Ankara'nın Kuruluşunda Vakıfların Rolü
Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti ilan edildiğinde küçük bir kasaba durumunda olan Ankara şehri, zengin bir tarihî geçmişe sahiptir.
Galatlarca''Aneyra'' denen şehrin adı günümüze dek ''Ankara'', Angur'', ''Engürü'' ''Angora'' biçimlerinden gexçerek bugün ''Ankara'' olmuştur. Ankaxra'da ilk uygar topluluğun, Anadolu'da istikrarı sağlayan Hititler olduğu anlaxşılmaktadır.
Hititlerin ardından Frigyalıların yerleştiği şehir daha sonraları sırayla Lidyalılar, Kimerler, Persler ve Makedonyalıların egemenliklerinde yaşamış, Büyük İskender'in ölümüyle Galatların az sonra da Romalıların eline geçmiştir. Galatlılar tarafından yaptırıldığı sanıxlan Ankara Kalesi, Romalılar ve özelxlikle Selçuklular Devri'nde onarılmıştır. Ankara, ortaçağda Hıristiyanlığın Anadolu'daki bel1i başlı merkezlexrinden biri olmuştur. VII. yy. da İranxlıların hemen ardından da Arapların saldırılarına uğrayan Ankara,1073 yılında Türklerin eline geçmiştir.
Şehir bir ara Haçlı Ordularının isxtilâsına uğramışsa da 1127 yılında Selxçukluların, 1354 yılında da Osmanlıxların egemenliğine girmiştir. 1402 Anxkara Savaşı'nda Yıldırım Bayezid'in yexnilmesinden sonra şehirde bazı ayakxlanmalar meydana gelmiştir. Fakat daxha sonra istikrar sağlanmış ve Fatih devrine kadar, Anadolu Beylerbeyliği'xnin merkezi olmuştur.
Ünlü seyyahların seyahatnamelerinxden edindiğimiz bilgilere göre Ankara, Orta Anadolu'da önemli bir kalenin exteğinde kurulan ve Osmanlı Devri'nde genişleyen büyük bir ticaret ve sanayi şehridir. Şehir17. ve 18. yy. larda oldukça zengin ve devrine göre mâmurxdur. Halkın büyük ekseriyeti Türktür ve burada ayrıca pekçok da Avrupalı tüccar yaşamaktadır.
18. yy. ın başlarında nüfusu 100. 000'e yükselen Ankara, bu yüzyılın sonları ile 19. yy. ın başlarında bir düxşüş sürecine girmiştir. Bu düşüş bir baxkıma şehrin ''velinimeti'' olan tiftik kexçilerinin başka ülkelerde üretiminin başlamasına paraleldir. 187 4-75 yıllaxrında hüküm süren kıtlık bu gerilemeyi hızlandırmıştır. Orta Anadolu 'yu kasıp kavuran, insanların ölümüne, çoğunun hicretine yol açan bu korkunç kıtlık sexbebiyle Türk unsuru önem ve zenginlixğini kaybetmiş, ticaret azınlıkların eline geçmiştir.
Bu gelişmelerin sonucu, Ankara büxyük şehirlikten bir kasaba durumuna düşmüştür. 1917 yılı yangını ve I. Dünxya Savaşı, Osmanlı Dönemi Ankara 'sıxnın sonu olmuştur. 1923'de Türkiye Cumhuriyeti'nin resmen başkenti ilan edilmesi, Ankara için yeni bir devri başlatmıştır.
Başkent olmanın gerekli kıldığı hexmen hiçbir fizikî ve sosyal altyapıya sahip olmayan ve yukarıda sıralanan sebeblerle bozkır üzerinde harabe bir Anadolu kasabası görünümüne dönüşen Ankara'yı ele alarak; o'nun, evkâfın engin zenginlikleri ile desteklenerek nasıl Başkent Ankara haline getirilxdiğini anlatmaya çalışacağız.
Bu noktada bir nebze de vakıf kavxramı üzerinde duralım.
