Toplam 2 sonuçtan 1 ile 2 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: BiLim adamLarı ßiyografiLeri

  1. #1
    Status : dRaqa0 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Sep 2008
    Bulunduğu yer : Margáir
    Mesajlar: 7.292
    Konular: 1.565
    Aldığı Beğeniler: 176

    Standart BiLim adamLarı ßiyografiLeri




    Valentina Vladimirovna Tereşkova

    Valentina Vladimirovna Tereşkova 6 Mart 1937 yılında doğdu. Emekli Sovyet kozmonotu uzaya çıkan ilk kadın.

    SSCB'de Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti'ne bağlı Yaroslavl'da küçük bir köy olan Bolşoye Maslennikovo'da doğdu. Okulu bitirince bir lastik fabrikasında çalıştı daha sonra mühendislik tahsili yaptı. Bu sırada hobi olarak paraşütçülüğe başladı. 1961'de yerel Komsomol'un (Komünist Gençlik Kolu) sekreteri oldu ve ardından Sovyetler Birliği Komünist Partisi'ne katıldı.

    Uzay Yarışı'nın başlangıç yıllarında Sovyetler uzayda mümkün olduğunca çok "ilk"e imza atmaya çalışıyordu. 1961'de Gagarin'in uzaya çıkan ilk insan olmasının ardından Sovyet uzay programını yöneten başmühendis Korolyov bu kez bir kadını uzaya gönderme fikrini öne sürdü. Böylece Sovyetler yeni bir teknoloji geliştirmeye gerek kalmadan dünya çapında prestij kazanmış olacaktı. Ayrıca kadınların erkeklerle eş başarılar göstermesi Sovyet ideolojisine son derece uygundu.

    İlk uzaykadınını belirlemek için geniş çaplı bir tarama başlatıldı. Kıstaslar adayların paraşütçü 30 yaşın altında 170 cm'den kısa ve 70 kg'dan hafif olmasıydı. Tereşkova seçilen dört kişiden biri olmayı başardı ve seçilen diğer arkadaşlarıyla birlikte yoğun bir eğitim programına tabi tutuldu. Programda ağırlıksız uçuşlar paraşüt atlamaları izolasyon sınamaları merkezkaç sınamaları roket kuramı uzay mühendisliği ve pilotluk eğitimi bulunuyordu.

    Tereşkova "proleter" geçmişi sayesinde diğer adaylardan daha şanslı görülüyordu. Programın sonunda Tereşkova'yı bizzat Nikita Kruşçev ilk uzaykadını olarak seçti.

    16 Haziran 1963'de Tereşkova Vostok 6 ile uçarak uzaya çıkan ilk kadın ve ilk sivil oldu. Dünya yörüngesinde 48 tur attı ve neredeyse üç gün uzayda kaldı (o zamana kadar uzaya giden ABD'li uzayadamlarının toplam süresinden fazla).

    Buna karşın başmühendis Korolyov Tereşkova'nın gösterdiği performanstan memnun değildi. Tereşkova Dünya'dan gelen telsiz çağrılarına cevap vermemiş ve uzun süre suskun kalmıştı. Korku yüzünden paralize olduğu iddia edilmekteydi. Bunun üzerine uzay aracının kontrolü ilk uzaykadınına bırakılmadı ve otomatik sistemle dünyaya dönmesi sağlandı. Tereşkova uçuştaki başarısızlığıyla ilgili iddiaları reddetmektedir.

    Belki de Tereşkova'nın başarısız olduğuna ilişkin kamuoyundan gizli tutulan bu iddialar yüzünden Sovyetler daha sonra uzun süre uzaya kadın personel göndermedi. Uzaya çıkan ikinci kadın Tereşkova'dan 19 yıl sonra yine bir Sovyet olan Svetlana Savitskaya'dır. Tereşkova'nın grubundaki arkadaşları uzaya gitmemiştir.

    Tereşkova'nın ardından ABD de uzun süre uzaya bir kadın göndermeyi denemedi. ABD büyük ihtimalle Uzay Yarışının taktiklerinden biri olan birinci olamıyorsan ikinci de olma düsturuyla hareket etmiştir. Nitekim Ay'a iniş konusunda da ABD'nin ardından ikinci olma imkânları varken Sovyetler bunu yapmamıştır.

