Toplam 12 sonuçtan 1 ile 12 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: knıght la ilgili birsey

  1. #1
    Status : Atilla... isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Oct 2007
    Bulunduğu yer : BucaLadik BeyinLeri
    Mesajlar: 1.360
    Konular: 579
    Aldığı Beğeniler: 0

    Standart knıght la ilgili birsey




    Karus ve El Morad arasında süren sonsuz savaşlarda birçok kahraman cesurca savaşarak öldü fakat hiçbiri Ronark’ın cesareti ve gücüne asla sahip olamadı. El Morad’ın en güçlü büyüleriyle donatılmış bu korkusuz kahraman, savaşlara her zaman en önde atılarak “Logos İçin!” diye haykırmasıyla tanınırdı. Ronark, karşısında durmaya çalışan tüm ahmaklara eşsiz büyülerinden tattırıp, onları bir daha dönmemecesine yok edebiliyordu. Fakat en güçlü kahramanlar bile ölümlü vücutlarıyla bazen kaybetmeye mahkumdur.

    Bu korkusuz kahramanın sonu olduğuna inanılan topraklar onun anısına “Ronark Toprakları” olarak adlandırılmıştı. Ancak herkesin bildiğinin aksine aslında Ronark yok olmamıştı! Tanrı Akara, Ronark karşısında çaresiz kalan Tuarek’leri izledikçe hiddetlenmiş ve Ronark’ı savaş sahnesinden kaçırarak sihirli bir küreye hapsetmişti. Ronark çaresizce tanrısı Logos’tan yardım dileyip durdu fakat haykırışları sanki sağır kulaklara gidiyordu. Her ne kadar Tanrısı O’nu terketmiş gibi gözüksede, Ronark’ın yüreğinde Logos için sakladığı inanç asla kaybolamazdı. En sonunda, bir gün Logos Ronark’ın rüyasında bir siluet olarak belirdi ve Ronark’ı içinde hapis tutulduğu sihirli küreden kurtulabilmesi için gereken büyüyle besledi. Aradan geçen uzun zamandan sonra, Ronark en sonunda sihirli kürenin tüm enerjisini içine çekebilmiş ve Akara’nın zulmunden kendini kurtarabilmişti. İçinde bir Tanrı tarafından bahşedilmiş en güçlü büyüyü barındıran Ronark artık bir ölümlü vücudundan sıyrılmış ve kendini yepyeni bir Tanrı olarak bulmuştu.

    Bugün, Ronark Topraklarında sonsuz savaş tekrar canlanıyor. El Morad ve Karus ırklarını birşey sanki tetikliyor. Dökülen kanların üzerinde eşsiz şekilde yankılanan bir ses, herkesin kulaklarında şu sözlerle çınlıyor:

    “Hazır ol Akara! Senin hilelerin beni savaşımdan kopardı ve senin büyün bugün beni bir Tanrı yaptı! Carnac, şovalyerin artık yeni bir Tanrısı var! Bugün herkes yerini almak ve savaşmak zorunda

    Konu Atilla... tarafından (10. March 2008 Saat 13:24 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Status : Atilla... isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Oct 2007
    Bulunduğu yer : BucaLadik BeyinLeri
    Mesajlar: 1.360
    Konular: 579
    Aldığı Beğeniler: 0

    Standart

    Cesaretle savaşırsınız, onurla savaşırsınız... Peki aslında ne için savaşırsınız?

    Savaşımızı, şövalyelerimizin neden savaştığını anlayabilmek için çoğunluğun unuttuğu bazı gerçekleri yeniden gün ışığına çıkarmalıyız. İçinde bulunduğumuz savaşın kökleri evrenin başlangıcına dek uzanıyor. Ne de olsa dünya hep bugünkü gibi bir yer değildi.

    Bizim zaman diye adlandırdığımız dönemden önce yalnızca mistik bir boşluk vardı ve bu boşlukta çok eski, hiçbir özel şekli olmayan enerjiler dolanıyordu. Bilinmeyen bir sebeple bu eski enerjiler yavaş yavaş biçim kazanmaya başladı. Bu cisimleşme/maddeleşme sırasında çok özel bir güç bilinç kazandı.

