yine bu süre zarfında iki dünya savaşı, binlerce bölgesel ve yerel savaş yaşandı. En nihayetinde ulus devlet süreci Hitler faşizmine kadar vardı. İkinci dünya savaşından sonra Avrupa devletleri bu gidişatı gördükleri için bir kısmı kendini federalizme uyarladı, zaten Avrupa Birliği de bunun sonucunda ortaya çıktı. ABD de yine bu tehlikeyi bertaraf eden bir idari yapılanmayı esas aldı. Ancak Fransa gibi devletler bunu yeterince algılamadığı için bu gün hala kısmen devam eden sorunlarla uğraşmaktadır.
Ancak etnik temele dayalı ulus devlet anlayışının en güçlü modeli olarak gösterilen Fransa’da bile köklü değişikliklerin yapılmaya devam edildiği, mevcut ulus devlet sistemiyle yürümenin artık imkansızlaştığının görülmesi üzerine ülkedeki farklı dil ve kültürlerin özgürce kendini ifade etmesi önündeki engeller kaldırılmış ve bu kültürler yasal güvenceyle koruma altına alınmıştır. “Dixion Dil Yasası” ile birlikte Korsika, Bask, Broton, Alsas gibi dillerde eğitim, yayın vb. haklar tanınmıştır. İtalya’da Sardca, Almanca, Fransızca, Slovanca dillerine, Avusturya’da Slovanca, Hırvatça, Çekçe, Macarca, Sorabca dillerine, ABD’de İspanyolcaya, Finlandiya’da İsveççeye, Yunanistan’da Türkçeye çeşitli düzeylerde özerklikler tanınmıştır. Merkeziyetçi ulus devlet sisteminin karşılaştığı hazin sonuçlardan biri de Irak’tır. Bu gün Arap milliyetçiliği esasına dayanan Saddam rejiminin Irak coğrafyasında yaşanan etnik boğazlaşmanın en büyük nedeni olduğu ortaya çıkmıştır. Irak’ı bu günkü duruma düşüren şey, farklıkları demokratik bir ulus anlayışı etrafında örgütlemek yerine merkeziyetçi ulus yaklaşımı ile devlet yönetme anlayışındaki ısrardır.
Türkiye’de hakimiyetin kayıtsız ve şartsız millete ait olduğu, milletin iradesinin her şeyin üstünde olduğu söylemlerine rağmen, halkın demokratik bir şekilde devlet yönetimine katılımını sağlayacak mekanizmalar oluşturulmamakta, sivil siyaset üzerindeki askeri vesayet gerçeği, olağan bir durum olarak telakki edilmektedir.
Sorunların artık yerelde yani sorunun yaşandığı yerde ve sorunu yaşayanlarca tartışılıp çözüldüğü çağdaş demokrasilerle kıyaslandığında, Türkiye; ağır, hantal,bürokratik ve yerele uzak katı merkeziyetçi idari yapılanmasıyla tıkanmış durumdadır. Doğusuyla, batısıyla, kuzey ve güneyiyle değişik kültürel, sosyal ve ekonomik sorunlarla karşı karşıya olan Ankara, bu sorunları çözmeye muktedir bir iradeye sahip olmadığı gibi bunu gerçekleştirecek gücü de kalmamıştır.
Kongremiz, bu temelde Türkiye’deki siyasi-idari yapılanmanın köklü bir reformla ele alınarak değiştirilmesini kaçınılmaz görmektedir. Yapılan tartışmalar, dünya genelinde yaşanan deneyimler ve hali hazırda Ortadoğu’da yaşanmakta olan fiili durumlar da göz önünde bulundurularak, devletleşmenin hele hele ulus temelinde bir devletleşmenin halklara demokrasi ve özgürlük yerine baskı getirdiği açıktır.
Bu tespitten hareketle, her ulus için ayrı bir devlet talep etme gibi felsefik ve konjönktürel gerçeklikten uzak ve halkların birbirini boğazlamasına kadar gidebilecek bir süreci tetikleyecek siyaset anlayışı yerine, halkların demokratik birliğini esas alan, demokrasiyi genel bir meclise hapsetmeyen, halkın tartışma ve karar mekanizmalarına katılımını kolaylaştıran, toplumun temel bütün sorunlarını en iyi şekilde ve yerinde çözüme kavuşturacağı bir siyasi ve idari yapılanma modeli ,kendini büyük bir ihtiyaç olarak dayatmaktadır.Kongremiz, Ülke bütünlüğü içinde halkın yerelde söz ve karar sahibi olmasını sağlayacak ve tüm farklılıkların kendini özgürce ifade edebileceği düzeyde özerklik kazanması temeline dayanan modelin çağdaş kavramlaştırılışını “demokratik özerklik” biçiminde tanımlamaktadır .Demokratik öz yönetim anlamına gelen demokratik özerklik ,Demokratik Cumhuriyet’in içinin doldurulmasıdır.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla

Tweet