Toplam 1 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 1 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Ekmek Parası

  1. #1
    Status : ∂αякησятнєяη isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Şubat.2007
    Nereden : İzmir(35½)
    Mesajlar: 3.405
    Konular: 1.058
    Aldığı Beğeniler: 224

    Standart Ekmek Parası




    Ekmek Parası :

    Güneşin bunaltıcı sıcaklığı birdenbire kayboldu. Gökte, beyaz bulutlar belirmeye başladı. Yaşlı adam kuşkulandı. Az ötede ekin başında duran kadına seslendi:
    - Hanım!
    Kadın başını kaldırdı, sesin geldiği yöne bakarak:
    - Hava bozuyor, başımızın çaresine bakalım…
    - Korkma, yaz yağmurudur, geçer. Baksana beyaz beyaz bulutlar… Hem göğün yarısı açık… Gök gürlemesi de yok… Birkaç dakika çiseler sonra biter…
    Yaşlı adam, tecrübesini konuşturmak istercesine, bakışlarını kadın üzerinde sabit bir noktaya dikti:
    - Ne olur ne olmaz, biz şu harmanın üzerine bir naylon örtelim. Bakarsın biraz fazla yağıverir, harman heder olmasın…
    Kadın, başındaki yazmasını eliyle düzelterek, bulutların arkasında saklanan güneşe baktı. Yağmur yağacaktı. Arkasına döndü, az ötede, tarlanın ortasında ki yaşlı çınarın dibinde oturan çocuklarına seslendi.
    - Çocuklar! Çabuk buraya gelin!
    Beş tane çocuk annelerin yanına geldi. Kadın, elinde ekin destesiyle, yanı başına gelmiş olan çocuklara:
    - Evlatlarım! Yağmur geliyor. Babanız, harmanın üstüne örtmek için naylon hazırlıyor. Geride kalan şu üç beş desteyi alıverelim de yağmura yakalanmadan şu iş bitsin.
    Yaşlı adam merdiveni harmana dayamış, bir taraftan çocukların getirdiği ekin destelerini düzeltip harman yapıyor, diğer yandan da naylonu harmanın üzerine örtmeye çalışıyordu. Tozlanmış olan yüzüne, o anda gökten bir birkaç yağmur damlası düştü. Heyecanla merdiven basamağının üzerine doğruldu. Yüksek bir sesle:
    - Hanııımm! Çocuklar orayı halleder. Sen gel, yerden bana birkaç taş ver de şu naylonun üstüne koyayım.
    - Geldim bey!
    Yerden aldığı taşları kocasına vermeye çalışan kadın, yağmurun çiselemeye başladığını fark etti.
    - Bey! Çocukların yapacağı iş bitti.
    Başındaki külahı yan tarafa kaymış olan ihtiyar, bir yandan terini siliyor, bir yandan da kadına:
    - Çocukları gönder o zaman! Yağmura tutulmadan bir an önce eve varsınlar.
    Kadın, yanı başına çömelmiş, çubukla yerleri karıştıran çocuğun beline, eliyle hafifçe dokundu:
    - Haydi oğlum! Kardeşlerini al eve götür…
    Rasim, annesinin bir dediğini iki etmedi. Hemen kardeşlerinin yanına gitti. Onlara, Rasim göz kulak oluyordu. İlkokulu bir iki yıl olmuştu.
    Ahmet Efendi'yle Fatma kadında işlerini biraz sonra bitirip çocukların arkasından yola düştüler. Ahmet efendi yürürken bir an durakladı, ayakkabısını çıkardı, ayakkabının ucundan tutup birkaç kez taşa vurdu. Arkasından:
    - Allah, Allah! Küçük bir çakıl parçası yürümeme engel oluyor, dedi.
    Ayakkabısını giydikten sonra, yere bıraktığı orakları eline aldı ve yürümeye devam etti. Neden sonra Fatma kadına:
    - Rasim, okulu bitireli iki yıl oluyor hanım! Artık bağ bahçe işlerine başlamalı. Yoksa bu memlekette aç kalır.