    Logos adındaki bu gücün tek amacı kendi yansımasını yaratmaktı. Yüksek dağları, derin vadileri ve masmavi gökyüzü ile Carnac dünyasına ilk şekil veren o oldu. Sonra, kayaları yontması, vadileri ve okyanusları doldurması için suyu getirdi. En sonunda dünya mistik boşlukta turkuaz renkli bir mücevher gibi salınan muhteşem bir yere dönüştü. Ancak, Logos tatmin olmamıştı. Yarattığı nehirlerin, okyanusların ve göllerin ihtişamına tanıklık edecek birilerinin olması gerektiğini hissediyordu. Kayalar ve dağlar tek başlarına görkemliydi fakat hiçbirinde hayat yoktu.

    Logos, dağları yapmak için kullandığı enerjiden artanlar ile hayatı yarattı. Artık suda yüzen balıklar ve toprakta yetişen ağaçlar vardı. Ardından yeryüzünde hayvanlar belirdi ve gökyüzünde kuşlar süzülmeye başladı. Logos, son olarak, kendisine benzeyen insanları yarattı. İnsanlar, Logos gibi, dünyayı kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirme gücüne sahipti.

    Bir süre herşey yolunda gitti. Logos, insanlar onu Tanrı diye adlandırıyordu, durumdan memnundu; yarattıkları ise kendilerine bahşedilen dünyanın tadını çıkarıyordu.

    Oysa yakında hepsinin huzuru bozulacaktı.

    Yansıması olan insanları yaratma telaşı içinde Logos, bir enerji parçasına biçim vermeyi atlamıştı. Unutulan bu parça, yüzyıllar boyunca, karanlık bir vadide güzel bir cisme dönüştürüleceği anı bekledi durdu.

    Başlarda oldukça sabırlıydı.

    “Logos’un benim için özel bir planı vardır.” diye düşünüyordu. “Belki de beni neye dönüştüreceğine henüz karar vermedi.”

    Uzun bekleyişin sonunda, biraz ilgi gördükten sonra terkedilen her bilinçli varlığın yaptığı gibi, sabrı tükendi ve öfkesi kabarmaya başladı. Logos’unkine benzeyen bilinci sayesinde, unutulan bu enerji parçası yavaş yavaş kendine biçim vermeyi başardı. Üstelik insanlar gibi sınırlı bir şekli yoktu, aksine her değişimde insanların sınırlarının ötesine geçiyordu. Değiştikçe daha da güçleniyor, unutulduğu için duyduğu öfke gitgide büyüyordu.

    Logos, Unutulan’ı nihayet hatırladığında çok geç olmuştu. Unutulan, kendine Pathos adını veren bir varlığa dönüşmüştü. Logos’un gücüne kafa tutacak kadar kuvvetliydi, fakat içinde ondaki merhametin zerresini taşımıyordu. Aksine, Logos’un özenle yarattığı herşeyi mahvetmek için yanıp tutuşuyordu. İntikam almak uğruna yaptığı ilk hamle dünyaya Değişim getirmek oldu.

    Pathos’un getirdiği Değişim yüzünden dört mevsim, gece ile gündüz, hayat ve ölüm ortaya çıktı. Pathos için bu yeterli değildi, kendisinin duyduğu acıyı ve terkedilmişlik hissini Logos’un da tatmasını istiyordu. Pathos, bir avuç kumu aldı; her bir kum tanesine, ileride insanlığın günahları olarak anılacak, en karanlık duygu ve dürtüleri doldurdu. Ardından her bir zerreyi alıp insan doğasına ekti. İnsanlar Logos’tan uzaklaşmaya ona yüz çevirmeye başladı. Hükmetmeye ve yok etmeye yarayan hırsı, şehveti ve arzuyu tatmışlardı.
    __________________


  3. #3
    Status : Atilla... isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Oct 2007
    Bulunduğu yer : BucaLadik BeyinLeri
    Mesajlar: 1.360
    Konular: 579
    Aldığı Beğeniler: 0

    Standart

    Pathos’un ölümü getirmesiyle Logos’un dünyanın görkemli varlığının sonsuza dek süreceği yönündeki hayali yıkıldı. Çünkü, Logos’un sadece yaratma gücü vardı, yenileme gücü yoktu. Böylece, Pathos’un öyle bir niyeti olmadığı halde, hayat ve ölüm arasındaki ayrım yeni bir varlığın ortaya çıkmasına neden oldu. Ölenlerin geride bıraktığı enerjilerden yeni hayatlar yaratma görevi yeni tanrıya, Hayat Tanrıçası Akara’ya verildi.

