DEĞİŞEN DÜNYA
Soğuk bir kış gecesinde şöminenin yanındaki koltukta uzanmıştı. Uykusuzluktan gözleri şişmişti. Uykusuz gözleriyle eşyaları süzdü. O gittiğinden bu yana hiçbir eşyanın yerini değiştirmemişti, belki bir gün döner ümidiyle. Sonra gözü duvardaki saate takıldı. Baktı ve baktı…
Onunlayken zaman su gibi akardı ama şimdi bir saat bin yıl olmuştu adeta. Nereye baksa aklına hep o geliyordu. Onu unutmak istiyordu artık, fakat yapamıyordu. Onun elinde değildi sanki. O olmadan olmuyordu. Onsuz gündüzler gece, geceler zindan olmuştu. Oysa nereye gittiğini bile bilmiyordu. Hatta gittiğine bile inanmıyordu bazen. Belki gitmemişti kapıdan girip ona sarılacaktı. Belki de şimdi cennette beni bekliyordur diye düşündü. Kim bilebilirdi ki cennette olduğunu ama diğer ihtimal aklının ucundan dâhi geçmiyordu. Kadının gözünde bir melekti o. Yok o ölmemişti bir gün gelecekti. O gelene kadar bekleyecekti.
Sonra gözü pencereye takıldı. Kar yağışını izlemeye başlamıştı ki bir çocuk gördü. Altı - yedi yaşlarında bir çocuk hızlıca camın önünden geçmişti. Tek düşündüğü bu saatte bu yaştaki bir çocuğun bir dağ başında ne işi olabilirdi. Birkaç saniye içinde koltuktan fırladı ve o soğuğa rağmen üzerine hiçbir şey almadan kapıya yöneldi. Kapı açılmıyordu. Sonra kilitli olduğunu fark etti ve kapının üzerindeki anahtarı çevirdi. Kapıyı açar açmaz dışarı çıktı. Nereye gitmişti o çocuk. Bir hayal olabileceğini düşündü. Tam geri dönecekti ki bir silah sesi duydu. Sesin geldiği yöne doğru koşmaya başladı. Biraz ileride o çocuğu gördü. Yanına ulaştığında çocuk yaralı bir şekilde karlar içinde uzanmıştı. Çocuğu kucağına alıp eve dönerken bir yandan da haykırıyordu. “Yeter! Artık şu silahlar patlamasın! İnsanlar ölmesin!” ancak sesini duyabilecek kimse yoktu. O dağ başına yıllardan beri gelen tek misafir o çocuktu. Peki, kimdi bu misafir? Nereden, neden gelmişti? Kim vurmuştu onu? Kafasında birçok soru işareti oluştu. Buraya neden kimsenin gelmediğini düşündü. Acaba burada durmak aklı başında birisinin yapacağı bir şey değil miydi?
Sonunda eve ulaştı. Çocuğu koltuğa yatırdı. Kurşun bacağını sıyırmıştı. Çocuk ölmemiş, ancak bayılmıştı. Üniversite döneminde öğrendiği deneyimlerini kullanarak yarayı sardı ve mutfağa gidip yemesi için bir şeyler hazırladı. Getirip masaya bıraktı. Çocuk kendine geldiğinde ona her şeyi soracaktı. Şöminenin yanındaki sandalyeye oturup beklemeye başladı. Ancak uyuya kalmıştı.
Günün her saati aşkını düşünüyordu ki uykularını da onunla süslüyordu. Rüyasında evden çıktı. Yine dışarıda kar vardı. Fakat bu sefer fırtına yoktu ve o kadar güzel yağıyordu ki saatlerse dışarıda durabilirdi. Karlar sakin bir şekilde düşerken dolaşmaya başlamıştı. Dolaştı, dolaştı… Tâ ki aşkını görene kadar. O olduğunu anlayınca ismini haykırdı ve koşmaya başladı. Sonunda yanına ulaştı. Elini omzuna attı. Tam yüzünü çeviriyordu ki sıcak bir elin dokunuşuyla uykudan uyandı. Karşısında ufaklık vardı. Ani bir hareketle çocuğu kucakladı. Ancak çocuk heyecandan donup kalmış hiçbir tepki göstermiyordu. Masaya baktığında her şeyin yenmiş olduğunu gördü. Kafasında ki soruları hemen soramazdı. Önce çocuğu biraz tanımaya karar verdi. Adını sordu. Çocuk sakin bir şekilde “Emre” dedi. Bir süre konuştuktan sonra yemek için bir şeyler hazırlamaya gitti. Geri geldiğinde çocuğu resimlere bakarken gördü. Masaya oturdu ve çocuğu çağırdı. Yemek bittiğinde çocuk çok sıkılmış gözüküyordu. Ne yapabilirdi? Biraz düşündükten sonra eski sandıkta birkaç oyuncak olduğunu hatırlayıp onları almaya gitti. Gitti gitmesine ama dakikalar geçmesine rağmen geri dönen olmadı.