    Tereşkova'nın uçtuğu Vostok 6 Vostok serisinin son uçuşudur.

    Uçuştan sonra Tereşkova tıpkı Gagarin gibi dünyanın çeşitli ülkelerini ziyaret etmiş konuşmalar yapmış ve uluslararası görevlerde bulunmuştur. Bu ziyaretler Soğuk Savaş döneminde hiçbir propaganda fırsatını kaçırmayan Sovyetler tarafından destekleniyor dünya da uzaya çıkan ilk kadını tanımak istiyordu. Tereşkova Sovyetler Birliği'nde Sovyet Kahramanlık Madalyası ile ödüllendirildi Ayrıca Doğu Bloku ülkelerinden de çeşitli madalyalar aldı. Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi üyeliği gibi önemli siyasi mevkilere geldi. Ay'daki bir kratere Tereşkova adı verildi.

    Tereşkova siyasi baskı sonucu Sovyet uzayadamı Andrian Nikolayev ile evlendi. Nikâh töreninde Kruşçev ve diğer üst düzey Sovyet yönetimi ile uzay programı camiası hazır bulundu. Nikolayev'den 1982'de boşanan Tereşkova daha sonra bir evlilik daha yapmıştır.
    Sovyetler'in yıkılmasının ardından siyasi hayatı sona erse de prestijinden hiçbir şey kaybetmedi. Rus halkının ve dünya kamuoyunun gözünde Tereşkova Gagarin ve Aleksey Leonov gibi uzay kahramanlarından biridir.


  2. #2
    Status : dRaqa0 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Sep 2008
    Bulunduğu yer : Margáir
    Mesajlar: 7.292
    Konular: 1.565
    Aldığı Beğeniler: 176

    Standart

    Mehmet Niyazi Özdemir

    Mehmet NiyaziaÖzdemir

    1942 yılında Sakarya'nın Akyazı ilçesinde doğdu. İlk ve orta okulu orada okudu. Liseyi İstanbul Haydarpaşa Lisesi'nde bitirdi. Sonra Hukuk Fakültesi'ne girdi; oradan mezun oldu. O zamanlar da hukuk fakültesinde takıntısız olarak üçüncü sınıfa geçenler dekanlığa müracaat edip izin alarak edebiyat fakültesinin herhangi bir bölümüne devam edebiliyorlardı. Felsefeden de sertifika yaptıktan sonra devlet felsefesi branşında doktora yapmak için Almanya'ya gitti.

    Brilon'daki Guethe Enstitüsü'ndeki lisan öğreniminden sonra Moxburg Üniversitesi'nde Prof. Dr. Ditrich Pirson'un yanında "Türk Devletlerinde Temel Hürriyetler"konulu doktorasına başladı. Hocası Bonn'a sonra da Köln'e tayin edilince Mehmet Niyazi de onu takip etti. 1976 yılında doktorasını bitirdikten sonra hocasının yanında aynı kürsüde çalışmaya başladı. Hâlâ Moxburg Üniversitesi ile teması devam etmekle beraber 1988 yılından beri Türkiye'de ikamet etmektedir. 1987'den beri de ilk başta haftada üç gün sonraları haftada bir gün ZAMAN gazetesinde yazmaktadır. Ayrıca; Genç Akademi Nizam-ı Alem Türk Yurdu Ufuk Çizgisi gibi dergilerde makalelerini de zaman zaman Batı dergilerinde yayınlatmaya çalışıyor.