    Akara her canlı ile devamlı bir ilişki içindeydi. Yaşlanıp ölenleri gözetir, onların yerini gençlerin almalarını sağlardı. Dünya üzerindeki canlıları Logos’un anlayamadığı bir şekilde anlamayı başarıyordu. Kendisine hiç saygı göstermedikleri halde canlıları ona aitlermiş gibi seviyordu. Zaman geçtikçe, üzüntü içindeki Logos’un onlardan uzaklaştığını fark etti; yarattıklarının değiştirilmesine özellikle ölmesine katlanamayan Logos onları ihmal etmeye başlamıştı. Akara, yaratıcı rehberlik etmediği sürece hayatın verimli yaşanamayacağını biliyor, üzülüyordu.

    Bazen insanlar şöyle dua ediyordu:

    Biz senin çocuklarınız,
    Unutmuş olsan da
    Terketme bizi asla.


    “Belki,” diye düşündü Akara. “Belki bu çocuklara kendi çocuklarım gibi sahip çıkmalıyım.”

    Logos, Akara’nın niyetini anladı; yarattıklarını tamamen kaybetmekten korktuğundan sorumluluklarını yerine getireceğine dair Akara’ya söz verdi. Tanrıça bir süreliğine rahatlamıştı.

    Tam Logos sözünü tutmak üzere işe koyulduğunda Pathos yeniden ortaya çıktı. Bu defa, Logos’un en başta yarattıklarından birini, Logos’un üzerinde ilk kez rüzgarı hissettiği, bulutlara ilk kez dokunduğu dağları yok etmeye karar vermişti. Pathos, Carnac’ın çekirdeğinin derinliklerinden ateşi çağırdı; çok sevdiği dağlarının yıkılması karşısında dehşete kapılan Logos Pathos’u durduramadı. Yok edici alevler ormanları tutuşturmuş, nehirleri kurutmuştu. İnsanlar tanık oldukları felaket karşısında çaresizdi, pek çoğu hayatını kaybetmişti.

    Logos derin bir kederle yeniden kabuğuna çekildi, artık ona ait olmayan dünya ile ilgilenmiyordu.

    Bu defa Akara, Logos’un sorumluluğunu üstlenmekte kararlıydı. Ancak Logos’un kolay vazgeçmeyeceğini biliyordu. Hayatın sürdürülebilmesi için, dünyayı zayıf yürekli Logos ve acımasız Pathos’tan kurtarmak üzere bir komplo düzenledi.

    Akara’nın bu arzusu yeni bir Tanrı’nın yaratılmasına neden oldu: Cypher. Yeni Tanrı, yıkım ve aldatmacadan başka bir şey bilmiyordu.

    Akara, Logos’un yanına gidip ona yeni Tanrı’dan bahsetti. “Yok etme gücü var, ne daha fazlası ne daha azı. Onun gücünü kullanarak Pathos’tan kurtulabilirsin.”

    Akara’nın anlattıklarını dinleyen Logos sevinç içinde Cypher’ı aramaya koyuldu. Dünyayı yeniden eski haline getirme hayalleri ile oradan uzaklaşırken Tanrıça’nın yüzünde beliren tebessümü göremedi


  4. #4
    Status : Atilla... isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Oct 2007
    Bulunduğu yer : BucaLadik BeyinLeri
    Mesajlar: 1.360
    Konular: 579
    Aldığı Beğeniler: 0

    Standart

    Cypher, Logos’un beklediği gibi bir Tanrı çıkmadı. Yine de Logos, Hayat Tanrıçası’na güvenip Cypher’dan yardım istedi.

    Elbette Logos, Akara’nın çoktan Cypher’a gidip ona diğer iki Tanrı’yı nasıl yok edeceğini anlattığından haberdar değildi. “Önce Pathos’un öldürmelisin.” diye Cypher’a tavsiyede bulundu. “Logos idealist ve zayıf olandır; onu daha sonra da öldürebilirsin.”

