10 Şubat, Teodor Herzl denilen Siyonisti, "Bu topraklar kanla alındı, kanla verilir" diyerek huzurundan kovan Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın vefatının 89. yıldönümü. Osmanlı’nın son döneminin 33 yılına damgasını vuran ve ‘Hasta Adam’ı ayakta tutmayı başaran Abdülhamid Han, yaptırdığı demiryolları, dışta ve içte izlediği siyasetle düşmanların baş hedefi olmuştur. Bugün sayfamızın elverdiği ölçüde kendisini ve icraatlarını anlatmaya çalıştık.
"Temizleyip tekrar ibadete açacağız" denilen Ayasofya, 73 yıldır mahzun. 481 yıl boyunca Kur’an-ı Kerim tilaveti ve ezan sesleriyle yaşayan Ayasofya, 1 Şubat 1935 yılından beri ibadete açılacağı günü bekliyor. Kur’an-ı Kerim tilavetine, ezan sesine, paha biçilemez halılarına, seccadelerine ve huşu işinde namaz kılan cemaatine kavuşacağı günü bekliyor. Bugün mabedimiz Ayasofya’nın müze yapılmasına kadar geçen süreçte yaşanan dramatik olayları anlattık.
Ezana Hasret 73 yıl
Ayasofya’ya çan takılmasın diye ne zorluklara göğüs gerdi ecdat. Allahu Ekber dağlarında, Çanakkale’de ve Afrika çöllerinde verilen milyonlarca şehide harbe gitmeden önce “Birgün hürriyetimize kavuşunca Ayasofya müze olacak” denilebilir miydi? Elbette denilemezdi.
Türlü oyunların oynandığı bu topraklarda Batılılar kılıçla, topla, tüfekle yapamadıklarını masum(!) bahaneleri öne sürerek yapmışlardır. Bu bahaneler o kadar çoktur ki biz sadece birini burada neşredeceğiz. Tamir ve temizlik yapma bahanesiyle “geçici” bir süre ibadete kapatılan Ayasofya Camii’nin türlü entrikalarla müzeye dönüştürülmesine değinmeye çalışacağız.
Malum olduğu üzre Fatih Sultan Mehmed Han, İstanbul’u 27 Mayıs 1453’te fethetti. Ecdadımızın adetine göre bir şehir fethedilirse padişah o şehre Cuma günü girer ve o mahallin en büyük kilesesi derhal camiye çevrilirdi. Fetihten sonra şehre giren Osmanlı, kubbesinin bir bölümü çökmüş Ayasofya’yı temizleyerek namaz kılınacak bir hale getirdi. 30 Mayıs 1453 Cuma günü şehre giren Fatih Sultan Mehmed Han, Akşemseddin hazretlerinin imametinde Cuma namazını burada eda etti.
O zamandan itibaren Ayasofya Kilisesi, Ayasofya Camii oldu. 19. yüzyıla kadar caminin binasına, diğer bölümlerine, avlusuna ve bahçesine birbirinden nefis Türk mimari sanatının eserleri eklendi. Bu müddet zarfında Bizans’tan kalan mozaikler ve tablolar ve mozaikler itina ile saklandı. Dökülen veya bozulan mozaikler çeşitli zamanlarda yenilendi veya tamir edildi.
18 yüzyılda mozaiklerdeki bazı insan tasvirlerinin yüzleri hafif beyaz badana ile kapatıldı. 1847-49 yıllarında Sultan Abdülmecid, İtalya’dan getirttiği mimar Fosatti’ye esaslı bir tamir yaptırmıştır. Fosatti, aynı zamanda, hem Ayasofya’nın hem de o devir İstanbul’unun, adeta fotoğrafla çekilmiş gibi renkli gravürlerini yapmıştır.
Cumhuriyetin ilanından sonra 1931 yılında ABD’de bulunan Bizans Enstitüsü namına, Thomas Wittemore caminin mozaiklerini temizlemek ve tamir etmek için izin istemiş ve bu izni almıştır. Bu izinle birlikte mozaik ve panolar tekrar tamir edilmiştir. 1934 ortalarında Maarif Vekaleti’ne, Abidin Özmen, İstanbula gelmiş, teftişleri sırasında Ayasofya’yı da gezmiş, çalışmaları ve mozaikleri incelemiş, caminin mabed dışında kalan yerlerinin ihya edilip, müze haline getirilmesini istemiştir. Bu istek üzerine bir komisyon oluşturulmuştur. Aziz Ogan başkanlığındaki bu komisyon Tahsin Öz, Efdalettin Bey, Prof. Osman Ferid ve Alman Prof. Erkhard Ungar gibi uzmanlardan oluşmuştur. Komisyonun çalışmaları sonucunda şu tavsiyelerde bulunulmuştur:
1- Müze olması için Wittemore’un çalışmaları bitmelidir.