    ESERLERİ
    1- Varolmak Kavgası: Bir imam hatiplinin hayatını konu alan roman 1970. 2- Bayram Hediyesi: Çeşitli hikâyelerin toplandığı kitap 1971. 3- Çağımızın Aşıkları: Almanya'daki hayatımızı anlatan roman 1977. 4- Ölüm Daha Güzeldi: Tahir Mihmandarlı'nın hayatını anlatan roman 1982 (Milli Kültür Vakfı Ödülü'ne layık bulundu). 5- İslam Devlet Felsefesi: Araştırma kitabı 1988. 6- Türk Devlet Felsefisi: Araştırma kitabı 1989. 7- Yazılmamış Destanlar: Balkan Savaşı'nı anlatan roman 1989. 8- Medeniyet Ülkesini Arıyor: Araştırma kitabı 1991. 9- İki Dünya Arasında: Roman 1992. 10- Çanakkale Mahşeri. Çanakkale Savaşı'nı anlatan roman 1998 (Yazarlar Birliği Ödülü). 11- Türkiye'nin Meseleleri-1 (Kültür) (makalelerden oluşmaktadır 1992). 12- Türkiye'nin Meseleleri-2 (Kültür) (makalelerden oluşmaktadır 1992)

    ÇANAKKALE MAHŞERİ
    Edebiyat Roman
    ISBN 975-437-276-4
    İstanbul 1999
    3. hamur 12 x 19.5 cm
    Savaşla ilgili romanlar ya stratejik bir yerdeki direnişi yahut da bir askerin yaşadıklarını anlatarak savaşın tamamı hakkında fikir verirler daha çok da cephe gerisindeki acıları dile getirirler. Mehmed Niyazi; bir yerin veya bir kişinin değil Çanakkale Savaşı' nın romanını yazmıştır. Roman ilk atılan mermiyle başlıyor bütün cephelerinde sonuna kadar devam ediyor. Yazarımıza göre tarihi roman gerçeğe sadık kalmalıdır; ancak o atmosferi okuyucuya teneffüs ettirmek için malzeme kabilinden tarihe mal olmayacak kahramanlar kullanılabilir; ama Çanakkale' de o kadar çok kahraman var ki buna da gerek duymamıştır.



    Mehmet Niyazi ile “Çanakkale Mahşeri” Üzerine:

    Çanakkale Türk’ün onur savaşıdır

    TAKDİM
    Tarihçi ve yazar Mehmet Niyazi fikir yazılarının yanında edebiyatın roman dalında da eserler veren bir isim. Onun üzerinde uzun zamandan beri çalıştığı tarihi romanı “Çanakkale Mahşeri” yayınlanır yayınlanmaz pek alışık olmadığımız büyük bir ilgi görerek üst üste yeni baskılar yaptı. Ne acıdır ki küçük hesaplar peşinde koşan ve objektif olamadığı için saygınlığın yitiren sol medya bu büyük ilgiyi görmezden geldi. Üç yılda iki bin satışa ulaşamayan kitapların övgüsü ile uğraşan bu bir kısım medya 7 ayda 6 baskı yapan bir romanı görmezden gelerek onurlu bir iş yaptığını mı sanıyor acaba? Nasıl bir misyondur bu? Bu misyon kime ne fayda sağlar ki? İyisi mi siz sıradan cümlelerden oluşan şımartılmış yazarınızın üçüncü sınıf çalışması için şaheser bir hikaye demeye devam edin. Halk da sizin yazdıklarınıza “hikaye” diyor...


    SPOTLAR
    İnsanları etkilemede ve genç nesillere bir tarih şuuru aşılamada sanat eserleri ilmi-tarihi eserlerden çok daha tesirli olmaktadır.
    .
    “Çanakkale savaşı Türk’ün bütün dünyaya karşı duyduğu gurur savaşıdır. Milletimiz tarih ve din hadisesi karşısında çok hassastır. Eğer bu konular sanat-edebiyat-estetik açısından güzel anlatılırsa hem insanımız motive olur aydınlatılır. Hem de ortaya konulan eserler değerini bulur.”


    Türkiye milliciler ve Batıcılar diye ikiye bölünmüş. Batıcılar milli olanları milli olanlar da Batıcıları görmezden geliyor. Sanıyorum Batıcılar bize göre daha tutucu daha ideolojik davranıyor. Bence bu tavır yanlış. Kültürde tutucu ve tarafgir olmamalıyız.

    OLCAY YAZICI

    Tarihi romanı diğer roman türlerinden ayıran ana unsurlar nelerdir? Bu tür romanın hafife alınmasını nasıl karşılıyorsunuz?