    Pathos ile yapılacak karşılaşma için hazırlanmaya başlayan Logos etrafındaki bulutları toplayarak bir kılıç yaptı. Buluttan kılıcı o kadar güzel biçimlendirmişti ki keskin aletin öldürücü özelliği adeta maskelenmişti. Yaptığı kılıcı Cypher’a verdi ve birlikte Pathos’un yaşadığı Carnac’ın en karanlık vadisine doğru yola koyuldular.

    Onlar yaklaşırken Pathos gölgelerin arasından sıyrıldı ve ağaçtan yapılmış sihirli mızrağını üstlerine fırlattı. Mızrak adeta çevresine hayat enerjisi yayıyor, beraberinde sükunet taşıyordu. Böyle bir silahı ancak bir tek kişi yapabilirdi, silahı yapan Tanrıça onları uzaktan seyrediyordu.

    Dövüş çok hızlı ve şiddetli sürüyordu. Dövüşçüler tek kelime etmeden mücadele ediyordu. Cypher parlak kılıcını havaya kaldırdı, Pathos ardı ardına gelen hamleleri savuşturmayı başardı. Dövüşü izleyen Logos, Pathos’un hak ettiği sona kavuşması için sabırsızlıkla bekliyordu. Silahları ile yenişemeyen iki Tanrı, zafer kazanmak için özel güçlerini kullanmaya başladı. Önce Pathos, güneşi ve yıldızları ortadan kaldırarak dünyayı karanlığa boğdu. Cypher bir an için kör oldu. Pathos mızrağını ileri fırlattı, rakibinin omzunu sıyırıp geçen mızrak yeşil bir ışık saçtı. Mızraktan yayılan yeşil ışık Cypher’ın görmesine ve Pathos’un sol kolunu kesmesine yetti.

    Pathos acıyla bağırarak dizlerinin üzerine çöktü; yaşam gücünü kaybediyordu. Cypher ve Logos zafer sevinciyle birbirlerine bakarken Pathos ve Cypher arasında belli belirsiz bir değişim gerçekleşti. Dış görünüşleri değişmemiş olsa da yaşam güçleri ikisinin bedeni arasında yer değiştiriyordu. Pathos, -sihirli değiştirme yeteneği- sayesinde artık Cypher’ın bedenindeyken Cypher’ın ruhu az evvel yaraladığı mağlup bedene hapsolmuş yatıyordu.

    Çok acı çekmesine rağmen Cypher’ın ruhu ölüme direniyordu. Mızrağı hızla fırlattı ve daha önce kendisine ait olan bedene sapladı. O sırada Pathos beden değiştirmeyi akıl edişini kutlamakla meşgul olduğundan mızrağı fark etmedi. Sihirli mızrak Tanrı’nın kalbine saplanıp onu yok etti.

    Pathos ölmüştü, Cypher ise ölmek üzereydi. Cypher, artık güçlerinin yok etmekle sınırlı olmadığını hissediyordu. Ruhların değişimi nedeniyle, biraz çaba gösterirse o da bir zamanlar Pathos’un yapabildiği gibi değişime yol açabilirdi. Yeni yeteneğiyle önce kesik koluna odaklanarak akan kanı durdurdu. Daha sonra tendon ve kemiklere yoğunlaşarak onların büyümesini ve yeniden kesilen uzvun şeklini almasını sağladı.

    Tamamen iyileşince ayağa fırladı, yeni gücünü herkesin duyması için bağırdı: “Yeniden doğdum! Artık eşsizim, korkun benden!”

    Güç gösterisinde bulunmak için vadiyi paramparça ederek bir tapınak inşa etti. Ancak bu tapınak taştan değil camdan yapılmıştı. Keskin kenarları dört bir yana ışık saçıyordu.

    Zamanla insanlar tapınağa hayranlıklarını sergilemek, yaratıcısı yeni ve güçlü Pathos-Cypher’a saygılarını göstermek amacıyla buraya akın ettiler.