2- Bu arada dış kısımlar, kapı ve pencereler tamir edilmeli, son cemaat mahalli teşhir edilecek hale getirilmelidir.
3- Binayı ihata etmiş, kahve, sundurma, köhne ahşap bina, dükkan, kulübeler yıkılmalıdır.
4- Camiye bitişik “Kimsesizler Yurdu” yıkılmalıdır.
5- Avlu tanzim edilerek açık müze yapılmalıdır.
6- Caminin ibadet kısmı “ibadete kapatılmalı” buraya “Bizans eserleri” konularak “Bizans Müzesi” yapılmalıdır.
7- Ayasofya’nın asırlarca Osmanlı eseri haline getirilmiş olduğuda gözönüne alınarak, caminin uygun bir yerinde Türk eserleri de teşhir edilmelidir.
Bu tavsiyelere komisyondakiler oy çokluğuyla imza koymuştur. Ne yazık ki sadece bir kişi caminin müze olmasına karşı çıkmıştır. O da Alman profesör Erkhard Ungar’dır.
Bu tavsiyelerin yazıldığı sıralarda Wittemore caminin asıl ibadet kısmında çalışmalara başlamıştır. İnşaat bahanesiyle yerlerdeki paha biçilemez halılar, seccadeler, Duvarlardaki İsm-i Celal, ism-i Resul, Hülefa-i Raşidin ve Hasan Hüseyin levhaları indirilmiştir.
Wittemore, kubbenin göbeğindeki “Nur” Ayet-i Kerimesi’ni de kazıyarak altında bulunması muhtemel mozaikleri araştırmak istemişse de müsaade edilmemiştir. Böylece Kazasker İzzet Efendi’nin nefis istifi yok edilmekten kurtulmuştur. 481 sene boyunca Kur’an-ı Kerim tilaveti ve ezan sesleriyle yaşayan Ayasofya inşaat bahanesiyle “geçici” bir süre ibadete kapatılmıştır. (1934)
1 Şubat 1935’te müze olarak resmen açılışı yapılan Ayasofya, halen tartışmaların odağında. Bugün Ayasofya Camii’nin müzeye çevrilmesi hakkında çıkarılmış 5 Bakanlar Kurulu Kararı bulunuyor. Ancak bu kararların sahte olduğu çeşitli belgelerle yalanlanmış durumda.
1 Şubat 1935
AYASOFYA’NIN SON YÜZYILI
1918 ve 1919 yıllarında Ayasofya’nın kiliseye dönüştürülmesi için Patrikhane ve kiliseler ortak karar aldı.
3 Şubat 1928 tarihinde hutbeler Türkçe olarak ilk defa Ayasofya’da okunmaya başlandı.
Thomas Whittemore Ayasofya’nın mozaiklerini onarmak ve incelemek için 1931 tarihinde resmi izin aldı.
18 Temmuz 1932’de ezan ilk defa Türkçe olarak Ayasofya’da okunmaya başlandı.
24 Kasım 1934’te Bakanlar Kurulu Kararı ile müzeye dönüştürülmesine karar verildi.
1 Şubat 1935 tarihinde müzenin açılışı yapıldı.
24 Mart 1935’te Fatih Medresesi ortada bir sebep yokken yıktırıldı. Binlerce önemli eser yağma edildi.
İkinci Dünya Savaşı’nda askerlerin durak, dinlenme ve mesken ihtiyacını gidermek için kullanıldı.
1 Şubat 2002’de AB Meclisi’nin bazı üyeleri kiliseye dönüştürülmesi için Konsey’e önerge sundu.
31 Ocak 2006, AB üyesi ülkelerde Ayasofya’nın kilise olarak ibadete açılması için bir kampanya başlatıldı.
Filistin’i satın almak(!) için gelen densizi kovan Koca Sultan
II. Abdülhamid’in vefatı
Sultan İkinci Abdülhamid 21 Eylül 1842 tarihinde İstanbul’da doğdu. Babası Sultan Birinci Abdülmecid, annesi Tir-i Müjgan Kadın Efendi’dir. Annesi Çerkezdir. Sultan İkinci Abdülhamid çok küçük yaşta iken annesini kaybettiği için öksüz büyüdü ve onu üvey annesi Piristu Kadın yetiştirdi. Sultan İkinci Abdülhamid, evlendikten sonra tüm boş zamanını ailesiyle, çocuklarıyla geçirmeye başladı. Sultan İkinci Abdülhamid, yıkılmak üzere olan Osmanlı İmparatorluğunu 33 yıl ayakta tutmayı başarmış Batının da diplomasisine hayran kaldığı büyük bir dehadır.