    - Dur bakalım canım! Çocuğun yaşı kaç? Akranlarından kimin eline yakışıyor? Zamanla alışır…
    Yolda giderken, aralarındaki konuşmalar epey uzadı. Yağmurun, kendilerini ıslattığının farkına vardılar. Adımları daha da sıklaştı. Fatma kadın bir taraftan hızlı hızlı yürüyor, bir taraftan da çocuklarının akşam yemeğini düşünüyordu. Ahmet Efendi' ye:
    - Akşama ne yapayım bey?
    Ahmet efendi:
    - Allah kerim bir çorba içeriz.
    Ahmet efendinin yüzündeki terle, yağmurun damlaları bir birine karışmıştı. Hızlı adımlarla evin yolunu tuttular.
    Akşam yemeğini hep birlikte yediler. Ahmet Efendi yatsı ezanının okunmasını bekliyordu. Herkes bir köşeye çekilmiş, Ahmet Efendinin iki dudağı arasından çıkacak söze dikkat kesilmişti.
    Fatma kadın bu arada sofrayı toparlamaya başladı. Odayı kaplayan derin sessizliği, bir anda tahta kaşıkların çıkardığı ses bozu verdi. Küçük kız annesine yardım etmeye çalışırken Ahmet efendi, karşısında duran Rasim'e eliyle 'gel!' işareti yaptı. Rasim odanın köşesinde oturan babasının yanına diz çöküp oturdu. Ahmet Efendi; karanlığı, lambanın sökmeye çalıştığı odada, varlığıyla yokluğu belli olmayan Rasim'e:
    - Oğlum, dedi. Sen artık kocaman adam oldun, görüyorsun buralarda ekmek parası yok. Ömür boyu çift sürersin. Çift sürmekle de belini doğrultamazsın. Ayşe Teyze'nin oğlu, izmir'den dün gelmiş. Yarın onunla konuşacağım. Tatil dönüşü giderken seni de götürsün. Erkende bir zanaat öğrenirsin. Yarın sabah namazından sonra tarlaya gideceğiz, erkenden yatalım…
    O gece Rasim'in gözüne uyku girmedi. Yatakta arada bir dönüyor, bazen de yorganın altından kafasını çıkarıp gözlerini tavana dikiyor, kendisine eşlik eden gece böceklerinin sesleriyle tekrar dalıp gidiyordu.
    Sabaha namazından sonra birkaç kaşık çorba içip avluya çıktılar. Sabahın sessizliğini, Ahmet Efendi'nin orak ve tırpan sesleri bozdu. Tırpanları omzuna alan Ahmet Efendi, oğluna;
    - Rasim! Bir an önce tarlaya varalım. Annenle kardeşlerin arkadan gelirler, dedi.
    Eksik kalan işi tamamlayacaklardı. Dün yağan yağmurun, harmana etkisi olup olmadığına bakacaklardı. Anneleri, kardeşlerine sıcak bir çorba içirdikten sonra gelecekti.
    Rasim, yolda dalgın dalgın yürüyordu. Kafasında dünkü düşünceler vardı. Babasının:
    - Oğlum! Su testisini ağacın gölgesine koyuver de ılımasın, demesiyle kendine geldi.
    Güneşin ilk ışıkları, çalışmanın lezzetini hatırlıyor gibi üzerlerini okşuyordu. Tam iki saat aralıksız çalıştılar. Epeyce ter attıktan sonra, koca çınar ağacının dibine oturdular. Ahmet Efendi, bir eliyle terini siliyor, bir eliyle de su testisini tutuyordu. Fatma Kadın:
    - Terli terli su mu içilir be adam! Hasta olacaksın başıma! Biraz dinlen! Terin soğusun ondan sonra…
    Fatma kadın, kocasına çok bağlıydı. Evini, çocuklarını onca iş arasında ihmal etmiyordu. Ahmet Efendi, neden sonra dinlediğini ifade etmek ister gibi derin bir iç çekti:
    - Bugünlük bu kadar… Yarın harman işlerine başlayacağız. Sıra bize geliyor, dedi.
    Hep beraber eve döndüler. Ahmet Efendi, ikindi namazına camiye gitmek için abdest aldı. Fatma Kadına:
    - Ayşe Teyze'nin oğlunu camide görürüm nasıl olsa. Ona şu bizim oğlanın meselesini söyleyeyim, bakalım ne diyecek? Dedi.
    Namaz çıkışında Süleyman Bey'e:
    - Sizi gördüğüm iyi oldu. Belki gelmezsiniz diye düşünmüştüm.
    Süleyman Bey:
    - Gelmez olur muyum hiç canım? Köydeki insanların buluşma yeri camidir. Başka türlü, bağda bahçede çalışan insanları nasıl göreceksiniz?
    Ahmet Efendi, oğlu için düşündüklerini anlattı. Süleyman Bey:
    - Ben yardıma hazırım. Eğer isterse benim yanımda çalışabilir. İstemezse başka iş bakarız.
    - Ben hele evle bir konuşayım. Bugün, yarın size haber veririm.
    Fatma kadın avluda tavukları yemlerken Ahmet Efendi geldi:
    - Hanım! Yemeği yiyip bizim oğlanın durumunu bir konuşalım.
    Yemekten sonra bütün ev halkı, Ahmet Efendi'nin söyleyeceklerine dikkat kesildi.
    Ahmet Efendi:
    - Oğlum, dedi. Ayşe Teyze'nin oğluyla konuştum. Eğer istersen onun konfeksiyon atölyesinde çalışabileceksin. İstemezsen o, senin için başka iş bakacak. Ama bence onun yanında çalışman daha iyi olur. Ne de olsa akrabamız… El gibi olmaz. Senin iş sahibi olman için elinden geleni yapar, sana yardımcı olur. El yanında çalışmak kolay değil!
    Rasim:
    - Baba! Ben okumak istiyorum. Hafta sonları çalışıp harçlığımı kazansam olmaz mı?
    Ahmet Efendi, hiç beklemediği bu cevap karşısında bir an durakladı. Rasim'in okuyacağını hiç hesaba katmamıştı. Rasim'e:
    - Oğlum! Kararını sen ver! Okumak istiyorsan, ceketimi satar seni okuturum. Ama görüyorsun ki, köyümüzde okuyan insan az. Herkes küçüklükten bir zanaat sahibi olup ekmek parası kazanmak istiyor. Okumak kolay değil.
    Ahmet Efendi, ertesi gün Rasim'le birlikte ikindi namazına camiye gittiler. Namazdan sonra Ahmet Efendi Süleyman Bey'e:
    - Süleyman Bey! Bizim oğlan 'okumak istiyorum' diye tutturdu. Ne dersin?
    - Ben çocuklarımın okuması çok istedim ama onlar okumak istemediler. Eğer Rasim okursa, ben onun ihtiyaçlarını karşılarım.
    Ahmet efendi, duyduklarına sevinmişti. Süleyman Bey, İzmir'e dönme hazırlıkları yapmaya başladı. Onların arabasıyla Rasim de gidecekti. Fatma kadın, oğlunun hazırlıklarına başladı. Bir cumartesi sabahı, Süleyman Bey'in ailesiyle birlikte Rasim'i de uğurladılar.
    Okulların yarıyıl tatili başlamak üzereydi. Ahmet Efendi, evinin avlusunda odun parçalıyordu. Köylülerden birisi, Rasim'in mektubunu getirdi. Ahmet Efendi işini bırakıp eve girdi. Heyecanlı olduğu, ellerinin titreyişinden belliydi. Mektubu özenle açtı ve hanımına okumaya başladı. Rasim'in başarısından ötürü, okul müdürü aileyi tebrik ediyordu. Ahmet efendi, hem okuyor hem sevinç göz yaşları döküyordu. Hava soğuktu ve kar yağıyordu.


    Benzer Konular:
    Konu ∂αякησятнєяη tarafından (16.Aralık.2011 Saat 23:23 ) değiştirilmiştir.

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  





Takip Et
Sitemizde telif hakkı içeren mp3, film, video vb paylaşılması yasaktır. Eğer telif hakkı ihlaline neden olan bir konu olduğunu düşünüyorsanız BURAYA tıklayarak ilgili konuyu linkiyle birlikte göndererek yöneticiye şikayetinizi dile getirebilirsiniz. En kısa sürede ilgilenilecek ve ilgili konu kaldırılacaktır.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307