  5. #5
    Status : Atilla... isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Oct 2007
    Bulunduğu yer : BucaLadik BeyinLeri
    Mesajlar: 1.360
    Konular: 579
    Aldığı Beğeniler: 0

    Standart

    Pathos ve Cypher arasındaki dövüş ve Pathos- Cypher varlığının ortaya çıkışı Carnac’ta birtakım değişimlere yol açtı. Çiçekler kokularını kaybetti, ani mevsim değişiklikleri baş gösterdi ve yeraltı suları kahverengi adeta paslı akmaya başladı. Üstelik yakında başka değişiklikler de görülecekti.

    Bu değişikliklere yol açan Pathos-Cypher’ın yaptıkları değildi. O, insanların kendisine gösterdiği ilginin tadını çıkarmakla meşguldü.

    Böylece aradan yıllar geçti ve insanlık 6 büyük krallığa bölündü: Çölde kurulu savaşçı Hellsgarem, çelik gemileri ve limanları ile Bluegrant, beyaz şehir Anrdeam, muhteşem mahsulleri ile ünlü Planisad, ticaret merkezi Brisbia ve tüm krallıkların en uzak ucunda bulunan El Morad.

    Krallıklar oluşurken, dünyada meydana gelen değişimler yalnızca mevcut yaratıkları değil başka şeyleri de etkiledi. Kurda ve ayıya benzeyen ama onlardan çok daha korkunç ve vahşi olan devasa yaratıklar görülmeye başlandı, üstelik sayıları her geçen yıl artıyordu. Daha şaşırtıcı olanı da taş ve sihirden yaratılmış varlıklardı. En kötüleri ise tüm hayatı kendi anladıkları düzeye (ölmemeye) getirmeye çalışan zombilerdi.

    Cehennemden gelen yaratıkların sayısı o kadar artmıştı ki yüksek duvarlar ile çevrili, sadık muhafızlarla korunan şehirler bile onlara karşı koyamıyordu. İlk düşen krallık Planisad oldu, böylece yiyecek sıkıntısı baş gösterdi. Kısa süre sonra, Brisbia ve Arrdeam kaybedildi. Ulu barbar krallığı Hellsgarem bile hayatta kalamadı, krallığın düşüşünü görmektense şehri kendileri yakmayı tercih ettiler. Buradan kurtulanlar, şehirlerinden kaçıp El Morad’a gitmekte olan Bluegrant gemilerine sığındılar.

    El Morad kralı Manes sığınmacıları koşulsuz kabul etti. Gücü yerinde olanlar, henüz saldırıya uğramayan tek şehrin savunmasını kuvvetlendirmek üzere orduya alındılar. Yeni savaş alanları inşa edildi, gerekli malzemeler temin edildi ve yeni silahlar yapıldı. El Morad halkı şehirlerini kaybetmemeye kararlıydı, kendi şehirlerini bırakıp kaçanlarsa yeni evlerini bağlılıkla savunmaya hazırdı. El Morad insanlığın son kalesiydi. Kaybedilirse insanlığın sonu olurdu.


  6. #6
    Status : Atilla... isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Oct 2007
    Bulunduğu yer : BucaLadik BeyinLeri
    Mesajlar: 1.360
    Konular: 579
    Aldığı Beğeniler: 0

    Standart

    Yapabileceğimiz bir şey mutlaka vardır” dedi konsey üyelerinden biri, alnındaki teri silerek.

    Yanında duran başka bir üye esnemesini güçlükle bastırdı. Vakit öğleyi geçmişti; liderler, Tanrı’nın Kral’a karşılık verdiği dün geceden beri aynı konuyu tartışıyordu.

    Planisad şehrinden bir Lord ayağa kalkıp söz aldı ve şehre yaklaşan yeşil sisten kurtulmak için kaçmayı önerdi. “Burada kalıp o korkunç, tüyler ürpertici sisin bizi yutmasını bekleyemeyiz.” dedi.

    Keşfe gönderilenlerden geri dönen olmamıştı, bu nedenle Lord hala vakitleri varken kaçmanın en iyisi olduğuna inanıyordu.

    Diğerleri öneriye itiraz etti, çünkü herkesi şehirden çıkarmak günler sürerdi ve şehrin güvenli duvarlarının dışında kaçmaya çalışırken sise yakalanma ihtimalini göze alamazlardı.