2. Abdülhamid tahta çıktığı zaman Osmanlı Devleti tam bir bunalımın eşiğindeydi. Karadağ ve Sırbistan’da savaş Osmanlı’nın aleyhine dönmüş, Bosna Hersek ve Girit’te ayaklanmalar baş göstermişti, Osmanlı ekonomisi krize girmiş ve Sadrazam Mithat Paşa ile arkadaşlarının batı hayranlığı Devlet-i Aliye’nin aleyhinde batı ile işbirliği yapar hale getirmiş, Meşrutiyeti’in ilanı için yoğun talepler üzerine 23 Aralık 1876’da Birinci Meşrutiyet ilan edildi.
İlk iş olarak Meclis-i Mebusan Rusya’ya savaş ilan etmekle Osmanlı’ya 93 harbini yaşattı. Ayestafanos Antlaşması ile de Makedonya, Batı Trakya, Kırklareli, Kars, Ardahan ve Batum Osmanlı’nın elinden çıktı. Bu arada bir milyondan fazla Türk Bulgaristan’dan İstanbul’a göç etti. Sultan Adülhamid, İngiltere ile yaptığı anlaşma karşılığından Ayestefanos Antlaşması’yla kaybedilen bazı toprakları tekrar Osmanlı Devleti’ne kattı. ABorç batağına giren devleti borçtan kurtarmak için büyük zorluklara katlandı.
Ayrıca memlekette çok büyük imar ve eğitim faaliyetleri başlatarak, çoğu şahsi parasından karşılanan cami, mescit, mektep, medrese, hastane, çeşme, köprü ve imarethane yaptırdı. Bu eserlerin tamamı 1552 adet olarak tarih sayfalarına geçti. Bunlarla birlikte ülkenin dört bir yanına demiryollları döşetti.
Yunanlıların Girit’te isyan çıkartarak Türkleri katletmeye başmaları üzerine Yunanistan’a savaş ilan etti. Bu savaş sonucunda Atina’ya kadar dayanan Osmanlı ordusunun Batılılar’ın zorlamasıyla ateşkes ilan edildi.
Abdülhamid Han, Yahudilerin, “Osmanlı’nın borcunun tamamını biz ödeyelim. Sen de bize Filistin’de toprak ver” teklifine, “Bu topraklar kanla alındı. Kanla verilir.” deyip, Teodor Herzl’i huzurundan kovdu ve Filistin’i hususi vakıf yaptı. İttihatçılar ise bu vakfiyeyi bozarak bugünkü Ortadoğu sorununu hazırladı.
Doğu Anadolu’da Ermeni hareketlerine karşılık kurduğu Hamidiye Alayları ile bölgedeki asayişi ve Osmanlı hakimiyetini pekiştirdi.
Öte yandan Padişah’ın devlet idaresinde nüfuzunu kırmak isteyen batılılar, İttihat ve Terakki mensuplarını kışkırtarak 23 Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyeti ilan ettirdiler. Böylece otuz yıl durmuş olan facialar tekrar başladı.
Sultan Abdülhamid Han’ı tahttan indirmeden Osmanlı Devleti’ni parçalamanın ve İslam Alemini işgal etmenin mümkün olmadığını gören bütün iç ve dış düşmanlar bu Osmanlı hakanına karşı cephe aldılar. Bir taraftan Sultan’ı gözden düşürmek üzere her türlü iftira ve kötüleme kampanyaları yaparlarken, diğer taraftan suikastlar tertip ettiler.
31 Mart Vakası sebebiyle İttihat ve Terakki ileri gelenleri tarafından tahttan indirilen Abdülhamid Han, Selanik’e gönderildi (27 Nisan 1909). 10 Şubat 1918’de Beylerbeyi Sarayı’nda vefat eden Abdülhamid Han’ın nâşı Çemberlitaş’ta dedesi Sultan II. Mahmut’un türbesindedir. Onun tahttan indirilmesinin üzerinden 10 yıl geçmeden imparatorluğun dörtte üçünün elden çıkması, memleketi 33 yıl nasıl idare ettiğine en açık delildir. Yine Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesiyle beraber kan gölü haline çevrilen Ortadoğu’da huzurun hâlâ tesis edilememiş olması da acı bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır. Sultan Abdülhamid, 18 Mart 1917 tarihinde hatıratına şunları yazıyordu: “Düşünüyorum. Üç kıtaya yayılmış koskoca bir cihangirlik, on yılda bir avuç toprak haline geldi. Vebali kimin?.. Kimin olduğunu bulsak ne işe yarar, vatan elden gittikten sonra...”