Vakıf, insanlıkla birlikte var olan, ancak İslâmla birlikte yaygınlaşan iyixlik, şefkat ve dayanışma duygularının teşkilatçılık rûhuyla bütünleşmesi soxnucu, şaha kalkan bir hukuk âbidesidir. Vakıf esprisi ve uygulaması, Selçuklular ve Osmanlılar dönemi kültürüxnün her sektöründe yaşatıcı, koruyucu ve geliştirici bir rol oynamıştır. Gerxçekten İslam-Türk toplumunda vakıf, coğrafyayı vatanlaştıran; serveti hizxmete dönüştürerek vatanı iktisadî, içxtimaî ve kültürel müesseselerle donaxtan; insanları sevgi, sosyal dayanışma ve yardımlaşma ağlarıyla birbirine bağlayarak bütünleştiren; mazi, hal ve isxtikbâl arasında köprü kurarak tarih şuxurunu canlı tutan bir medeniyet unsuru olmuştur.
Memleketimizde mevcut, dünya çaxpında kıymete haiz eski eser ve abixdelerin büyük bir kısmı vakıf yoluyla yapılmıştır. Bu eserler millî kültürüxmüzün ve tarihimizin tapu senetleridir.
Uygarlık tarihimizin temel bölümxlerinden birini kapsayan ve sosyal adaletin gerçekleştirilmesinde önemli bir yer işgal eden vakıf müessesesi, hiçbir millette Türk toplumundaki kaxdar büyük ve anlamlı olmamıştır.
İslâmiyet'in zuhuru ile toplumun güçsüzlerini korumak, yolcu ve misafirxleri ağırlamak, zamanın toplumsal ihtiyaçlarını karşılamak üzere ortaya çıxkan vakıfların, zaman süreci içerisinde, tesis edildiği milletlerin ihtiyaç ve karakterine göre hizmet alanı genişlemişxtir. Osmanlı İmparatorluğu'nda devletin iç ve dış siyaseti, ekonomik yapısı, ulaxşım, sosyal ve kültürel hizmetleri ile vakıflar iç içedir. O devirde, bugün devletin ve kamu kuruluşlarının üzerixne aldığı, kamu hizmetlerinin birçoğu vakıflar tarafından yürütülmüştür.
Zengin vakıf gelirleri ile kurulan ve çok yönlü fonksiyonları bulunan ''külliye''ler, 13. yy. ın başından itibaren çeşitli Anadolu şehirlerinde kendini göstermeye başlamıştır. Gerek başka dinlerden İslâm'a girenler ve gerekse Türkler arasında, dînî inanış ve farklı medeniyet anlayışına sahip bulunan grupların bir ideal etrafında toplanmasında vakıf külliyelerinin çok büyük rolü olmuştur.
Külliyeler, insanların şehir hayatıxna geçmesi için gerekli olan ihtiyaçları karşılayacak yapı özelliğine sahiptiler.
Ortada büyük bir câmi etrafında medrese, sıbyan mektebi, kütüphane, hastahane, aşhane, han, hamam, kerxvansaray, kalenderhane (zaviye derxgah), muvakkithane, türbe, kapalı çarşı, su bentleri, şadırvan ve umûma açık tuxvaletlerden oluşan külliyeler; o günün şartlarına göre asgariden altyapı ihtixyaçlarını karşılayacak niteliktedir.
Vakıf külliyelerinin tesis edildiği yerlerde ulaşım sağlanmış, temizlik, eğitim, ibâdet, barınma, beslenme ihtixyaçları karşılanmış, sağlık sorunları çöxzümlenmiş olmaktadır.
Selçuklu ve Osmanlı külliyeleri topxlumsal kaynaşmayı teşvik eden, modern anlamda bir sosyal merkez karakterine sahiptir. Bunlar sadece ibadet yeri, öğxretim merkezi ya da fakir mutfağı olxdukları için değil, fakat çevrelerinde başka toplantı yerlerinin gelişmesine ön ayak oldukları için sosyal katalizör rolü oynamışlardır.
Vakıflar, tesis ettiği mektep ve medreselerle gençleri; cami ve derxgahlarla yetişkinleri eğitmiştir. Bu müessese sayesinde, dul ve kimsesizler yiyecek gıda, giyecek elbise; öksüzler okuyacak okul; hastalar tedavi olacak hastahane; ölüler yatacak mezar bulxmuşlardır. Bu durum zengini yoksula karşı merhametli, yoksulu da zengine karşı saygılı yapmıştır. Yardımın şaxhıslar eliyle değil de, müesseseler kaxnalı ile yapılması yoksulun şahsiyetini korumuş, onu kişilere minnet duyguxsundan kurtarmıştır. Fiziksel çevre ve kişisel noksanlıklar sebebiyle bazen dayanılmaz hale gelen hayatın yalçın ve sertlikleri yumuşatılarak dünya yaşanır hale getirilmiştir.