    Cesur bir Erenion “Tanrı’yı öldürürsek herşey düzelir.” diye atıldı elini havaya savurarak. O sırada kadehini doldurmakta olan zayıf hizmetkarı neredeyse deviriyordu.

    Bir Barbar “Evet.” diye bağırarak onayladı. “Daha önce de kaçtık ama buraya gelip direndiğimiz için kurtulabildik. Daha önce de savaştık, yine savaşalım. Savaşalım. Bırakın gelsinler.”

    Konsey kargaşa içindeydi. Tanrı ile savaşma önerisi ilk kez sunulmuyordu. Çoğu tek çözümün bu olduğunu düşünse de hiçbiri savaşmaya istekli değildi.

    “Sen delirdin mi?” diye bağırdı biri. “Cypher bir TANRI!”

    “Tanrı olan Pathos, aptal! Gözünü aç!”

    Soylu olmayan üyelerden biri, kendisi başka yararlı özelliklerinden çok kitap okumasıyla bilinirdi, “ Ben bu olayın arkasında başka bir Tanrı olduğundan şüpheleniyorum.” dedi.

    Kral ayağa kalkıp konseye seslendi. “Kalacağız, fakat savaşmayacağız. Şövalyelere haber salın.”


  7. #7
    Status : Atilla... isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Oct 2007
    Bulunduğu yer : BucaLadik BeyinLeri
    Mesajlar: 1.360
    Konular: 579
    Aldığı Beğeniler: 0

    Standart

    Atlı şövalyeler halkın sevinç çığlıkları eşliğinde kalenin kapısından içeri girdi. Kurtarıcılar, efsanenin kahramanları gelmişti. Keskin kılıçları ve parlak zırhları ile eski hikayelerdeki kahramanları andırıyorlardı. Onları gören hiç kimse yenilebileceklerine inanmazdı.

    Yaklaşık üç yüz şövalye Tanrı’yı aramaya koyuldu. Efsaneye göre, tanrılardan biri çok uzun zaman önce yaptığı camdan bir tapınakta yaşıyor ve tüm ihtiyaçları inananları tarafından karşılanıyordu.

    Ellerinde çocuklara anlatılan hikayelerden başka ipucu olmayan şövalyeler atlarını vahşi ormanlara sürdüler. Nadiren karşılarına çıkan bir kaç kötü yaratığı öldürerek yollarına devam ettiler. Şövalyelerin her zaman avladığı bütün o kötü yaratıklar birdenbire ortadan kaybolmuş gibiydi.

    Bir gece şövalyelerin üzerine ağır bir yorgunluk çöktü ve hepsi derin uykuya daldı. Düşlerinde vadinin kıyısında insanların bulunduğu bir yer gördüler. Bazıları, uykunun tesiriyle, aradıkları yere geldiklerini sandı. Yaklaştıkça, insanların yüzündeki umutsuzluğu, yorgunluğu ve tarifsiz kederi gördüler. Düş gören şövalyeler gerçeğe uyanmaya başlamıştı. Burası Tanrı’nın eviydi, insanlar da ona tapan inananlar değil Tanrı’nın köleleriydi. Tapınağa iyice yaklaştıklarında görmedikleri halde varlığını hissettikleri bir el görüşlerini kapattı. Böylece rüyadan uyandılar, ama sabaha dek yerlerinden ayrılmadılar.

    Gördükleri rüya yüzünden tedirgin olsalar da şövalyeler hala son derece kararlıydı. Üstelik yeni bilgiler edinmişlerdi. Batıya doğru harekete geçtiler, aradıkları yerin o yönde olduğunu biliyor gibiydiler. Rüyanın etkisiyle zihinlerinde ve kalplerinde uzun zaman önce unutulmuş bir dua dillenmeye başladı.

    Biz senin çocuklarınız
    Uzun zaman unutmuş olsan da
    Terketme bizi asla



  8. #8
    Status : Atilla... isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Oct 2007
    Bulunduğu yer : BucaLadik BeyinLeri
    Mesajlar: 1.360
    Konular: 579
    Aldığı Beğeniler: 0

    Standart

    Pathos-Cypher kendisinin şövalyelerin kılıcından ve büyülerinden daha güçlü olduğunu biliyor ve korkmuyordu. Elinin bir hareketi ile öldürülen şövalyelerin cesetleri canlandı ve bir zamanlar kardeşi oldukları savaşçıların üzerine saldırdı. İlk zombi kılıcını kavradığında hayatta olan Şövalyelerin zihninde bir dua canlandı.