Ermeni asıllı Fransız yazar Albert Vandal’ın "Le Sultan Rouge=Kızıl Sultan" Şeklinde ortaya attığı iftiraları aynen alan bazı gafiller, ansiklopedilere bunları yazarak genç nesilleri aldattılar.
10 Şubat 1918
Bağdat Paktı (CENTO) kuruldu
Türkiye, İslâm ülkeleriyle işbirliğini gaye edinen Bağdat Paktı tarzındaki faaliyetlerin içine, 1950’den sonraki Demokrat Parti iktidarları döneminde dahil oldu.
Bağdat Paktı; Türkiye, Irak, İran ve Pakistan arasında tesis edilen “Ortak Savunma ve Bölgesel İşbirliği Teşkilatı”nın hafızalara kazınmış ilk ismidir.
Ayrıca bu anlaşma, bölge barışına katkıda bulunması maksadıyla bütün ülkelerin müdahil olmasına, yani aynı birliğe katılmasına açıktı. 4 Nisan 1955’te İngiltere de pakta dahil oldu. Türkiye ve Irak’ın çağrısı üzerine, 23 Eylül 1955’te Pakistan ve aynı yılın 3 Kasımında da İran kurulan teşkilata üye oldu. Amerika ise, pakta gözlemci sıfatıyla katıldı. İngiltere ve Amerika’nın katılmasıyla pakt, bölge ülkelerinin yararına olmaktan çıkmıştır.
Böylece, Türkiye, İran, Irak, Pakistan ve İngiltere’den oluşan “Savunma İşbirliği Antlaşması Teşkilatı”, nihaî şeklini Bağdat Paktı ismiyle almış oldu. Kuruluşunun üzerinden henüz üç yıl bile geçmeden, Batılı devletlerin kışkırtması ve Irak’taki ihtilâlin sonucu olarak Irak üyelikten çekildi. Irak’ın içinde yer almadığı Bağdat Paktının adının da değişmesi gerekiyordu. Üye ülkelerin, aynı yılın 21 Ağustos’unda yaptığı toplantı sonucu, teşkilatın ismini CENTO olarak değiştirme kararı aldı. 24 Şubat 1955
Kıbrıs Türk Federe Devleti Kuruldu
İkinci Barış Harekatı'nın hemen ardından 25-26 Ağustos 1974 tarihinde BM Genel Sekreteri Kıbrıs'a gelmiş ve toplumlar arasında ikili görüşmelerin başlatılmasını istemişti. İşte bu ortamda çok partili demokratik parlamenter sisteme geçme ve eşitlik temelinde bir federasyon için, gerekli olan federe birimlerin Türk kanadını oluşturma amacı ile, 13 Şubat 1975'de toplanan Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi Meclisi, oy birliği ile Kıbrıs Türk Federe Devletini ilan etmiş. Kıbrıs Barış Harekatı’nın mimarlarından Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın harekatla ilgili görüşlerine riayet edilmediği gibi, bağımsız Kıbrıs Türk Devleti ısrarı da dikkate alınmayarak, Kıbrıs’ın dünya pazarına düşmesinin yolu açıldı.
13 Şubat 1975
KRONOLOJİ
1 Şubat Sinema’nın icadı (1895).
1 Şubat Ayasofya Camii’nin müze oluşu (1935).
2 Şubat İbrahim Paşa komutasındaki Mısır Ordusu’nun Kütahya’ya kadar ilerlemesi (1833).
3 Şubat Kıbrıs Türk Havayolları’nın Türkiye-Kıbrıs seferine başlaması (1975).
3 Şubat İlk uzay gemisinin Ay’a inişi (1966).
3 Şubat Yaser Arafat’ın Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) liderliğine getirilişi (1969).
3 Şubat II. Murat’ın ölümü (1451).
4 Şubat Balkan Paktı’nın imzalanması (1934).
5 Şubat Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (Anayasa)’nın İkinci Maddesinde Değişiklik Yapılarak Altı Ok’un Konulması: “Türkiye Devleti, Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkılapçıdır. Başkenti Ankara Şehridir” (1937).