Vakıflar, geliştirdiği sosyal yardım müesseseleri ile sadece İnsan şahsiyextinin korunmasıyla yetinmemiş, toplumx devlet bütünlüğünü de sağlamıştır.
Toplumun ihtiyaç duyduğu bu hizmetler, millet fertlerinin alın teri ile kazandıkları mallarından bir bölümüxnü, Allah'ın rızası için, kamunun hizxmetine sunmaları sonucu gerçekleşxmiştir.
Vakıf müesseselerinden her birinin kuruluş ve işleyişi hususunda; bizzat vakıf kurucusu tarafından düzenlenen ve kadı tarafından onaylanan hukukî belgeye ''vakfiye'' denilmektedir. Bugün sosyal ve ekonomik tarihimizin en öxnemli kaynaklarından birini, hiç şüphexsiz bu vakfiyeler meydana getirmektexdir.
Vakıfların külliye sistemini veya muhtelif yapılaşmalarla Osmanlı şehirxlerinde hissedilen olumlu gelişmesini, Ankara'da da görmek mümkündür.
Yerli ve yabancı seyyahlar, şehrin vakıf eserlerle imar edildiğini görerek, eski Ankara'yı bir vakıf şehir olarak anlatmışlardır.
Seyyahların yaptığı Ankara gravürxlerinde en belirgin üç eser vakıfdır. Bunlar Hacı Bayram Camîi, bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi olarak kullanılan Mahmud Paşa Bedesteni ve Cenabı Ahmed Paşa Camîi'dir. Bunlara Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce restore edilmek suretiyle fonksiyone edilen Sulu Han'ı da ilave etmek lazımdır.
Aşağı yukarı 1640 yılında Ankara’xyı gören Evliya Çelebi; ''Ankara Kalesi, yüksek bir dağın doruğunda, dört kat beyaz taştan yapılmıştır. Katları birbixrinden yüksektir. Her tabakasının arası 300'er adımdır. Duvarların yüksekliği 60 arşın, genişliği 10 Mekke zirâ'sıdır. Garip bir mühendislikle yapılmıştır. İçerisinde 360 mahalle, bahçesiz 600 ev bulunmaktadır. Tamamı vakıf olan 76 Camii, 200 hamamı, 170 çeşmesi, bütün öğrencileri burslu 9 medresesi, 3 dar'xulhadisi, 180 sıbyan mektebi (ilkokul), 18 dergahı, 2000 dükkanı, sanat niteliği yüksek bedesteni ve çarşıları mevcutxtur.'' dedikten sonra kadınlarının rengarenk sof feraca giydiklerinden ve gaxyet edepli gezdiklerinden bahseder.
1739-1740' da Ankara 'ya gelen İngixliz seyyah Richard Poekoche, 12'si mixnareli olmak üzere şehirde 100 kadar camîin varlığından bahseder. İngiliz seyyaha göre, Ankara'nın nüfusu 100.000 kadardır. Nüfusun 1000 kadarı kale muhafızı olmak üzere 90.000'ni Türktür. 1500'ü Rum ve geri kalanı Erxmeni olmak üzere 10.000'kadar Hıristixyan mevcuttur. Bu seyyaha göre Ankaxra'da ayrıca çok fakir 40 Yahudi aile de bulunmaktadır.
Bütün seyyahlar Ankara'nın tiftik keçilerinden ve bu hayvanların tüyxlerinden elde edilen ''sof'' ticaretinden uzun uzun bahsederler. O dönemde Anxkara'da Avrupalı tüccarlar oturmakta ve her yıl Fransa, İngiltere ve Hollanda'ya 500-600 deve yükü sof gitmektexdir.
Ticaretin iyi işlediği dönemlerde insanlar zengin, Ankara şehri mâmurxdur. Bağımsız dükkanların yanında, büxyük paralar sarf edilerek yaptırılan 13 adet vakıf han ve bedesten bulunmakxtadır. Fakat maalesef , bugün bunlardan sadece Sulu Han ve Mahmud Paşa Bexdesteni günümüze kadar ulaşabilmiştir.