    Yeniden, rüyada öğrendikleri duayı okumaya başladılar.

    Biz senin çocuklarınız
    Uzun zaman unutmuş olsan da
    Terketme bizi asla.


    Öldürülen kardeşleri birer birer canlanıyor ve onlara karşı silahlanıyordu. Şövalyeler, hayatlarında ilk kez hem böylesine korkuyor hem de böylesine umut besliyordu. Dua etmeyi sürdürdüler.

    Biz senin çocuklarınız
    Uzun zaman unutmuş olsan da
    Terketme bizi asla.


    Ağızlarından dökülen sözcükler mağara duvarlarında yankılanıyordu.

    Seninle yeniden bir olduk biz
    Artık duyabilirsin sesimizi,
    Dualarımıza kulak ver.


    Dualara kulak asmayan Pathos-Cypher daha şiddetli saldırdı, şövalyeler hala direniyordu.

    Sona yaklaşmaktayken,
    Ezele kavuşmayı arzuluyoruz,
    Bizi evimize kabul et.


    Gökyüzünde yıldırım gibi bir ışık belirdi. Yaratıcı Logos kutsal yayını çıkardı ve kurtuluş için edilen dualardan aldığı yaşam enerjisi ile dolu sihirli okunu fırlattı. Ok, inançsız Pathos- Cypher’ın kötü kalbinden saplandı.

    Pathos- Cypher son nefesini verirken Şövalyeleri lanetledi. “Bana eziyet eden herkes benim siyah kanımla lanetlensin!”

    Logos’un korumadığı gözleri kör edecek bir parlaklıkla Pathos- Cypher ışığa karıştı ve mistik boşluğa gönderildi.

    Sevgi dolu iki ses duyuldu sonra. “Çok uzun zamandır size kavuşmak, size dönmek için yol alıyorduk. Eve hoş geldiniz.”

    Bazı şövalyelerin dudaklarından şu isim döküldü: “Logos.”

    İçlerinden bazıları farklı bir ismi mırıldandı. “Akara.”


  9. #9
    Status : Atilla... isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Oct 2007
    Bulunduğu yer : BucaLadik BeyinLeri
    Mesajlar: 1.360
    Konular: 579
    Aldığı Beğeniler: 0

    Standart

    Pathos- Cypher’ın ölümü ile kızıl yağmur dindi, yeşil sis dağıldı. Zafer kazanan şövalyeler El Morad’ı kutlama yaparken bulmak umuduyla evlerine döndüler. Yedi yıl süren savaş nihayet onların zaferi ile noktalanmıştı. Ulu şövalyelerin hikayeleri insanlar arasında çabucak yayılmıştı. Logos ve Akara adına tapınaklar inşa edildi. Alimler bu iki Tanrı’yı neyin biraraya getirdiğini tartışıyordu. Bu birliğin gerçekleşmesini sağlayan ne olmuştu?

    İnsanlık yeniden gelişmeye başladı ve herkes Pathos- Cypher’ın korkunç lanetini unuttu.

    Artık barış sağlanmıştı, insanlar şehirlerden ayrılmaya başlamıştı. Başlarda, bir zamanlar onları koruyan duvarların ve siperlerin yakınında küçük çiftlikler kuruldu. Ardından ekilen alanlar genişlemeye, çeşit çeşit mahsuller yetiştirilmeye başlandı. Çiftçilere destek olmak için köyler kuruldu. Nüfus bu yerleşim birimlerine doğru yayıldı ve medeni dünya hızla büyüdü.

    Ancak, El Morad topraklarında barış uzun sürmeyecekti.

    Yeni bir hayata başlayan şövalyeler çocuk sahibi de oldular.. bu çocuklar Pathos- Cypher’ın lanetli siyah kanını taşıyordu.

    Siyah kandaki kötülük insanları hastalanmasına yol açtı ve krallıkta salgın hastalık baş gösterdi. Salgının sebebini öğrenen insanlar öfkeden deliye döndü. Etrafa korku salan bu çirkin çocuklardan bazıları ormana terk edildi, bazıları insanlardan saklanmak için şehrin karanlık, ıslak lağım borularına sığındı. Bu lanetli çocuklara Tuarekler adı verildi.