Bir süre sonra canı sıkılan çocuk merdivenleri çıkmaya başladı. Ayak seslerini duyan kadın bulduğu kitapları tekrar sandığa koyup oyuncakları aldı. Aşağıya inmek için merdivenlere yaklaştığında çocuk karşısındaydı. Birlikte aşağıya indiler. Çocuk hemen oyuncaklarla oynamaya başlamış ancak kadının aklı kitaplarda kalmıştı. Daha önce onları hiç görmemişti. Kendini daha fazla tutamayacağını anladı. Hızla merdivenleri çıktı. Kitapları eline alıp merakla yapraklarını çevirmeye başladı. Kitaplar el yazmasıydı. Özenle işlenmişti. Fakat fazla ilgisini çekmiyordu. Derken kitaplardan birinin yaprakları arasında bir kâğıt buldu. Çok fazla incelemeden bir hastane raporu olduğu anlaşılıyordu fakat bu rapor aşkıyla ilgiliydi. Psikolojik bir rahatsızlıktan bahsediyordu. Bu kadar çok hasta birisini mi sevdiğini düşündü.
Sonra kitapları geri koyarken eski bir radyo buldu ve açmayı denedi. Çok şanslıydı. Çalışmıştı. Bir haber kanalı bulsam diye geçirdi aklından ki ilk karşısına çıkan kanal bir haber kanalıydı. Dinlemeye başladı. Birden irkildi. Altı aydır araştırılmaya çalışılan kızılcık dağına giden hiçbir araştırmacı sağ dönememiş. Şu an kızılcık dağındaydılar. Peki, olanlardan niye haberi yoktu. Neler dönüyordu etrafta. Bugün saat dört gibi bir gurup daha araştırmacının gönderileceğini haber aldı. Hemen hazırlıklara başladı. Bu sefer gelenleri karşılamalıydı. Çocuğu evde bırakamayacağı için onu da hazırladı ve yola koyuldular. Bugün kar bir değişik yağıyordu. Sanki fırtına öncesi sessizlik gibi sakin bir şekilde düşüyordu yere.
Yola doğru ilerlemeye başladılar. Sessiz bir yolculuk oldu. Bir süre sonra araştırma gurubunu gördüler. Adımlarını hızlandırdılar ve 100 metre kadar kala silahlar patlamaya başladı. Bütün grup öldürüldü. Kadın etrafına bakarken aşkını gördü. Silah onun elindeydi ve o öldürmüştü hepsini. Bir silah daha patladı ve çocuk karlar içine uzandı. Kadın buna dayanamadı ve bayıldı.
Uyandığında kendini dağ evinde buldu ve karşısında o vardı. İlk sorusu olarak “nereye gittin?” dedi. Hep burada olduğunu söyledi adam. Daha sonra, gelen herkesi neden öldürdüğünü sordu. Aldığı cevap ‘’seni korumak için’’ oldu. Gerçekten akli dengesinin bozuk olduğunu düşündü kadın. Silahı nerden bulduğunu da sordu hemen ardından. Adam o kadar rahattı ki, şehirde her köşe başında çok ucuza bulabileceğini söyledi.
‘’Olamaz! Dünya ne kadar değişmiş! Silahlar nasıl da oyuncak olmuş! Masum insanlar nasıl tek tek öldürülmüş! Tek bir kişiyi korumak için ne canlara kıyılır olmuş!” Diye düşündü kadın. Ardından dedi ki ‘’Benim yüzümden daha fazla kimse ölmemeli. Artık gitme zamanım geldi.’’ Silahı şakağına koydu ve ateş etti. Evet, ölmüştü…
Peki, kadın doğrumu yapmıştı? Belki daha çok kişinin ölmemesi için doğru olan buydu ya da başka bir yolda bulabilirdi ama uğraşmadı. İnsanlar neden hep en kolay yolu seçer, neden her kolay yolun sonuca ulaşmadığını bilmezler? Gelin bizler kolay yolu seçmeyelim. Silahların satılmasını engel olalım. Daha çok masumun ölmesine göz yummayalım. Gelin biz birlik olalım ve silahsız, barış içinde bir dünya yapalım bu Allah’ın bize olan eşsiz lûtfunu…
MADE BY DuYGuSuZ
pamuk eller klavyeye yorum bekliyorum...


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla




Tweet