    Öncelikle yazar her bakımdan hürdür. Konuyu istediği gibi kurgular kahramanını istediği gibi tanzim eder görevler verir. Klasik romanda romancı alabildiğine hürdür. Benim kanaatime göre tarihi romanda yazar tarihi olaylarla bağımlı ve sadık kalmak mecburiyetindedir. Ciddi bir yazar olayları olduğu gibi yansıtmayı görev bilir. Tarihi roman okuyan birinin tarihi de öğrenmesi gerekmektedir. Tarihi romanda kurgu romancının harcı olmadığı için yazmak istediği tarihi olaydan nasıl bir senaryo çıkarabilirimin güçlüğü içerisindedir. Tarihi roman sorumluluğu çok ağır olan bir roman türüdür. Bu sebeple hafife alınmasını doğru bulmuyorum. Tam tersi...

    BU DESTAN YAZILMALIYDI
    “Çanakkale Mahşeri’nin” yazılış hikayesini bir kere daha sizden dinlesek?

    Çanakkale hakkında Almanya’da birçok kitap hatırat gördüm. Ayrıca İngiltere Yeni Zelanda gibi Çanakkale’ye iştirak eden memleketlerde hatta etmeyenlerde de Çanakkale üzerine yazılmış pek çok roman okudum. Bu arada Çanakkale’de en büyük taraf olan en büyük kurban veren tarihini değiştiren bir milletin parmakla sayılacak kadar hatıratı var Çanakkale’yi bize hatırlatan. Birkaç tane de edebi parçalar şiirler var. Çanakkale’de vatanı namusu milleti uğruna şehit olan 250 bin vatan evladının ondan daha fazla olan gazilerin hatıratı bu az kadar olmamalıydı. Bu durum beni oldukça yaralıyordu. “Çanakkale Mahşeri”ni yazmamdaki ilk sebep budur.

    İkincisi hissi olan bir diğer tarafı da rahmetli babam Çanakkale’de bulunmuştu. Romandaki Mehmet isimli kahraman odur. Hulasa babam olması sebebiyle romanda babama daha önemli görevler vermiş olabilirim. Bunun yanında roman 6 yıl gibi bir sürede hazırlandı. Şahsiyetlerin ikisi dışında diğerleri yaşamış kimselerdir. Sadece Muzır Ruşen’le Mendebur İdris. Buna sebep de şu; Namık Kemal “Vatan Yahut Silistre”yi yazınca tabi büyük bir gürültü koparıyor. Müspet manada gürültü koparıyor. Fakat Mizancı Murat haklı olarak diyor ki burada hiç korkak adam yok. Aslında askerler arasında ölümden korkanlar telaşlananlar da olur. Bu çok tabii bir duygudur. Hepsi sanki tornadan çıkmış gibi. Ben de romandaki bu doğal havayı bozmamak için hayali iki şahsı romana dahil ettim. Aslında korkak ve pısırık insanları hiç kimse pek anlatmaz eserinde.
    Burada gururla ifade edeceğim bir husus var. Türk insanı olarak bize kirli diyebilirler fakir diyebilirler cahil-köylü diyebilirler. Ama hiç kimse korkak ya da alçak diyemez. Çünkü deyiliz. Bu hasletler millet olarak en çok iftihar ettiğim hususlardır.

    TARİHİ DEĞİŞTİREN SAVAŞ

    Türk insanı ve bugünkü nesil için Çanakkale harbinin önemi nedir?

    Şimdi şunu özellikle belirteyim ki Çanakkale’nin sadece Türkiye için değil dünya için büyük bir önemi var. Churchil diyor ki “Tophaneli Hakkı’nın yaptığını 400 yıldan beri hiç kimse yapmamıştır. Nusret mayın gemisinin bu kahraman subayı bir gecede Çanakkale Boğazı’nı mayınlamış yenilmez addedilen İngiliz donanmasının üçte birini kullanılmaz hale getirmiştir. Bu durum savaşın süresini iki buçuk yıl uzatmış 8.5 milyon Avrupalı’nın ölümüne sebep olmuştur. Bu yüzden biz Boğazı geçemedik. Rusya komünist oldu. Rusya komünist olurken 30 milyon insan öldü. Rusya daha sonra Çin’i komünist yaptı. Çin komünist olurken 50 milyon insan öldü. Ayrıca Çanakkale yenilgisi münasebeti ile bizim gücümüzden dünyada şüpheler başladı. Bangladeş Hindistan Pakistan gibi ülkeleri elimizden kaçırdık. Güneş batmayan imparatorluğun güneşi batmaya başladı. ”