    El Morad rahipleri, Tuarek’lerin kötü olduğuna inanarak onları esir aldı. Şövalyelerin çocukları, ailelerinin kurtardığı şehirde, El Morad’da birer esir olarak yaşıyordu.

    Kısa bir süre sonra, Tuareklerden biri cesaret gösterip diğerlerine öncülük etmeye başladı. Sürekli korku ve utanç içinde yaşamak zorunda olmayacakları bir yerde toplanmaları için mücadele ediyordu. Tuareklere savaşmayı ve vahşi doğada nasıl hayatta kalacaklarını öğretti. Tuareklerin ruhani lideri olan bu kahramanın adı Zignon’du. Zignon önderliğindeki Tuarekler kuzeye doğru yol koyuldu. Yol boyunca, Pathos’un hala hayatta olan hizmetkarları ve onları takip eden El Morad askerleri ile savaşmak zorunda kaldılar.

    Çoğu zaman açlıkla ve soğuk hava şartları ile mücadele ederek kuzeye doğru giden Zignon’u takip ettiler. Dünyanın sonu olduğu söylenen Eslant dağlarını aştılar. Dağlardaki buzlu platoda Luferson Kalesi bulunuyordu. Burası Pathos’un yıkıma başladığı yerdi ve El Morad askerlerinden korunmak için uygundu, bu nedenle Zignon, Luferson Kalesi etrafına bir krallık kurdu. Krallığa, Karus ulusu adını verdi. Zorlu iklim koşullarına uyum sağlayamayan pek çok Tuarek burada hayatını kaybetti, hayatta kalanlar kendilerini böyle sefil bir yere getirdiği için Zignon’a öfke duyuyordu.

    Zignon, Tuarekleri kurtarması için Logos’a yalvardı, ancak Logos ona yanıt vermedi. Çünkü değişim geçiren bu yaratıkları Logos yaratmamıştı, o sadece insanları yaratmıştı. İnsanların çocukları ve kahraman şövalyelerin torunları oldukları halde Tuarekler gözden çıkarılmış ve yüz üstü bırakılmışlardı.

    Zignon’un dualarına cevap veren bir Tanrı oldu. İsmini söylemedi, gülümsemekle yetindi ve Zignon’a şöyle dedi, “Sonunda hayallerim gerçek oldu, artık benim de kendi çocuklarım var.”

    Gizemli Tanrıça’nın desteğini alan Zignon, El Morad’ı devirmek, kendisinin ve arkadaşlarının katlanmak zorunda kaldığı aşağılanmayı ve baskıyı onlara da yaşatmak için intikam yemini etti.

    Sonsuz Savaş böylece başlamış oldu.
    __________________


  10. #10
    Status : ∂αякησятнєяη isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Feb 2007
    Bulunduğu yer : Bursa (16) :)
    Mesajlar: 3.302
    Konular: 1.028
    Aldığı Beğeniler: 198

    Standart

    saol ...


  11. #11
    Status : ∂єνяαη isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Mar 2008
    Bulunduğu yer : Dünyadan bi mahsurumu var!?
    Mesajlar: 249
    Konular: 37
    Aldığı Beğeniler: 0

    Standart

    Bunun daha uzunu vardı, onu okumuştum çok hoş birşeydi o


  12. #12
    Status : [E]Rcann... isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Aug 2007
    Bulunduğu yer : sin bakim
    Mesajlar: 3.504
    Konular: 965
    Aldığı Beğeniler: 0

    Standart

    knight online artık ilgi alanım değil ... ama eline sağlık


Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

Bu Konu İçin Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  





Takip Et
Sitemizde telif hakkı içeren mp3, film, video vb paylaşılması yasaktır. Eğer telif hakkı ihlaline neden olan bir konu olduğunu düşünüyorsanız BURAYA tıklayarak ilgili konuyu linkiyle birlikte göndererek yöneticiye şikayetinizi dile getirebilirsiniz. En kısa sürede ilgilenilecek ve ilgili konu kaldırılacaktır.


SEO by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279