Diğer Osmanlı şehirlerinde olduğu gibi Ankara' da da mahalleler, bir dînî yapının veya bir arada olmayı arzu exden meslek gruplarının vakıf yoluyla tesis ettikleri bir zaviyenin etrafında oluşmuştur. İslâm şehir tipinin üç temel öğesi, cami -mescid, pazar-çarşı, hamam ve sudur. İstisnasız şehirlerin bu üç texmel öğesini asırlardır vakıflar üstlenxmiştir. Vakıf olmayan bir cami, medrexse, mektep, kütüphane göstermek mümxkün değildir. 1911'lerde devlete ait tek kütüphane vardı, o da seviye olarak, vakıf kütüphanelerinin en gerilerinde olan Ragıp Paşa Kütüphanesi'ne bile denk değildi.
Kanunî Dönemi'nde kale içerisindexki Müslümanlara ait mahallelerin taxmamının ismi bir mescide izafe edilxmiştir Güzeloğlu Mescidi Mahallesi, Dudisan Mescidi Mahallesi, Aşağıkapı Mescidi Mahallesi gibi. Hisar dışında da durum bundan farklı değildir. İslâm şehir düzeninde mahallenin mescid çexkirdeği etrafında oluşması kuralı, Anxkara'da da çok açık bir şekilde görülxmektedir.
Buraya kadar anlattıklarımızla, maxzisi çok eskilere uzanan Ankara'nın I.Cihan Savaşı, yangın ve kıtlıklarla 100.000'lik bir şehirden Anadolu bozxkırının ortasında kale surları içerixsinden tren istasyonuna kadar uzanaxn 20 bin nüfuslu küçük bir kasaba görünümüne dönüştüğü; vakıfların ise din, dil ve ırk ayırımı yapmaksızın şefkat kollarını tüm insanlığa açan, fizikî ve sosyal altyapısını tamamlayaxrak kurduğu külliyelerle, boş ve ıssız yerleri iskâna açan, çağlar boyunca sürxdürdüğü yapılaşma hareketi ile şehirlexri İslâm mimarisi ölçüleri içerisinde imâr ve ihya eden bir müessese olduğu anlaşılmıştır.
Biz bu noktada bir Anadolu kasabaxsı görünümündeki Ankara’nın vakıf exliyle nasıl başkent Ankara olduğunu anlatmaya ça1ışalım:
1920'den itibaren yeni kurulan hüxkümetin merkezi olan Ankara,Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 13 Ekim 1923 tarihinde kabul ettiği bir kanunla Türxkiye Devleti'nin başkenti ilan edilmişxtir.
Mecliste alınan bu kararla. hukukî formalite tamamlanmış, Cumhuriyet kurulmuş ve bu yeni devletin merkezi Ankara olmuştur. Ancak herşey bu kaxrarla bitmemektedir.
Yeni devletin, Türkiye Büyük Milxlet Meclisi binaları başta olmak üzere idari yapılara, otele, hamama, okula, yola, suya ihtiyacı vardır. Bu noktada vakıfları devrede görmekteyiz.
İmâr çok yönlü çalışmayı gerektiren çaplı bir iştir. Herşeyden önce paranız, kalifiye teknik elemanınız, üzerinde imar planları yapacağınız arazi ve arxsalarınız olması gerekmektedir. Yeni kurulan Cumhuriyet Hükûmeti'nde bunlardan hemen hiç birisi yoktur.
Köklü bir maziye sahip olan Evkaf İdaresi, Mimar Kemaleddin Bey'in başxkanlığında iyi bir teknik kadroya saxhipti. Vakıflara ait olsun olmasın, Anxkara'nın ilk yapılarında bu ekibin imxzası bulunmaktadır. Ankara Palas'tan Merkez Bankası'na kadar Ulus ve çevxresindeki benzer yapılar, bu söylexdiğimizin canlı şahitleridir.
Yeni hükümetle birlikte diplomasi yönünden Anadolu'nun ortasında bir hareketlilik gözlenmektedir. Fakat, Ankara yabancı misyon şeflerini ağırxlayacak bir otele sahip değildir. İş bununla da bitmemektedir. Ankara ikxlimi sert bir şehirdir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne seçilen üyelerin otuxrabileceği kaloriferli sıcak sulu evlere, hükümet merkezine gelen yerli ve yaxbancı misafirlerin kalabileceği otele, sinema, tiyatro, klüp v. s. gibi dinlenme ve eğlenme yerlerine, gençlerin okuyaxcağı okullara, yetişkinlerin eğitileceği konferans salonlarına, temizlik için haxmama, yiyecek maddelerinin temini için sebze ve meyve haline, bu gıda maddelerini taşıyan hayvanların barınxdırılacağı hana, hastaların tedavisi için hastahaneye, aklımıza gelen ve gelmexyen insanın gereksinme duyacağı bir yığın fiziki ve sosyal altyapıya ihtiyaç duyulmaktadır.