    Eğer Churchil yaşasaydı bu savaşın yeryüzünde yol açtığı sonuçlar listesine bugünkü uzantısı olarak şu ülkeleri de eklerdi: Azerbaycan Gürcistan Orta Asya Türk Cumhuriyetleri Ukrayna Baltık devletleri bağımsızlıklarını kazandı. Ayrıca bana göre Çanakkale Savaşı Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı yerdir. Daha çok akademik seviyede manaları olan şeylerdir.

    Çanakkale savaşı genç nesillere milli şuur ve millet olma gururu aşılamada etkili bir unsurdur. Gençlik bu şuuru tarihi metinlerden elde edebilir. Fakat roman hikaye ve şiir gibi sanat eserleri gençliğin milli bir duyarlık kazanmasında çok daha etkilidir. Çünkü sanat eserleri okuyucuya o atmosferi teneffüs ettirir. İlmi olarak Çanakkale’yi anlatırsanız kuru ve yavan olur. Zaten Necip Fazıl’ın güzel bir teşhisi var. 400-500 senelik Alman dağınıklığını Bismark kurmadı der ondan önce Goethe kurdu!..Burada sanatın gücü ortaya çıkıyor.

    Tıpkı Anadolu’nun fethini ordulardan önce Yesevi erenlerinin gerçekleştirmesi gibi yani?

    Evet tıpkı onun gibi. Yani Çanakkale hakkında belki Genelkurmay’ımız birçok eser yayınlamıştır. Fakat bunların insanlar üzerinde çok tesirli olduğu söylenemez. Buna karşılık Mehmet Akif’in Çanakkale ile ilgili şiiri her vesile ile gündeme gelir insanlar onu zevkle okur-dinler ve o tarihi heyecanı yeniden yaşar. Özetle insanları etkilemede ve bir tarih şuuru aşılamada tarihi-ilmi eserlerden ziyade sanat eserleri tesirli olmaktadır. Bu asla inkar edilemez bir gerçektir.

    TARİH SEVGİSİ
    Türk milletinin çok hassas olduğu bazı tarihi-sosyal konular vardır. Çanakkale de bunlardan biri?

    Evet. Şüphesiz. Milletimiz ecdat tarih ve din hadisesi karşısında çok hassastır. Bu yüzden eğer bu konular sanat-edebiyat-estetik açısından güzel anlatılırsa hem milletimiz motive olur aydınlatılır. Hem de ortaya konulan eserler değerini bulur. Mesela ben Çanakkale’nin dışından birçok kitap yazdım. Fakat hiç biri “Çanakkale Mahşeri”nin gördüğü ilgiyi görmedi. Yani tarihe düşkünlük milletimizin hasletinde vardır.

    Kitabınız Türk okuyucusundan büyük bir ilgi görerek kısa zamanda 5 baskı yapmasına rağmen sol medya olayı görmezden geldi. Bunu nasıl karşılıyorsunuz?

    Evet kitabım Kasım 98’de basıldı ve 6 ayda 5 baskı yaptı. Türkiye adeta karpuz gibi birçok dilime bölünmüş. Sağ-sol deyimlerini pek benimsemiyorum fakat insanlar kamplara bölünmüş. Ben buna milli ve Batıcı olanlar diyorum. Batıcılar milli olanları milli olanlar da Batıcıları görmezden-duymazdan geliyor. Fakat bu arada bazılarımız da Batıcıları olduğundan çok fazla görüyor. Sanıyorum Batıcılar bize göre daha tutucu daha bağnaz daha ideolojik davranıyor. Mesela Batıcı bir yazarın romanını ben STV’de de Kanal 7’de de Dini Yayınlar Fuarında da Sağ gazetelerde de görüyorum. Fakat milli bir yazarın eserini sol ya da batıcı medyada görmek mümkün değil.

