Bazı handikaplarına rağmen, özenli anlatımı ile dikkat çeken Zincirbozan, özellikle haysiyetli duruşu ile övgüyü hak ediyor
Ülkede gerilim tellerinin tamamının 'tın'ladığı, dokunsan patlayacak olan kamplaşmanın zirveye tırmandığı bir dönemde, tam da zamanlaması mükemmel olarak vizyona giriyor Zincirbozan filmi. Ülkemizin yaklaşık 28 yıl önce yaşadığı o mel'un karanlık günleri haysiyetli bir sinema diliyle, yine benzeri bir süreç yaşanırken perdeye aktarıyor. Gel de komplocu olma!
Cumhuriyet tarihimiz bir çeşit darbeler tarihidir de. Bu nedenle çok kekeme bir demokrasimiz olduğunu düşünürüm hep. Ne zaman bu ülke bir şeyler yapmaya kalkışsa, bu millet ne zaman emekleme döneminden 'tay tay' ayağa kalkmaya yeltense yerli yahut yabancı o meşum el bir şekilde devreye giriyor ve yüzükoyun yere kapaklıyor bizi. Bu kapaklanmaların en trajik olanlarından biriydi 12 Eylül. Yaşı müsait olanlar o dönemi yürekleri burkuk hatırlayacaklardır. Her Allah'ın günü kardeşin kardeşi vurduğu, ekonomik açıdan perişan olduğumuz dönemler.
Atıl İnanç'ın yönetmenliğini yaptığı Zincirbozan'ın en önemli özelliği senaryosu. Dönemin canlı şahidi gazeteci Avni Özgürel'in kaleminden çıkan senaryo çok iddialı olmasa da, bugüne kadar çekilmiş en haysiyetli '12 Eylül filmi' olma özelliğini taşıyor. Özgürel birtakım teknik sıkıntılarına rağmen, senaryosunu o ya da bu kampın (ideolojik) merkezine yerleştirmiyor. Bir tarihçiden beklenen nesnelliği elinden hiç bırakmıyor.
Bilmeyenler yahut hatırlayamayanlar için minik bir hatırlatma yapalım. Türk tarihi açısından 1973-1980 dönemi oldukça çalkantılı ve sıkıntılı bir dönemdi. Siyasi kamplaşmaların zirveye tırmandığı, ideolojik cinnetin ocakları söndürdüğü bu dönemde, derinleşen ekonomik krizler ve egoist siyasetçiler sayesinde ülke adeta kan gölüne dönmüştü. Siyasi cinayetler, yürüyüşler, grevler, lokavtlar, mitingler, karaborsa, yokluk yılları. Klişe ifadeyle Türkiye'nin 50 Cent'e muhtaç olduğu dönem. Ve sonrasında askerin postal sesi ve darbe! Cunta'nın bütün o iticiliği ve saçmalığına rağmen, halkın kardeş kanı dökülmesin diye bağrına bastığı darbeciler. Ve sonrasında meydana gelen daha büyük saçmalıklar, işkenceler, idamlar vs…
İşte Zincirbozan böylesi bir sürecin son periyodunu ele alıyor. Film Türkiye'nin yakın tarihindeki en çalkantılı dönemi olan 1979-1983 yıllarını gazeteci Abdi İpekçi suikastı ile başlayarak 12 Eylül 1980 askeri müdahalesine kadar tırmanan terör olaylarını, bu olaylarla başa çıkmaya çalışan siyaseti, ordunun yönetime el koymasını, siyasi liderlerin sürgüne gönderilişlerini ve o süreçte yaşananları konu alıyor...
Dönemi pek bilinmeyen yönleriyle yansıtan film, adını 12 Eylül sonrasında bazı siyasilerin mecburi ikamete tabi tutulduğu, Çanakkale'deki Zincirbozan askerî tesislerinden alıyor.
Atıl İnanç bildiğim, tanıdığım bir yönetmen değil. Ancak onlarca defa izlediğim fragmanı ile Yeşilçam standartlarının üzerine tırmanmaya çalışan bir gayreti görmek zor değil. Filmde de bunu hissettim. Ancak biz Türkler'in tarihe bakışındaki soğukluktan mıdır, yoksa yakın tarihimizin can sıkıcı olmasından mıdır nedir, bu tür filmlerin neredeyse tamamının düştüğü 'resimli tarih atlası' tuzağına Zincirbozan da düşmüş ne yazık ki! Karakterleri bir türlü izleyiciye tam olarak yansıtamıyor. Gerçi bizler gerçek yaşamda bu karakterleri bildiğimiz için kendi zihnimizden tamamlıyoruz ancak, gelecek nesiller yahut yabancılar için -korkarım ki- bu filmin izlenmesi hayli zor olacaktır.
Filmin bir diğer handikabı yaşanan tüm o felaketleri getirip CIA oyununa dayaması. Yanlış anlaşılmasın, elbette haklılık payı vardır. Yabancı servislerin cirit attığını, bunların yerli işbirlikçilerinin ellerini ovuşturarak pis işlere çanak tuttuklarını hepimiz biliyoruz. Ancak tarihe sadece bu perspektiften bakarsak gerçeği bulamayız. Ülke kamplaşmasını, siyasi egoizmi, ideolojinin zihinleri kör eden sapkınlığını görmezden gelemeyiz…
Bütün bunlara rağmen, film özellikle ikinci periyodunda hem resimli tarih atlası olma özelliğinden sıyrılıyor hem izleyicinin ilgisini diri tutarak finale taşıyor. Özenli anlatımı ve temiz görüntüleri ile dikkat çeken film, özellikle haysiyetli duruşu ile övgüyü hak ediyor.
Filmdeki oyuncular çok fazla popüler olmasa da, tiyatro kökenli önemli insanlar. Ancak kahramanları gerçek yaşamda çok iyi tanıdığımız için, hatalarını bulmak zor değil. Ne var ki, bu tür hikâyelerde, oyuncunun gerçek karakteri yansıtmasından çok filmdeki kahramanı inandırıcı kılması önemli. Hemen hepsi bunu başarıyorlar. Ve kocaman bir delik: Filmde Başbuğ yok! Alparslan Türkeş'i o süreçten çıkarmak, gerçeğin yüzde 60'ını görmezden gelmek demektir bence!
M. Nedim Hazar


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla

Tweet