Yukarıda işaret etmeye çalıştığımız noksanlıkların hemen tamamını vakıflar bir plan dahilinde gerçekleştirxmiştir.
Vakıflara ait arsaların belediyelere takdir edilecek bedellerle satılmasına ilişkin 1926 tarih ve 748 sayılı kanunxdan sonra, 1928 tarih ve 1351 sayılı kaxnunun 9. maddesi ile imar planında gexrekli görülen tüm vakıf arazi ve arsalarının karşılıksız olarak Ankara İmar Müdürlüğü'ne devri kararlaştırılmıştır. İmar planlarında yola, yeşil sahaya ve diğer kamu hizmetlerine ayrılan vakıf yerler üzerinde bina varsa, Belediyeler sembolik mahiyette sadece bu binaların enkaz bedellerini ödemek durumundaxdır, o kadar.
Böylece, İmar Planı içerisinde kalan bütün vakıf arsa, arazi ve binalar Anxkara İmar Müdürlüğü' nün emrine tevxdi edilerek, masrafsız bir Ankara Şehri imâr Plânı çizilmesine zemin hazırxlanmıştır.
Cumhuriyetin ilk yılları ile birlikte, Vakıflar eliyle Ankara'da büyük bir ixmar hareketine girişilmiştir.
İlk defa Türkiye Büyük Millet Meclisi binası yapılması için Kızılbey Vakfı'ndan arsa verilmiştir. Bugün Ulus Heykeli, eski Meclis Binası, Ankara Palas, Stad Oteli, II. Vakıf Apartmanı (Toprak ve Tarım Genel Müdürlüğü), Osmanlı Bankası ve Merkez Bankası kompleksinden meydana gelen ada taxmamen Vakıflar İdaresi'nce imâr edilxmiştir,
Yabancı misyon şeflerinin ağırxlanması için Ankara Palas Oteli, bugün maalesef yerinde göremediğimiz ve haxlen Merkez Bankası ek inşaatı yapılan yerde bulunan ve bekâr parlementerler ile diğer yerli ve yabancı misafirlerin kalması için dört katlı Belvü Palas (I. Vakıf Apartmanı) Oteli, yine aynı yerxde Anadolu Kulübü, halen Toprak ve Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün kirasında olan ortasında tiyatro-sinexması (Küçük Tiyatro) bulunan dört kaxpılı, dört asansörlü ve dört blok haxlinde evli parlementerlerin oturması için II. Vakıf Apartmanı, bu binanın hemen yanında ve bugün Devlet Balesi ve Operasının oturduğu III. Vakıf Apartmanı, arkasındaki işyeri binaları ve bunların arasına uygun planlarla biblo gibi lojmanlar yapılmıştır.
Elimizdeki kayıtlara göre, aynı ada içerisinde Ankara Palas'dan başlamak üzere, Belvü Palas, beş vakıf apartman ve evler için o günün parası ile 2.435.486,60 lira sarfedilmiştir. Buxgünün bütçesi ile bu rakam insana çok küçük gelebilir. Oysa bu rakam Vakıfxlar Genel Müdürlüğü'nün 1925 yılı bütxçesine denktir. Zira Genel Müdürlüğün 1925 yılı bütçesi 2.511.500 TL. dır. Cumhuriyetin ilk yıllarında 1 Türk Lixrası 1 Reşat altınına eşitti. Bugün 1 Reşat 100.000 TL. dır ( 21.06.2002 tarihinde 1 adet Reşat 90.000.000 TL ). Buna göre yapıxlan harcama 243.548.660.000 (21.01.2002 tarihinde ise 219.193.794.000.000) liradır ki, bir ada üzerine dağılan bu yapılar kompleksini ancak bu kadar bir harcaxma ile yapmak mümkün olabilir.