    Bence bu tavır yanlış. Kültürde tutucu tarafgir olmamalıyız. Biz onları görmeliyiz onlar da bizi görmeli. Hatta bir araya gelip medeni seviyede münakaşalar yapmalıyız. Birbirimizden çok şeyler öğreneceğimize inanıyorum. Batıya yönelmiş büyük bir kitleyi topyekün hain ilan edemem. Onlar da bizi işe yaramaz bir kitle diye görmemeli. Yerlilikte milli ve bizden olanda direndiğimize göre bizim de haklı taraflarımız var. Diyalog kurmakta fayda vardır.

    ŞİİRİN VATANI ŞARK’TIR
    Edebi türlerin en özgün ve en zor olanı şiirdir denilir. Cemil Meriç de “ben bütün bu çığlıkları şiire ulaşmak için attım!” der. Edebiyatta şiirin sözün sultanı olduğunu siz de kabul ediyor musunuz?

    Bu konuda asla şüphem yok. Söylenenler doğrudur. Bana göre de şiir sanatın tacıdır. Can damarıdır. En güzeli en özgün olanıdır. Çünkü kelimelerin büyük azabını çekecek eleyecek atacak yoğuracak ve az kelime ile çok şey ifade edeceksiniz. Aynı manaya gelen birçok kelime arasından o fikre o duyguya en denk düşenini en iyi en güzel ifade edeni bulacaksınız. Bu da sanatkar ve şair yaratılmakla alakalı. Her sanat dikkat ve özen ister. Ama şiir çok daha fazla dikkat özen-titizlik ve çile istemektedir.

    Bizde adettir. Gençlikte herkes şairdir. Şiir yazar. Bir süre devam eder. Sonra bırakır. Asıl şair yaratılanlar ise devam eder. Ben samimi olarak itiraf edeyim ki Necip Fazıl Yahya Kemal Nazım Hikmet ve Ahmet Haşim’i okuduktan sonra kendi kendime dedim ki Niyazi gel vazgeç şiirden sen buna hiç heves etme. Sana göre bir şey değil. Çünkü bizim şairlerimiz Batı şairlerinden de güçlüdür. Bunu Batılılar da söylüyor. Şark şiiri Garp şiirinden daha derin daha yoğun ve daha sanatkaranedir. Batılı “Şiirin memleketi Şark’tır!” der. Üstün kafalar açık fikirliler kabul eder bunu. Böyleyken bizde şiir yazanları takdir etmek lazım. Onlar birer kahramandır. Şairlerin diyarındaşairim diye ortaya çıkmak cesaret ister.

    SIRADA YEMEN VAR
    “Çanakkale Mahşeri”nin gördüğü büyük ilgiden sonra herhalde aaagahta yeni bir tarihi roman hazırlığı vardır?

    Çanakkale’nin gördüğü ilgiden değil ama roman çalışma tasarılarım zaten var. “Yazılamamış Destanlar” Balkan Savaşını anlatıyordu. Çok şükür “Çannakele Mahşeri”ni yazmak nasip oldu. Şimdi de Güneye yolculuk var. Allah nasip ederse Türk evlatlarını yutan esrarlı çölün gidenin dönmediği yer olan Yemen’in romanını yazmak istiyorum. Daha sonra da Milli Mücadele’yi yazacağım nasip olursa. Şu haklıydı bu haksızdı tarzında değil bir sosyal vak’a olarak değişi ve değişime karşı direnişin hikayesini anlatmak niyetindeyim. Konfüçyüz diyor ki “Herkes birbiri ile anlaşabilir. Yeter ki kafi miktarda zamanları olsun ve kullandıkları kelimeye aynı manayı versinler."


Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

Bu Konu İçin Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  





Takip Et
Sitemizde telif hakkı içeren mp3, film, video vb paylaşılması yasaktır. Eğer telif hakkı ihlaline neden olan bir konu olduğunu düşünüyorsanız BURAYA tıklayarak ilgili konuyu linkiyle birlikte göndererek yöneticiye şikayetinizi dile getirebilirsiniz. En kısa sürede ilgilenilecek ve ilgili konu kaldırılacaktır.


SEO by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279