7 Şubat Ürdün Kralı Hüseyin Bin Tallal Vefat Etti (1999).
7 Şubat Türk Kadınlar Birliğinin Kurulması (1924).
7 Şubat Sultan II. Ahmet’in Ölümü ve Yeğeni (IV. Mehmet’in Oğlu) Şehzade Mustafa’nın Osmanlı Hükümdarı Olarak
Tahta Çıkması (1695).
8 Şubat Sultan 4. Murat’ın Ölümü (1640).
9 Şubat Avusturya’nın Osmanlı Devleti’ne Savaş İlan Etmesi (1788).
10 Şubat Sultan 2. Abdülhamit’in vefatı (1918).
11 Şubat Adalet Partisi Kuruldu (1961).
12 Şubat Yeni Türkiye Partisi Kuruldu (1961).
12 Şubat Türkiye Emekçi Partisi Kuruldu (1975).
13 Şubat Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin Kuruluşu (1975).
14 Şubat Telefonun İcadı (1876).
14 Şubat Yeni Balkan Paktı Ankara’da İmzalandı (1953).
15 Şubat İzmir Eski Eserler Müzesi’nin Açılışı (1927).
16 Şubat Türk Hava Kurumu’nun Kuruluşu (1925).
16 Şubat SSCB’nin Desteği İle Kuzey Kore’de “Halk Cumhuriyeti” nin Kuruluşu (1948).
16 Şubat “Ankara Şehremaneti Kanunu” TBMM’de Kabul Edildi (1924).
16 Şubat Bölücü Örgüt PKK’nın Başı Abdullah Öcalan, Kenya’nın Başkenti Nairobi’de Yakalanarak Türkiye’ye
Getirildi (1999).
17 Şubat “Türk Medeni Kanunu”nun Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Kabulü (1926).
18 Şubat 7. Osmanlı Padişahı (II. Mehmet) Fatih Sultan Mehmet’in Tahta Geçmesi (1451).
18 Şubat Petrol Ofisi’nin Kuruluşu (1940).
18 Şubat Türkiye’nin NATO’ya Girişi (1952).
18 Şubat Yunanistan’ın NATO’ya Girişi (1952).
19 Şubat Kıbrıs’ın Bağımsızlığına İlişkin Türk - Yunan Konferansı (1959).
20 Şubat Genç Osman’ın Katli (1622).
20 Şubat Boğaziçi Köprüsü’nün Temel Atma Töreni (1970).
20 Şubat İşçi Sendikaları’nın Kuruluşu (1947).
20 Şubat Güney Afrika Devlet Başkanı F.W. Klerk, İlk Kez Siyahların da Görev Aldığı Kabineyi Açıkladı (1993).
21 Şubat Ankara Hükümeti’nin Londra Konferansı’na Katılışı (1920).
22 Şubat Menemen’in İşgali (1919).
22 Şubat Harp Okulu Komutanı Albay Talat Aydemir ve Arkadaşları Hükümet Darbesine Kalkıştılar. Olay, Kısa
Sürede Bastırıldı. Katılan Subaylar Emekli Edildi (1962).
24 Şubat Fransa’da Geçici Bir Hükümet Kurularak II. Cumhuriyetin İlan Edilmesi (1848).
24 Şubat Napolyon Bonapart’ın Gazze’yi İşgali ve Akka’yı Kuşatması (1798).
24 Şubat Şehzade Cem’in Ölümü (1495).
24 Şubat Türkiye-Irak arasında “Bağdat Paktı”nın İmzalanması (CENTO), daha Sonra İngiltere, İran ve Pakistan Üye
Olarak, ABD’de Gözlemci Olarak Katıldı (1955).
25 Şubat Rusların Osmanlılara Karşı Savaş İlan Etmesi (1711).
25 Şubat “Çoruh” İlimizin “Artvin” Adını Alışı (1950).
25 Şubat Varşova Paktı’nın Feshi (1991).
26 Şubat II. Osman’ın Saltanat Tahtına Çıkması (1618).
28 Şubat Islahat Fermanı’nın İlan Edilmesi (1856).
28 Şubat İstiklâl Marşı Bestecisi Zeki Üngör’ün Ölümü (1958).
28 Şubat İsveç Başbakanı Olof Palme’ye Suikast (1986).
28 Şubat Körfez’de Ateşkes İlanı (1991).
28 Şubat NATO, Tarihinin İlk Saldırısını Sırplara Karşı Gerçekleştirdi (1994).


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla

Tweet