Vakıflar konut yapımı konusunda bunlarla yetinmemiştir. Halen Büyük Doğumevi Hastahanesi'nin bulunduğu Hamamönü ve Dumlupınar Caddesi'nde vakıf personelinin oturması için birçok lojman yaptırmıştır. Bu lojmanlardan bir kısmında vakıf personeli kalmış, diğer bir bölümünde de devlet erkânı, hatta Bakanlar oturmuştur.
Ne yazık ki, bu binaların büyük ekxseriyeti bugün mevcut değildir.
Eski mektep ve medreselerin taxmamı Maarif'e devredildikten başka, Mithatpaşa'daki Mimar Kemaleddin İlkokulu'nu 100.295.00 TL harcayarak Vakıflar Genel Müdürlüğü yaptırmış ve öğretime açmıştır.
Bilindiği gibi Atatürk'ün emriyle Ankara'da ilk açılan Fakültelerden biri Hukuk Fakültesi'dir. Çankırı Caddesi üzerinde bulunan ve halen Ankara Müftülüğü'nün kirasında olan İtfaiye Meydanı’ndaki bina, 140.384,64 lira harcanarak Vakıflar tarafından Hukuk Fakültesi olarak yaptırılmıştır.
İlmî toplantıların yapıldığı ve yextişkinlerin eğitildiği bir merkez olarak kullanılan Türk Ocağı kompleksinin yapımına 102.000.00 lira ile iştirak edilmiştir. Bu miktar tüm bina malixyetine yakındır.
Ankara'nın ilk yataklı tedavi merxkezi olan Numune Hastanesi ana binası yine 675.000.00 lira ile Vakıflar taraxfından finanse edilmiştir.
İstiklal Savaşı'nda şehit olan vaxtandaşlar ile diğer dar gelirli vatandaşxlarımızın çocuklarını karşılıksız okutxmak üzere Etimesgut'da bir yatılı okul yaptırılmış, öğretmen lojmanlarına kaxçlar bütün sosyal tesislere bu yapıda yer verilmiştir. Okul kompleksi 25 döxnüm arazi üzerine oturmakta ve hâlen Etimesgut Yetiştirme Yurdu olarak kullanılmaktadır. Bu kompleks için 327.900.00 lira harcanmıştır.
Yine Etimesgut'da askerî birliklerin banyo ihtiyaçlarını karşılamak üzere bir hamam, hal ve işyerleri ile birlikte bugün PTT'nin depo olarak kullandığı han binaları bir külliye halinde Vakıflar tarafından tesis edilmiştir.
Bu imar hareketinden başka Darülx-Funun, Darüş-Şafaka, Himâye-i Etfâl ve Himâye-i Eşcâr Cemiyetleri ile Türk Ocakları, Muallimler Birliği, Ankara Belediyesi ve spor kulüpleri gibi sosyal ve kültürel faaliyet gösteren Cemiyetxlere de 1.967.886 TL yardım yapılmışxtır.
Ankara'da vakıfların yaptığı hizmet bunlarla bitmemektedir. Bir taraftan tarihî işyerleri restore edilirken bir taraftan da Anafartalar Caddesi üzexrinde dükkanlar ve iş hanları yapılmışxtır. Ulus Perakende Hali'nin arkasınxdaki Kuyumcular Çarşısı ve iş hanı buxnun tipik bir örneğidir.
Türkiye genelinde olduğu gibi, 831 Sayılı Sular Kanunu ve 1580 Sayılı Bexlediyeler Kanunu'nun 160. maddesi ile de bu amaca meşrut tüm taşınır-taşınmaz mal varlığı ile birlikte vakıf sular ve mezarlıklar Belediye'ye devredilmişxtir.
Genel bir ifade ile1924-1932 yılları arasında 8.604.737 TL Ankara'nın imârına, 1.967.886 TL. da kültürel faaliyet gösteren cemiyetlere olmak üzere Vaxkıflar Genel Müdürlüğü'nce toplam 10.572.623 TL. harcama yapılmıştır.
Bir şehirde Meclis Binası'nın yexrinden oteline, sinemasına, konferans salonuna, okuluna, hastahanesine, parlementerlerinin oturacağı apartmanına, çarşı ve pazarına kadar herşey vakıf parası harcanarak yapılmışsa, tüm inşaxat projeleri vakıf teknik heyetince çixzilmişse bu şehir vakıflar eliyle imâr edilmiş olmaz mı?


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla

Tweet